sevgi aşk evlilik…..Kreutzer sonat….
Kreutzer sonat, beethoven’ın meşhur 9 numaralı ( op.47) sonatına isim vermiş,tolstoy’un,çok tartışılan kitabıdır..önceki gün bitirdim..ikinci kez beni okumaya iten,dengesiz olağandışı ve geleceksiz ,çoğu zaman yanıltıcı,gerçekçilik izlenimine yönelik,çiftlerin toplumsal kurumlaşmada,rollerine yönelik yaşanan boğucu,aile olmanın temel gerekliliğini,saygıdeğer bir sorumluluktan öte değerlendirememelerinden kaynaklan sevgiye yönelik yozlaşmışlıklara tekrar dokunma gereğiydi..herkes ,kendindeki en gelişmiş ,temel işlevi dünyada varolan en yüce nesne sayar..bu bakımdan hepimiz en ağır yanılgılara düşme tehlikesindeyiz içinde yaşadığımız uygarlıkta;bireysel egemenlik ve üstünlük eğilimini kendisinde barındırmayan insanları kafamızda canlandıramayız..bu yüzden de, toplumsallık duygusu genelde yeterince gelişmeden kalır..insanlığı eleştirenler,gerek eski,gerek çağdaş ahlakçılar insanın bu varoluş biçiminden,insanı doğuştan bencil sayılıp kendisini başkalarından daha çok düşünmesinden boyuna dert yanmışlardır..onların bu eleştirileri her zaman ahlak vaazı şeklinde kendini açığa vurmuş,böyle bir vaaz da ilkelerle bir yere varılmayacağı ve hiç bir şeyin değişmeyeceği için insan üzerinde etkiden yoksun kalmıştır..ve sonrasında da insanlar başkalarının kendilerinden daha iyi sayılmayacağı düşüncesiyle kendilerini avuta gelmişlerdir…tam bu noktada aşk evlilik,sevgi üçgeninde kreutzer sonat anlatımı düşer zihnime..aşkın sonuna kadar süreceğini sanmak,aşırı yüklenilmiş bir bekleyişe dönüşür,oysa geçicilik ve yenilik aşkın düşmanıdır..insan ilişkileri,gittikçe,geçici ve,modüler bir kimliğe büründükçe,aşkı kovalamak delice bir davranış olarak ortaya çıkmaktadır..geçicilik sürekli bir bekleyişi etkilemektedir ve kişiler kalıcı ilişkiler için özlem duyarken,içlerindeki ses bunun bir lüks olduğunu fısıldamaktadır..ve artık evlilik ilişkilerinde kalıcılığı kovma savaşı verilmektedir sanki..milyonlarca erkek ve kadın,akılcı ama tutucu bir stratejiyi uygulamamaktadırlar..,olağandışı aile biçimlerine yönelmektense,bildik biçimde evlenip,yürütmeye çalışıp,yollar ayrıldımı boşanıp veya çekip giderek,gelişim düzeyi kendininkine uygun yeni ortaklar aramaya koyuluyorlar..bu noktada isterseniz kitaptan küçük bir alıntıyı taşıyalım..
bu sırada gülme mi, ağlama mı ne olduğu belli olmayan bir ses işitildi. başımızı çevirdiğimiz vakit benim hizamda oturan kır saçlı, parlak gözlü adamı, farkında olmadığımız halde, yanımıza kadar gelmiş, ayakta gördük. geçen konuşma ona pek dokunmuş olacak. hali değişmiş, yüzü kızarmıştı. bir yanağının adaleleri sinirden çekiliyordu. işkilli bir sesle:
-ne imiş o aşk, dedi, evliliğin meşruiyetini temin için aşk?…
kadın, söze yeni karışan bu komşumuzun heyecanlı olduğunu fark ederek, hazımlı gördü ve izah etti:
-hakiki aşkı konu etmiyorum, eğer erkekle kadın arasında böyle bir sevgi mevcut ise evlilik pek tabiidir.
parlak gözlü adam mahcubiyetle gülümsemeyerek:
-peki ama, dedi, hakiki aşktan neyi kastediyorsunuz?
artık bu münakaşayı nihayet vermek istediği apaçık görülen kadın cevap verdi:
-aşkın ne olduğunu bilmeyen yoktur!
