Sayfalar

3 Kasım 2012 Cumartesi

ö.ç


Ölüm; ışıkla,su yaşamla şekillenirken bir varlık ve bir yokluk arasında ,şimşeksi bir görüntüyle her iki gerçeği ve görüntüyü aydınlatarak bize sunuyor.canlı varlığın en küçük yapıtaşında hücrelerinin o boyutlu kısımlarında toplanan ışık kalp ve beyin arasında çırpınıyor. bir topyekun enerjinin sağaltılması kadar,ayaklarda yok olan tüm canlılığın karanlığa vurulması,varlıkla yerçekimi arasındaki mesafenin artık uzaklığını tanımlıyor.varoluş düşünün gerçekleştiği enerji merkezleri ışığa vuruyor kendini, Yansıtan bir nesne olarak yansıyan halin reddedilişi cılız kalırken, simgesel gerçek tarafından kıstırılmış olmakla da çaresiz kalıyor..ölüm organik bir gerçek de olsa düşlerde arzulanan sonsuzluk kendini ışık huzmesine bırakıyor.sanki iki ana çatışmadan kaçıp kurtulmak istercesine gerçek avuçların içine gömülüyor da olsa haz almamaktan duyulan duygunun tanımlanan adı ölüm oluyor tüm karanlığa gömülmüş bir varlığın isyan edemeyeceğini bildiği halde son duası…yıkıcı dürtüler arasından sıyırdığım varlık ve yokluk şemasının iki zıt kutubunda;öfkemin şiddetlendirdiği dürtülerimi öfkenin kontrolüne aktarışım,beni yine yorgun bıraktı.her çağdaş insan için özdenetimin doğru ve zorunlu olduğunu öne sürerek savunmaya geçmek;bana acı veriyor..yorgunum...

Hiç yorum yok: