Sayfalar

5 Ocak 2014 Pazar

hiç bay hiç



Üzerinde, beyaz ve sarı çiçeklerin birbirinin içine girdiği ,bir elbisenin içine girerek taze bir bahar havasını soludum.birden fazla ben oldum. ve onlarla eylemsel bir anı yaşamak için birlikte matuşka bebeği olmuşçasına hem onlar gibi hem onlardan bir büyük nesneleşmeyi yaşarcasına içiçeliğimiz,içimin bu elbiseye çok yakıştığının itirafı gibiydi.taşıdığı elbiseyi kendi gözleriyle izlerken gülümseyen bir kadının aklına ilk gelen,güzelliğin önce kendince onaylanması gerektiğidir.onaylanmış çıktım ,kendi kendime verdiğim onayın cesaretiyle oturduğum masada bir yudum içtiğim viskinin ilk yudumunda genzimi okşadım ,gözlerimin gözlemleri sevdiği bir mekanın en yalın kısmında masalardaki insanların gözlenebilecek tüm davranışlarını yakalarken, Bir anda gözlerim, içinde tüm edebi öldürmüş belleksiz bir arzunun fışkırdığı , eğrelti gözle gözlerini bana dikmiş ,elleri sevgilisinin ellerinde gözleri bende ruhunu ise cehennemde şeytan satmış bir erkeğin amansız bir ilkel dürtülerinin görüş alanında buldum..hiç bay hiç..kendisinde olmayanı yakalamak istercesine kendine bile söz geçiremediği isteklerinin helozonik titreşimleriyle bana bakarken,sevgilisiyle konuştuğu kelimelerinin yokluğunu duyumsamak,ortada bir görselliğin kadrajında yok olan nesnesini öperken belleğinin dışındaki beni öpmeye çalışması ,giz noktasında gevşeyip kasılan yokluğunun izlerini kendine hatırlatırcasına soluması ,ısrarla var olduğunu belleğine inandırmaya çalışan bir çabadan öteye kaymıyor du,gözlerimi çekmiyorum bu umursamaz helozonik sapmaların tüm titreşiminden irkilmemeyi kendime öğreteli çok oldu.oracıkta kendi yok oloşunu izleyen hiç bay hiçi izlemek,yok oluşunu benim gözlerimde görmesini istiyor oluşumdan, pervasızım.
Soluk vererek harcanan ben değilim… Devamışlığımın,öteki bedenin dudaklarıyla nefes alarak varlığa dönüşü ,içine çekerek damarlarındaki kanın hacminde yaptığı basının dayanılmaz ağırlığının dudaklarda dayanılmaz hafifliğiyle dönüşü iki ayrı dudakta buluşan tek bir duygu oluşunu acımasızca buluyorumı,. cephesiz siperlenmiş hissi iki dudak arasında aramak…Kendilik dışından kendini tanımaya çalışan acınası bir gezginin ilk uğrağıdır ve tehlikeden öncesi ilk durağı olduğu gibi dudaklar…kızı öperken bana bakmasının kendinde yaratığı soyutluğu izliyorum .kültürel bir zaman probleminin sapmalarında değişmeyen metodik bir durum varsa kadın kandırıldığını bilerek ,kanmadığını gösterme çabasına girişmeme şekli,bundan sonra alınacak payın değerindeki artışla ölçtüğü için kendini öperken,sevgilisinin gözlerindeki enerjinin sapmalarına canı acıyarak dayanıp role devam edeceğidir..bunun bedelini erkeğin duygularını sonraki günlerde hiçe vurarak,varlığının intikam gerekçesi yapacaktır.
Dengesizliğin riski, düşüyor olmanın kararlılığına dönüşür öperken,nefesin songeçişi olurken senin dudakların ,kalkmaya çalışarak kısa yoldan sızma telaşında olur onun dudakları..sonra hisler hareketlenir hırpalanmış ruh baharı andırırcasına uyanır,alevlenir.ötekinin gözünde onarılarak tazelenir,tazelenirken mazoiştce devrimlerde bulunur, dudaklar aralanır,ötekinin nefretini çeker içine onunla cezalandırır sessizce ceza sonrası sukünete dalar, histerilerin anlamı öpücüklerde şekil alır.beden gevşer ,ruh uçar ,tende nem kalır ..bir yok oluşun öyküsünde öpebilmek için gözlerine gücü yetmeyen bir bedenin arzularının haykıran bakışlarında asitleşerek karşındaki öptüğü kadında yer edinmesi nasılda ilginç bir belleğin tekniğidir ki, arzunun gezgin mekanı gözler ,aramayı sonlandırmayacak gibi ısrarlıyken bir nefes çektiğim sigaramdan ,üflüyorum..üflediğim dumanın yok oluşunu tıpkı kendi içinde kendini öperken ısırarak yok eden adamın yok oluşuna karışıyor hiç bay hiç…mekanı terk ederken hiç bay hiçi ezen topuk sesleri ve geride kalan hedefi şaşmış bakışın ağırlığı yayılıyor mekana hiç bay hiç hiç bay hiç…….

