Sayfalar

30 Haziran 2010 Çarşamba

Ö.Ç -9-



Birkaç gündür sabah koşarken karşılaşıyoruz;sanki karşılaşmaktan öte zaman ayarını ,benim koşma saatime ayarlamak gibi özel bir çabası var..bu çabadan öte sempati duymamı sağlayan sanırım erken uyanarak,bedenini kontrol etme girişimi..ona sempati duyuyorum ve bu sabah tüm sempatik girişlerine ilk defa tepki verdim..şaşırdı çok hem de, tökezler gibi oldu önce sonra toparlanma aşamasında onu geçtim,ve aramızdaki mesafeyi daha hızlanarak açtım..sonra 16 yaşımdaki sık sık aklıma gelen bir anı,yeni bir ışıkla kendini gösterdi..arayı olabildiğince açmak..çevremdekilerin bu yolla takılmamalarının sebebini,olumsuz bir biçimde ayrıma gitme sebeplerini,haklı olduklarını bir kez bile düşünmediğim ve bir gerçek olarak kabul ettiğim davranışımı,hatalı olup olmadığını neden incelemeyi düşünemediğimi gördüm..hiç erkek arkadaşım yoktu,okulun en güzel kızı sıfatına sahip olmama rağmen hatta tüm sosyal faaliyetlerin aranan ismi olmama rağmen,yoktu…okulun voleybol takımının kaptanıydım ve takımda erkek arkadaşı olmayan,hatta teklif bile edilmeyen tek kişiydim..kızlar bunu bana fazlasıyla kullanır,beni yaralayacak şekilde imalarda bulunurlardı..bunu bana baskı aracı olarak kullanan sınıf arkadaşlarım vardı,ama nerdeyse hatta tamda öyle,yalnızdım..arabayla alınır başımda korumayla okula gidip gelirdim..eve gelince odama kapanır saatlerce aynaya bakar,kendimi hergün biraz daha çirkin bulurdum,annem prensesim,görmüyor musun bir bak kendine,lütfen bak ne kadar güzel olduğunu görmüyorsun dediğinde öfkelenir,peki ama neden neden derdim,kendime..okullar arası voleybol maçlarında diğer kızlara tezahüratlar olurken ,daha çok hırslanırdım..maç sonrası arkadaşımın birisiyle kavga etmiş o hırsla onu yere indirmiştim..narsizm,ben’in ideali’nin en gelişmiş biçimlerinin düzeyinde doyum bulamayınca,en ilkel biçimde doyum arar.ben’in ideali yerine,bir tüm ben bu amaçla karşı sınırlayıcı teknikleri kullanır..okula henüz yeni başlayan ve tüm kızların platonik duygular yaşadığı,onu görünce salya sümük oldukları beden eğitim öğretmeni,yanıma gelmiş ‘’hayatımda gördüğüm en iyi kroşeydi demişti’’..sonraki günlerde tüm voleybol çalışmalarımıza katılıyor ve inanılmaz bir ilgiyle beni takip ediyordu..son sınıfa geldiğimizde,daha yılın başında benimle özel ilgilenmeye başladı,çok yetenekli olduğumu söylüyor, hatta kimi zaman araya çok güzel olduğumu ekliyordu..ben yine burnumu atmosfere diker,aradaki mesafeyi hızla aralamak için bedenime eziyet eder,herkesten daha fazla antreman yapar,üstelik hafta sonları hem spor salonunda hem de tenis de bütün günümü harcardım..hatta beraber koştuğumuz zamanlarda onu hep geride bırakmanın hazzını işlerdim içime..ve okulda nerdeyse tüm arkadaşlarım arasında yine istenmeyen tek kişi olmuştum..ve bir gün benden çok hoşlandığını söylediğinde,herkesin taptığı bu adamı,hiç ilgimi çekmemesine rağmen olumlu tepki vermiş ve o hırsla öğretmenimle yatmıştım..ve bu ilk deneyim;özerklik arzusu yoksunluğuna tepki olarak şiddetli bir saldırganlık ve öz saldırganlığından korunması gereken üstün-güçlü sosyal babanın araştırılmasından sorumlu olacaktı..cinsellik ise kendi payına doğası gereği her zaman sadist olan erotizme geri dönecekti..tüm yeteneklerime ve başarılarıma rağmen ve hattasağlam denilen karakterimi okulun kültürel ve ruhsal-duygusal terörüne kurban etmiştim..iki düzeyde terbiye edilmiştim;narsizm ve özerklik ve özgürlük arzusu……mezun olurken başarılarımın önüne güzellik ve yattığım beden eğitimi öğretmenim düşmüştü..bana aşık olduğunu söyleyen bu adamla hiç görüşmedim bir daha,tüm ısrarlarına rağmen aramızdaki mesafeyi daha hızlı aşmaya çalıştım..ve öylede oldu..kibirliydim,en iyisiydim,en güzeliydim,en başarılısı,en yeteneklisi ve öğretmeniyle yatan ‘’en’’öğrenciydim..bu en mesafesi hep eşitliği bozan,her gün beni yalnızlaştıran,en fazla düşmanı olmayı sağlayan tüm enleri içinde barındıran en boktan kazanımdı..hala kurtulamadığım arayı açma mesafesinin,en çok canımı yakan kırbacıydı..enleri şimdilerde kırbaçlasam da enleri kırbaçlayan yine en’im… erdemin peşine koştuğum her an,tam doyum aşamasında yalan ve çürümenin içinden tamda sıyrıldığımı düşündüğüm anda..yine karşımda duran bir en mesafesi arayı açmamı sağlıyor… bu patolojik edim;mirasımdır..yemekle bitmiyor…çocukluk miraslarıma babamla birlikte kadeh kaldırırken ,kadehimi en yükseğe kaldırıyorum…şerefe…

29 Haziran 2010 Salı

Ö.Ç -8-



Tanımlanmış özgürlükler analiz edilince açığa çıkar..bastırılmış duyguların,insan ilişkileri alanına aşılabileceğini gösteren öz yeterlilik göstereninde;coşkusal yalıtım içindeki insanı başkalarına bağımlı yapan arzu ilgi haz,içerden gelen bir hainlik olarak görülüp,bu bağlamda denetim altında tutulabilir..sanki bu duygunun tam yoğunluğuyla sahneye çıkmaya izin vermeden önce her durumun,olası bir özgürlük kaybı açısından özenle sınanması,onun bu bağımlılık tehdidi,coşkusal olarak onun geri çekilmezine neden olacaktı…doldurulamayan boşluk alanı bağımlılığı özgür bırakma denetimiyle yatılan kadınlarla ,özgürlüğünün engellenişinin altında yatan korkularla sınanırken,kendi özünü ezmeye yönelik her geri çekiliş,erkeğin içindeki kendine uyumuna uzaklık mesafesi kazandırır…ve bu mesafeye saygı duyar..bu gün özgür çağrışımıma karışan,bir blog,bu blogun yazarını tekrar düşünmeme sebep oldu..thoreau’nun walden’i ve o çarpıcı düşüncelerini taşıdı belleğime ‘’ gönüllü yoksulluk diyebileceğimiz üstünlük sağlayan bir konum dışında, hiç kimse insan yaşamının tarafsız ve akıllı bir gözlemcisi olamaz.’’ve bununla birlikte kişileri birbirine bağlayan bağın bu duyguyu nerden ve nasıl aldığını düşünürken bu yoksunluğun yoksulluğuyla denetim altına alınmayan özgürlüğün yarattığı konumdan,aldığına karar verdim..kişileri birbirine bağlayan bağ,yoksunluk olmadığı zaman özveri gibi bir özgürlüğü engelleyen bir denetim mekanizmasıyla işlevselleşiyor..özverinin yalan olduğunu biliyorum,çünkü denetimle şekilleniyor..olsa olsa fiziksel ve ruhsal bir edim..ve böyle olunca tek başıma yaşamayı,asla evlenmemeyi,pek fazla konuşmaksızın,yardım istemeksizin,güçlü ama huzur dolu olmayı düşlüyorum..kendi üzerimde çalışmak,özgür daha özgür olmak,açıkça görmek yaşamak için düş kurmayı bırakmayı istiyorum..hatta ahlakın hiçbir anlamı olmadığını,kesinlikle doğru olduğu sürece iyi yada kötü olmanın hiçbir farkı olmadığını,en büyük günahların ise yakınlık ve ilgi beklemek için işlendiğini biliyorum.. şu anda hissettiğim bu duygular,onun hissettiği duyguların tanımı kadar yalan olduğunu biliyorum..çünkü şiddetli olarak hissettiğimiz ,bilinçli olarak algılanan güçlü bir duygu sevgi ve bu duygu başkalarıyla yakınlaşmayı sağladığı için bastırıp,ezip çiğniyoruz..çünkü ilk gençlik dönemimiz coşkusal bir körlükle ve yakın ilişkilere yönelik acıklı girişimlerin izlerini taşıyor..artık bilinçli bir uzaklıkla güven ortamımız için redde diyoruz..ve yattığımız erkek ve kadınların duygularına bıraktığımız izler özgür daha çok özgür olmak için,onların özgürlüklerini engelleyen bir bağa dönüşüyor..

28 Haziran 2010 Pazartesi

Ö.Ç-7-

lenin kadar büyük olabilirdin,verwoerd kadar faşistsin diyerek içeriye giren bay bela,geçmiş zamana ait dille,uzun bir süre konuşacak gibi..kapıyı vurduğunu duymadım,çık ve tıklatarak tekrar gir dediğimde,ağzından yayılan salyalara karşı kendimi korumaya aldım..kuduruyor...daha çok kuduracak..oy oy oy günün en önemli çağrışımını not alırken bu denli haz alacağımı bilmezdim..

İki kere iki dört çekilmez birşey.
iki kere iki dört,bana sorarsanız küstahlıktır.
İki kere iki dört,ellerini böğrüne dayayarak yolumuzu kesen,sağa sola tükürük atan bir külhanbeyinin ta kendisidir.
...İki kere ikinin yetkinliğine inanırım ,
...
ama en çok övülmeye değer bir şey varsa,
o da iki kere ikinin beş etmesidir.

Dostoyevski

27 Haziran 2010 Pazar

Ö.Ç -6-



Bay ostrojen,beni aradığında hala cumadan kalma kesme eğilimlerimi yenememiş ve seweeney todd psikolojisi ile dinlediğim müzikalin coşkularıma olan etkisi ses tonuma yansımış olmalı ki,hafta sonuna yapacağımız planı benim ön gördüğüm plana yönelerek,tamam iki gün çadırda sana tahammül edeceğiz demişti..prometeus’la konuştun mu dedim,tamam oda geliyor dedi,hiçbir şey almamalarını tekrar söyleyerek telefonu kapattığımda,onları nedenli sevdiğimi içime yayılan sevecenliğin sıcaklığını hissettim..ikiside psikiyatrist ikisi de aynı zamanda maniktir..ikisi de benim vazgeçemediğim alışkanlığım dosttum,cinsiyetsiz duygularımdır..saatlerce dinlerler beni ,dinlerim onları..bay ostrojen katışıksız bir ruhtur yalındır,ostrojen tutkusunu hiç reddetmez,kasıntı yapmaz,her türlü ironi ve latifenin altından egosunun üzerine tırmanan gülüşlerini salar,dudaklarından..prometeus ise çılgınlığını eşitler bana,hatta yarış eder benimle dominant gösterilerde bulunurken ,defalarca kazaya kurban gitse de,sevimli bir rekabet hırsı vardır..bana aşık olmamak için rekabet ettiğini söyler duygularıyla..şair ruhludur,felaketimsin der gözleriyle..içtiğim şarabı yarım bırakıp kalktığımda hem on gündür yaşadığım olumsuzlukları hemde uçan manyayı üstbenime taşımadan iki gün benim için ,bir dinlenme aşamasında yanıma almamam gereken iki şey olduğunu biliyordum..her zamanki saatte uyandım..arabanın arkasında her zaman hazır olan uyku tulumları ve kamp malzemelerini kontrol etmedim..şarapları ve hazırladığım küçük birkaç malzemeyi yerleştirdikten sonra onlara hazırladığım sürprizle nasıl zevk alacağımı geçirdim aklımdan …kararlaştırılan saatte hepimiz hazırdık..
Her şeyi aldın değimli,bir kontrol edeyim dedi pro..heyyy aldım dedim ya..yiyecek ne aldın..sürpriz,ayrıca bol miktarda şarap aldım..go takımını aldım mı dedim bay os evet dedi bandanasının altından pırıl pırıl parlayan gözleriyle..pro yine huzursuz, sen ne zaman sürpriz desen en boktan olayları yaşıyoruz hadi hayırlısı,yaa bu çocuğun beni tanıma şekline bayılıyorum sadece kikirdedim,gördünmü os,bu yine bir şeyler karıştırıyor….os her zaman şöför olur,çünkü ikimizinde araba kullanma şeklini beyenmez,birbirinize kanıtlama gereksinimiyle yapmadığınız aptallık kalmıyor der..sanırım haklıda..neşeli bir yolculuktu hatta yine çıplak ayakla dayanamadığım otlakların önünde koşmama musade etmişlerdi..
Her zamanki kamp yerine geldiğimizde,alanımızı çizip çadırımızı kurup ortamımızı hazırladığımızda vakit bir hayli olmuştu..pro açıkmış çantaları karıştırıyordu..hemde çığlık çığlığa bağırıp pis vegan seni pis vegan bizi açlıktan öldürecekmisin diyor,bay os ise kesinliklikle tahmin ettim fantezilerinin kurbanı olacağımızı diyerek somurtuyordu..kesinlikle böcek yemeyeceğim,ayrıca o iğrenç bitki köklerini de dese de ilerleyen saatlerde doğadan bitki ve ot toplamaya çıktık…pis pro,üç beş konserve atmış çantasına..herşeyi konuştuk yine,öfkemizi,kırgınlıklarımızı,topladığımız anlamları..içimizde büyüyen boşluklarımıza yönelik direnişleri,direnmelerimizi…ben keman çaldım,pro gitar ,os ise o muhteşem sesiyle eşlik etti..ve hep beraber http://www.dailymotion.com/video/x1gu6g_cinderella-rockefella-1968_fun..söyledik..onları çok seviyorum canlarım..onlar çadırda uyurken ben çadırın dışında horlamalarını da dinlesem..onlarla geçirdiğim anların yerine hiçbir şeyi koyamıyorum…sizi çok seviyorum..

