lacan yaşasaydı derdi ki ;
erkek kadının körelmiş organıdır
28 Aralık 2011 Çarşamba
27 Aralık 2011 Salı
homoloji
teknolojinin geçerli olduğu toplumlar=progeria
uzun biyolojik değişimin kısa hikayelerini kısa bir yaşama sığdırırken
değişimin meydan okuduğu,denetimin dışına çıktığı yeni olanın saldırısından ne pahasına olursa olsun kaçamayan aciz insanın trajedisi
çağdaş zamanlar filminde montaj bandının sosyal put olarak belirlenmesi=sürüyle insanın basit fonksiyonları tekdüze tekrarladıkları durum
uzun biyolojik değişimin kısa hikayelerini kısa bir yaşama sığdırırken
değişimin meydan okuduğu,denetimin dışına çıktığı yeni olanın saldırısından ne pahasına olursa olsun kaçamayan aciz insanın trajedisi
çağdaş zamanlar filminde montaj bandının sosyal put olarak belirlenmesi=sürüyle insanın basit fonksiyonları tekdüze tekrarladıkları durum
24 Aralık 2011 Cumartesi
I’hommelette
Erkeklerin oluşturduğu kendi sürgün kolonilerinde içlerinde hep bir yabancıyı taşıyan,kendisinden daha fazla içinde olanı,içindeki artık nesneyi yok etmenin tek yolu
Plesanta= yok edin(pek güvence verici sayılmaz.ama birde siz sessizce uyurken gelip yüzünüzü kapladığını düşünün) içinizdeki amip benzeri yaratıkla olanaksız ilişkinizin sizde açtığı yarıktan içeri girmeye çalışan dişiler hep aynı şeyi görecek,ötekilik.
Ya da
Gevezelik yapmak yerine
Kendinizi=yok edin
İki ölüm arasında filizlenen yok edilemez yaşam küçük dişi erkek;ölümsüz her türlü bölünerek çoğalma temeli müdahalede sağ kalır ve ortada dolanabilir.
Plesanta= yok edin(pek güvence verici sayılmaz.ama birde siz sessizce uyurken gelip yüzünüzü kapladığını düşünün) içinizdeki amip benzeri yaratıkla olanaksız ilişkinizin sizde açtığı yarıktan içeri girmeye çalışan dişiler hep aynı şeyi görecek,ötekilik.
Ya da
Gevezelik yapmak yerine
Kendinizi=yok edin
İki ölüm arasında filizlenen yok edilemez yaşam küçük dişi erkek;ölümsüz her türlü bölünerek çoğalma temeli müdahalede sağ kalır ve ortada dolanabilir.
19 Aralık 2011 Pazartesi
ve bir
aşk ve nefret simetrik değildir
ve bir varmış
aşk tümel kayıtsızlıktan
ve bir yokmuş
nefret tümel aşktan
doğar.
sonuç
boylam ;bilinçdışıdır
enlem ;bilinçaltı
kesişme ;yanılsama
tuzak ;arzu
hiç ;ben
gerçeklik;tümden beyhude
ve bir varmış
aşk tümel kayıtsızlıktan
ve bir yokmuş
nefret tümel aşktan
doğar.
sonuç
boylam ;bilinçdışıdır
enlem ;bilinçaltı
kesişme ;yanılsama
tuzak ;arzu
hiç ;ben
gerçeklik;tümden beyhude
18 Aralık 2011 Pazar
antroposentriklere.....
her arzu nesnesi yanılsamalara sebep olan bir tuzaktır..
ilksel bir eksikliği ve boşluğu doldurmaya çalışan bir dizi metonimik nesne çevresinde formülleştirilen,yarık duyguyu ebedileştirerek sakinleyen, hareketi kendisinin amacı haline getirenler,
size acıyorum..
ilksel bir eksikliği ve boşluğu doldurmaya çalışan bir dizi metonimik nesne çevresinde formülleştirilen,yarık duyguyu ebedileştirerek sakinleyen, hareketi kendisinin amacı haline getirenler,
size acıyorum..