3 Ocak 2014 Cuma

v-25-



sevgi aşk evlilik…..Kreutzer sonat….
Kreutzer sonat, beethoven’ın meşhur 9 numaralı ( op.47) sonatına isim vermiş,tolstoy’un,çok tartışılan kitabıdır..önceki gün bitirdim..ikinci kez beni okumaya iten,dengesiz olağandışı ve geleceksiz ,çoğu zaman yanıltıcı,gerçekçilik izlenimine yönelik,çiftlerin toplumsal kurumlaşmada,rollerine yönelik yaşanan boğucu,aile olmanın temel gerekliliğini,saygıdeğer bir sorumluluktan öte değerlendirememelerinden kaynaklan sevgiye yönelik yozlaşmışlıklara tekrar dokunma gereğiydi..herkes ,kendindeki en gelişmiş ,temel işlevi dünyada varolan en yüce nesne sayar..bu bakımdan hepimiz en ağır yanılgılara düşme tehlikesindeyiz içinde yaşadığımız uygarlıkta;bireysel egemenlik ve üstünlük eğilimini kendisinde barındırmayan insanları kafamızda canlandıramayız..bu yüzden de, toplumsallık duygusu genelde yeterince gelişmeden kalır..insanlığı eleştirenler,gerek eski,gerek çağdaş ahlakçılar insanın bu varoluş biçiminden,insanı doğuştan bencil sayılıp kendisini başkalarından daha çok düşünmesinden boyuna dert yanmışlardır..onların bu eleştirileri her zaman ahlak vaazı şeklinde kendini açığa vurmuş,böyle bir vaaz da ilkelerle bir yere varılmayacağı ve hiç bir şeyin değişmeyeceği için insan üzerinde etkiden yoksun kalmıştır..ve sonrasında da insanlar başkalarının kendilerinden daha iyi sayılmayacağı düşüncesiyle kendilerini avuta gelmişlerdir…tam bu noktada aşk evlilik,sevgi üçgeninde kreutzer sonat anlatımı düşer zihnime..aşkın sonuna kadar süreceğini sanmak,aşırı yüklenilmiş bir bekleyişe dönüşür,oysa geçicilik ve yenilik aşkın düşmanıdır..insan ilişkileri,gittikçe,geçici ve,modüler bir kimliğe büründükçe,aşkı kovalamak delice bir davranış olarak ortaya çıkmaktadır..geçicilik sürekli bir bekleyişi etkilemektedir ve kişiler kalıcı ilişkiler için özlem duyarken,içlerindeki ses bunun bir lüks olduğunu fısıldamaktadır..ve artık evlilik ilişkilerinde kalıcılığı kovma savaşı verilmektedir sanki..milyonlarca erkek ve kadın,akılcı ama tutucu bir stratejiyi uygulamamaktadırlar..,olağandışı aile biçimlerine yönelmektense,bildik biçimde evlenip,yürütmeye çalışıp,yollar ayrıldımı boşanıp veya çekip giderek,gelişim düzeyi kendininkine uygun yeni ortaklar aramaya koyuluyorlar..bu noktada isterseniz kitaptan küçük bir alıntıyı taşıyalım..
bu sırada gülme mi, ağlama mı ne olduğu belli olmayan bir ses işitildi. başımızı çevirdiğimiz vakit benim hizamda oturan kır saçlı, parlak gözlü adamı, farkında olmadığımız halde, yanımıza kadar gelmiş, ayakta gördük. geçen konuşma ona pek dokunmuş olacak. hali değişmiş, yüzü kızarmıştı. bir yanağının adaleleri sinirden çekiliyordu. işkilli bir sesle:
-ne imiş o aşk, dedi, evliliğin meşruiyetini temin için aşk?…
kadın, söze yeni karışan bu komşumuzun heyecanlı olduğunu fark ederek, hazımlı gördü ve izah etti:
-hakiki aşkı konu etmiyorum, eğer erkekle kadın arasında böyle bir sevgi mevcut ise evlilik pek tabiidir.
parlak gözlü adam mahcubiyetle gülümsemeyerek:
-peki ama, dedi, hakiki aşktan neyi kastediyorsunuz?
artık bu münakaşayı nihayet vermek istediği apaçık görülen kadın cevap verdi:
-aşkın ne olduğunu bilmeyen yoktur!
-ben bilmiyorum. onun tarifini sizden işitmek isterdim.
-pek basit…