26 Haziran 2010 Cumartesi

Ö.Ç -5-



Öylesine ölüsün ki,canlı olduğunu duymak için uyarı bekliyorsun..tüm uğraşın kendi heyecan ve haz duyumu açlığını doyurmaya yarıyor.çoşkusal yaşamın bomboş,öfke ve zafer duygularının dışında hemen hemen bütün duygularında boğulmuşsun…temsili yaşam yoluyla coşkusal kazançlar sağlanır,sen ise saldırganlık ve yıkıcılıkla,başkalarının aracılığıyla yaşıyorsun ..dediğimde duraksadı…gözlerime baktı ismimi kullanmıyorsun artık dedi..gırtlağımda boğdum adını,şu anda baktığın gözlerim,adını gömdüğüm mezar taşların,birinde mumyalanmış çocukluğunun mermerimsi donuk izleri,ötekinde mumyalanmaya hazırladığın geleceğin..sargı niyetine kullanıyorsun bakışlarımı..nesnel ve toplumsal özden ayrı tuttuğum gerçek özün,ruhsal yaşamın en canlı merkezidir.. ve ben;senin gerçekte neyi hissettiğinle,gerçekte neyi istediğinle,gerçekte neye inandığınla ve neye karar verdiğinle ilgilendiğim kadar kendi sorumluluğunu kendi omuzlarına alma yetisini benim üzerime bıraktın..işte bu özün gelişmesine yarayan tüm etmenler tarafımdan hırpalanıyor..tarafımdan yönlendiriliyorsun..gülümsedi bu hoşuma gidiyor..inanamıyorum.. aşırı başarılı nevrotik boyun duruluğunun temsili olmayacağım…sürükleniyor oluşunun,boşunalığına sebep olmayacağım…lütfen dedi,lütfen…yine başlayacak ve yine terk edilmiş yetim bırakılmış çocuklar gibi acındıracak kendini,ve bu görüntüye sadık kalmayı başarmış bir dürüstlük tablosuyla gözlerini açıp kapatacak..gitmeliyim dedim ve çıktım..biliyorum sonuçtaki bağlığı sevgi olarak yorumlayacak,olumsuz duyarlılığını algılayıp hassas kalbine bağlayacak,ve onun bu bağımlığının sebebi olarak beni ottuturacak..nasıl yorucu bir ilişki bu kendi eylem ve güdülerimi haklı çıkarma özeyip bezeme girişlerimden daha sinsi olmanın ötesine geçmeyen konuşmalar nasıl boşunalık,annesinin gölgesine sığınmış,annesine tapındığı, ilahlaştırdığı gibi ve annesinin kendisine yardım edeceğini beklemek gibi bir bekleyişle,çocukluk deneyimlerinin statik bir tekrarına yönelik eğilimler…ısrarlar ve talihsiz bir çocukluk yakarışıyla,aramalar…annesi olmaktan,sebebi ve nedeni olmaktan niçini olmaktan bıktım,bıkkınlığımdan bıktım..bu ilişkinin böyle yaşıya gelmesinden bıktım..terketmeme psikozuna saplanışımdan bıktım..çekilmez davranıyorum ve çekilmez halime bile saplanıyor oluşundan bıktım..çekilmez davranmaktan bıktım..terk eden ve terk edilen bu yapısal sistematik korku yaşanmadan aşılmayacak sanırım..ve artık yaşanmalı..

25 Haziran 2010 Cuma

Ö.Ç -4-



Çifte çekilmiş fallus kıymalarını midelerine indirenlerin,yansıttığı garip inanılmaz huzur ve katharis yansıma,yol gösterici gibi…sistemin araçlarıyla düzülmekten zevk alıyorlar….onlar ete yaklaşıyor,ben biraz daha ölüme..seweeney todd sahnesi..hiyerarşi sistemine göre konuşlanmış çokta fark edilmeyen bir işlevle ,5 katlı idare binasının en üstünden,diğer katlara yayılan bu örgü, kimlik diploma ve yan eklentili verileriyle çoğaltılmış lisansüstü belgelerle süslenmiş,dillerle çoğaltılmış,ideolojilerle soslanmış olanlar,en üst kattan en alta göre derecelerine göre belirlenmiş bu bina,tamda kapitalist duruşla dikildikçe,üsttekiler alttakilerin üstüne pislemeye devam edecek..en üst kattayım ve tek kadınım,ben’lerini usturayla kesip aşağıya attıklarım,görüyorum ki huzura kavuştu,işveli kadınsı hareketlerle kikirdiyorlar..ben ölüyorum ,başımı yine kesip atmak istiyorum,lanet ediyorum..lanet olsun..insan her şeye en çabuk alışan varlık evet,ve bu sisteme alışmışlar..düzülmek hoşlarına gidiyor…ne bekliyordum ki,neyi bekleyebilirdim ki bu sürüden,mücadele mi..pehhh hayvanlık bende ,alışamadım..

Ö.Ç -3-



Cesur isen tehlikeyi göze almak zorundasın,aksi halde kendini bekleyen ölümün pençesinde inlemeye hakkın yoktur.akla karşı yaşamda düşlemsel bir yandaşa sahip olduğumuz kesin,temsilimiz doğa zalim acımasız ve duyarsız,bundan dolayıdır ki,kitleleri ele geçirmek hep olasıdır çünkü doğadan çok az ayrımlaşmış bir bölüm gibi yaşarlar..ve kanıları edinimleri,salt düşünmeden öte,duyular üzerine etkisini gösteren bir anlayış içinde bulunur..propaganda erkeğin iğdiş edildiği bir ameliyattır ve kadına dönüştürülür….bay belayla kitlesini ,kendi elindeliklerini zayıflatma operasyonuna başladım..dün ilk darbeyi yediler..gün boyunca insanın istem gücü, değişkendir ve sabahleyin yabancı bir istemi,yabancı bir kanıyı telkin etme ayartmalarına karşı daha büyük bir enerjiyle karşı koyma savunmasındadır.ama akşam olunca daha güçlü bir sistemin egemen gücüne dayanamıyorlar..akşam üzeri başlayan operasyonun sabahı,duyular üzerine bir eylemin histerikçe etki ettiği kadınlaşmış kitlenin,bireyselliklerini,akıllarını ve istemlerini yitirdikleri bir karakterize topluluğa yaptığım toplantı ve görev değişiklikleri,ihtiyarı kızdıracak ama konuşmanın sonunda bir şeyleri yitirmiş olduğuna inan bu grup,gönüllü olarak falluslarını teslim ederken,sonrasında yoksunluğunu hissedecekleri yeni özdeşleşmeler için aklın ideolojiden daha öncelikli olduğunu kavrayacaklar..erotikleşmiş yığın banyosu sonrası işlevsizleşen bu karakterize grup,aklın önemini kavrayacak….çağımızın dikte sisteminin anahtar sözcükleriyle arıtma ve temizleme operasyonu sonucu,sindirim sistemi ve boşaltım organlarının düşlemelerini ben burada olduğum sürece,bilinçlerinde sindirim sistemi gibi yaşayacaklar..kendimden utanmalı mıyım hala çelişkideyim ama terör terörle,baskı baskıyla yıkılır,işte o zaman yenilik olası olur..beni çelişkiye iten iyi bir psikoloji eğitimi aldıktan sonra erdem üzerine gelişme ilerleme çabalarını dondurup,bir çeşit geriye dönüşle yeniden bilinçdışı babayla savaşımın gerekliliğini hissettiren bir erkle yüz yüze gelmem ve öç silahlarını devreye sokmam,erdemsizliğin soyut dışkısını duyumsuyorum..utanıyorum..

Ö.Ç -3-


Cesur isen tehlikeyi göze almak zorundasın,aksi halde kendini bekleyen ölümün pençesinde inlemeye hakkın yoktur.akla karşı yaşamda düşlemsel bir yandaşa sahip olduğumuz kesin,temsilimiz doğa zalim acımasız ve duyarsız,bundan dolayıdır ki,kitleleri ele geçirmek hep olasıdır çünkü doğadan çok az ayrımlaşmış bir bölüm gibi yaşarlar..ve kanıları edinimleri,salt düşünmeden öte,duyular üzerine etkisini gösteren bir anlayış içinde bulunur..propaganda erkeğin iğdiş edildiği bir ameliyattır ve kadına dönüştürülür….bay belayla kitlesini ,kendi elindeliklerini zayıflatma operasyonuna başladım..dün ilk darbeyi yediler..gün boyunca insanın istem gücü, değişkendir ve sabahleyin yabancı bir istemi,yabancı bir kanıyı telkin etme ayartmalarına karşı daha büyük bir enerjiyle karşı koyma savunmasındadır.ama akşam olunca daha güçlü bir sistemin egemen gücüne dayanamıyorlar..akşam üzeri başlayan operasyonun sabahı,duyular üzerine bir eylemin histerikçe etki ettiği kadınlaşmış kitlenin,bireyselliklerini,akıllarını ve istemlerini yitirdikleri bir karakterize topluluğa yaptığım toplantı ve görev değişiklikleri,ihtiyarı kızdıracak ama konuşmanın sonunda bir şeyleri yitirmiş olduğuna inan bu grup,gönüllü olarak falluslarını teslim ederken,sonrasında yoksunluğunu hissedecekleri yeni özdeşleşmeler için aklın ideolojiden daha öncelikli olduğunu kavrayacaklar..erotikleşmiş yığın banyosu sonrası işlevsizleşen bu karakterize grup,aklın önemini kavrayacak….çağımızın dikte sisteminin anahtar sözcükleriyle arıtma ve temizleme operasyonu sonucu,sindirim sistemi ve boşaltım organlarının düşlemelerini ben burada olduğum sürece,bilinçlerinde sindirim sistemi gibi yaşayacaklar..kendimden utanmalı mıyım hala çelişkideyim ama terör terörle,baskı baskıyla yıkılır,işte o zaman yenilik olası olur..beni çelişkiye iten iyi bir psikoloji eğitimi aldıktan sonra erdem üzerine gelişme ilerleme çabalarını dondurup,bir çeşit geriye dönüşle yeniden bilinçdışı babayla savaşımın gerekliliğini hissettiren bir erkle yüz yüze gelmem ve öç silahlarını devreye sokmam,erdemsizliğin soyut dışkısını duyumsuyorum..utanıyorum..

24 Haziran 2010 Perşembe

Ö.Ç -2-



Çocuk parkını boşaltan çocukların yerini doldurdu içimdeki çocuk, gecenin ilerleyen saatlerde..parkın yalın ve coşkulu havasına doğru çekildiğimde gösterişsiz yalnızlığımın adını koymaya çalıştım..adı ne olabilir ki; yaşanmamışlıkların spontan tepkisi..önce salıncakta sallandım,yıldızlarları salladım gözlerimde,gırtlağıma hapsettiğim çığlığı.. babaannemle oynadığım oyunu anımsarken dudağımdaki gülücüğü salladım..gökteki her yıldız kendimiz olur,yıldız kaydığında düşselliğimizde nerde olmak istiyorsak onun resmini çizerek yorumlardık.. babaannem hep tiyatro sahnesinde dedemle çizerdi kendini ben çocuk parklarında..annemle babam işlerinden dolayı hep yurtdışında olurlardı,havaalanında onların yanında kendimi çizerdim..babaannemim gözleri buğulanırdı,gözyaşlarını salladım…kendi gözyaşlarımı sallamam ne mümkün,güçlü olanın gözyaşı olmaz derdi babam hep ve ben onları kimsenin olmadığı zamana gece uyurken yastığa sallardım..büyümüş çok güçlüyüm,ve şimdi ben onları bırakıp giderken onlar çok çok büyümüş güçlüler olarak arkamdan gözyaşlarını sallamaktan çekinmiyorlar…varoluşum bir beden içinde sadece kendini devir eden bir sirkülasyon,dönüp duruyorum,bazen bilincimin dışına düşüp orda donuyor,bazen belleğimin derinliklerine takılıp orda üşüyorum..sonrada benimin içinde yüzerken hop bir de bakmışım yerçekimini öpüyorum,bazen var ya heyecanlarım özgürlük simgesi atlar kadar coşkulu koşuyor,bazen de bakıyorum tüm bedenini yerçekimine yalatan sürüngenler gibi yerlerde sürünüyor..birde bakıyorum ki , kendime ağlıyorum,korkusu ölüm değil,varoluşuna nokta da değil,dıştan yansıyan fenomenlerin benimde duygularıma yaptığı travmanın bilindik korkusunu ,yaşamaktan korkuyorum…haa korkmamayı öğrettiklerinde ben 5 yaşındayım,o zaman lojmanlarımız taranmıştı uzun namlularla..hiç unutmuyorum annem üzerime uzanmış,aynı şeyleri tekrar ediyordu..korkma bebeğim korkma baban ve ben seni hep koruyacağız..15 yaşında ise elçilik binasının önündeki sloganlar artıp,ses içerde yankılanınca kendimi koruyabilirim korkmuyorum diye cama yaklaştığımda beni ikaz eden babama tekrarlamıştım,öğrendiğim korkmaları.. bazen de bir şekerle,sadece bir şekerle gözlerinde dünya yaratan çocukların dünyasını yaşıyorum,kimsesiz bir insanın gereksinimi olan bir tek sevgi sözcüğünün özeli olması kadar özel yaşıyorum,bazen de varoluşumda kapı arkasında can çekişen bir sünepe it gibi titriyorum..varoluşumuzun tüm malzemesi insanın bedeninde devir eder..beyin ve eller arasında yürekle..beynimin ve ellerimin arasındaki tüm boşlukları kaydırıyorum kaydıraktan,çocukken oynamadığım oyunları..çocukların oyunlarını pencere aralığından izlerdim..evden gizlice çıkıp çocukların yanına gitmiştim bir gün,ben geldim ben geldim diye,irice bir çocuk beni iteklemiş sen bizden değilsin demişti..rugan ayakkabılarımdan nefret etmiştim tek farkımız o ayakkabılar değimliydi..ayakkabılara karşı şimdi gizli bir öfke var içimde,sabahları çoğu zaman çıplak ayakla koşarken,ayağımı koruyan kimliği kaydırıyorum..burnum kanamış kollarım çizilmiş elbisem kirlenmiş,ben sadece ayakkabılardan nefret etmiştim..tahterevalliye binemedim karşıma oturacak şu anda hiç kimse yok,sadece parkın yanından geçen birkaç kişinin gülümsemesinin ağırlığı dışında..onlar bana gülüyor,deli diye ,oysa bilmiyorlar neye güldüğümü..gereksinimsizce oynuyorum kendimle..iş yerimde koridora çizgi çizip oyun oynamıştım ,bir süre önce topuklu ayakkabının çıkarttığı tüm ezme sesleriyle,gülüşlerime ve oyunuma dahil olmuştu birkaç kişi..ben uyarılmamıştım bu deli sizi de kendine benzetti demişti bay ihtiyar … bay ihtiyar bana söz vermişti çocuk parkında benimle oynamak için,ya 50 yaşındayım kendime yediremiyorum dedi bir gün gülümseyerek,ısrarım karşısında… beni izledi coşkuyla ama tahterevalliye geçip karşıma oturmadı..bay ihtiyar kurumumuzun amiri ve bana senin arkanı kollamaktan kalp krizi geçireceğim diyor,bende ona gözlerini belimin aşağısından, uzak tuttuğun sürece kalbin yuvasından çıkmaz diyorum,kalbi yuvasında ama zaman zaman gözü yuvasını terk ettiğinde işte o zaman ben iş yerini terk ediyorum…benden daha iğrenç bir şekilde öfkesini yansıtıyor..kalp krizi geçirdi önceki gün çok üzgünüm onun kalbini koydum karşıma kalbini sallıyorum..bay ihtiyar çabuk iyileş…parka senin için geldim,içimdeki çocuğu sırtıma alıp senide karşıma alıp oynuyorum..çabuk iyileş…

