yakmalı kitapları koşmalı sonsuz dilsizliğe..
"Tüm zamanlarda egemenliklerini sürdürenler, yalnızca dilsiz olanlardır... Dil ceza demektir. Her şey dile geçmek zorundadır ve her şey, suçuna ve bu suçun kapsamına göre, yine dil içersinde yitip gitmek zorundadır."
29 Mayıs 2013 Çarşamba
24 Mayıs 2013 Cuma
fahrenheit 451
Aslında kötü bir alışkanlıktır okumak, öteki bütün kötü alışkanlıkların yerini tutabilecek ya da onların yerine herkesi daha bir yoğun biçimde yaşamaya itebilecek bir alışkanlıktır, delicesine bir yaşam biçimidir, insanı yiyip bitiren bir tutkudur. Hayır, uyuşturucu kullanmıyorum, kitapları kullanıyorum...”
ve önceleri yalnızca acırdım kendime,sonraları başka yerlerdeki insanlara acımayı öğrendim.
bana 3. kez seni okutan nedir ?
yakmalı kitapları koşmalı sonsuz dilsizliğe..
"Tüm zamanlarda egemenliklerini sürdürenler, yalnızca dilsiz olanlardır... Dil ceza demektir. Her şey dile geçmek zorundadır ve her şey, suçuna ve bu suçun kapsamına göre, yine dil içersinde yitip gitmek zorundadır."
18 Mayıs 2013 Cumartesi
17 Mayıs 2013 Cuma
Boğuldum yine bu saatlerde klimaya rağmen sıcağın bedenimde oluşturduğu fata morganaları saymayacağım ..Biranda kendimi habersiz geldiğim 12 katın terasında buluyorum ..Bütün Meryemler gölgelikte,bir elimde sığara paketi diğer elimde park ederken yerden aldığım küçük beyaz tebeşirimsi taşta, sigara paketini bırakıp,elimdeki taşla çizgi çiziyorum..Çocukluğumun oynayamadığım oyunlarını çiziyorum ,yuvalar çiziyorum 3 tane üzerine iki kare ve bir yuva daha iki keskin hatlı kare daha..ince topuklu kırmızı ayakkabımla oynayamıyorum,küfredip çıkartıyorum,kırmızı ojeli tırnaklarımın seviniyor.Defalarca oynuyorum gölgelikte ..terasın uç kısmına gelip 20 cm yüksekliğindeki korkuluğun üzerine çıkıyorum,çıktığım noktada yuvalar çiziyorum, yükseklik beni yine ürkütmüyor,yükselmek özgürlüğünü, elbisemin yanından aşağıya süzülen yokluk belirliyor,eşsiz bir tat seksek oynamaya çalışırken dengede durmaya çalışmak bedenimi yükseklikle sınamak gibi bir terbiye getiriyor,yükseklik beni taşıyor…İçimdeki yükseklikle yanımdan aşağıya inen yokluk bir birlik içinde özgürlüğümün anlamını bireyler olmadan tek başına taşınmışlığın cesur hareketliliğiyle, belli koşullar içinde engellenmeden rastlantısallığı yaşıyor.. kişisel özgürlüğümü ilan ediyor..çömelip tek hareketle oturup ayağımı boşluğa itiyorum ayaklarım özgür, çığlık çığlığa.. karşı binanın terasında iki silik külkedisi görüyorum,yarım betimlenmiş,ilgimi çekiyor gözlerimi dikiyorum,gerçek yaşamdan sayısız külkedileri dökülüyor,ellerinde süpürgeleriyle..Düşündürecek kadar çok külkedisinin yaşadığını tespit etmişçesine gözlerim tarıyor insan kalabalıklarını.evlileri var içinde evlenmeyenleri var.sanki yaşamın bütün itici gücü bütün çalışıp çabalamaları bir tek amaca yönelik;silip süpürmek.Adeta içlerine gerçek bir temizlik şeytanı girip yuvalanmış,depresyon halleri yansıyor, duyarlı ve uysal hallerinde şöyle bir an rahatlığa kavuşsalar kendilerini asla rahat hissetmeyecekleri hareketlerini döküyorlar sildikleri pencerelerde,onlara kalırsa canlarının istediği için,oysa iç zorlanımlarının dürtülerine uyarak silip süpürme yıkayıp temizleme derleyip toplama olanağı ele geçirdiklerinde rahata kavuşuyorlar.O sırada pencereyi silen dişiye içeriden bir erkek yaklaşıyor erkeğin yüzünden yansıyanlar ise kadının yüzünden yansıyanlardan ayrı ilmek atıyor gibi ,düpedüz çekilmez buluyor çevresindeki diğer özneler gibi,asık suratlı,geçimsiz kıskanç güvensizlik dolu,müşkülpesent..hınçla