kadın biraz düşünmeye lüzum gördü. sonra devam etti:
-aşk…aşk… dedi. bir kadın veya erkeğin mukabil cinsten bir kimseye karşı tercih duygusudur.
-(gülerek) tercih. ne kadar zaman için? bir ay mı, iki gün mü, yarım saat mı?
-affedersiniz ama siz başka şeyden konuşuyorsunuz galiba.
-hayır, aynı şeyden konuşuyorum.
avukat:
-bayan demek istiyor ki, evlilik kuvvetini aşktan, bağlılıktan almalıdır ve ancak böyle olursa o evlenme kutsiyet kazanır. sonra hakiki bir sempatiye, siz istersiniz aşk deyiniz, ciddi bir bağlılık esasına dayanmayan evlilikler için de ahlaki mükellefiyet mevzubahis olamaz.
son sözü kadına dönerek söylemişti. kadın bir baş işaretiyle avukatı tasdik etti.
-sonra…
avukat devam edecekti. fakat kendini zor tuttuğu anlaşılan muhatabı ona meydan vermedi.
-ne münasebet! ben de işte aynen ondan bahsediyorum. yani herhangi bir kimsenin karşı cinsten diğer bir kimse için duyduğu kötümser tercih duygusunu soruyorum: bu tercih ne kadar zaman için?
kadın (omuzlarını kaldırarak):
-ne kadar zaman için olacak, pek uzun, belki de yaşadıkları kadar.
-romanlar için evet, fakat hayat için asla! bu kötümser tercihin yıllarca sürdüğü de pek azdır. çok kere aylara, haftalara, günlere, hattâ saatlere hastır.
Aşk ,birlikte gelişme düşüncesiyle tanımlanmalıdır..tamamlayıcı düşüncelerin karşılıklı akımı,hoşnut olma,sevgi ve sevecenlik bağlılığın güzel bir tanımıdır aşk..sosyal,eğitimsel ve entelektüel açıdan gelişebilmek için,ortakların her ikisi de birlikte gelişme zorundadırlar..aşk paralel gelişme kuramını evliliğe uyarlayan çiftler,ilişkinin niteliğini ortaya koyarlar..fikir ayrılıklarında bu düşünsellikle,bir gelişme içinde birleşebilme ürünlerini kullanırlar..çiftlerin birlikte gelişemediği evliliklerde ise başarı ihtimali matematiksel açıdan düşüktür..ne yazık ki,toplumsal değişim hızı artıkça,başarı oranı azalmaktadır.diğer bir konu ise,doğum,kadında başlıca yaratma ihtiyacını karşılamaktadır..doğurdukları için gurur duyan kadınlar,bu noktadan sonra gelişime gerek hissetmezler,ve erkek kadının efendisi olma ihtiyacı duyar çünkü içsel rekabetle bu tavrı içinde kınar,kadın kendini bırakmaya teslim olmaya çünkü en büyük gelişmeyi tamamladığını düşünür..,erkek buyurgan kadın uysaldır..kadın amaçlarını hedefine ulaştığını hissederken,erkek ise kadının bu doğurganlığıyla yarışırcasına kendini geliştirip doğurmaya başlar..bir süre sonra tam zıtlık gösteren iki mizaç arasında çatışmalar doğar…bu çatışmalar özellikle duygular sevgi konusunda ortaya çıkar..kadın ısrarla sevgi sevecenlik yakınlık ister,çünkü artık bunu hak ettiğini düşünür..bu duyguların sergilenmesi ise erkeğe ters düşer..kadının sevgiye yönelik verdiği güvenceler artık doyurucu olmadığı için erkeğe tam bir ikiyüzlülük gibi gelir..kendini bırakan kadının erkekle kaynaşma gereksinimini,sevgiden değil de güdülenmeden dolayı olduğunu erkek hisseder..ve erkek kadının duygularına dolayısıyla kadına karşı tavır almaktan kendini alıkoyamaz..sonuçta bu da kadının savsaklanması yada kötüye kullanılmış olduğuna inanmasına neden olur,kaygılar alevlenir..kadının ona tutunması onu korkutur ve tiksindirir..