23 Haziran 2010 Çarşamba

Ö.Ç- 1 -


Ötekine karşı saldırganlığımız,esasında kendimizle olan münakaşamızdır.Bu söz dizilimiyle başladım bu gün , güne ve günün getireceklerine;yazacaklarım ise dünün getirisinin bu gün bedenime sıvanmasından ibarettir;sen şu sun mantığına itafen,diğerlerinden ayrıştırılarak , farklısın mesafesine yönelik..eksik duygu saplantı ve sadizm ve bu kaçınılmaz karekterlerin beni tanımlarken kullandığı farkındalık;peki farkındalık nedir o halde ; imgelerle sevişmek mi….. bildiğimiz imgeleri ve yine sanırım sen şu sun mantığına indirgeyerek başlanan kelimelerle yeniden anlam kazandırmak post modern bir yaşamın kapitalist persentilinde ivme yapmış peptitlerin emosyonel hazzından öte nedir ki. genetik hafızanın kara deliklerinden acı boşalıyor,okşadıkça kendi imgeciliğini övüyor..ve bu yaşamla insan bir sanat ürününe bakıldığı gibi cinsiyet ayrımına gidiyor,ve yine bilginin cinsiyet boşluğunda çoşkusal boyutta çatlak bir kurbağa yumurtası aceleciliğiyle nefes alma eğilimi gösterip, kendi bilinç filtrelerinde tortulaşmış düşlerinin,düşlerinin kendi öz kelimelerine düşerek cinsiyet ayracı oluyor.Erilin dilindeki saldırgan imge beni bir feminist yaparken, sutyen ve korseyle farklılaştırılıp var olmayan bir imgeye dönüştürülerek erişilmesi imkansız bir güzellik kurgusuna eklemlendirirken,ben neredeyim ,onun anlamının içine dahi girememişken bana yönelmiş olan sözler , kapitalizmin rekabetçi düşününün kırık ayna yansısı değimlidir.. iki dünya savaşı sonrasına sabitlenmiş imgeleri , geç deneyimlerin erkeksi protestosu şeklinde kataleptik vurgularla yansıması,kırık aynada bölünen cinsiyetin, taraflı olarak kendi içine tekrar yansıması değimlidir..kendileriyle öteki arasına coşkusal bir uzaklıkla koymaya çalıştıkları mesafede, yüzeysel olarak iyi geçinebilme nedenine oturttukları zorlanımlı ihtiyaçlarının ana maddesini,öz yeterlilik değil,kendi ihtiyaçlarının sınırlarını ,ötekinde aşma eğilimidir..ötekinde aşılmaya çalışılan temelde eksik bu duygu,saplantı ve sadizmde ortak özellik göstermesine rağmen;yapısal sapıkla yapısal saplantının herbiri kendi özgünlüğüne sahiptir (sado-mozoşist cinsel düşlemeler olmadan ,saplantılı olunmaz).hem saplantılı hemde sadist,her ikiside cinsel enerjinin evriminde anal döneme takılıp kalmışlardır.güdüsel düzeyde her ikiside baba imgesinin işlevini yaparak savunmalarını seferber ediyorlar....
ve günün analizi :
sahne:kırık ayna ;
tema:eksiklik duygusu
rol:saplantılı sadist
final:kendi ihtiyaçlarının sınırlarını ,ötekinde aşma eğilimi

özgür çağrışım..neden..


Yazmazsam çıldıracağım…düşünceler kalemden daha hızlıdır ve ben bu hıza ulaşmak için zaman bulduğum har an içimde siperlenen bulguları kaleme teslim ediyorum..çalışmaların çoğu yazılarak yapılırsa;bununla günlük tutma arasında bir karşılaştırma yapmak kaçınılmazdır..bu karşılaştırmanın irdelenmesi ayrıca analitik çalışmanın bazı özelliklerine açıklık kazandırmaya da yarayabilir.yazdıklarıma günlük demek doğru olmayacaktır;günlükle olan benzerlik ise güncel olayların yalın bir raporu değil de kişinin kendi coşkusal deneyimlerini ve güdülerini doğruluk ruhuyla kaydetmek amacıyla yazılmış bir ürünse söz konusudur.ama ikisi arasında önemli farklılıklar vardır. Bir günlük olsa olsa,bilinçli duyguların,düşüncelerin ve güdülenmelerin dürüstçe kaydedilmesinden oluşan bir çalışmadır..günlüğün sahip olacağı belirgin özellik,yazarın kendisi için bilinmeyen deneyimlerden çok,dış dünya için bilinmeyen coşkusal deneyimlerle ilgili olmasıdır itiraflar eserinde Rousseau,mazoşistlik deneyimlerini açığa vurma konusunda kendi dürüstlüğünü ortaya koyduğu zaman,kendisinin farkında olmadığı için bir etken ortaya çıkarmış değildir;o yalnızca genellikle gizli tutulan bir şeyi rapor etmiştir.ayrıca eğer bir günlükte güdülenimlere yönelik bir araştırma varsa bu,taşısa bile çok küçük ağırlığı olan sağlam olmayan bir tahminin sınırlarını aşamaz.genellikle bilinç düzeyinin altına girmeye yönelik hiçbir girişim yapılmaz..misal the strange lives of one man adlı eserde ely culbertson,karısına yönelik kızgınlığı ve huysuzluğunu dürüstçe dile getirir,ama olası nedenlere ilişkin hiçbir ipucu vermez.bu görüşler günlüklere yada özyaşam öykülerine yönelik bir eleştiri anlamına gelmez.bunlar kendi adlarına bir değere sahiptirler,ama özün keşfedilmesi çalışmasından yapısal olarak farklıdır.hiç kimse ama hiç kimse kendi hakkında bir öykü yazıp hemde belleğinin özgür çağrışımlar içinde özgürce koşmasına izin vermez..imkansız denilen olgulara ulaşmayı seviyorum,amacım ise bu hiç kimse kalıbını yıkmayı deneyip özgür çağrışımlarla koşmayı, denemeye kararlıyım..anahtar sözcükle özgür çağrışımları çoğaltmayı denedim önceki blogum da,popüler oldu bende tüm yazdıklarımla birlikte onu sanala gömdüm..şimdi burada pratik açıdan önemli olan bir başka farklılığı da ortaya koymak gerekiyor.bir günlük tek gözle gelecekteki bir okura yönelir,bu okur gelecekteki bir yazar da olabilir,daha geniş dinleyici topluluğu da.ne var ki geleceğe yönelik bu tür bir bakış kaçınılmaz olarak arı dürüstlüğe zarar verecektir.o zaman yazar bilerek yada bilmeyerek düzeltmeler yapacaktır.bazı etkenleri bütünüyle atlayacak,kendi hatalarını olduğundan az gösterecek ya da başkalarının üstüne atacak yada bazı insanları açığa vurulmaktan koruyacaktır.eğer kişi hayran bir dinleyici topluluğuna seslenme yada eşsiz değerde bir şaheser yaratma görüşüne en küçük bir eğilim gösterirse,aynı şey çağrışımlarını yazarken de olacaktır,ve odluda ve bir önceki bloğumda özgür çağrışımların değerini yok eden bütün günahlar olmasa da ,kısmi günahları işlediğimi itiraf etmeliyim..amacımı belirledim kendimi tanıma amacına hizmet etmek ,kişileri kendi ismini kullanmadan kendi özgür çağrışımlarımı libarel bırakmam,kendi amacım için gerekli….kendini analiz yöntemi bir analistle yürütülen çalışmadakinden farklı değildir,teknik yine özgür çağrışımdır…

12 Haziran 2010 Cumartesi

v-n-4

•Şubat 17, 2010 •
Yalnız hazzın hizmetinde açılmış bir ,erotik tepilerin yarattığı çatlak,öte yandan geri dönüşüm eğiliminin yarattığı çatlağı genişleten organik röfulman dürtüsünü,yararlılık ilkesine dayalı,patolojik haz biyolojisiyle bütünleştirmek psişik bir kişiliğin ilkel anotomik konversiyonudur..yer değiştirme ve yoğunlaşma ara konak olarak imgelerle yaratılmış enerjinin,organik işlevle yer değiştirmesi benzeridir..biyolojik bilinçdışılık ve organik bilinçdışılıktan ne yazıkki pekde bilgi sahibi olmadığınızı görüyorum…biyolojik bilinçdışılık yalnızca açık organik işlevlerin gizli bir düzenleyicisi gibi davranmaz,aynı zamanda cinsel yaşam ve organik hastalıklar gibi özlem durumlarında,psikozlardaki gibi olağan bilincin yerini ilkel psikolojinin alması gibi,eski eğilimleriyle apaçık yaşamsal işlevin yerini alır..organsal bir özdoyumsuzluğun alehiyle,bireysel doyum eğiliminin uyarılmasına yardımcı olduğumu görüyorum..muhtemelen patolojik olarak organ zedelenmeleriyle savaşıyorsunuz ki,özgeci işin askıya alınması ve dokularda özerotik sürecin yeniden yaşanması sonucuna ulaşım itkilerindesiniz..pek tabiî ki anlıyorum sizi;psişik bir neden organik bir hastalığa yol açtığı zaman,burada söz konusu olan çok miktardaki libidonun ön-varoluştaki organik libidinal yapıya geçmesini sağladığından ,gizil bir özlem uyaranındasınız.bir çeşit geçici bilinç yitimi gibi,beyine gelen kan akışının yetersizliğinde,iç organların hareketinin daha da artması gerekmiyorsa,bu durumda damar basıncının koşulları,ayakta yürüme öncesi döneme geri dönüyor demektir…zorunlu olarak terk edilen denge durumunun yeniden kurulması arzusunun sönmediği aşikar..güncel çıkarların kurduğu biyolojik sansür,bunun gerçekleşmesine engel oluyor değil mi…ve diyorum ki,kapsadıklarım içimde maddileşiyor..arzunun gücü,organizmanın içinde öylesine etkindir ki,bir arzu vucut içinde,maddileşerek,vücudu kendi fantezisine dönüştürebilir..ve bu yüzdendirki olasılığı dışarıda bırakmak (veya söküp dışarıya atmak)için hiçbir neden yoktur…gerekliliğin dayanılmaz döneminde,gereklilik organizmayı değişime zorlar,röfula arzu,terk edilmiş duruma hepten geri dönmesi onu isteklendirir,ve adeta terk edilmiş durumun yenilenmesine teşvik eder..,geri dönüş güdüsü,yeni duruma zorunlu olarak uyduğu zaman,hizmet dışı kalmış organları ve işlevlerini ele geçirmesi olasıdır….ya uçuyor ya yüzüyor oluruz ama mutlaka ot obur oluruz..



kapitalist bir zihnin üç adam paradoksu….
•Şubat 16, 2010 •
Enteleşi,holizm organcılık çağdaş dirimselcilikle,klasik hayati gücünün içine alınarak,ilke ve düşünceleri yeniden belirlemek,ortaya çıkn fenomenlerin akışını,doğadaki geçerli yasaların dışında,kesinlikle farklı yasalara göre dominantlar enteleşiler ,psikoidlerin katkısını ortaya koyarak sunmak,bunları bilinçli olarak belli amaçlara yönelmiş varlık yapmaz..ve yine zihinde yinelenmeyen,gerçekte yinelenmemiş olgu yapmaz…idealar tikellerin kendisinden pay aldıkları temel gerçeklikler ve bireysel varlıkların kendileriyle yargılandıkları bir ölçüttür..kendi kendini yargılayan,kendi kendini kuşatan kendi kendinin içinde kendini eleştirenler adam vardır..birde dış dünyada,insan toplumunda adam vardır,bu adamlar kendisinden pay alarak varlığa geldikleri,kendisiyle yargılandıkları adam idealarıyla yaşarlar..paradoks şu ki;somut adam,bireylerin adam ideasına ne ölçüde benzediklerini belirleyebilmek için,üçüncü bir adama ihtiyaç duyarlar…sonsuzca geriye gidiş yolu açmak suretiyle,var olanların nüfusunu gereksizce artırmak,takıntı düzeyinde bir yinelemedir…kapitalist bir zihin üretimiyle,ikili karşıtlığın post yapısalcılık açısından analiz kategorisindeki eşitsizlik ahlaki ikilemdir…