siliyor pencereyi,sanki mutsuz alınyazılarından başkaları suçluymuş gibi kirli noktalarda tekrar tekrar ovuyor,bunun öcünü lekelerden alıyorcasına,öç almaya hak kazanmış bir tutumla diğer eliyle pervazı yakalıyor..sonra biri biri daha iyi ki varsın demeye dilim varmıyor oracıkta susuyorum gözlerimden sildikleri temizledikleri ovaladıkları düşleri geçiyor,bakır kızıllığında..ovdukça kalayladıklarının parlaklığıyla övünüyorlar,iyi ki de varım diye…bir tek kendileri kendilerine söylüyorlar…hepsinin düşlerinden saraylar post modern düşler geçiyor,zenginlik düşleriyle biraz daha hırsla temizliyorlar külkedileri,zenginliğe ulaştığında dahi temizlemeye devam ediyor..sıyrılıp içinden çıkamadıkları belleklerinden, boynu büküklük akıyor,erkek karşısında,baba karşısında.Bazıları başkaldıran tutumlar sergiliyor örüntülerinde, çelişik ve geçimsiz mizaçlarını, frijid bedenlerinin soğuk ve kaskatı tavan arası isyanları yaşıyorlar.Bir gündüz düşü yaşıyorlar sanki annelerini öldürüp acı acı ağlayıp sonra masum iyi yürekli kıza dönüyorlar,çam silen kadının gözlerinden annesinin ölümü akıyor,ağlıyor..kuşkusuz bu dönüşümün sebebi hep suçluluk duygusunu taşıyor,yan binanın katında elinde süpürgesi yerleri süpüren kızın yanına düşlerindeki üvey anne intikamı düşüyor kötü yazgının şamarlarını yemişcesine yanakları al al..onca angarya işleriyle birlikte aklına gelen tüm acılar yüreğini doldurmuşcasına hüzünlü yüzü al al..en içten arzuladığı evlenip kurtulmaymış gibi binaların perdeli kısımlarını arıyor,babasıyla arasındaki sevisel ilişkinin benzerini evleneceği erkeğe baba sevgisiyle sunmak için..Babaya hissettiklerini başka benzer erkete yaşamak için..süpürgeyi fırlatıp gözden kayboluyor,pencereyi silen kadın içeriye çekiliyor.Hem nefes alıyorum hem izliyorum hem de ayaklarım boşlukta oracıkta gözlemliyorum,mini bir etekle terasa geliyor kız,elinde sigarası yüzünde kralın oğlunu arayan bakışları,pencereyi kapatıyor kadın üzerinde askılı bir bluz yüzünde iyi ki varım ifadesiyle..oracıkta nefesiz kalıp kısa süreliğine yok oluyorum,varlaşmak istemiyorum iyi ki varım diye..soyutlanmışlıklarının içinde ilişki kurmakta zorlanan güçsüz ve yeteneksiz kişilerin ağır yazgılarını paylaşmaktan yoruluyorum onlar kalabalığa karışırken ,yeni külkedilerinin doğuşunun sesini duyuyorum….
ben malina ve bugün
Bugünün güne ait olmama isteği ve disiplinsizlik hali,
zamanın şeklini bozuyor… rastlantısaldık evet, ama bu hal, ani değişimleri tetiklerken bugünü bu gün
yapan ben değilmişim hissi beni çıldırtıyor…ölçüsüz nitelikteki şey’in bugün
olmasından korkuyorum…etraflıca ilişkilendiriyorum malina’yla ve hemen bulup karalıyorum,
okuyorum
“Yalnızca zamanı belirtirken uzun uzun düşünmek zorunda
kaldım,çünkü insanların her gün “bugün” demelerine dahası demek zorunda olmalarına
karşın,benim için “bugün” diyebilmek neredeyse imkânsız;örneğin insanlar
bana-yarın bir yana-bugün ne yapmak istediklerini bile
anlattıklarında,çoğunlukla sanıldığının aksine,daldın bakmaya değil,ne
yapacağımı bilemediğimden, çok dikkatli bakmaya başlıyorum,”bugün” ile aramda
işte bu denli umutsuz bir ilişki var:Çünkü bu Bugün’ü ancak delicesine bir
korkuyla ve koşarcasına yaşayabiliyorum,Bugün olup bitenler üzerine ancak böyle
bir korkunun pençelerinde yazabiliyor ya da konuşabiliyorum. çünkü Bugün üzerine yazılanları
hemen yok etmek gerekir; tıpkı bugün yazılmış ve yerine hiçbir Bugün’de
varamayacak mektupların, bu nedenden ötürü yırtılması, buruşturulması,
bitirilmemesi, yollanmaması gibi.’’