çünkü erkek kendi içindeki zayıflıktan korkmakta,bunu aşağılamakta ve kadının kişiliğinde de bunu küçümsemektedir..kadın için bu kaygı daha çok yapışkanlığı kışkırtan bir başka reddedilme demektir..kadının dolaylı istekleri,erkek tarafından zorlanılma olarak algılanır..kendi efendilik duygularını korumak için bunlara saldırıyla karşılık verir..kadının zorlanımlı yardımseverliği erkeğin özyeterliliğine dayanan gururunu yaralar benzer biçimde kadının onu anlamakta ısrar etmesi de gururunu yaralar ve gerçekte kadın sık sık giriştiği olanca çabaya karşın bunu kolay kolay başaramaz..kadının anlayış ihtiyacının yanı sıra kendi tavırlarının tamamının iyi ve doğal olduğuna inandığı için,bağışlama ihtiyacı da büyüktür..buna karşı erkekte,kadının kendini ahlaki açıdan üstün gördüğünü algılar ve aldatmacaları yerle bir etmek için kışkırtıldığına inanır..sonuç olarak uzlaşmadan uzak her ikisinde de öz haklılık duygusu ağır basar..çünkü temelde her ikiside öz haklılık duygusu taşımaktadır..eğer kadındaki aldatmacaların yıkılışı yapıcı yoldan yapılsaydı belki yardımcı olunabilir,lakin genelde aşağılayıcı biçimde yapılarak kadını kırmak onu daha güvensiz ve daha bağımlı kılmaktan başka işe yaramaz..kişilerin ve evliliklerin biçim bilinçlilikten ziyade yaşam biçimli bilinçleri geliştirerek uzlaşma ve gelişme sağladıkları sürece bu boğuntu en aza inecektir..yaşam biçimi kendini dışavurumunun kaynağını oluşturacaktır..ait olma biçiminden uzakta paralel gelişmişlikle sürdürülen yaşam biçimi bilinci sevgiyi yozlaştırmayacaktır..gelişimin,süregen eğitimin amacıda bilinçsiz davranışlardan,bilinçli davranış geliştirme değimlidir.. “biz aynı zincire bağlanmış iki kürek mahkumuyduk” gibi kitabın finalini okumak yerine,bu yaşam biçiminde,gelişmiş uzlaşmacı iki özgür bireyiz diyebilmek,salt entelektüel kavram değil,çiftlerin birbirlerine yönelik başarılarını destekleyici bir kavramla bilinçli hale gelir..sevgi yozlaştırılmaz,ahlaki kavramların değeri yatsınmaz,güven sadakat kavramı eğitilmiş bilinçle geliştiği için,yine saldırgan ve cinsel tepi gibi hemen doyurulması gerekmeyen güdüler eğitilerek insanın psikolojik yapısını oluşturur..bireyoluş sürecinde eğitilerek gelişmiş bilinç,eğitilmiş gelişmiş aile,gelişmiş toplum pek tabiî ki geleceğin sağlıklı ve bilinçli nesilleri demektir..
hayatta tercihler arada bir pek nadir olarak birkaç yıl, çoğu zaman birkaç ay veya hafta, hatta birkaç gün, birkaç saat sürer. “
” erkeğin beğendiği bir kadını bir ömür boyu seçtiğini kabul etsek bile, sonunda kadının bir başkasını seçme olasılığı çok daha kuvvetlidir. bu hep böyleydi; şimdi de böyledir. “
” hayatta tek bir kadının veya tek bir erkeğin sevilebileceğini söylemek, bir mumun ömür boyunca yanabileceğine inanmak gibidir. “
” güzellik insana her şeyi iyi göstererek nasıl da aldatıyor ! güzel kadının karşınızda savurduğu saçmalar size çok güzel geliyor. “
” kadın şehvet silahını öyle ustalıkla kullanıyor ki, görünüşte seçen erkektir ama aslında her şey kadının oyununa, isteğine göre olur. “
gibi kitaptan yansıyan bu kelimelerin yerine bireyoluşsal süreçte mutlu iki insan,mutlu bir evlilik kavramı eminim ki kullanılacaktır…mutlu erkek mutlu kadın..kesinlikle beethoven’ın kreutzer sonatındaki gibi uyumlu notalar,her iki kulaktan yayılan dengeli notaların bilinçte uyumu benzeri zevk verecektir…