acıyın bana….
•Şubat 15, 2010 •
deri kanamalarım var,olup bitende nedir..organik temele giydirilen ruhum basınç yapıyor damarlarıma..mevcudiyetin metafiziğinde astım bedenimi ağaca,boş kovana dönüştü göğüs alanım,koparılan her ötekinin dokusu,yapıştırılıyor insafsızca,daha daha daha iyi ürün için göğüs alanım genişliyor,damak tatlarına..en yüksek amaç ötekinin organik parçalarıyla bütünleşip göğüs boşluğuma ekleniyor,göğüs alanlarımı genişlettikçe ruhumu boşaltan akbabalar gagalıyor sonra,her gaga izinde aynı mekanik dokunuş ..kopardım içine alıp bir ben olabilmek sanılıyor,oysa bir ben yokum,acıyın bana bu ben değilim inlemelerine karışıyor yok oluşum..bir ben olabilmek için,bir beni yok etmek nasıl insafsızlıktır,deri kanamalarım var,ince bir sızıntı ,toplanmış tüm dokuların arasından sızarak bedenimi boyuyor…ruhuma batırdığı fırça darbeleriyle…önce gözlerimi çiziyor,beklentilere dönüşmüş iki ince çizgiyle göz etrafımı boyuyor….yalnızlıkları düşüyor, düşüyor çepeçevre yüzüme zayıflıkların sürekliliğiyle ,ezici olumsuzlukların gerilimi altında,insanca onura vurulan ilk darbeyle boyanıyor dudaklarım..,başkaları tarafından benimsenme uğruna,boyun eğmeye hazır iki hilal kaş oluyor gözlerimin yakınında ….yalnız kalabilme yetisinden yoksunluğun,büyük ölçüte artığı dönemlerde,kendi seçimi olduğu sürece katlanabilirlikler hizalıyor bakışlarımla dudaklarımı ,istemli olmadığı zaman acıya dönüşümü,reddedilmiş hissetme ve reddilmeye yönelik aşırı bir duyarlılıkta dişlerimi boyayan fırça darbelerine dökülüyor.. gülüyorum,dişlerim kanıyor,beyaza boyadıkça…başkalarından yansıyan ışığın altında sızgın kan gölleriyle bedenime yaklaştıkça fırçanın can çekiştiğini görüyorum,iç gözlemlerin oluşturduğu her alandaki tahribatı kapatmak için ,kör noktada da güçlü ve bastırılan etkinin ,fırçayı alevlendirdiğini gördüğümde acıyın bana bu ben değilim diyorum…..nasıl bir rüyaydı böyle,kabustu,yataktan kalmaya bile gücümü tüketen bir etki bırakmıştı…bu rüyayı da zarfa koyup adresi belli olmayan bir adrese göndermek için kalkıyorum,dudaklarımla ve dilimle ıslatıp ağzını kapattığım da,gözümden düşen tek damlayı yutuyor zarf,tamamen parçalanıp küçük bir ıslaklık bırakıyor,gönderen kısmında….gözlerimi açtığımda zarfı arıyorum,sadece tuvalde ,dünden çizdiğim kare bir şeklin ,alt uç kısmının şekilsizliğine odaklanıyorum,ince bir şekilde sızan gün aydınlığının vurduğu bölümden,gölgeli bir akışla yuvarlanan çizgileri görüyorum,kırmızı 6 ayrı noktaya bölünerek silikleşmiş renklere takılıyorum..kırmızı…bakışlarım göğüs bölgeme doğru kaydığında sol tarafta kalbimin üzerine doğru yuvarlak halka şeklinde bir izin varlığını görüyorum…boynumdaki kolyenin ,uyurken kopup,bedenimin basısıyla gögüsüme yerleştiği kolyeyi buluyorum yatak ta… rüyalarımı harekete geçiren nesneyi,,rüyaları oluşturan bir bene takıp gülümsüyorum…istemsizce yaptığım resim rüyalarımda ,bir kolye ucuyla deşifre olmuştu…resim yaparken,önceki gün okuduğum iç deney ve iç gözlemlerde kullanılmış olan bir çocuk tekerlemesi düşüyor dilime…gün boyu söylüyorum… eskilerden duyduğum kadarıyla yaşlı bir kadın varmış sepetindeki satılık yumurtalarıyla bir gün pazara gitmiş ve uykuya dalmış kralın yüce yolunda,adı azman olan bir satıcı gelmiş yanına çepeçevre kesmiş eteğini uyuyan yaşlı kadının,eteğini kesmiş dizine kadar ve soğukta dona kalmış yaşlı kadın uyanınca yaşlı kadın başlamış üşümeye ve derken titremeye başlamış merak etmeye ve derken ağlamaya acıyın bana bu ben değilim… ama eğer bensem umarım ki öyledir evde küçük bir köpeğim var ve o beni tanır eğer bu bensem,küçük kuyruğunu sallayacak eğer bu ben değilsem havlayıp inleyecek eve gitmiş yaşlı kadın akşam karanlığında üstüne atlamış küçük köpek ve başlamış havlamaya başlamış havlamaya ve kadın ağlamaya acıyın bana bu ben değilim… içinizdeki ben ,bir gün size sorduğunda,kimsin diye..acıyın bana bu ben değilim demek nasılda korkunç geliyor..hep ertelediğimiz yapabileceklerimizi,bizden istenilenlere öncelik verdiğimiz bir ben,size hesap sorduğunda,acıyın bana demek,nasılda korkunç geliyor kulaklara oysa içimizde kıvranan bir ben,açığa çıkmak istiyor,rüyalarda…hadi sorun kendinize,siz kendinizmisiniz….

tek fonda karışık on eleştiri..
•Şubat 13, 2010 • Sonsuz uzamların sürekli sessizliği yoktur,oysa bir sessizliği yutuyorum uzun süredir..yuttuklarımın bağırsaklarımın işleyişiyle yer değiştiriyor..daracık alanlarda işlevselleşen bir sessizliği taşırken,okuduğum bir yazıdaki karakterleri tersyüz eden parmakları düşünüyorum..önsel bilinmezci tutum materyalist antropolojinin iki yüzlü,aşamalı,hafiften sinsi başarılarını kolaylaştırmıştı…hiçbir zaman dile gelmese de ,insan yaşamının değerine ilişkin sorunlar,belleklerde yol almaya devam etti,hatta geldiği bu aşamada depresif hatta mazoşist genel bir havanın oluşmasına büyük ölçüde etkili oldu..geldiğimiz,uygarlığın ulaştığı bu süreçte karikatürize edilmiş gerçeğin ölçüsünü değerlendirirken öykünmede bulunuyorum..her ölçü,bir ölçüden öbürüne değişen belli bir nicelik olgusunun,belli bir anda,belli bir değer alanında bulduğunu gösterir..mantıksal açıdan sağlam ama doğru olduğu söylenemeyecek,yalnızca çelişkisiz savunabilen bir öykü,olanaklı dünyanın deneysel çerçevede yeniden yazılması gerektiğini düşündürdü bana..karakterleri yontarken ortada var olanın bir hayal gücünden öte,mekanikleşmiş bir karakteristik, üretra anal amphimiksi oyunu oluşu beni öyküden koparmıştı;bunların içindede en dikkate değer durum röntgencinin yaptığıdır..tam doyum sağlamak için iki manevrayla eşdeğer,oral ve deri erotizmiyle desteklenmiş algıyla bedensel hipnoza geçiş…,gözlemsel algı çağrışımları(synesthesie) güdüsel erotik karışımların varlığıyla şekilleniyor..Histerik yön değiştirmiş materyalleşme,heteretopik genital işleme gibi geride kalmış özerotizmin gerileyen genitalleşmesi. Tipik erotizmin genital süreçlerinde olduğu gibi genital organlar vücudun daha masum olan başka bölgelerine geçer.aşağıdan yukarıya doğru yön değiştirmesinden başka bir şey değildir..bunu enerji türlerinin çokluğuyla ilişkilendirerek çok sayıdaki türleriyle yer değiştirmesinden yola çıkıyoruz..sadist anal düzenlemeyle uyarlanmış karelerde,yamyamca ilkel saldırganlığın bağarsakların işleyişiyle yer değiştirmesine düşüyor..,kökeninde ise temizlik kurallarına zorlanan baskılanmış ve cezalandırılmış çocuğun hoşnutsuzluğu çıkıyor..bu geriye dönüş,çocuğun kimliğini almasıyla,yani çocuğun kendi kimliği altında yeniden ortaya çıkıyor.,libidosunun oral erotik saldırganlığını anne oldukça acıklı bir şekilde reddettikten sonra,sanki her şey kendi içine dönmüş gibi seyreder.. kendi kendine hem ana hem çocuk olunca(bağarsak içeriği),libidinal açıdan kendine bakandan bağımsız olabilir..,işin aslında bu muhalif karakterlerin özellikleri sadist anal libido dönüşümünün ürünleriydi,ehh tabi birkaç atraksiyon için ay şekilli metaller gerekiyordu,.babaya oldukça fazla bir haksızlıkla mideye takılan kelepçeyle, cezalandırmak, kriminal dürtülere ortak edilen düşleri döküyordu.. yeniyetme ergen psikozlarını ortaya her defasında dökerken abartılı replik gibi simgenin dökülüşü,yazan parmakların o dönemdeki yasımalarıydı sanki..sınıf düzeyi yüksek okurun almak istediği,düzeyi yükseltilmiş düşlere ortak olarak bir sınıflaşma farkı değimliydi..umut kırıcı sıkıntılı ve burukluk ,çelişik bir şekilde arzu ve dürtünün,doğa ile kültürün,saldırgan ben ile uygarlaşmış benim etrafında bir çember oluşturarak,düşsel bir özgürlüğün uygulanabilirliğini yoruyordu..belkide dingin ve daha büyük çoşkular,güçlü sevinçler için,alacakaranlıkta ışıltılı bir dinginlik içinde açılan tünel yaratıp gözü kara faktorizasyonla,kanıtlamanın birinci denklemiyle bir göz kamaştırıcılık hissedirilebilirdi..şu var ki,günümüzde çok genel biçimde politika dışında kalmanın önemli bir kısmını,sorumluluktan bilinçsiz bir şekilde kaçışta aramak gerekir..öte yandan,görünür şekilde değişen bir ortama uyum gereksinimi,bencil çıkarları doğrudan ilgilendirmeyen tüm olaylardan vazgeçmeyi teşvik eder..bununla birlikte gerçeğin böyle yadsınması,cinsel enerjiden kaçırılan önemli bir ölçüde enerjiyi tüketir,ama dünyayı bilmezlikten gelme isteği,bu kez geriye dönüş eğiliminden hareket ederek gerçeklik karşısındaki rahatsızlığını artırır..bu durum ise ussal bir uyumun gerçekleşmesini engelleyen bir kısırdöngüdür..diğer bir konu ise yaşamını geçmişini hiç bilmeden bir çeşit körü körüne tanıyla frustrated behavior dışa vurumlarını yansıtma zorlanımı, sürekli bir kişiliğin temeli olacak sağlam kimlik bulma olasılıklarını yok ederek,tüm dişileri nevrotik,erilleri ise nevrotik düzeyde sapkın bırakacaktır…