14 Aralık 2011 Çarşamba
hiç bir x işlev F'ye bırakılmaz =var olmanın eksiksizliğinde bir gedik açan böyle hiç bir şey'lik
kadında mevcut unsurları hepsi değil yapan o var olmayan hiçbir şey dir=
kadının kendi içinde ona bırakılacak hiç bir şey olmadığı için onun pençesinden uzak kalması > erkeğin fallik işlevin üstünlüğüne boyun eğmiş olması çünkü içinde ondan kaçınan bir şeyin bulunması
kadının kendi içinde ona bırakılacak hiç bir şey olmadığı için onun pençesinden uzak kalması > erkeğin fallik işlevin üstünlüğüne boyun eğmiş olması çünkü içinde ondan kaçınan bir şeyin bulunması
13 Aralık 2011 Salı
diyagonal çift
bütün x'ler işlev F'ye bırakılır =işlev F' den hariç hariç tutulabilecek hiç bir x yoktur
F işlevinden hariç kalan(en az) bir x vardır..
F işlevinden hariç kalan(en az) bir x vardır..
8 Aralık 2011 Perşembe
yanılsama ile gerçek arasında dolayımlama
gerçeklik-değillerden oluşur
kurgusal varlıklarla imgesel hiçlikler arasınsında insanı, us'undan ayrı tutamıyorum,
fetişizmin mantığı kuramsal açıdan ortaya konulduktan sonra da gerçek yaşamda varlığını sürdürdüğü gibi
kurgusal varlıklarla imgesel hiçlikler arasınsında insanı, us'undan ayrı tutamıyorum,
fetişizmin mantığı kuramsal açıdan ortaya konulduktan sonra da gerçek yaşamda varlığını sürdürdüğü gibi
4 Aralık 2011 Pazar
terapeuein
İsa'dan önce M.Ö 25 yıllarında yaşadığı sanılan ama tarihöncesinde tüm bilgileri kaybolmuş olan,en eski tedavi edici toplum olarak philo tarafından de vita contemplativa da anlatılan ,theapeutae toplumunda; kendiliğindeliğin yalnızlıkla yüzyüze geldiğinde gösterdiğin başarıdan geçtiği anlaşılıyor.
toplum üyeleri birbirinden uzak ve dağınık evlerde yaşarmış
uzaklıkları ise ,saldırganlara karşı beraber hareket edebilecek,birbirlerinden yardım isteyecekleri kadar yakın ama yalnızlıklarını rahatsız etmeyecek kadarmış..
her evde meditasyon odası olur,1 hafta boyunca tek başına meditasyonda kalır,belirli bir günde toplumun tüm üyeleri bir araya gelerek şarkı söyler birlikte yemek yer ve dua ederlermiş.
bu gün ise dış dünyayla insanlarla ilişkisini kesen,bomboş verimsiz insanları görerek hayal kırıklığına uğruyoruz,bu insanlar sürekli çıkmazla mücadele ediyor,kişisel bir teknolojinin işletme çarkında dönüyor,kendi için doğru olanı söylemiyor,yalnızlıkları başkalarının yalnızlıklarına saldırarak çoğalıyor kendiliğindelikleri ise kollektif projelerde kendi varlığını ötekine ispatlamakla geçiyor...çoğumuz bu bozuk düzenden kaçmaya çalışırız,ancak bu kaçış ölene kadar devam eder.zaman zaman yalnız kalmamızın diğerleriyle olan ilişkilerimizde doğru yolu bulmamıza yardımcı olacağına inanıyorum
Wei wu wei insan için tek ideal yaşam tarzı olarak nitelendirdiği pozitif aktif olmama durumu karşısında güçlü ol sloganlarına bakarsak
esasında yalnızlığın tedavi edici olduğunu göreceksiniz
Sahip olduğumuz nitelikler asla tatmin aracı olmamalı tersine bertaraf edilmelidir.
Acı çeken sadece suni egodur. Kendi sahte 'ben'ini aşan kimse artık acısıyla özdeşleşmez.
Bizler Hakikatin hayali parçası değil kendine hayal perdesinden bakan Hakikatiz.
Bilge insanlar yargılamaz anlamaya çalışırlar.
İki tür arayıcı (ruhsal arayış peşinde olan) vardır: Kendi egolarını olduğundan başka bir şey, mesela kutsal, mutlu, diğerkam (unselfish) yapma (sanki bir balığı balık olmayan birşey yapabilirmiş gibi) arayışında olanlar ve tüm bu çabaların sadece bir işaret veya oyun olduğunu anlayan ve yapılabilecek tek şeyin kendilerini ego ile onun hakikat olmadığını idrak ederek özdeşleştirmemeleri ve kendilerinin saf olan ebedi kimliklerini farketmeleri gerektiğini bilenler.