ö.ç-14-



yerçekiminden ve atmosferden uzakta,bir yükseklik ve alçaklıkla teyet yaşamak kendine..fonetik etkileri yineletmek diline…103 ve 104 fahrenheit derecelerinde belki de 97 veya 98 derecede filizletmek gerçeği,buzlu ve azgın akıntısı propontic’e ve hellespon’a yönelen karadeniz gibi…içindeki ölçeğe uygun düştüğünde,kesintisiz anlar oluşturan bir bellekte ,yaratımdır tanrı gücünde,beyin platosunun dışında ritmik atımlarla, yer değiştiren organlarının dışına yansıyan;düşüncenin ötesinde nefasete dönüşen fotist bir uyarlamayla tüm renklerin boyandığı akut mani haliyle görmektir sevgiliyi,manik depresif bir delilikle inanmaktır, aşk..

ö.ç-22-




Yaşam,omuzlarımıza zorla yüklenen bütün özveriler ve kısıtlamalar karşısında,yasakların bir dönemsellikle çiğnenerek sarıldığı bir çelişki yumağıdır..işte temel parçacıklarımız töze dökülür,ruhumuzda düşünce.. varlık alanında bedenimiz,bütünleşmedeki eksiklikle yuvarlanır ,dış dünyadan kendimize ..korku yaratır,düşman ürettiririz parçacıklarımızdan ve sonra karşılaştığımız tözlerden de şiddet yaratır beynimizdeki nöronlardan yuvarlarız..yaşamı parmaklarla değil beynimizden dökülen görüntülerle sararız yeniden ,yeniden..kurban daima suçludur izi veren bir görüntüyle,zamanı bedenimize giydirir..dış dünyada bedeni unutur,ruhun tözüne sırça sızgın bir ışık katar;hem kendimizi seyrederiz loş görüntüler altında,hem seyrediliriz,loş umut yansımış gözler kıskacında…yumak yumak çelişki ile sararız yaşamı, zamanın bitmeyen hırsıyla.. yarışımız esasında sadece kendimizle.. bedenimizi tüketerek ruhumuzun yorgunluğuyla sona geldiğimizde,kazananın kim olduğunu,kime soracağımız gelir akla ,yarışın bilindik finali burun farkıyla kaybettiniz..

-25



15 dakikalık ide-o-(lojik) b-ilgi açılımı.....
Görüntüleme =kadının görüntüsündeki ardıl
Erkeğin görüntüsündeki pi
Molekül sayısı=avagadro
Element=ununoktiyum
Hareket sistemi muayenesi= bekleyen kadının düşlerine jeneratör etkisi yapacak geçmişini devreye sokar..
Bekleyen erkeğin düşlerine katalizör etkisi yapacak şimdiyi devreye sokar
Anemnez noktası=libidinal kısa devre
Yürüyüş muayenesi=topuk temas,taban temas,parmak temas
Salınım =salınımın orta devresini geçmiş,hızlanma evresi
Dokunsal= kolalı ve sert bir peçeteye dudakları sürtmek
İşitsel yüksek topuk ayakkabının devinimsiz deviniminde çıkartığı hiç hiç hiç sesiyle penetre edilmiş hiçbir şey hiç'ten daha gerçek değildir..
Görsel= gırtlaktan aşağıya doğru kayan neden kavramının dışında nefis zevk içimi
Betimleme=uyarının peşinden gelen yoksunluk durumuna karşı,istemeyerek beliren tam narsik tonda oluşan özel durumun hiçbir temsillemeye eşlik etmemesi
Düşleme hızı=proprioceptif
Düşüş noktası yapısalcılık
Yansıtma=bilinçdışı anne imgelerine karşı ağır adım
Refleks=babinski
Algı referans noktası
Görsel=şiddet ardılları
İşitsel=çığlık ardılları
Dokunsal=devinimsiz devinim ardılları
Kokusal=bilinçaltıyla pıhtılaşmış kan
Tadsal=haşhaşla sulandırılmış demir hindi şerbeti
hassasiyet=karaciğer,sağ böbrekte irili ufaklı taş hızla engellenen descensus ovarii…