binbir gece masalı….
•Şubat 11, 2010 •

Doğal değerlerin üzerinde oturamadığım yığın bir metallin içinde,akut nitelikli bireyselleşmenin idealizme olan yansısıyla başbaşayım..bireyselliğin yitirilmesi,bireyin kitle içinde erimesi eğilimi insanlığın en yüksek noktasında kronik bir varlaşmadır..arabanın dikiz aynasında kendi görüntümün yansısını izlerken özel arzularımın,kişisel düşüncelerimin bireysel hak denilen bunların tüzel yansımalarında ,arabada çalan rimsky.korsakov scheherazade symphony ile birlikte stilistik bir manevrayla vitesi beşe çekiyorum..en güçlünün en iyi olduğu hayvan statüsüne boyun eğerek gaza basıyorum..insan özgünlüğünü kuran doğa yasalarının biçim değiştirdiği bir hızda boyun eğmem gereken gücün ve enerjinin ayrıcalıklarını önüme koyduğu görünümü ay’ın aydınlattığı yolda ayırt etmek için karşı gerçekle devam ediyorum..bencillikle..yalnız kendi için yaşıyan,ne vakit aç kalsa yiyeceğini arıyan ve yalnız yaşamını korumak için dövüşen hayvanınkinden pek farklı olmayan insan bencilliğimle…insan özgünlüklerinin birisi gerçekte topluluk içinde tümüyle ve sürekli biçimde erimesi,yoksunluk duymadan ben’ini eritmesi idealizmolması gerekirken,modern diktatörlükle,boyun eğmeye karşı bu tepkisel davranışımı günah keçisi görevini yerine getiren dış nesneye arabaya yöneltmiş durumda olduğumu farkettişim,çalan müzikle binbir gece masallarından yansıyan düşlerden farklı değildi..insanı yaratan idealizimdi,doğanın istediği amaçlara yanıt veren ama bencilliğin hiç erimediği insan evrimiydi…o sıra kaza yapıp sakat kalma olasılığım bu çağdaş bilincimle yer değiştirdi..çağdaş bilincin öğeleri bizim ölümlü durumumuza uygun değildi,insan,hiçbir zaman,hiçbir çağda yaşını böyle çok ve sürekli biçimde düşünmemiştir..her fiziksel tatmin toplamının acı toplamından daha az olduğu bir anın gelmesi,sonuçta kendi içinde sayacın döndüğünü duyumsuyor vede sayaç hep aynı yönde dönüyor oluşu herkesin sonunda yapmak zorunda kaldığı,usçu tahminle acı incelemesi kaçınılmaz oluyordu..belkide yaşlılardada sık görünen fiziksel çöktünün yarattığı kısıtlamaları yaşamaktansa ölmeyi yeğlemelerindeki çıkmaz bu noktada deşifre oluyordu,nitekim saygın deluze ve debord’un kesin neden yokken intihar etmeleri yaşamdan bıktıklarından öte sakat bir bedenle yaşamaktan daha korkunç gelmediğindendir..bu düşüncelerin beynimdeki vitesi küçültmesini sağlayacak sarsıntıları hissettirmesiyle hızımı düşürmem özel bir tepkime biçiminde dökülmüştü parmaklarıma..bu beyinsel,törensel oyun,jestlerin titizlikle hesaba geçirilmesi,denetleme, ince eleyip sık dokuyan bir etkinlikti..gerçekte ne nesnenin,nede öznenin ortadan kaldırıldığı denetleme,bilinçdışı iç gerçekliği,dış gerçekliğin yadsımasıdır ve orada yıkma ve yok etme tehditi her zaman askıda kalacağıdır.nesneden gelen ve bu nazik dengeyi bozacak olan hiçbir doğal davranışa yer verilmez.dar sınırlar içinde özneyle nesne arasındaki değişmez uzaklığı güvence altına alan nesnel ilişki iyiyken,özgürlük büyük düşmandır..ve sadist dürtülerin ötekiyle olan ilişkisine benzer ,grafik çizelgesinde yatay ve düşey çizgiler cinselliği ve saldırganlığı temsil ederek her milimetre gözüne alınması gibi süreçte yara bere yol açan kötü davranış,yaktığım sığaradan yayılan koku ve dumanla mücize eseri silinmesi gibi dış gerçekliğin,iç gerçekliğin güven verici yatsımasına baskın çıkıyordu..o sıra cinselliğin ve saldırganlığın evrimini düşündüm..kırmızı ışıklara yaklaşınca vitesi boşa aldığımda,boşalmanın organik süreçteki yerinde durdum..organın doyuramadığı ve organizmanın daha iyi çalışması için yerini değiştirdiği uyaranın nitel ve nicel toplamını,cinsel organda biriktirdiğini ve bunun aracılığıyla boşalltığını,özerk bir eğilimle bu boşalma,gerilim durumundaki organın bu durumu reddetmesinin dışavurumundan başka bir şey değildi..dişi ve erkek ayrımının evrim sürecini önümüzde uzun bir yolculuğun varlığıyla burada bu yazıda aktarmaya çalışırken eril ve dişil organ arasındaki sürtünmeye iten tüm isteklerin organizmadan gelen gerilimlerin cinsel organda kaşıntı biçiminde toplandığını ,bu kaşıntının daha sonra bir çeşit kazıma eylemine geçip,bu edimini outotomi eğiliminden gelen ilkel bir kalıntı olarak düşündüğümüzde,kaşınan organların tırnaklarla söküp çıkarma girişiminin,nasıl ki,vucuttaki kaşıntı bölgelerinin kan uyarılıncaya kadar kazındıktan sonra dokunun kimsi olarak yerinden sökülmesi benzeri kaşıntının durmasıyla ilişiklendirebiliriz..ben yoluma devam ederken ,konuya meraklısı olanlar belki vardır diyerek konuyu detaylandırıp,hem yavaş yavaş yolumu eksilteceğim hemdeilgililere kısa bir evrimi anlatacağım..
evrim tarihi ile karşılaştırmalı hayvan bilimi,şimdiye değin gözüpek görünen bir varsayımı düşünmemizi sağlıyor,ve sağlam kanıtlarda var..yalnız karada yaşayan hayvanlar,embiryonu korumak için bir dölyatağı ile içinde sıvı bir madde geliştirler,bir dölyatağı olmadan embiryonun geliştirdiği türler gerçek anlamda ralarında birlaşamazler.döllenme ve döllenmiş yumurtanın gelişimi ana karnının dışında ve çoğu zaman suyun içinde serbestçe olur,söylediğimize uygun iç döllenmeye tek tük balıklarda rastlanılıyor ve evrim sürüyor…sürekli bir birleşme oranı iki yaşamlılarla birlikte başlıyor,memelilere özgü dikilmeye sadece sürüngenler varıyor.. en basit çiftleşme organına sahip iki yaşamlı erkeğin,ayrıca birde tutma organı geliştirmesinin amacı bana göre yüksek omurgalı erkeklerde,büyülemeye ve elde etmeye özgü araçları artan bir çeşitlilikle geliştirip,bununla dişinin karşı koymalarını aşmaları..yüksek hayvanlarda erkeğin içe giren organının her zaman daha iyi geliştiğini düşünecek olursak ,bu varsayımlara gidebiliriz heralde kuraklık felaketinden sonra, hayvan ilk kez yitirdiği su yaşamını yerine koyacak bir yer aramak zorunda kalınca,başka bir hayvanın vücudunun içine girme, diğer bir deyişle onunla birleşme eğilimi ortaya çıkmıştır..ilkel olarak bu herkesin herkese savaşımıydı bununla birlikte daha güçlü olan erkek sonunda karşıtının boşaltım deliğine girmeyi başardı..dahası birleşmeye yarasın diye bir kanal açtı sonra dişi kendi vücuduyla bu duruma uydu..
iki yaşamlıların evriminde, dış cinsel organların gelişimi suların çekilmesiyle eş zamanlı olarak birden bire başlıyor.iki yaşamlılarda cinsel birleşmeye uygun gerçek manada bir organ görünmezken, böyle bir bir birleşme yalnız sürüngenlerde gözüküyor bununla birlikte kurbağalarda delik(cloaca)aracılığıyla bir çeşit birleşme var.işte ilk kez ikincil nitelikte bir cinsel çıkıntı erkek kurbağanın organında görünüyor.dişinin kendisine tutunmasını sağlıyor.kanaldan yoksun ilk penis uzantısı kertenkelede,dikilmenin ilk izleride timsahta gözüküyor….erkek semenderinde sidiğin dışarıya atılmasıyla,cinsel boşaltım arasında bir iç bağlantının varlığı,artık ortaya çıkartıldı.,bu ilişki ilkel omurgalı olan kanguruda ilk kez en yüksek düzeye ulaşıyor,bu hayvanda boşaltım ağzı göden ,sidik yolu ile ayrılır,sperma ile sidiğin ortak boşaltım kanalı olan bu organ,insanda olduğu gibi dikilebilen bir penis uzantısı oluşturuyor…bu evrimsel dizi;erotik gerçeklik duygusunun bireysel evrim evreleriyle belli bir benzerlik gösterir.dişinin vücudunun çeşitli kısımlarında genital yollarla girmek için,erkeğin yaptığı beceriksiz girişimler,bize şunu anımsatıyor ki;çocuk da erotik güdüsel örgütlenmenin yardımıyla ana karnına dönüş olasılıklarını ele geçirmeye çalışır..doğum olayını kısmen veya simgesel olarak tekrar yaşamak için….işte amfibiyanlarda sürüngenleri bir penis olmaya iten neydi…iç güdülenme olmadan EVRİM olmaz canlıda bir dış düzensizlik uyumuna denk düşmeyen değişiklik yoktur….büyük olasılıkla bu güdülenme,yitirilmiş yaşam biçimini yeniden kurmayı amaçlayan çabaya karşılıktır..simgenin yer değiştirme çabasında kadının rahmi,deniz özlemi yaşamı içindir..kuraklık felaketi sırasında elverişli koşulların rastlantı olduğu ve yer yaşamına uyum boyunca iç_dışasalaksal yaşamın geri dönüş deneyimleri başarılı geçtiği içinde tüm hayvanlar ölmediler..sonunda yüksek omurgalılar iç döllenmeyi örgütlemeyi ana karnının içinde gelişmeyi ve böylece asalak bir varoluş biçimiyle,denize dönüş arzusunu bir araya getirdiler….şimdi örnekleyelim anne karnındaki dölüt ile,su ortamında kendine oksijen ve besin sağlayan hayvan arasında bir başka benzerlik ortaya çıkartılabilir,dölütün tüyle kaplı dış zarı ananın kan gölü dölüt yatağında serbestçe yüzer ve geçişme yoluyla havayı sağlar. işte bu tüylü zarlarda(ve hiç bir zaman görev yapmayan embiryonel solungaçlarda değil)suda yaşayan hayvanların solungaç organlarının dengini ortaya çıkartıyor.bu tüylü zarlar,karada yaşayan hayvanlarda olduğu gibi oksijeni havadan değil sıvıdan ve geçişme yoluyla edinirler.demek ki embiryonel dölyatağı,embiryona oksijen sağlayan ve solungaç solumuna öykülenen asalak nitelikte bir solunum organı oluşturur ve bu,organları ana karnının dışında karadaki bağımsız yaşama uyarıncaya değin sürer.
bu konunun bu kadar sıkıcı olabileceğinizi düşündüğünüzü bir an düşündüm..erotik anlatımını yeğleyeceğinizi,hatta ve hatta mekanı gözünüzün önüne serecek binbir gece masalları sahnelerini dinlemeyi isteyeceğinizi düşündüm..kim kiminle nerede, bilinçiçi fantezilerinizden boşalan alfabetik sıralı bay ve bayanları düşündüğünüzü düşündüm..prostatlarındaki gülücükleri attırken,ölmeyi yeğleyenlerin ne düşündüğünü düşündüm..aşık olanları olmayanları,zorlanımlı kişilik yapılarındaki iç psişik enerjilerinin tüm tenine yatırım yapanları düşündüm..sonrada vazgeçtim..ne düşünürseniz düşünün kaşıntı ve üreme duygularının beyninizin içinde yarattığı binbirgece masallarında beden ve ruh autotomisinde ne okunan kitapların nede onu yazan şair ve yazarların aynı neden üstünde dikelmesinden öteye geçmeyecektir..arabayı park edip ,eve doğru ilerlerken,pars pro toto ile ağustos ayının ilk gülücüğü düştü dudaklarıma..sonraki günlerde gülücüğün parçaları…….başlığa kötü yazımımla binbir gece masalları yazıcağım..işin içine bilgi karışınca okuyanı az oluyor tirajı yükseltmek için iki yüzlü davranacağım..

v-n-3-



en sevdiğim sahne; peer gynt’in düğme yapımcısıyla karşılaştığı sahnedir…başkalarının elinde şekillendirilmiş olma konusunda duyduğu dayanılmaz ürpertinin kusursuz sunumudur..cehennemde kendisine bir odanın ayrılmış olması hoş birşey olacaktı..ama bir maden potasına atılmış olmak,,şekillendirilmiş ve başkalarına uyarlanmış olmak tüyler ürpertici düşünceydi..kendisini eşsiz bir dokuya ve renkleri birleşimine sahip olan ve sonsuza dek hep aynı kalacak olan bir şark halısı gibi hissetmesi..kendisini çevrenin zararlı etkisinden korumuş olmasıyla ve bunu sürdürmeye duyduğu kararlıkla övünüyordu..kendi yaşayış biçimini inceden inceye işlemeye,hatta hevesli olduğu için,bu yaşayış biçimine dışarıdan hiç bir şekilde yabancı maddenin katılmaması konusunda ısrar eder…olanca yalnızlığı ve yetersizliğiyle karşımıza peer gynt’in parolası dikilir…kendin için yeterli ol….
yalıtılmış tip durumunda bireysel fark büyüktür…çünkü,karşısındaki insanlara çoşkusal açıdan katılmak,hiç kimseye ihtiyaç duymamak,onların kendilerini etkilemesine izin vermemek ister…
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
coşkusal yalıtım…
•Şubat 23, 2010 • Bütün duyguları bastırmaya,hatta bunların varlığını reddetmeye yönelik eğilim ve hatta çoşkusal yalıtım içindeki bir insanın tipik durumunu ortaya koyan kelimelerin dile gelişi;Güçlü fiziksel bağı(babamla olduğu gibi)ve güçlü ruhani bağı(kahramanımla olduğu gibi) görüntüleyebiliyordum.. ama bu bağın,duyguyu,nerden aldığını yada nasıl aldığını göremiyordum..kısaca duygular diye bir şey yoktu..insanlar diğer bir çok konuda olduğu gibi bu konudada yalan söylemişlerdi..özveriyi nasıl açıklayacaktık peki,buz kesilmesine benzer bir ürperti sıyırdı ense kökümü…sözler gerçek beni sersemletmişti içimde…derken,özverininde bir başka yalan olduğuna ve yalan olmadığı zamanda fiziksel ve ruhsal bir edinim olduğuna karar verdim..o zamanlar tek başıma yaşamayı,asla evlenmemeyi,,pek fazla konuşmaksızın,yardım istemeksizin,güçlü ve huzur dolu olmayı düşlerdim..kendi üzerimde çalışmak,özgür daha özgür olmak,açıkca görmek ve yaşamak için düş kurmayı bırakmak istedim…ahlakın hiçbir anlamı olmadığı kesinlikle doğru olduğu sürece iyi yada kötü olmanın hiçbir farkı olmadığını düşündüm..en büyük günah yakınlık aramak yada yardım beklemekti..ruhlar bana başında nöbet beklenmesi gereken mabetlermiş gibi geliyordu ve bu mabetlerin içlerinde her zaman,sadece rahiplerin ve koruma görevlilerinin bildikleri garip törenler yapılıyordu…duygunun reddelimesi temelde diğer insanlara yönelik duygularla ilgilidir…hem sevgiye hem de nefrete uygulanır…bu,başkasından coşkusal uzaklıkta kalma ihtiyacının mantıksal bir sonucudur..çünkü bilinçli olarak algılanan güçlü bir sevgi yada nefret onu ya başkalarına yakınlaştıracak yada onlarla çatışma içine sokacaktı..uzaklık makinesi terimi nasılda uyuyordu…başkalarına güvenli bir uzaklıkta,doğrudan doğruya insan ilişkileriyle birleştirilmeyen bir duygular ordusu ayağa kaldırabilecekleri gerçeği,coşkusal yalıtımlarına ulaşabilmeleri için daha önceden bütün duyguların reddedilmiş olmasının gerekli olduğu yorumuna izin verir…


anakronizmaya takıldı….
•Şubat 22, 2010 •
Orijinal bir gerçeklik olmadan,simülasyonla ölümü kopyalamak,kendi ölümü gerçekliğiyle projatif tavrı yansıtmak kadar uzlaşmazdır..temsil edilenin,temsil edilenin dışına düştüğünde,uyarlayanın temsil ettikleri,içini kendi parçalarıyla doldurduğu kendi gerçeği olduğunda,final neden anakronizmaya takılır…kronolojik zamandizimsel bir yanlışla gerçek düzeni ve aktarım düzeni arasında definiesci bir küremede anımsayanın geçmişinin bir parçasını,nesnenin suretine kaydırılır…kahkahalar özgürleşmek için çığlık bilinmeyene tepki için,dudakları yalar..dibe çöken eğilimlerin gücü,ağır basan eğilimle uyarlanan tutumun tersine ç.evrildiğinde açıklık kazan durum tersyüz durumudur…someres maugham’ın ‘’the moon and the sixpence adlı eserindeki strickland tam bir tersyüz karakteridir…hırslı ,masküler olan genç kız,aşık olduktan sonra uysal feminen hırstan yoksun bir kadına çevrilmiştir…ezici deneyimlerin baskısı ile yalıtkan bir insanın hastalıklı bağımlılığı,bilinç düzeyi mesafesine en yakın olanın güncelleşmesini sağlamak ,ölü bir kadına duyulan kıskançlığın evirilerek kendini yansıtması ortaya fırlatılan bir boyama kitabının üzerinden geçerken,ayakkabı numarasını bırakmak kadar süzgeçtir…bırakılan ayak izine gülümsemek,sessizliğe sövgüdür dudakta…

v.notlar-1-



yeni oyun asanga….
•Aralık 29, 2009 •
Artzamanlılıkla duygulanımsal ve libidinal enerjilerin bilinç dışından yaratılan sentezlerinde,arzularını kıstırılmış bir alana hapsedenlerin tüm enerjilerini optik kırılmalarla eşzamanda izlemek ,kayıp nesnelerle asanga tadında bir oyuna dönüşüyor belleğimde,iki kez değilleme mantığıyla arzuların akışkanlığına ve yaratıcılığına kapıları açıyorum..artık sizde özgürsünüz..arzuların serbest kalışından ortaya çıkan güç optik yansımalara sebep oluyor ,,önce arzu düşüyor gözlere,eylemlerin libininal depolarında infilak ediyor,sadece haz vereni arzulamayan fenomenler varlıklaşıyor,bastırılmış arzuların bedenlerden egemenliği ve otoritesi yok oluyor…aşama aşama göğe yükselen enerji gökyüzünden sallanan bir gökkuşağına dönüşüyor..ve tırmanmayı öğreniyor insanlar,yerçekiminden gökkuşağına doğru kayıyorlar..denizler aynaya dönüşüyor gökyüzünden kendilerini aritmetiksel yüklemle aynada izleyenler coincidentia oppositorum da birleşiyorlar…


paralel pastülada haz kalkülü..
•Aralık 29, 2009 •
Sabit iki nokta arasını birleştiren en kısa yol olan doğruda summetresis ölçümü yaparken,geçmiş ve geleceğin haz birimini ölçme ve hesaplama ile mutluluk birimini belirlemeye gidersek, eukleides aksiyomlarından çıkarımla bütün parçadan daha büyüktür ve şimdi bu parçanın niceliksel gerçek mutluluğa ulaşabilmek için şimdiki hazlarla gelecekteki acılar arasında denge kurulması gerektiğinden yola çıkmalıyız..,şimdiye eşit uzaklıkta bulunan duyguları ifade eden noktaların geometrik görünümünün bir çemberden ibaret olduğunu düşünelim.şimdi haz, gelecekteki acıları kesen ,geçmişin deneyimlerinin yarattığı korku üçüncü doğru olarak kestiği zaman ,içte meydana gelen açıların 180 dereceden küçük olduğu tarafta,kesişir ve 3 kabulle karşımızda durur…mekan 3 boyutludur,mekan sonsuzdur mekan homojendir..o halde birbirileriyle çakışan duygular birbirleriyle eşittir..eşit duygulara şimdide eklenen mutluluklar çıkartılırsa,kalan acılar yine birbirine eşittir..haz biriminin değerleri,kendi başına değerlendirildiği zaman,az yada çok,hazzın yoğunluğuna,süresine kesinliğine ve yakınlığına bağlı olacaktır…sonuçları açısından ele alındığı zaman ise,hazzın verimliliği,yeni hazlarca izlenme şansı,hazzın saflığı,yani acının değil de hazzın takip etmesi olasılığı türünden başka etmenlerde hesaba katınca kapsamında ne kadar kişiyi etkilediği ön plana çıkar…hazzın niteliksel olarak iki tercih ölçütü vardır,hem duyumsal,hem de entelektüel boyutu olan insan varlığı..o halde ölçüt insan varlığıdır..paralel pastülada iki aşığın evirme yoluyla aynı birimde ne kadar mutluluk birimi yakaladığı ise duyumsal ve entelektüel ölçütleriyle ,kendi insan varlığının bütününde değerlendirilir..ve kendilerini izleyen bütünden elde ettikleri hazzın yoğunluğuyla niceliksel artışa sebep olur..



