Sayfalar

3 Kasım 2012 Cumartesi

resmin kendisinin,bakışıma karşılık verdiği nokta



Üzerinde iki bilinmeyenli matematiksel bir işlemin defalarca karalandığı,  buruşturup sıkıştırıp çöp kovalarını çoğaltan küçülterek bulduğun bir değeri aniden dehşet boyuta dönüştürerek hafızanı yoklayan bir işlevle,karşımdan sedye ile bembeyaz bir çarşafa bürünmüş bir hızla geçirdiler..sığınamadım..geçirirken düşürdüler ve beyazlıklar içinde daha beyaz olan yüzü,tam kapanmamış daha daha beyaz gözlerinin akın da karanlıkların yorgun sesini işittim..bir ölünün daha henüz sıcaklığını kaybetmiş buzdan bakışlarına yapıştım..sığınamadım.Lacivert örtülü yarasa bir zamana dönen an,tırnaklarını geçirdi gırtlağıma.Çığlığımın kıvrıla kıvrıla yol alacağını düşünürken ölümlülük duygusuyla kaskatı kesildi..kriptogram parmaklarım işe yaramadı ,insanın içindeki ,kendi kendisinden dehşete düşmesine benzer bir güçlükle çektim parmaklarımı gırtlağımdan..korkunun devcileyin boyut kazandığı parmaklarım soğumaya başladı,aynı türdenlikle kulaklarımdaki çınlamalara alfabetik harfler ve aynı simetriyle aynı rakamlar karıştı niçin niçin hiçsin toplumsal organımdan akis yapan şiddetli ölüm korkusuyla kulaklarımda öldürdüğüm insana seslendim…ama niçin yazıyoruz ki ,ölümden korkarak ölümsüzlüğe sığınmak için mi..sonsuzluk aritmik atışlarla kalbimizden yayılırken,o sesi duyamadığımız kadar sağır olmak için mi….insan olduğumuzu unutmak için mi,yoksa insan olmaya alıştığımız için mi..hiç işte yaşamaya  bağımlı bir enerjiyle  aynı panik primer ateşleme içinde Le Bon önermesinin hep çoğul görüntüsüyüz….insana sığınmış beden,ölümün gözüne sığmıyor..