-24



içinde yaşadığımızı sandığımız dünyayı kendi beynimizde biz yaratırız..kocaman bir boşluğun en karanlık noktalarında renk beğeniriz yaşadığımız alana ve istediğimiz renge boyarız hissettiklerimizle ve yine istediğimiz kökü bizde olan düşüncelerimize göre duygu katmışızdır,kavramlaştırmış ,isim sıralamışızdır.duyguları birbirinden ayıran ise yine bizim nesnel ayırımımızdan öte değersel ayrımımızda yer almıştır,eksiksiz bir dünya görüşünün bütünleyici parçalarıdır değer yargılarımız,ve değer konusunda oluşturduğumuz tasarımları zeka ölçütü olarak değerlendirmek yanıltıcıdır.duygularımızın çoğunun us dışı nitelik taşımasının sebebi ise içimizdeki dürtülerdir,ve duyguların denetim altında tutulmasını bize hatırlatan akla gelmedik hayallerimizin bizde yansımasının şeklidir.hepimizde,sende bende onda,hepimizde hepimizde kalp çırpıntısı artınca infilak edeceğini düşünerek çalarız ürkekliğimizin kapısını,hem de top atışlarıyla kendimizde başlarız gedik açmaya..uyuyan dürtülere mastürbasyon yapmaya devam ederiz..sessizleşiriz kendimize sesleniriz sadece hııı kendimiz duyarmıyız ki sesimizi,ağzımızdan öpsek kana boyarız kendimizi..dinlemeleri gerekenler söyleneni anlar,anlamaları gerekmeyenler dinlemezmiş ya işte öyle.günah işlemeler,yanılgılara düşmek hatayı tanımak deneyimdir,iç dünyasını değiştirebilecek sözler işitip,işittiği sözü dinlemeden giden birinin arkasından sesini duyurmaya çalışmak artık yanlıştır..hata bilmeden ,bilincine varmadan yapılır,yanlış bilinerek ,bilincin devamında yer alır..kimi zaman kendimize defalarca seslenip konuştuğumuz olmuştur,bizi oracıkta dinlemeden gitmiştir benimiz….sonrasında bir ürkekliğe boyun eğerek kendimize nasihata başlarız..kendimize yaramayanı tüketerek sözleri eyleme savururken yine kendi kendimize orgazm oluruz..kendimizi dinlemediğimiz bir bene söz geçiremediğimiz bir eylemi sorgularken,birbirinden ayrı amaçlı ve çoğu zaman çelişkili tepilerin varlığına,onların karşı koyma ve kendi kendini yönetme eğilimine boyun eğmişizdir..bazen de duygularımızın dışa yansıtılan kısmını fiziki nesneler kapsamına alır,öznel içeriklerin nesne üzerine aktarılmasını ve nesnelere ilişkin özellikler gibi görünmesini sağlayan dış yansıtım mekanizmasını kullanırız. Dış yansıtım, asla istemsel karakter taşımaz,öznelere yönelik içimizde oluşan boyutları kendimiz çizeriz,nesnelerin üzerinden..sevebilme şeklimize dönüşür o zaman,bir kimseye çaresizlik içinde aşırı bağlanım bir kimseyle arada kurulan bir çeşit yapışkan ilişki olduğunu bilerek,hacim kazandırırız.ve duygusal özlerin dışayansıtımında her zaman şaşılacak bir etkiye bizde kapılırız.sempatik sinir sistemimizin derinliklerinden kaynaklandığı için bulaşkan niteliğine kapılırız,her duygusal olay başkalarında da benzeri olayların doğmasına neden olur ,kendini bir coşkunluğa kaptırmış kalabalık ortasında kaldınız mı, coşkunluğun size de sıçradığını hissedersiniz . var sayalım ki .hiç bilmediğiniz bir ülkedesiniz,tabi dilini de anlamıyorsunuz,buradakilerin ,derken birisi çıkıp bir nükte yapıyor,güldürüyor herkesi,bu durumda düpedüz budalaca davranıp siz de katılırsınız ,çünkü gülmeden yapamazsınız..politik,siyasi veya ideolojik nedenlerden kaynaklanan bir coşkunun eline kendini teslim etmiş bir kalabalığın ortasındasınız;isterseniz ötekilerin görüşlerini ve düşüncelerini hiç paylaşmayınız,siz de otomatikman aynı coşkuya kapılıp gidersiniz.duygu denilen şey işte böyle telkinsel bir etki içerir..kimi zaman düşünürüm duyguların bu telkinsel etkisi yaşanılabilir bir dünyada insanı nasıl şekillendirir,düşünün şimdi tüm güzelliklerin ,olumlu olan tüm duyguların ,sevginin,aşkın dostlukların,iyimserliğin mutluluğun ve engellenemez hazların yaşanılabilirliğin zirvesinde kalabalıkların içindesiniz,ve bu duyguları kesintisiz yaşıyorsunuz ve bu duygu telkinine bulaşıksınız,bulaşıklığın bu denli zevk verebileceğini düşünür müydünüz..hani parfüme the story of a murderer filminde o inanılmaz estetik görüntülerin içinde uyuyan duyguların bulaşıklığını siz istemezimsiniz..sanırım ben bu estetiğede bu duygularında bulaşıklığına histeriyim..fazlaca istiyorum…insanlığın sempatik sinir köklerine bu denli bir bulaşıklık zerk edecek bir güç var mıdır dersiniz,sakın tanrı demeyin,tanrı da bunu isterdi,özlemimiz cennet misali..