ölüme yakın ……
•Aralık 26, 2009 • Yorum yapın (Düzenle)

Tolstoy’un işte bu his beni intiharı düşünmeme yönlendirdi diye yalnızlığıyla konuşurken yüreklendiği duygularını geçiyorum aklımdan,yalnızlığıyla konuşan pavesa yalnızlıklarını ölüme yakınlaştırmışdı,kendi bedeniyle..yıllardır ölüm ve intiharın samimi dostluğu insanları şaşırtmış ve bu dostluğun kandökücü bir tanrıya dönüşmesini izlenilmişti.farklı zamanlar da farklı insanlarda farklı şeyler ifade eder bu duygu durumu petronius arbiter için intihar mağrur bir yaşama yakışır mağrur sondur.thomas chatterton için yavaş yavaş açlıktan ölmektense bir anlıkdır. sylvia plath için ise intihar,onu kendine hapseden şiirin çıkmazlarından bir kurtulma çabasıdır. “kendimi yalniz birakmamak icin butun gece aynanin karsisinda oturdum diyecek kadar yalnız adam cesare pavere için hiçbir övgü ve başarının ertelemeyeceği,güneşin hergün doğması gibi bir şeydir ifadeleri olsa gerek,bizler için ise hastalık diye değerlendirilecek BOS taki serotonin azalması ve yok olmasıyla gerçekleşen ,bir kimyasal oyunu gibidir..tedavi edici yönünde birkaç kimyasal form(ilaç)veya sevgi dolu bir anlayış kelimelerinin altında dinlenilmesi gereken bir terapi ortağıdır.din adamı için ise başka bir ortaklıdıktır tanrının adına ceza ve dine malzeme olmanın verdiği bir aciz bir kişilik…farklı mekanlarda ve toplumlarda yine farklı bakışlar ölümü farklı tanımlar ölmek isteyen bu sessiz eylemcileri…
Ağza alınamaz nerdeyse doğaya aykırı bir ölüm anlayışı yirminci yüzyılın keşfidir,viktoryanlıların cinsellik anlayışı gibi saklı, özel soyut ve şok edici bir şekildir,ölümün tasarımları tarihte toplumlarda algılanış şekli oldukça keyifli aleni hatta Romalıların gladyotörleriyle binlerce kişiyi katletmeleri zevkli bir o kadarda keyifli bir izlem sahnesidir.spartaküs ayaklanmasından sonra çarmıha gerilen altıbin köle romadan çapuaya kadar fener direkleri gibi yollara dizilmesi,hiristiyan avrupasında ölümlerin sirke çevirilerek insanları eğlendirmesi bir panayır havasın da yapılır dı.bu hodbinlik hep devam etti,ingilterede infazcılar halktı,pariste cesetlerin madam tussaud un mumyaları gibi sergilendiği morglar türistlik yerdi üstelik gelir getiren mülk tü.daha öncelere gittiğimizde ise azteklerin ayinleri gelir aklımıza tarihin kanlı sayfalarından,tanrılarına mayor tapınağında 4 günde sundukları esir sayısının 200 bin gibi sayısal ifadelerle tanrıların kanla beslenmesinden sonra sahneye odin çıktı.onun adına hayvan ve insanlar onun onuruna upsaladaki kutsal korunun ağaçlarının altında asılırdı havamalın büyüleyici,güzel dizeleri aynı ritüele kurban edilerek öldüğünü ileri sürer
Biliyorum rüzgarlı ağaca astım
Geceler boyu onkez
mızrakla yaralanıp,odin’e sundum
kendimi kendime
inanışlar köleler tanrılar savaşcılar içmekle doyulmayan kan kan kan ,tanrının katında olduğu gibi her şeyin aynılaşması .televziyonda ve stüdyoda izlediğimiz tarihtede izlenenler eğlenilmesi için üretilen fantezilerden farkı kalmıyor.ölüm bu koşullar içinde duygusal devinimde pornografik,heyecan verici ve gerçekdışı kavramların örtünmesiyle,ölüm öyle bir şey ki korkuyoruz,ama dinlerken gıdaklanıyoruz.
Sinema tiyatro edebiyar resim şiir hepsinde tema olur ölüm,ölüm bir kaçışmıydı ya peki bir yardım söylencesimiydi yok yok bence sadece bilinmemezlik.işte bu duyguyu bilinmemesinin tarif edilememesinin ve en büyük yoksunluk varoluşun bitişinin duygusunun açlığı insanı intihara meraklı kılmıştır.marakını yenmeye çalışan bir organizmanın eterden sonra dönüşünü eminimki kelimelerle tarif etse şöyle ederdi;ölümün birdenbire açıklanabilen,doğrulanan ve bedeli ödenen yaşamın kısa özlü bir anlatımı.beynin helezonlarında ve kıvrımlarında kopan kıyamet,oysa belleğimde kocaman bir delik boş bir sıfır bir hiç ALDATILMIŞIM
Esasında bizi kendimizi öldürmeye iten itkinin karamsarlık mutsuzluk umutsuzluk duygularının olmadığını söylüyorum.çünkü bu duygular organizmamıza yabancı duygular değil tanıdıktır alışılagelen korkutmaz ve mutsuzluğun iklim etkisi ,hayatın yaşamak zorunda olduğunuz bir koşulu olduğunu tanıştırmıştır.ve organizma sonuç itibariyle şunu anlamalıdır ki,ölümde bile bulabileceği hiçbir çözüm olmadığını birkes kabul edince ve ölümün bilinmez değil bilinebilen sadece bir hiçle tarif edilebilecek bir tanımda yer almasıyla artık,mutlulukmuş mutsuzlukmuş,sorunlarmış,sorunmuş işte hayretle bunları artık önemsemediğini görecek,toplumsal psişik korkulacak bir sınırlılıkta katı kendi kendimize kattığımız ürkütücü ve doğal tepinin artık bilinmezi oynayarak yarattığı sahne gösterisine olan ilgiyi azaltacak ne korkacak nede meraklanacak sadece doğal döngüde unutmayacak,yatsımayacak nede vazgeçmeyecektir


agape..agape…
•Aralık 24, 2009 •

Zamanın bütününe karşı aenesidemos’un tropelerini deneyimleyerek,geriye tekrar dönüp kaldığı noktadan agapeyi kucaklayan bir çocuğun heyecanını işleyen parmaklarım, yeni çizgiler ekliyor avuç içlerine ,kendi avuç içi çizgisinde koşturan içimdeki çocuk ,büyümeye niyetli değil..oyunun ismi KİNESİS ,vazgeçemiyor..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
şeytan…
•Aralık 23, 2009 • Meleklerin en yeteneklerinden biridir şeytan, şu mefistofelesi,çoğu zaman güdüsel olarak, tüm kişilik özelliklerini kapsadığı bir temsil olarak ele alarak,kişilik incelemesi yapalım..mefistofeles’in cinsel enerji durumu,anal geriye dönüş durumudur.kara renk,kükürt kokusu,yıkıcı ve sadist bir saldırganlık buna tanıklık etmektedir…tanrı ile eşit olma arzusu yüzünden,cennetin ve sevginin dışına bırakıldı..burada elbette oedipsel çatışma karşısında tam bir başarısızlık söz konusudur..babaya eşit olmak ve anneyi ele geçirmek için babaya meydan okumaktadır..anal durumlara geriye dönüşe şeytanı zorlayan arzu,tüm efsanelere göre onun arzusu,iyi niyetli insanları ayartmak,umutsuzluğa düşürmek ve o ana değin tanrıya adanmış ruhları ele geçirmektir..peki ama din için ruh,tanrının imgesine,tanrısal penis-fallusa göre yaratılan insanın bir parçasından başka nedir ki…,o halde insan ruhunu ele geçirme arzusu,demek ki şeytanın tanrıya karşı eşcinsel arzusunu dışavurumdan başka bir şey değildir…şeytan için tanrı,şu üstün güçlü babadır,ne pahasına olursa olsun,ona diş bilemek gerekir,çünkü onu sever ve tanrı imgesine göre yaratılmış ruhları durmadan,umutsuzca kazanmaya kalkıştığı için,ondan vazgeçemez..çektiği vaazlarda kendisini izleyen özgür insanların bir parçasını elde etmeye çalışıyordu.her iki durumda da amaç aynı,kötü annenin kimliğini almaktan kaçınmak için,babayı geçici penis fallus aracı yapmak,sürekli olarak yineleme gereği yüzünden bu sürece eşcinsel kaynaşma da diyebiliriz..ne olursa olsun,eğer insan kendi özgürlüğünü elde etmek istiyorsa,her yerde babaya saldırmaktan ileri gelen bu şeytanca davranışın,babanın kimliğini almak için mutlaka gerekli olduğu kanıtlanabilir gerçektir..haç işaretinin ya da kutsanmış suyun fobisi içinde açıkça kendini gösteren şeytanın bu paronayak görünümü,çılgınca bir öfkeyle karşı karşıya kaldığında kaçmasına yetiyor..öyle anlaşılıyor ki,babaya karşı eşcinsel arzuyla açıkça karşılaşmış olmalı ve o zaman ne pahasına olursa olsun,kaçmalıdır,esasında haç işareti ve kutsal su,tanrısal varlığa tanıklık etmektedir…anal tepkinin kendisi gibi şeytanda kendi işlevi konusunda çok belirsizdir..olumlamanın bilincine varmak için olumsuzlama gerekli değimlidir




will o the wisp…..
•Ocak 24, 2010 • Usdışı hayal gücü denetimi özbenliği ele geçirdiğinde,gerçek sonlu ve somut şeylere karşı oluşan korkunun gözlerde marine edilerek,bakışlarda oluşturduğu asimilasyon,ün arayışını ayna karşısında izleme itkisini,aynadan yansıyan görüntüyü parçalama itkisine dönüştürür…mehtap ışıklarının altında will o the wisp duygusu besliyorsun,kendine aynadan her baktığında,özürler görme olasılığından öte,belli bir biçime,keskin bir bedensel görüntüye ve maddesel olduğunu görmenin telaşıyla ,yansıyan görüntüne çektiğin rest,kendini kanatlarından çivilenmiş bir kuş gibi hissetmeni sağlıyor..bilinç düzeyine düşen bu duyguyla, avuçlarında toplanan libinal enerjini, aynadaki görüntünü yok etmek için,gururunla kumar oynayıp kırma dürtüsüyle aynaya fırlatıyorsun..içinde oluşan çok yüksek rakım düzeyine göre nefretini ve öfkeni baskılayıp,özyüceltmeye gidiyorsun..

kriptomnezi….
•Ocak 19, 2010 • Bilincinden içeri girebilecek gücü göstermeyen duygusal izlenimler gibi,bilinç eşiği altında geçen algıları kendine yönelttiğinden,ansızın bilincine boy gösteren,rastlantı sonucu işittiğin söz,düşünsel sürecini aktif hale dönüştürdü..oysa bilincinde kendini açığa vurana kadar bilinçsiz kalan bir nesne sözkonusudur..işte bu nesne seni düşüncenin özünden uzaklaştırarak sanrılar görmeni sağlıyor.. geçmişteki birçok yaşantı anımsanırsada, anımsama içeriğinden yoksun bulunur,söz konusu yaşantılar yeniden düşünsel içerikler olarak bilinç alanında boy gösterdiğinde, kendine özgü düşünsel bir olay gibi bunları yaşıyorsun.yani yeni birşey yaşadığın kanısındasın,oysa gerçekte anımsamalarından başka birşey yoktur ortada…olumsuz anımsama yanılsamasındasın..nesnenin yalancı vahisini okuyorsun..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
gravitasyonda acı..
•Ocak 18, 2010 •
kendine doğru işleyen bir zamanın,sayac olarak görev yapan bedende acının varlığı algının referans noktasıdır.. gravitasyonel alan ve hız ,acının şiddetinin koordinatlarının belirlenmesindeki hesaplama yöntemidir..çekim geçmiş zamana,itme gelecek zamana basınç şimdiki ana düşer..duyumsal ve boyutsal zamanda acının pıhtılaşması,zaman düzeneğindeki akışta mümkün değildir..çekim gücündeki acıya yakınlaştıkça kanama hızlanır,uzaklaştıkça yavaşlar..pıhtılaşma zamanı ,kanama zamanına her zaman denk düşer..ve acı varlığını sızıntıyla devam ederek sürdürür..farklı ivmelerle bizim üzerimizden akan acılar ise totalde acıyı yoğunlaştırır..

