
Aydaymışım gibi dış dünyanın dışında atan kalbimin ritminde benim olanı atımlarımı dinliyorum..zaman ve uzamı kendi sınırlarıyla gerçekliğin görüş alanından uzaklaştıranların müdahalesiyle ritimlerim uzaklaşıyor, bana yaklaştığında ise sesin unutulmuş kimliklerin boşluktaki metafiziksel formuna çarpma şiddetiyle iç kulağımda yankılanıyor..uçuşmuş kimliklerin serserice etrafta oportünist eylemleri biçimsel,olguyla değer arasındaki ayrımı geçerek hareketlenmesi ,her geçen gün biçimi olmayan bedenlerde nefese dönüşmesi beni m kalp ritimlerimi dinlememi artırıyor..ritimsizliğe yenik düşmek için uzaklaşarak geldiğim,deniz kıyısında,suya ve tuza olan tutkumu,ritimlerimi baskılamak için kullanıyorum..kendimi isteksiz ve boş mizaçlara bırakarak, zamanın kuralsız tepisini izliyorum.dalgasız bir gün varlığını serpmiş sere serpe deniz,rotadan ayrılmadan sallanıyor ara sıra,tuzunu ise rüzgarın insafına serpmiş gibi bocalamış ne çare,rüzgar kımıldamıyor bile tenimde,tuzda taşımıyor,ruhta..kızgınlığıma ilada bir kalıp bulmaktan öte en sevdiğimden yoksunluğun acısını rüzgara dillendiriyorum,rüzgarım ruhunun deli kızıyım,anneciğim işte senin yine koruyucu ağzının menzilindeyim,biliyor musun aramıza girecek kadar becerikli ve sinsi hiç kimse yok, elbette deniz hariç ,kötülerin eriminin dışında yalnızlık hiç bozulmadan saf haliyle okşadığında beni,üzerinde gezilmiş kıyıların ayaklarıma bakir bakacak..öç alınmış duygularım yok ki benim serpecek,kendime öfkeliyim,nefret bulandırmadan bakarken,evrenin cüzamlı derisi görünüyor,inatçı bulaşkan görüntüsüyle..buzulların üzerinde siyah gözlükle gezmeyi reddettiğim için kendime kızgınım..çıplak gözlerim donuyor..hep perspektif içinde,gerçeklik içinde gerçekleştirme olanaksızlığının olasılığını doğurmasaydım içinde,bir bebek kadar takılıp kalmazdım,her şeyin iyi olduğuna,şiddetle iyiliğe ve güzelliğe iç gereksinimimin doğuşu,sanrılı doyumların gereksinimiyle çatışmazdı zamansızlıkta,uzamın aynı ana rastlamasının mı hezeyanları..benim beşinci töze ihtiyacım var,insanları saran beyaz kefensi görüntülerini görmekten öte bulanık balcık kıvamında gözümden giriyor..hadi o zaman gözlerime hükümsüz ol filtrele görüntüleri içimde taze bir beyaz kalsın.. ve benimin evriminin biyolojiyle sınırlamamak için merkezi sinir sisteminin ötesinde evrim geliştirerek farklı niteliğe bürünmesini istediğim güdülerimi, salt biyolojik yapıdan öte dış dünyanın etkisiyle de,psikolojik evrimi yaratıp ,yatırdığım bu her tarafından güç yayılan denizde bocala.. okşamak istiyorum gözlerimle,filtrelemiş beynimin içinde engin bir maviye dönmüştü rüzgar sesime cevap veriyor du. ..hem yürüyor,hem de psikolojiyle sulandırdığım denizin tenimde dolaşarak oluşturacağım , tekhne ve argümana lezzet katması için çıplak ayaklarımı sulara bırakıyorum ,dizlerimin altında ölçülü yatıyor…rüzgarla konuşan bir kızın,denize dökülen hüznün ve melenkolisinde odipus kompleksinin pek de moda olduğu dillerden, denize savurmak gerekiyor hikayesini,iyi o halde düşlerin esintisini tiz çığlıkla bize ulaştıran pedogojik eroslardan tizlikleri ve sıyrıkları savuralım önce ayaklarımızdan aşağıya boşaltalım..ohhhhh diye bir çığlığın ayaklarımın parmak uçlarından ivmeleşerek bedenimde dolaşıp akciğerlerimle oynaşıp ses tellerimde ritimli senkrasyonlarından sonra dışarıya fırlaması ve boşlukta değilleme uçuşan kimliklere değerek akis yapmasının keyfini defalarca tatmama rağmen ,aynı titreyle bedenimde ölçümünün tadını çıkartıyorum. Ohhhhh.. Çığlık size benim kelimelerimden sonra ulaşacaktır,çokta kulak kabartmayın...ve geriye kalan sevgide , önemli iki ana karaktere dönelim,anne ve babaya..nerde korku varsa orda tanrı yoktur,ben tanrıya yoksunum korkum bir daim boşluğum,iki ana karakterin yokluğunun yoksunluğunu hissetmektir benim korkum. sözleriyle doğrulamalara giden sevgi yle bütün zincirine, uzandığımda onları rüzgara ve denize özdeştirmenin tadını bir tek ben bilirim..birde rüzgar ve deniz..bende gemi,küçük gemi..ben rüzgarın deli kızı,denizin vazgeçilmez tuzuyum..uzak kaldığım özlediğim zamanlarda koşarım kendilerine rüzgarla konuşur denizde savrulurum düşlerimi,ikisi de dinler,ikisini de dinlerim cevaplarını sonra soluğumun doluluğuyla telefona sarılıp duyarım seslerini…ayaklarım hissetmemeye başladığımda denizden çıkıp yürüdüm sahilde topraklara taşlara değdi ayaklarım ,kızgınlıklarım öznesinden ayrılmış kumlara yansımıştı,taşlara yansımıştı sadece acıyan yanım ayaklarım dı..kızgınlıkların üzerinden yürüyerek yoluma devam ederken,üzerine bastıklarıma minnetlerimi ekliyorum,çünkü ayaklarım müdanasız yolunu iyi bilirdi…eve geldiğimde uzattım uzun süre izledim onları,ruhumdan tüm fazlalıkları gereksizlikleri boşaltığım ayaklarım ,oracıkta uyurken, ben diane setterfield’in On üçüncü hikaye sine dünden bıraktığım yerden okumaya başlamıştım. ikinci karakterlere takılıp kalmayın. bu onların hikayesi değil. gelirler ve giderler ve gittilerse bu onların yararınadır. kelimelerini yüksek sesle tekrar edip,uyumuşum..kendi doğumumu gördüm… Her ne kadar özel bir insan olsam da kendi doğumumu hatırlayacak kadar özel biri değilim kelimelerine inat..doğumumu gördüm..unutmamak üzere hafızamda yerini aldığında kalbimin düzenli ritminin sesinden,ayaklarım uyanmıştı..