
harlow deneyleri..
Bir asker dünyaya ölüm getirmek için canını tehlikeye atarken, bir kadın yeni bir yaşamı başlatmak için canını tehlikeye atar…A.S.Neill
Doğumdan sonra,insanın sadece biyolojik gelişimi sürmez,bu biyolojik gelişmeyle birlikte psikolojisi kurulur..biyolojik olarak güdülerin eğitilmesi ve yönlendirilmesi de olasıdır..işte bu evrede özellikle anneyle olan iletişim ve ilişki birinci derecede rol oynar..bu ilişki yalnız dış etkenli değildir..anne karnında başlayan yaşam,yine anneyle gelişir..anne doğumdan sonra yeri doldurulamaz bir rol yüklenir..annenin bu görevini yeterince yerine getirememesi,bireyin psikolojisinde onarılmaz boşluklar bırakır..zayıf ve patolojik kişiliklerin temelinde,anneyle olan olumsuz ilişkiler yatar..insanlara en yakın hayvan olan maymunlar üzerinde yapılan deneylerle bu konunun önemini açıklamaya çalışalım…burada anlatacağım deney ve gözlemler Harry f.harlow’ a ait..bu deneylerin olumsuz sonuçları göz önünde bulundurularak insanlar üzerinde yapılamadığını belirtmek gerekiyor..ama alınan sonuçlar insan ilişkileriyle karşılaştırılıyor ve ortaya benzer sonuçlar çıkıyor..ve aynı deneyler böylece insanlar içinde geçerli sayılıyor..yani olay basit bir usavurum sistemi olmadığını da belirtmek gerekiyor..modern dünya, kadın ve çocuğa çok şey vermiş olmakla birlikte,çocuğun en yaşamsal döneminde anneyle olan ilişkisini en aza indirmiş ve çocuğun yaşamından çok şey götürmüştür..bu yalnızca çalışan kadın içinde geçerli değildir..çünkü günümüzde kadın çalışmasa da,çocuğunu uzun süre emziremiyor,onunla bedensel birlikte bulunamıyor(ilkel toplumlardaki,barışcıl ve savaşcıl toplumlardaki kadın ve çocuk ilişkilerini b. Malinowski çok yakından incelemiştir..başka bir başlık altında bu konuya tekrar dönmek gerekecek..malinowski ilkel toplumlarda odipus kompleksinin varlığına rastlanmadığını tespit etmiştir.)oysa çocuğun anneyle olan ilişkisi sadece bakım ve beslenme ilişkisi değildir..aynı zamanda psikolojik gelişim ilişkisidir..harlow’un deneylerini anlatmadan önce,küçük çocukların günlük yaşamında şöyle bir göz gezdirelim..bir kaç çocuk bir araya geldiğinde,kendi aralaraında kaynaşır ve oynamaya başlarlar..ama öyle anlar olur ki;bir çocuk diğerini dövebilir,canını acıtabilir..herşeyi unutarak oyuna dalan bu çocuk,canı acıyınca birden annesini anımsar ve yardım için ona koşar..anne yoksa çocukta güven duygusu gelişemez..insan için sorun,tehlikesiz yaşamdan önce,tehlike anında kendisini koruyabilmesidir..harlow’un gözlemlerine göre de maymun yavrusu tehlike anında hemen annesine koşuyor…
Harlow yavru rezüs maymunlarını daha doğar doğmaz annelerinden ayırıyor,onların yerine yapay manken anneler koyuyor..bunlardan biri telden yapılmış ve yalnızca başı anneyi andırıyor;ikincisi ayrıca sünger kumaşla kaplı..annelerin meme yerlerine birer biberon yerleştiriliyor ve yavru maymun istediği zaman gidip sütünü emiyor,yani annenin yapısıyla ilgilenmiyor..yavru önce kumaş kaplı anneyi yeğliyor,eğer onun sütü kalmamışsa,gidip tel annenin sütünü içiyor ve dönüp birinci annenin yanına geliyor..yavru kafesin içinde dolaşmaya çıktıktan sonra yine birinci annenin yanına dönüyor..özellikle tehlike sezince,yumuşak kaplı anneye sokuluyor…buna göre yavru yalnızca süt aramıyor,bunun ötesinde sürekli bir bedensel ilişki arıyor..eğer kumaş kaplı manken kafesten çıkarılır ve yavru maymun korkutulursa,yerinde donup kalıyor,kendisine süt vermiş olsa bile,telden annenin yanına koşmuyor..bu gözlemlere göre harlow diyor ki;’’demek ki yalnızca sütle yaşanmaz,normal gelişim için toplumsal ana karnının sıcaklığına ve koruyuculuğuna kaçınılmaz olarak gereksinim vardır….