şimdi..
•Ocak 17, 2010 • Sınırsıza yönelik bir uçuş; geçmiş ve geleceği şimdide kurutan ,mutlak ve sonsuz nefes turnusol kağıdı gibi iz bırakan lekelerde işlev görüyor..sonsuz olmaya duyulan ihtiyaç öyle güçlüdür ki,öylesine inatçıdır ki,düşün gerçeklikten kopmasını engelleyen denetim ve yoklama işlevini ezip geçmiştir..gebelik testinin şimdide verdiği sonuç gibi..geçmiş eylemin şimdide bir tek idrar damlacığıyla onaylan bir çizginin,sonsuz olma yolunda denetimi ezerek bedende verdiği yola mutlaklık kazandırmıştır..hem olasılıklar görüş gücüne,hem sonsuzluk bakış açısına,hem de sınırsızların,zorunlulukların ve gerçeğin algılanması gereksinimi, bedeninde genetik lekedir..soyut duygusal boyutta buharlaşan düş,o anı yaşama yetisine düşer..piramitlerin inşası sırasında insanın çarçur edilmesi kadar güzel olan,uğruna çarçur edildiği bir şeyin üretimine yönelik insanlık dışı bilgi olması gibi,sınırların,yasaların ve zorunlulukların şimdide algılanıp olasılıklarda bocalamaya bir yoklama ve denetleme işlevi görmesidir…
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
okkasyonal boşluk….
•Ocak 6, 2010 •
metafiziksel bir dilenme ile açılan avuçlarına,düşüncenin çekirdeğini parçalayan enerji dökülüyor.öteki için varlık aşamasında avuç içi çizgilerin makas değiştiriyor.nanometrik değişime uğruyor organizman.bu değişime gereksinimin ousia aisthete de sadakalaşıp,avuç içinden nöronlara yol alan enerjiyi sporlara bölüp tali yollarla tüm bedenine ulaşıyor..bedenindeki tüm yolları aynı noktaya bağlayan kalp atımlarınla,aorta kara deliğe dönüşüyor..bakışlarını yutuyor karadelikler..gözlerinde aynı karanlık göremeyişini devirleştiriyor.metafiziksel dillenişlerinle göremediklerine bakıyorum…karanlığın avuçiçlerinden geçerken bıraktığı tüm yamuk izler,obscurum per obscurius la gözlerine yansıyor..zihin beden ilişkin aşk çoğrafyanda kocaman bir uçurumun kenarından atıyor kendini…okkasyonal bir boşluktasın..görüyorum….

refleksivite….
•Ocak 5, 2010 •
Bilinç edinimlerini, bir şeye gönderimde bulunarak bir şeyle ilişiklendirerek anlam kazanması bir yönelimdir..düşünümsellikle zihnin aldığı karara geri dönme refleksitivitesinden dikkat yoğunluğu ve rasyonel düşünce türer.verilen kararı ayrıntılı etraflıca düşünme ,temaşa etmesini sağlar.. hedeften ,alınan karardan geri yansıtılan enerjinin ölçüsü yükselir.bu enerjiyle doğrulama ilkesinin kendiside doğrulanabilir hale döner. daha kuvvetli hedefler daha fazla enerji geri yansıtır ve bu nedenle daha yüksek değerlendirme sürecini tamamlar..bilincin aldığı karara tekrar yönelimsellik tekrar ilişki kurarak anlamlaşmasını sağlar..pozitif evrede fenomenlerin gerisinde düş ile gölge ile ilişkilendirilmeden öznel zamana geçişle mutlak doğruluğa erişir..

11 Haziran 2010 Cuma

v-55-



Lara fabian’ın caruse sini dinliyorum ,saat 08:15 dün bıraktığım yerden içimden akan kin doymak bilmedikçe, direksiyonu idare eden parmaklarımın benim olmadığını fark ediyorum.Estetiğini yitirmiş ,hedef aldığı objenin maddeselliğine dönüşmüş saldırganlık dürtülerini kontrol etmenin tutuculuğuyla şekillenmiş bir içimdeki üretilen faaliyetlerin bir ürünüymüşçesine isyan ediyor..elimle kavradıklarım benim,benim olanların canını yakıyorum,direksiyonu sıkıyor,sertlik derecesinde avucumu yakıyorum,yaşadığım gece terörü ,bir anda trafik terörünün tam ortasına itiyor beni.İçimdeki öfke dilimde savrukluğa dönüşüyor,her durakladığımda kendime küfür ediyorum..güne saat 5 de merhaba demiştim ne güzel nefes almıştım alacakaranlığın cılız ışığında ,1 saat koşmuştum çıplak ayakla ..Enerjimin dengesini tüm uzuvlarımda duştayken hissetmiş sol ayağımın orta parmağına batan küçük cam parçacığını çıkartırken sonra kendi haline bırakmıştım toprağı özleyen maddenin özlemini doyunca yaşaması için..Şimdi korna seslerine kendime ettiğim küfürler karışıyor, bio dengemde oluşan tortuyu göğsümden çıkartırcasına ellerimi göğsüme götürüyorum üzerimdeki beyaz ve kırmızının helozonik eğrili şekillerle çizilmiş elbisenin yaka aralığında kalbimi yakalıyorum,öfkesini yatıştırmaya çalışan bir annenin başını okşadığı oğlunun sakinliğiyle cevap veriyor bana atımlarım…Tekrar eğilip caruse yi dinlemek için dokunuyorum.Müslü ile içtiğim portakal suyunun tadını dilimden atamadığım bir inatçılıkla beklemesi, elimi sığara paketine götürüyor,derin bir nefes alıp yarı açık pencereden üflüyorum..üflediğim noktada yanımda benimle aynı hizaya gelmeye çalışan bir erkeğin gözleriyle ve burnuyla göz göze geliyorum,aynı denkliği taşırcasına eşitliyor arabasını benim arabanın paraleline,beni izliyor,tekrar nefes aldığım sigaramın dumanını içimde tutuyorum..burnumdan çıkanların telaşına gülüyorum,başımı çevirip paralelimde gözlerinin çapını bile değiştirmeyen alana bakıyorum ,halime gülüyor yarım dudak,kaşlarımı kaldırarak ifademi sertleştirmeye çalışırken bu ifadeyi aynada kendimde görmek için dikiz aynasına yaklaşıyorum,yaramazlık yapmış bir kız çocuğunun masumiyetini taşıması istediğim ifadeyi dökmediğimin belirtisi, yan paralelin göz çekiminde tekrar ifade yaratmaya çalışıyorum Munzur bir erkek çocuğu sımarıklığı dökülüyor..ufff vazgeçiyorum yarı açık pencereden kahkaha sesi geliyor dişlerinin hepsini sayıyorum 40 tı heralde..başını çıkartıp sabah gördüğüm en güzel manzarasın iyi ki de varsın diyince,bir şaşırıyorum iyi ki de varsın iyi ki de varsın..Kocaman bir gülümsemeyle sende diyorum,araba hareket ediyor.. Çok katlı işyerimdeyim ,5.kattaki odamın penceresini sonuna kadar açıyorum,içeriye yaramaz, koşuşturan çocuk aceleciliğiyle güneş koşuyor ,içime egzozdan ayrıştırmaya çalıştığım bir deniz kokusunu arıyorum burnumla, dilimle tuzu yakalıyorum..


Boğuldum yine bu saatlerde klimaya rağmen sıcağın bedenimde oluşturduğu fata montanaları saymayacağım ..Biranda kendimi habersiz geldiğim 12 katın terasında buluyorum ..Bütün Meryemler gölgelikte,bir elimde sığara paketi diğer elimde park ederken yerden aldığım küçük beyaz tebeşirimsi taşta, sigara paketini bırakıp,elimdeki taşla çizgi çiziyorum..Çocukluğumun oynayamadığım oyunlarını çiziyorum ,yuvalar çiziyorum 3 tane üzerine iki kare ve bir yuva daha iki keskin hatlı kare daha..ince topuklu kırmızı ayakkabımla oynayamıyorum,küfredip çıkartıyorum,kırmızı ojeli tırnaklarımın seviniyor.Defalarca oynuyorum gölgelikte ..terasın uç kısmına gelip 20 cm yüksekliğindeki korkuluğun üzerine çıkıyorum,çıktığım noktada yuvalar çiziyorum, yükseklik beni yine ürkütmüyor,yükselmek özgürlüğünü, elbisemin yanından aşağıya süzülen yokluk belirliyor,eşsiz bir tat seksek oynamaya çalışırken dengede durmaya çalışmak bedenimi yükseklikle sınamak gibi bir terbiye getiriyor,yükseklik beni taşıyor…İçimdeki yükseklikle yanımdan aşağıya inen yokluk bir birlik içinde özgürlüğümün anlamını bireyler olmadan tek başına taşınmışlığın cesur hareketliliğiyle, belli koşullar içinde engellenmeden rastlantısallığı yaşıyor.. kişisel özgürlüğümü ilan ediyor..çömelip tek hareketle oturup ayağımı boşluğa itiyorum ayaklarım özgür, çığlık çığlığa.. karşı binanın terasında iki silik külkedisi görüyorum,yarım betimlenmiş,ilgimi çekiyor gözlerimi dikiyorum,gerçek yaşamdan sayısız külkedileri dökülüyor,ellerinde süpürgeleriyle..Düşündürecek kadar çok külkedisinin yaşadığını tespit etmişçesine gözlerim tarıyor insan kalabalıklarını.evlileri var içinde evlenmeyenleri var.sanki yaşamın bütün itici gücü bütün çalışıp çabalamaları bir tek amaca yönelik;silip süpürmek.Adeta içlerine gerçek bir temizlik şeytanı girip yuvalanmış,depresyon halleri yansıyor, duyarlı ve uysal hallerinde şöyle bir an rahatlığa kavuşsalar kendilerini asla rahat hissetmeyecekleri hareketlerini döküyorlar sildikleri pencerelerde,onlara kalırsa canlarının istediği için,oysa iç zorlanımlarının dürtülerine uyarak silip süpürme yıkayıp temizleme derleyip toplama olanağı ele geçirdiklerinde rahata kavuşuyorlar.O sırada pencereyi silen dişiye içeriden bir erkek yaklaşıyor erkeğin yüzünden yansıyanlar ise kadının yüzünden yansıyanlardan ayrı ilmek atıyor gibi ,düpedüz çekilmez buluyor çevresindeki diğer özneler gibi,asık suratlı,geçimsiz kıskanç güvensizlik dolu,müşkülpesent..hınçla siliyor pencereyi,sanki mutsuz alınyazılarından başkaları suçluymuş gibi kirli noktalarda tekrar tekrar ovuyor,bunun öcünü lekelerden alıyorcasına,öç almaya hak kazanmış bir tutumla diğer eliyle pervazı yakalıyor..sonra biri biri daha iyi ki varsın demeye dilim varmıyor oracıkta susuyorum gözlerimden sildikleri temizledikleri ovaladıkları düşleri geçiyor,bakır kızıllığında..ovdukça kalayladıklarının parlaklığıyla övünüyorlar,iyi ki de varım diye…bir tek kendileri kendilerine söylüyorlar…hepsinin düşlerinden saraylar post modern düşler geçiyor,zenginlik düşleriyle biraz daha hırsla temizliyorlar külkedileri,zenginliğe ulaştığında dahi temizlemeye devam ediyor..sıyrılıp içinden çıkamadıkları belleklerinden, boynu büküklük akıyor,erkek karşısında,baba karşısında.Bazıları başkaldıran tutumlar sergiliyor örüntülerinde, çelişik ve geçimsiz mizaçlarını, frijid bedenlerinin soğuk ve kaskatı tavan arası isyanları yaşıyorlar.Bir gündüz düşü yaşıyorlar sanki annelerini öldürüp acı acı ağlayıp sonra masum iyi yürekli kıza dönüyorlar,çam silen kadının gözlerinden annesinin ölümü akıyor,ağlıyor..kuşkusuz bu dönüşümün sebebi hep suçluluk duygusunu taşıyor,yan binanın katında elinde süpürgesi yerleri süpüren kızın yanına düşlerindeki üvey anne intikamı düşüyor kötü yazgının şamarlarını yemişcesine yanakları al al..onca angarya işleriyle birlikte aklına gelen tüm acılar yüreğini doldurmuşcasına hüzünlü yüzü al al..en içten arzuladığı evlenip kurtulmaymış gibi binaların perdeli kısımlarını arıyor,babasıyla arasındaki sevisel ilişkinin benzerini evleneceği erkeğe baba sevgisiyle sunmak için..Babaya hissettiklerini başka benzer erkete yaşamak için..süpürgeyi fırlatıp gözden kayboluyor,pencereyi silen kadın içeriye çekiliyor.Hem nefes alıyorum hem izliyorum hem de ayaklarım boşlukta oracıkta gözlemliyorum,mini bir etekle terasa geliyor kız,elinde sigarası yüzünde kralın oğlunu arayan bakışları,pencereyi kapatıyor kadın üzerinde askılı bir bluz yüzünde iyi ki varım ifadesiyle..oracıkta nefesiz kalıp kısa süreliğine yok oluyorum,varlaşmak istemiyorum iyi ki varım diye..soyutlanmışlıklarının içinde ilişki kurmakta zorlanan güçsüz ve yeteneksiz kişilerin ağır yazgılarını paylaşmaktan yoruluyorum onlar kalabalığa karışırken ,yeni külkedilerinin doğuşunun sesini duyuyorum….

v-55-



Lara fabian’ın caruse sini dinliyorum ,saat 08:15 dün bıraktığım yerden içimden akan kin doymak bilmedikçe, direksiyonu idare eden parmaklarımın benim olmadığını fark ediyorum.Estetiğini yitirmiş ,hedef aldığı objenin maddeselliğine dönüşmüş saldırganlık dürtülerini kontrol etmenin tutuculuğuyla şekillenmiş bir içimdeki üretilen faaliyetlerin bir ürünüymüşçesine isyan ediyor..elimle kavradıklarım benim,benim olanların canını yakıyorum,direksiyonu sıkıyor,sertlik derecesinde avucumu yakıyorum,yaşadığım gece terörü ,bir anda trafik terörünün tam ortasına itiyor beni.İçimdeki öfke dilimde savrukluğa dönüşüyor,her durakladığımda kendime küfür ediyorum..güne saat 5 de merhaba demiştim ne güzel nefes almıştım alacakaranlığın cılız ışığında ,1 saat koşmuştum çıplak ayakla ..Enerjimin dengesini tüm uzuvlarımda duştayken hissetmiş sol ayağımın orta parmağına batan küçük cam parçacığını çıkartırken sonra kendi haline bırakmıştım toprağı özleyen maddenin özlemini doyunca yaşaması için..Şimdi korna seslerine kendime ettiğim küfürler karışıyor, bio dengemde oluşan tortuyu göğsümden çıkartırcasına ellerimi göğsüme götürüyorum üzerimdeki beyaz ve kırmızının helozonik eğrili şekillerle çizilmiş elbisenin yaka aralığında kalbimi yakalıyorum,öfkesini yatıştırmaya çalışan bir annenin başını okşadığı oğlunun sakinliğiyle cevap veriyor bana atımlarım…Tekrar eğilip caruse yi dinlemek için dokunuyorum.Müslü ile içtiğim portakal suyunun tadını dilimden atamadığım bir inatçılıkla beklemesi, elimi sığara paketine götürüyor,derin bir nefes alıp yarı açık pencereden üflüyorum..üflediğim noktada yanımda benimle aynı hizaya gelmeye çalışan bir erkeğin gözleriyle ve burnuyla göz göze geliyorum,aynı denkliği taşırcasına eşitliyor arabasını benim arabanın paraleline,beni izliyor,tekrar nefes aldığım sigaramın dumanını içimde tutuyorum..burnumdan çıkanların telaşına gülüyorum,başımı çevirip paralelimde gözlerinin çapını bile değiştirmeyen alana bakıyorum ,halime gülüyor yarım dudak,kaşlarımı kaldırarak ifademi sertleştirmeye çalışırken bu ifadeyi aynada kendimde görmek için dikiz aynasına yaklaşıyorum,yaramazlık yapmış bir kız çocuğunun masumiyetini taşıması istediğim ifadeyi dökmediğimin belirtisi, yan paralelin göz çekiminde tekrar ifade yaratmaya çalışıyorum Munzur bir erkek çocuğu sımarıklığı dökülüyor..ufff vazgeçiyorum yarı açık pencereden kahkaha sesi geliyor dişlerinin hepsini sayıyorum 40 tı heralde..başını çıkartıp sabah gördüğüm en güzel manzarasın iyi ki de varsın diyince,bir şaşırıyorum iyi ki de varsın iyi ki de varsın..Kocaman bir gülümsemeyle sende diyorum,araba hareket ediyor.. Çok katlı işyerimdeyim ,5.kattaki odamın penceresini sonuna kadar açıyorum,içeriye yaramaz, koşuşturan çocuk aceleciliğiyle güneş koşuyor ,içime egzozdan ayrıştırmaya çalıştığım bir deniz kokusunu arıyorum burnumla, dilimle tuzu yakalıyorum..