Ingeborg Bachmann, Malina
9 Mayıs 2013 Perşembe
solunmuş koku
zamanın kurallarından sıyrılmış bir dakika ,kendisini iyi hissetsin diye zamanın kurallarından sıyrılmış insanı içimizde tekrar yaratır.az önce 17:30 gibi aklıma gelen üç anının bana düşündürdüğü,zamanın dışında yer alan ben'in gelecekten nasıl bir korkusu olabilirdi ki ?
o günkü havayı beleğimde tasvir ederken ,belleğimdeki resimleri bu şekilde katologlarken,bencilce bir koleksiyoncu hazzıyla,doğrusu hayatta güzel şeyler görmüşüm diyebiliyorum kendikendime..
Elbette bu izlenimlerin farklılığını belleğim saptıyordu,aslında tekdüze unsurları değişik bileşimler halinde düzenliyordu sadece..
Ama bu üç anı farklıydı, benliğimi kafamda yüceltmek yerine aksine benliğin fiili gerçekliğinden kuşkuya düşürüyordu nerdeyse ve seni sevmiş olmanın duygusu ,bu duyguya karışmıyordu,acı anılar hep ölülerle ilgilidir,oysa ölüler kısa sürede yok olur ve mezarlarının çevresinde bile,doğanın güzelliği sessizlik temiz hava kalır sadece..
Kim ne hissettiğimi anlayabilir
Elbette bu izlenimlerin farklılığını belleğim saptıyordu,aslında tekdüze unsurları değişik bileşimler halinde düzenliyordu sadece..
Ama bu üç anı farklıydı, benliğimi kafamda yüceltmek yerine aksine benliğin fiili gerçekliğinden kuşkuya düşürüyordu nerdeyse ve seni sevmiş olmanın duygusu ,bu duyguya karışmıyordu,acı anılar hep ölülerle ilgilidir,oysa ölüler kısa sürede yok olur ve mezarlarının çevresinde bile,doğanın güzelliği sessizlik temiz hava kalır sadece..
Kim ne hissettiğimi anlayabilir
6 Mayıs 2013 Pazartesi
uvriyerizm ve anlam yönetimi
gerekçe korkusunun herzaman doğrulanma eğilimi olur ama bu notu doğrulayış şekliniz pek keyfi göründü bana.nasıl desem,tıpkı göksel fiziğin önündeki epikür gibisin umrunda değil varsayımlar ..
eğer zaman tersine döndürülebilse,anlam değiştirilme olanağı bulunabilseydi,o zaman hayatın uyarlılığı anlaşılmaz ve aşağılık olmaktan kurtulurdu.değiştirilecek tek bir anlam var sanırım o da anlamsızlık..
1.YOK olalım toptan kılık değiştiriyoruz,yazgısı yoktur insanın
veya
tek umut yeniden başlamak olacak,ya bir kadınla başlarsın ya savaşla ya da devrimle.yeniden yazalım..
1.YOK olalım toptan kılık değiştiriyoruz,yazgısı yoktur insanın
veya
tek umut yeniden başlamak olacak,ya bir kadınla başlarsın ya savaşla ya da devrimle.yeniden yazalım..
4 Mayıs 2013 Cumartesi
başlıksız.
kendi oynadığımız küçük snopça oyunlarımızdan vazgeçmemiz bile çok kolay değildir;çünkü snopluk bulaşıcı hastalığa benzer,snopluğu hor görsek de zamanla birer snop olup çıkarız.çünkü aşağılanmak,bizi aşağılayanların ilgisini çekmek için yoğun bir istek duymamıza neden olur.(birinden hoşlanmamak,onun bizden hoşlanmasını sağlamak için kıvranıp durmamıza engel değildir çoğu zaman.bir kesim insanın snopluğu,bütün bir toplumu bir takım kolektif arzulara yönlendirebilir.başta zevksizlikle ve görgüsüzlükle suçladığımız bu tutkular gün gelir sevgiye ulaşma ve toplum tarafından kabul görme yolunda kullandığımız araçlara dönüşür.
snopluk snopluğu üretir..
OF THE WORLD WORLDLY.
"THERE GO THE SPICER WILCOXES, MAMMA! I'M TOLD THEY'RE DYING TO KNOW US. HADN'T WE BETTER CALL?"
"CERTAINLY NOT, DEAR. IF THEY'RE DYING TO KNOW US, THEY'RE NOT WORTH KNOWING. THE ONLY PEOPLE WORTH OUR KNOWING ARE THE PEOPLE WHO DON'T WANT TO KNOW US!"
"THERE GO THE SPICER WILCOXES, MAMMA! I'M TOLD THEY'RE DYING TO KNOW US. HADN'T WE BETTER CALL?"
"CERTAINLY NOT, DEAR. IF THEY'RE DYING TO KNOW US, THEY'RE NOT WORTH KNOWING. THE ONLY PEOPLE WORTH OUR KNOWING ARE THE PEOPLE WHO DON'T WANT TO KNOW US!"
3 Mayıs 2013 Cuma
1 Mayıs 2013 Çarşamba
çilekli meme tatlısı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













