-ben bilmiyorum. onun tarifini sizden işitmek isterdim.
-pek basit…
kadın biraz düşünmeye lüzum gördü. sonra devam etti:
-aşk…aşk… dedi. bir kadın veya erkeğin mukabil cinsten bir kimseye karşı tercih duygusudur.
-(gülerek) tercih. ne kadar zaman için? bir ay mı, iki gün mü, yarım saat mı?
-affedersiniz ama siz başka şeyden konuşuyorsunuz galiba.
-hayır, aynı şeyden konuşuyorum.
avukat:
-bayan demek istiyor ki, evlilik kuvvetini aşktan, bağlılıktan almalıdır ve ancak böyle olursa o evlenme kutsiyet kazanır. sonra hakiki bir sempatiye, siz istersiniz aşk deyiniz, ciddi bir bağlılık esasına dayanmayan evlilikler için de ahlaki mükellefiyet mevzubahis olamaz.
son sözü kadına dönerek söylemişti. kadın bir baş işaretiyle avukatı tasdik etti.
-sonra…
avukat devam edecekti. fakat kendini zor tuttuğu anlaşılan muhatabı ona meydan vermedi.
-ne münasebet! ben de işte aynen ondan bahsediyorum. yani herhangi bir kimsenin karşı cinsten diğer bir kimse için duyduğu kötümser tercih duygusunu soruyorum: bu tercih ne kadar zaman için?
kadın (omuzlarını kaldırarak):
-ne kadar zaman için olacak, pek uzun, belki de yaşadıkları kadar.
-romanlar için evet, fakat hayat için asla! bu kötümser tercihin yıllarca sürdüğü de pek azdır. çok kere aylara, haftalara, günlere, hattâ saatlere hastır.
Aşk ,birlikte gelişme düşüncesiyle tanımlanmalıdır..tamamlayıcı düşüncelerin karşılıklı akımı,hoşnut olma,sevgi ve sevecenlik bağlılığın güzel bir tanımıdır aşk..sosyal,eğitimsel ve entelektüel açıdan gelişebilmek için,ortakların her ikisi de birlikte gelişme zorundadırlar..aşk paralel gelişme kuramını evliliğe uyarlayan çiftler,ilişkinin niteliğini ortaya koyarlar..fikir ayrılıklarında bu düşünsellikle,bir gelişme içinde birleşebilme ürünlerini kullanırlar..çiftlerin birlikte gelişemediği evliliklerde ise başarı ihtimali matematiksel açıdan düşüktür..ne yazık ki,toplumsal değişim hızı artıkça,başarı oranı azalmaktadır.diğer bir konu ise,doğum,kadında başlıca yaratma ihtiyacını karşılamaktadır..doğurdukları için gurur duyan kadınlar,bu noktadan sonra gelişime gerek hissetmezler,ve erkek kadının efendisi olma ihtiyacı duyar çünkü içsel rekabetle bu tavrı içinde kınar,kadın kendini bırakmaya teslim olmaya çünkü en büyük gelişmeyi tamamladığını düşünür..,erkek buyurgan kadın uysaldır..kadın amaçlarını hedefine ulaştığını hissederken,erkek ise kadının bu doğurganlığıyla yarışırcasına kendini geliştirip doğurmaya başlar..bir süre sonra tam zıtlık gösteren iki mizaç arasında çatışmalar doğar…bu çatışmalar özellikle duygular sevgi konusunda ortaya çıkar..kadın ısrarla sevgi sevecenlik yakınlık ister,çünkü artık bunu hak ettiğini düşünür..bu duyguların sergilenmesi ise erkeğe ters düşer..kadının sevgiye yönelik verdiği güvenceler artık doyurucu olmadığı için erkeğe tam bir ikiyüzlülük gibi gelir..kendini bırakan kadının erkekle kaynaşma gereksinimini,sevgiden değil de güdülenmeden dolayı olduğunu erkek hisseder..ve erkek kadının duygularına dolayısıyla kadına karşı tavır almaktan kendini alıkoyamaz..sonuçta bu da kadının savsaklanması yada kötüye kullanılmış olduğuna inanmasına neden olur,kaygılar alevlenir..kadının ona tutunması onu korkutur ve tiksindirir..