Sayfalar

29 Temmuz 2011 Cuma

sinthome......

Alternatif olası bir dünyalar çizilimi değil fillat dilinimi içinde bir kayboluş benimkisi.günümüzün benzer eşiğine yaklaşan çizgisel merkezli bir anlatının beklide çok biçimli bir akış olarak anlatan algısıyım ve belki de bu şekilde kavrayan.çoklu gerçeklik yorumlarının arasında sızma yapan edimsel evrime ivme kazandıran bir olumsallığın,farklı yöne saptığı bir paralel editleme içerisinde kendini tüketerek çoğaltan bir sistemin adeta yeni yaşam algısı içinde tekleşen biçimsiz yalnızlığıyım..hislerim karşısında tecrit edilmiş karikatürize homunkulus’tan farkım yok…


Uçuyorum, ben bir yerden bir yere

En yetkin anlamda ortaya çıkmak istiyorum

Duramıyorum

Şu şişemi kırmaya çalışıyorum

Ancak, şimdiye değin gördüklerimin arasına

Girecek gücü kendimde bulamıyorum

Şunu söyleyebilirim, sana, güvenerek

Ben iki bilgenin yolunda yürüyorum

‘’doğa ‘’, ‘’doğa’’

Bunlardan ayrılamam ki ben istemem

Onlardır yeryüzünün yaşamsal içeriğini bilen

Biliyorum ki deneyle öğrenebilinirim

Aklın en uygun, en güvenilir yoluna da…

……

Bırakında yanınızda yürüyeyim

Bende varolmak istiyorum artık..



İki imge arasındaki alanda geçmiş zaman tarihselliğini düşürmeden ,standart yordamlamayla taşıyan bedenim,yaşam deneyimlerinin kokusunu taşıran hislerimi çoklu koşut kader dizgesinde istiflemişlerin arasında öznel çekimle sahneliyor

24 Temmuz 2011 Pazar

iç çekişler..


Kendimi her türlü devinim öznesi haline getirmek;gücüm vardı,devinimi sona erdirecek gücüm yoktu..gücüm vardı,istemeye kadar yükselebilmem gerekiyordu,bu güç de bende yoktu..kör karanlıklar ve ışıklar,fırtınalara dönen insan yüzleri ,cehennem mağaralarının soluklanması gibi iç çekişler,kasılmış eller yürekler acısı ayrılışlar,çarpıntı ve çırpınmalar uyanışlar…gücüm yoktu kötülüklere göz germeye,kötülük dedikleri hep yürekten gelmez zaten bir de zeka imgelem kötülüğü var ,vardı belki işitsele,vardı zekaya ama yüreğimin deviniminde yaratacağım bir imgeleme yoktu,yoktu gücüm..en melankolik rüzgarlarla taşınan işittiğim ,insan kulağının algılayabileceği ebediyetin simgesi aynı sesi,aynı koşullar altında,açık pencere ve bir yaz günü aynı derin gösterişli ve dinsel bir veda ya dönüştüren elvedalar,ölmüş insanın kadavrası arasında üç kez işittiğim kulaklarımdan sonsuzluğa uzanan ses elveda..şimdi sorarım size insan hafızası kocaman doğal palimpsest değil de nedir..eşzamanlı uyandırılabilseydi ,belleğin bütün yankıları,ey okuyucu senin belleğinle benimkisi mesela,hoş ya da acıklı,ama mantıklı ve kakışmalardan uzak bir konser oluştursaydı,tutkularımız tıpkı bir koro gibi daha derinden hız kazansaydı..duygularımız,tüm duyguları kendine bağlamak  ve kendi diyapozuna göre düzenlemek sanatına sahip olsaydı..oysa eylemsizlik tutukluluğu doğurdu..ölüm iç güdüsüyle ölüme koşan elvedası döküldü,tıpkı Amy Winehouse göz kapaklarında seyredilmiş ebedi veda gibi..bir sessizlikle izleyecek ve halcyon kuşu gibi nefesini salacak rüzgarlara,yaşam yollarında açan umutları,mezarlıklara yerleşmiş huzurla ters düşmeyecek…ve şimdi açık pencereden yüzüme salınan rüzgar,bir eylemsizliğin değil,tersine nefeslerini inatla rüzgara savuranların duygularını taşırken tersine, birbirine denk ve zorunlu güçlerin şahane karşıtlığının sonucu gibi görünen bir sessizlik,dinginlikti,sonsuz faliyetler sonsuz dinginlik…

18 Temmuz 2011 Pazartesi

acının anısına dilsiz imge


Oturmuş piponuzu içiyorsunuzdur,piponuzun içine oturmuş sanırsınız kendinizi,piponuz sizi içiyordur,mavi bulutlar biçiminde tüten sizsinizdir.,kafanızı kurcalıyordur kim bilir,piponuzdan çıkabilmek için ne yapacaksınız.işte bu imgelem yaşamı sürer,sonsuzca sürebilirliği,aklın sofistike kötü kullanımı ardından ortaya çıkar..anlarsınız sonsuzluk bir dakika sürer,şaşırtıcı aritmetik hesapların bir anda çözülmesi gibi,bir dakikalık ana çözülüverirsiniz..belleğin o engin el değmemiş tuvaline,bir anlık canlı burgaç çizersiniz,saate baktığınız an,zaman ve varlığın orantıları değişir,ve bir çok insan yaşamı yaşanır baktığınız sürede.. doğanız o anda yeni doğanızın ağırlığında yoksunlukla çırpınır,dudaklarınız gerilip,kısalıp ağzınızın içinden belleğinize girmek ister,gözleriniz daha da irileşir tuvalden an çalmak için…,baygın gözlerimi mitolojinin Protée'si gibi durmadan şekilden şekle giren bir kılıkta yakaladım gözlerinizde,boğazlanan masumiyet adına,ey…biricik mucize bugün zamansız küskünüm ana…ve sana..



Küskünlüğüm devirde dolandı kendi pervanesinde, kime ne ki ; bir an özgürlük dedim adına


Ve bir an sonra biter ve rapsodik düşünce başlar…


Yürüyüş hızında erteleyişleriyle biteviye gerisin geri dönüyordu küskünlüğü,bir ateşin üzerinde uçuşan yanık üflesen kırılacak kağıtlar gibiydi ....

17 Temmuz 2011 Pazar

cinsiyetsiz olan...

Niçin geldin der gibi bir boşluğu kurgusal bir kinle kapsadı,


Kapsamın dışında yalın haliyle duran duyguyu uzatarak kusurlu hale dönüştürdü

Bu duygu öfkeydi,uzatıldı anlamlara dönüştürüldü,ifadenin kadrajında hep yer aldı

Çünkü öfke dişil bir gerçektir

Kin ise eril

Cinsiyetsiz tek duygu nedir

Sade sade intikam sadece...

Ezer geçer süperegoyo

Kin gözde başlar öfke bedende

İntikam bedenin ilerisinde