Harlow deneylerini bir adım daha ileriye götürüyor ve yavruları büsbütün annesiz bırakıyor..sekisinci aylarında yanlarına yalnızca sünger kumaş kaplı yapay anne veriyor,ama bu kez yavrular anaya hiç ilgi duymuyor..demek ki;yavruda anne sevgisi yaşamın belli bir döneminde gelişiyor..ve bu dönemle sınırlı kalıyor…anneye bağlı gereksinimlerin bu dönemde doyrulması gerekiyor..harlow’a göre bu dönem yaşamın ilk ve dördüncü aylarında rezüs yavruları için,üçüncü ve onikinci aylarında insanlar için geçerlidir…ve diyebiliriz ki;eğer çocuk bu dönemde sevmeyi öğrenmemişse,sonra hiçbir zaman öğrenemez…..her ne kadar doğumdan sonra çocuğun anneden ayrı kalabilme süresini beş altı aya dek çıkartan kimi akademisyenler olsada,bu süre içinde bilinç gelişmediğinden yalnızca bakımı ve beslenmesi yeterlidir deniyor…oysa doğumdan sonrası dönem,anne karnındaki yaşamın uzantısıdır..bu nedenle anneyle tensel ilişki gereklidir..ve yine çocukta;bu ilk üç ay yada beş aylık dönem içinde bir bilinç gelişmemiş olmamakla birlikte,bu onun güdülerinden yoksun olduğu anlamına gelmez..çocuk özellikle erotik duygularla çok yüklüdür ve anneyle bu erotik duygularını yaşaması gerekir..sonuç olarak,çocuk doğumdan sonra hiç değilse bir yıl anneyle birlikte olmalıdır..anneyle olan bu birliğin yerini başka hiçbir ilişki alamaz..ve böyle büyüyen bir çocuk,daha sonra karşılaşacağı sarsıntılara daha iyi göğüs gerer..çünkü belirsiz bir dünyada güven duygusu her şeyin önüne geçebilir..çağımızda verimlilik ilkesine göre eğitim yapılan bir dünyada,çocuğun ruhsal sağlığı,zeka gelişiminden önce düşünülmelidir artık..ruhsal bakımdan rahatsızlıklar çeken insanların,ellerindeki olanakları nasıl kötüye kullanabileceklerini,günlük yaşamımızdaki gözlemlerimizden biliyoruz…ayrıca toplumsal bakımdan güvensiz bir ortamda yaşayan insanların iş dünyasında,insani değerleri çiğneyerek kendilerini nasıl güvenceye almak istediklerini ve toplumsal ilişkileri nasıl bir kısır döngü içine soktuklarını görüyoruz..ne yazık ki bununla ilgili toplumsal düşünceleri henüz yeterince geliştirmiş değiliz…
Freud’la başlayan bilinçdışı iç tepilerin insan psikolojisindeki yeri,çok önemli yer edinemedi,hatta reddedildi;oysa harlow’un bu deneyleri ilk çocukluktaki duygu alışverişinin ne denli önemli olduğunu gösteriyor,harlow’un deneylerine tekrar dönersek;rezüs maymunları zamanla büyüyor ve birer yetişkin maymun oluyorlar ama bu kez çiftleşme eğilimi gösteremiyorlar..normal yetişmiş maymunların aralarına bırakıldıkları halde,ne kendilerinden bir girişim oluyor,nede başka maymunların isteklerine yanıt veriyorlar…böylece harlow kendi tezini bir kez daha doğruluyor..zamanında sevmesini öğrenemeyen maymunlarda daha sonra cinsel uyarı ortaya çıkmıyor..demek ki,annenin rolü ilk çocuklukla sınırlanmıyor ve tüm yaşam boyunca kalıcı oluyor..bu güdüsel etken bir sonraki kuşağın ortaya çıkmasına değin sürüyor..harlow denemeleri burada kesmiyor..annesiz büyüyen yetişkin maymunun cinsel ilişki kurmasını sağlıyor,ama bu kezde ortaya başka bir sorun çıkıyor ve annesiz büyümüş olan maymun anneler,kendi yavrularına karşı tümüyle ilgisiz kalıyorlar..dünyaya normal yavrular getiriyorlar ama kendilerinin yavrularına karşı davranışları normal değil..bu anneler’’kendi yavrularına değil,boşluğa doğru bakıyorlar,tümüyle sevgiden yoksun şizofrenlerin davranışlarına benziyor’’diyerek gözlemlerindeki gerçeği ortaya koyuyor..
Gerçekte doğada anne-çocuk ilişkisini bozan sosyokültürel bir etken araya girmiyor..oysa uygarlık geliştirmiş insan topluluklarında bu ilişki her zaman güvencede değil..anne yeterli bir süre için çocukla birlikte olsa bile sağlıksız bir annenin sağlıklı bir çocuk yetiştiremeyeceği de ortada..üstelik insan psikolojisi hayvanlarda olduğu gibi basit bir çizgiyi izlemiyor..herhalde en önemli etken,bebeğin harcayamayacağı kadar bir enerjiyle yüklü olması ve uzun bir çocukluk dönemi geçirmesi…..umut ederiz ki;insan yaşamı açısından anne-çocuk ilişkisinin önemi daha iyi anlaşılır..bir kadın ücretli bir işte çalışıyor dahi olsa yapılacak yeni düzenlemelerle sadece 2 ay değil,iki yıl bir zaman ayırabilecek duruma gelebilir..konu sadece sevgi ve şefkat sorunu değil ,doğrudan doğruya sağlıklı bir psikoloji kurulma sorunudur..