Boğuldum yine bu saatlerde klimaya rağmen sıcağın bedenimde oluşturduğu fata montanaları saymayacağım ..Biranda kendimi habersiz geldiğim 12 katın terasında buluyorum ..Bütün Meryemler gölgelikte,bir elimde sığara paketi diğer elimde park ederken yerden aldığım küçük beyaz tebeşirimsi taşta, sigara paketini bırakıp,elimdeki taşla çizgi çiziyorum..Çocukluğumun oynayamadığım oyunlarını çiziyorum ,yuvalar çiziyorum 3 tane üzerine iki kare ve bir yuva daha iki keskin hatlı kare daha..ince topuklu kırmızı ayakkabımla oynayamıyorum,küfredip çıkartıyorum,kırmızı ojeli tırnaklarımın seviniyor.Defalarca oynuyorum gölgelikte ..terasın uç kısmına gelip 20 cm yüksekliğindeki korkuluğun üzerine çıkıyorum,çıktığım noktada yuvalar çiziyorum, yükseklik beni yine ürkütmüyor,yükselmek özgürlüğünü, elbisemin yanından aşağıya süzülen yokluk belirliyor,eşsiz bir tat seksek oynamaya çalışırken dengede durmaya çalışmak bedenimi yükseklikle sınamak gibi bir terbiye getiriyor,yükseklik beni taşıyor…İçimdeki yükseklikle yanımdan aşağıya inen yokluk bir birlik içinde özgürlüğümün anlamını bireyler olmadan tek başına taşınmışlığın cesur hareketliliğiyle, belli koşullar içinde engellenmeden rastlantısallığı yaşıyor.. kişisel özgürlüğümü ilan ediyor..çömelip tek hareketle oturup ayağımı boşluğa itiyorum ayaklarım özgür, çığlık çığlığa.. karşı binanın terasında iki silik külkedisi görüyorum,yarım betimlenmiş,ilgimi çekiyor gözlerimi dikiyorum,gerçek yaşamdan sayısız külkedileri dökülüyor,ellerinde süpürgeleriyle..Düşündürecek kadar çok külkedisinin yaşadığını tespit etmişçesine gözlerim tarıyor insan kalabalıklarını.evlileri var içinde evlenmeyenleri var.sanki yaşamın bütün itici gücü bütün çalışıp çabalamaları bir tek amaca yönelik;silip süpürmek.Adeta içlerine gerçek bir temizlik şeytanı girip yuvalanmış,depresyon halleri yansıyor, duyarlı ve uysal hallerinde şöyle bir an rahatlığa kavuşsalar kendilerini asla rahat hissetmeyecekleri hareketlerini döküyorlar sildikleri pencerelerde,onlara kalırsa canlarının istediği için,oysa iç zorlanımlarının dürtülerine uyarak silip süpürme yıkayıp temizleme derleyip toplama olanağı ele geçirdiklerinde rahata kavuşuyorlar.O sırada pencereyi silen dişiye içeriden bir erkek yaklaşıyor erkeğin yüzünden yansıyanlar ise kadının yüzünden yansıyanlardan ayrı ilmek atıyor gibi ,düpedüz çekilmez buluyor çevresindeki diğer özneler gibi,asık suratlı,geçimsiz kıskanç güvensizlik dolu,müşkülpesent..hınçla siliyor pencereyi,sanki mutsuz alınyazılarından başkaları suçluymuş gibi kirli noktalarda tekrar tekrar ovuyor,bunun öcünü lekelerden alıyorcasına,öç almaya hak kazanmış bir tutumla diğer eliyle pervazı yakalıyor..sonra biri biri daha iyi ki varsın demeye dilim varmıyor oracıkta susuyorum gözlerimden sildikleri temizledikleri ovaladıkları düşleri geçiyor,bakır kızıllığında..ovdukça kalayladıklarının parlaklığıyla övünüyorlar,iyi ki de varım diye…bir tek kendileri kendilerine söylüyorlar…hepsinin düşlerinden saraylar post modern düşler geçiyor,zenginlik düşleriyle biraz daha hırsla temizliyorlar külkedileri,zenginliğe ulaştığında dahi temizlemeye devam ediyor..sıyrılıp içinden çıkamadıkları belleklerinden, boynu büküklük akıyor,erkek karşısında,baba karşısında.Bazıları başkaldıran tutumlar sergiliyor örüntülerinde, çelişik ve geçimsiz mizaçlarını, frijid bedenlerinin soğuk ve kaskatı tavan arası isyanları yaşıyorlar.Bir gündüz düşü yaşıyorlar sanki annelerini öldürüp acı acı ağlayıp sonra masum iyi yürekli kıza dönüyorlar,çam silen kadının gözlerinden annesinin ölümü akıyor,ağlıyor..kuşkusuz bu dönüşümün sebebi hep suçluluk duygusunu taşıyor,yan binanın katında elinde süpürgesi yerleri süpüren kızın yanına düşlerindeki üvey anne intikamı düşüyor kötü yazgının şamarlarını yemişcesine yanakları al al..onca angarya işleriyle birlikte aklına gelen tüm acılar yüreğini doldurmuşcasına hüzünlü yüzü al al..en içten arzuladığı evlenip kurtulmaymış gibi binaların perdeli kısımlarını arıyor,babasıyla arasındaki sevisel ilişkinin benzerini evleneceği erkeğe baba sevgisiyle sunmak için..Babaya hissettiklerini başka benzer erkete yaşamak için..süpürgeyi fırlatıp gözden kayboluyor,pencereyi silen kadın içeriye çekiliyor.Hem nefes alıyorum hem izliyorum hem de ayaklarım boşlukta oracıkta gözlemliyorum,mini bir etekle terasa geliyor kız,elinde sigarası yüzünde kralın oğlunu arayan bakışları,pencereyi kapatıyor kadın üzerinde askılı bir bluz yüzünde iyi ki varım ifadesiyle..oracıkta nefesiz kalıp kısa süreliğine yok oluyorum,varlaşmak istemiyorum iyi ki varım diye..soyutlanmışlıklarının içinde ilişki kurmakta zorlanan güçsüz ve yeteneksiz kişilerin ağır yazgılarını paylaşmaktan yoruluyorum onlar kalabalığa karışırken ,yeni külkedilerinin doğuşunun sesini duyuyorum….

v-54

Nasıl ağır bir dram ,nasıl ağır bir hava..ağlıyor, geldiğinden beri..nasıl da hoş bir hatun ..eşinin ona karşı olan davranışlarından evliliğinin ona yansıyan,onu yıpratan onda birikip devasal bir çöküntüye uğratan sorunlarını anlatıyor,hem de ağlıyor..babasını yeni kaybettiğinden bahsediyor..ağlıyor..eşinin onu artık eskisi gibi sevmediğinden ,ellerini içine sokarcasına ara sıra midesinde kenetliyor..rüyalarını anlatıyor,içleniyor ahhhh çekiyor ağlıyor..ona sarılmak istiyorum..gözleri bende değil ellerinde,elleri gözlerinden süzülen tuza deyik ruhu bende değil…enerjisini öfkesini birikime vurulmuş niceliksel cinsel enerji yükünün çokluğu yansıyor hareketlerine,kendi başına bedensel acının,iç gerilimlerinin artışları,sıkıntının artışının kaynağını oluşturuyor ve bütünlüğünün süreklilik duygusunu,var olma duygusunu yaraladığı noktaları kanıyor..tıpkı dışarıda sokaklarda,iş yerlerinin kapalı bürolarında,çocuk parklarının banklarının vazgeçilmez konukları kimi birçok dişiler gibi…temeli tüm_bene,özne ve nesnenin ikiye bölündüğü sırada kendine duyulan aşkın ,bir bölümünün nesneye,yani o sırada onun için önemli olan babaya aktarılması, gerçek narsistlik kanamayı oluşturması gibi.özneden kaçan ve nesneye yönelmiş baba imgesini içe mal ederek bu imgelerle özdeşleşme,cinsel arzulardan gelen bir süreçtir..ama dış dünyaya ya somutlaşmış olan,kendine olan aşkın bir bölümünü ortaya çıkarmanın daha derin özgün arzusu da,bizim dış dünyayla ilişkimizi kendimize karşı kendi tutumumuza bağımlı yapıyor..ve kendini eleştirmiyor ağlarken kanamalarına tampon yapan nedenleri sıralıyor..ağlıyor..nasıl da hoş bir hatun,gözleri bende değil,tıpkı ruhu gibi sanki çocukluğunda dolaşıyor….benim ruhum ise seremonilerde ,ilkellerin seremonilerinde dinlerin seremonilerinde,hani Hıristiyanların vaftiz törenlerinin simgesel yönlerini incelediğimizde anlamların iç yüzüne bizi ulaştıran ve bizi bir noktada bağlayan havuza,doğduğu eve yönlendiren simgelerin açığa çıkması beni peşine sürükleyerek suyla birlikte götürüyor..vaftiz kurnasının doğduğu ev,küçük bir balık gibi yaşadığı havuzdur..bu havuzda ilk önce boğulur sonra yeniden yaşama kavuşturulur insan..fontis denen seremoniye katılıyorum sanki,içine bir şey katılmamış normal suyun içinde tek karışık benim,bu su şer güçlerden arıtılmış,yeniden diriltici ve temizleyip arıtıcı yaşam pınarının o tanrısal kaynağının her türlü pislikten uzak sulara dönüştürülmesi törenine, gözüme bakmayan hatunun gözyaşlarıyla karışıyorum sanki,tıpkı başka seremoniler de olduğu gibi..hala ağlıyor,iç çekiyor..ahhhh…babasını anlatırken kelimeleriyle karışıyorum uzun boylu seremonilere;ilkellere kadar ulaşıyorum..insanı önceki varlık döneminden koparıp, ruhsal enerjisini bir sonraki döneme aktarmada kendine yardımcı amaç güden bir ayinle karşılaşıyorum,hoş hatunun ilk sevgilisinde..yolum babile düşüyor ,kelimelerinin yolculuğunda.. bir kız mı evleniyor,anne baba imagosundan kopması ve baba imagosunu koca üzerine yansıtması istenir,hala uygar toplumlarda da yaklaşımın benzer oluşuna şaşırmıyorum..kızın babasından kopması için babilde özel bir serenomi uygulanırdı,tapınak orospuluğu serenomisiydi bu..seremoni uyarınca namuslu aile kızları,tapınağa ziyarete gelip belki sonradan bir daha o yöreye yolları düşmeyecek yabancı bir erkeğe kendilerini peşkeş çeker ve geceyi onunla geçirirdi. Orta cağda da benzeri bir seremoniye başvurulmuştu. İlk gece hakkı denilen bu töre uyarınca ,evlenilecek köle kızlar,zifaf gecelerini efendileri olan derebeyin koynunda geçirirdi..hoş hatunsun..hala ağlıyorsun..gözlerin bende değil sözlerinden süzülerek gidiyorum..hala ağlıyorsun..tapınak orospuluğu seremonisi,evlenecek kızda evlenmek istediği erkeğin imogosuyla çakışan etkin bir imogonun doğması sağlardı.dolayısıyla ilerde evlilik yaşamında bir takım düzensizlikler baş gösterdi mi,kızda kendini açığa vuracak bir gerileme,ta gidip baba imagosuna ulaşmıyor,tapınakta bir gece koynunda yattığı o yabancıya,bilinmedik ülkelerden gelmiş yabancıya bu sevgilide sınırlı kalıyordu.yani kız gerileyerek çocukluktan soluğu almıyor,regrasyon yolunu izlerken yaşına uygun bir başka insanla karşılaşıp duruyor böylelikle infantil bir gerilemeye karşı korunmuş oluyordu..bu seremoni insan ruhunu pek güzel gözlenmesini sağlıyor,..ilk sevgilisinin koynunda ona yüklediği günahı anlatıyor…hoş kadın..ara sıra susuyor,ağlıyor..gözleri gözlerimde değil….işte dişilerde uzak ve bilinmez bir ülkede yaşayan bir sevgilinin, günün birinde denizleri aşıp gelecek ve kendileriyle bir kez buluştuktan sonra yine çekip gidecek bir erkeğin arşetipik imagosu yaşar hep..hoş bayanın gözlerinin bende olmamasının sebebi,onun gözleri uzakta ilk arşetipisinde…ağlıyor burnunu çekiyor..ahhhhh…wagner’in uçan Hollandalı operası,ibsenin deniz kadını dramındaki motifler gibi…ve şu anda etrafımızdaki dişlerdeki gibi,hatta bende ki gibi arşetipik sevgili imagosunun somutlaştırıldığı bedenler ağlıyor..ahhhh.. ben ve bilinçdışı arasındaki ilişkiler sözlerde uzağa takılan gözlerde gözden akan yaşlarda kendini gösteriyor..gözleri bende değil,ona sarılmak istiyorum… kişisel ve kişisellikten uzak içeriklerin ayrıştığında gözleri bende,kalkıp sarılıyorum..gözleri nemli,gözleri bende…