2 Ocak 2014 Perşembe

la verite fait la greve


varoluşumuzun her anında üzerimizde doğrunun ağırlığı varken,onunla sadece kolektif bir ilişki kurmuş olmamız nasıl bir şans.
doğrunun peşinden gidiyorum ve başka doğruluklarla ilgilenmem gerekmiyor.

efendiden geçiş..



devrimciler olarak,yeni bir efendi talep eden histeriklersiniz siz.bir efendi bulacaksınız.

h(isteri)=ide(o)loji /ağlayan

Sürmekte olan her şey en iyi olasılıkla bir yanılsama, en kötü olasılıkla da bir taklitten ibarettir.

fantazinin komik dehşetiyle yüzleşmeye hazırmısınız.

özel hayattan kaçmayı anlatan politik oyunlar,yani bir çeşit iktidar oyunu..çaresizliğin karşısında hayal kırıklığına kapılıp kendini gerçekleştirememenin,sahici olmayan varoluşu..işte bu travmatik kadınlar,hiç bir ilişki kurmanın mümkün olmadığı travmatik nesneye dönüşürler....



özne bu rolü kimin için yapıyor
özne kendini belli bir imgeyle özdeşleştirirken hangi bakışı dikkate alıyor.ve yine hangi güçsüzlüğü kullanıyor,bu güçsüzlük simgesel ol(ma)sada bir erkektir,her an maşa olarak kullandığı büyük öteki'ni (baba figürü ,patron )temsil eder..


[histerinin şiddeti ,yani kendini görme tarzı ile kendi kendine hoş görünebilmek için kendine baktığın nokta arasındaki ayrımı anlamakla ölçülür..]



içkin bir kopuştan,sizi yakalamış olan bu kopuştan ancak ve ancak koparak terk edebilirsiniz.ve süreklilik,bu kopuştan kopuşun motifidir.,






ağlayan/ağlatan oyunlar

özel hayattan kaçmayı anlatan politik oyunlar,yani bir çeşit iktidar oyunu..çaresizliğin karşısında hayal kırıklığına kapılıp kendini gerçekleştirememenin,sahici olmayan varoluşu..işte bu travmatik kadınlar,hiç bir ilişki kurmanın mümkün olmadığı travmatik nesneye dönüşürler,keyfi çilelerden geçmeyi zorunlu kılan

içkin bir kopuştan,sizi yakalamış olan bu kopuştan ancak ve ancak koparak terk edebilirsiniz.ve süreklilik,bu kopuştan kopuşun motifidir.,



Sürmekte olan her şey en iyi olasılıkla bir yanılsama, en kötü olasılıkla da bir taklitten ibarettir.

imgesel özdeşleşme,herzaman ötekindeki belli bir bakış adına yapılan özdeşleşmedir..,model imgenin her taklidinde,poz kesmede sorulacak soru

özne bu rolü kimin için yapıyor
özne kendini belli bir imgeyle özdeşleştirirken hangi bakışı dikkate alıyor
histerinin şiddeti mesafe,yani kendini görme tarzı ile kendi kendine hoş görünebilmek için kendime baktığım nokta arasındaki ayrımı anlamakla ölçülür..