çünkü erkek kendi içindeki zayıflıktan korkmakta,bunu aşağılamakta ve kadının kişiliğinde de bunu küçümsemektedir..kadın için bu kaygı daha çok yapışkanlığı kışkırtan bir başka reddedilme demektir..kadının dolaylı istekleri,erkek tarafından zorlanılma olarak algılanır..kendi efendilik duygularını korumak için bunlara saldırıyla karşılık verir..kadının zorlanımlı yardımseverliği erkeğin özyeterliliğine dayanan gururunu yaralar benzer biçimde kadının onu anlamakta ısrar etmesi de gururunu yaralar ve gerçekte kadın sık sık giriştiği olanca çabaya karşın bunu kolay kolay başaramaz..kadının anlayış ihtiyacının yanı sıra kendi tavırlarının tamamının iyi ve doğal olduğuna inandığı için,bağışlama ihtiyacı da büyüktür..buna karşı erkekte,kadının kendini ahlaki açıdan üstün gördüğünü algılar ve aldatmacaları yerle bir etmek için kışkırtıldığına inanır..sonuç olarak uzlaşmadan uzak her ikisinde de öz haklılık duygusu ağır basar..çünkü temelde her ikiside öz haklılık duygusu taşımaktadır..eğer kadındaki aldatmacaların yıkılışı yapıcı yoldan yapılsaydı belki yardımcı olunabilir,lakin genelde aşağılayıcı biçimde yapılarak kadını kırmak onu daha güvensiz ve daha bağımlı kılmaktan başka işe yaramaz..kişilerin ve evliliklerin biçim bilinçlilikten ziyade yaşam biçimli bilinçleri geliştirerek uzlaşma ve gelişme sağladıkları sürece bu boğuntu en aza inecektir..yaşam biçimi kendini dışavurumunun kaynağını oluşturacaktır..ait olma biçiminden uzakta paralel gelişmişlikle sürdürülen yaşam biçimi bilinci sevgiyi yozlaştırmayacaktır..gelişimin,süregen eğitimin amacıda bilinçsiz davranışlardan,bilinçli davranış geliştirme değimlidir.. “biz aynı zincire bağlanmış iki kürek mahkumuyduk” gibi kitabın finalini okumak yerine,bu yaşam biçiminde,gelişmiş uzlaşmacı iki özgür bireyiz diyebilmek,salt entelektüel kavram değil,çiftlerin birbirlerine yönelik başarılarını destekleyici bir kavramla bilinçli hale gelir..sevgi yozlaştırılmaz,ahlaki kavramların değeri yatsınmaz,güven sadakat kavramı eğitilmiş bilinçle geliştiği için,yine saldırgan ve cinsel tepi gibi hemen doyurulması gerekmeyen güdüler eğitilerek insanın psikolojik yapısını oluşturur..bireyoluş sürecinde eğitilerek gelişmiş bilinç,eğitilmiş gelişmiş aile,gelişmiş toplum pek tabiî ki geleceğin sağlıklı ve bilinçli nesilleri demektir..
hayatta tercihler arada bir pek nadir olarak birkaç yıl, çoğu zaman birkaç ay veya hafta, hatta birkaç gün, birkaç saat sürer. “
” erkeğin beğendiği bir kadını bir ömür boyu seçtiğini kabul etsek bile, sonunda kadının bir başkasını seçme olasılığı çok daha kuvvetlidir. bu hep böyleydi; şimdi de böyledir. “
” hayatta tek bir kadının veya tek bir erkeğin sevilebileceğini söylemek, bir mumun ömür boyunca yanabileceğine inanmak gibidir. “
” güzellik insana her şeyi iyi göstererek nasıl da aldatıyor ! güzel kadının karşınızda savurduğu saçmalar size çok güzel geliyor. “
” kadın şehvet silahını öyle ustalıkla kullanıyor ki, görünüşte seçen erkektir ama aslında her şey kadının oyununa, isteğine göre olur. “
gibi kitaptan yansıyan bu kelimelerin yerine bireyoluşsal süreçte mutlu iki insan,mutlu bir evlilik kavramı eminim ki kullanılacaktır…mutlu erkek mutlu kadın..kesinlikle beethoven’ın kreutzer sonatındaki gibi uyumlu notalar,her iki kulaktan yayılan dengeli notaların bilinçte uyumu benzeri zevk verecektir…