
Korkmamaya sakladığım enerjim,nefesimi ısıtıyor; güneş kendini saklıyor henüz ,alaca karanlığı sıyıran damıtık bir aydınlık yavaş yavaş seyreltiyor karanlığı..etrafıma bakıyorum,kulaklarıma erojen uyarıcı ile lütufta bulunan seslere,doğanın kendi damıtık sesine minnet sunuyorum…özellikle kuş seslerini dinlemek nasıl bir hazdır anlatamam..hem biliyor musunuz, doğa ;artık hangi sesin hangi kuşa ait olduğunu öğretti bana..tokat gibi bir yaşam çarpıyor onların sesleriyle nefesime..şu bülbül,benimin dışına ittiğim ,tüm karşı koymaların bekçilik ettiği,döverek kapılarımı çalıp içeriye girmek isteyen,diğer sesler gibi değil,tüm bekçileri sesiyle hipnoz edip ruhuma elini kolunu sallayarak girip beni mest ediyor..içimdeki dalgalanmaları,büyüklüğü değişebilen amplitüdler halinde melodik olarak kanımda salınırken,bedenimin periyodik hareketlerine uyum sağlıyor..koşmayı seviyorum,seviyorum..bülbül seslerinden uzaklaşarak martı seslerine gittikçe gömülen bir hızla koşarken,denizin kokusuyla tam bir ziyafet çekiyorum..küllim eczasına taksimi,diye düşünürken;bülbül sesine müptela,IV. Murat’ın hikayesi belleğimden düşüyor önüme..koşarken bunu size anlatmanın zevki bir başka lezzettir eminim,lakin şimdi klavyenin tuşlarının nefesiyle dinlemek keyfine tabisiniz..serttir,otoriterci aynı zamanda şiir ruhlu bir bestekardır..bedeninin güçlü yapısı,yasaklarında deşifre olur sanki..genç yaşta tahta oturmuş,abisi genç osman’ın ölümüne tanık olan ve aman tanımayan bir kişiliği ,düşünüldüğü zaman bu acımasız ölümün etkisinin varlığını sergiliyordu sanki..tüm zevk verici,tütün,alkol,afyon vb. gibi maddeleri yasaklamış,üstelik yasaklamakla kalmamış,yasağa uymayanları acımasızca öldürmüştür…prensiplerinden taviz vermemiş,geceleri sokak sokak dolaşarak hafiyelik yaparak yasağın uygulanabilirliğini izlemiştir…kendisinin en büyük hazzı ise sabahın alaca karanlığında ,yatak odasının penceresine bakan meyve ağaçların kokusunu ve taa uzaktan gelen deniz kokusunu içine sindirirken,meyve ağacının daimi konuğu olan bülbülün sesini dinlemekmiş…işte o zaman içinde taksim edilen duyguları şiirlerle dilinin ucunda nefes bulur,bunları bestelerken bülbülün sesinin senfonik ritmine benzer notaları dökerdi parmak uçlarından…27 yaşında hastalandı murat,hastalığını tedavi etmek için dünyanın en iyi doktorları getirildi saraya…ağrıları günden güne artmışken,hastalığına çare üretilemedi,kasları zamanla erimeye eklemleri ve kemikleri güçlü beden yapısını taşıyamaz olmuştu..sabahın alacakaranlığında bülbül sesini bastıran inlemeleri,ağrılarının o dayanılmaz sancıları,kulaklarını sese karşı nerdeyse sağır etmişti..sadrazamı,böyle olmayacak sultanım,ağrılarınıza devadır afyon,inadı bırakın,demiş ,, ağrılarına rağmen prensiplerinden ödün vermemek için ,direnmiş direnmiş direnmiş..ta ki bir sabah inlerken,bir kez daha bülbül sesi duymak için almış afyonu,ağrıları hafiflemiş bülbül ötmüş durmadan..işte o sabah……. Uyan ey gözlerim ………..uyan ey gözlerim uyan,uyan ey gözlerim gafletten uyan diyen bir yakarışla linkini verdiğim sözler dökülmüş dilinden…III. Murathanın yazdığı söylenir,sabah namazını kaçırdığı için,oysa bülbülün sesine özlemiyle IV. Murat’ın kelimeleri,prensiplerine yenik düşen acının kelimeleridir… oysa bedenin içinde aynı insandır,tıpkı sen tıpkı ben..alacakaranlık gökyüzünde o fenomene tapan bizler duygularımızın şirazesinde ,varlığımızı denkleriz güneşe,karanlık gecelerde saf halimizi gömeriz ,sakladığımız tüm duygularımız,örselediğimiz sevgimiz sevgilerimiz dilin ucuna gelen söylenmeyenlerle.., oysa haykırışlarımız acıdan güç alıyor sanki…. tüm gereksinimler derhal yerine getirilseydi,gerçeklik kavramı belki de hiç oluşmayacaktı.. tamam bu mantık ve yargı doğru , ya özlemlediklerimiz…derhalin dışında özlemimizde ve önemseyiş derecesinde yoğunluk,özleme vurulacak kadar çaba gerektirirken ,sadece önünde var olan sevgiyi anlamak çok çaba gerektirmeyecektir..çocuklar bu yüzden mutlu,çocuklar bunun için özgür ertelenmiş duyguları eziyorlar..çocuklar bunun için coşkulu çünkü üzerinde strateji geliştirmeden seviyorlar ,çocukların gözleri işte bu yüzden parlak,gerçeği gördükleri için..içimdeki çocuk bu yüzden asi içimden ayrık düşüp koşup özgür ola bilmek için..duygularımıza strateji karışmasın özgür olsun,çocuk olsun..saklamadığımız kendimiz olsun..sevgi prensipleri ezse,keşke acıdan önce….keşkeleri hiç sevmedim..ama keşke…