Öğretiler, kutsal metinler, sutralar, denemeler takip edilmesi gereken sistemler olarak değerlendirilmemelidirler. Onlar yalnızca kavrayışa katkıda bulunurlar. Onlar bizim için teşvik kaynağı olmalı daha fazlası değil...Teşvik için kullanılmanın dışında benimsendiklerinde engel haline gelirler.
Komedideki rolünüzü oynayın fakat asla kendinizi rolünüzle özdeşleştirmeyin!
Fenomenal düzlemde haz arar ve acıdan kaçınırız. Nomenal düzlemde her ikisinin de olmadığını biliriz işte bu Lütuftur.
Sadece Hakikat vardır ve biz de buyuz. Geri kalan herşey sadece bir rüyadır, 'biz' olmayan zihnimizin, Bir Zihnin rüyası. Bunu kabül etmek çok zor di mi? Kabullenmek ve ona uygun yaşamak çok zor di mi?
Sorunun ne? Yanlış özdeşleşme
Dünyadaki tüm kötülükler ve tüm mutsuzluklar Benlik kavramından doğar.
Aydınlanmış üstadlara gidin ve tüm bagajınızı geride bırakın.
Gizem diye birşey yok - yalnızca apaçık olanı kavrayamama var.
Bir nesneyle özdeşleştiğimiz sürece esaret var. Bir nesne vasıtasıyla ve bir nesne olarak düşündüğümüz, eylemdemde bulunduğumuz ve yaşadığımız sürece esaret var. Kendimizi bir nesne olarak hissettiğimiz veya kendimizi (ve benliğimizi bir nesne olarak) düşündüğümüz sürece esaret var.
Hâlâ hayali bir fenomenal merkezden mi bakıyor, düşünüyor ve yaşıyorsunuz? Bunu yaptığınız sürece asla özgürlüğünüzü kavrayamayacaksınız.
Metafizik açıdan tevazu ister 'gurur' ister 'tevazu' gösterecek herhangi bir varlık (entity) olmadığını zımnen işaret eder.
Herhangi bir nesnel varoluşa sahip olmayan 'Öznellik' asla ölmez -zira orada ne yok olmaktan acı çekme, ne de doğmak sözkonusudur- zira orada varolan birşey yoktur. Bu yüzden 'o' ebedi (aeternitus, 'zaman' kavramının ötesinde olandır)dir.
Sadece nesneler doğabilir ve ölebilir, sadece nesneler kavranabilir, sadece nesneler üzerinde düşünülebilir ve algılanabilir, sadece nesneler var görünür. Tüm bu 'varolanlar' sadece görünüş (fenomen)lerdir.
Tüm kavramlar ikilikle ilişkilidir (dualistic) dolayısıyla ikiliği aşmak için (karşıtlıklar ve tamamlayıcılar/opposites and complementaries) tüm kavramları aşmamız gerekir. Doğrudan biliş denilen şey de budur.
Neden böyle mutsuzsun
Zira düşündüğün
Ve yaptıklarının
Yüzde 99.9'u kendin için
Ama bil ki bir kendin yok.
— Ask The Awakened
toplum üyeleri birbirinden uzak ve dağınık evlerde yaşarmış
uzaklıkları ise ,saldırganlara karşı beraber hareket edebilecek,birbirlerinden yardım isteyecekleri kadar yakın ama yalnızlıklarını rahatsız etmeyecek kadarmış..
her evde meditasyon odası olur,1 hafta boyunca tek başına meditasyonda kalır,belirli bir günde toplumun tüm üyeleri bir araya gelerek şarkı söyler birlikte yemek yer ve dua ederlermiş.
bu gün ise dış dünyayla insanlarla ilişkisini kesen,bomboş verimsiz insanları görerek hayal kırıklığına uğruyoruz,bu insanlar sürekli çıkmazla mücadele ediyor,kişisel bir teknolojinin işletme çarkında dönüyor,kendi için doğru olanı söylemiyor,yalnızlıkları başkalarının yalnızlıklarına saldırarak çoğalıyor kendiliğindelikleri ise kollektif projelerde kendi varlığını ötekine ispatlamakla geçiyor...çoğumuz bu bozuk düzenden kaçmaya çalışırız,ancak bu kaçış ölene kadar devam eder.zaman zaman yalnız kalmamızın diğerleriyle olan ilişkilerimizde doğru yolu bulmamıza yardımcı olacağına inanıyorum
Wei wu wei insan için tek ideal yaşam tarzı olarak nitelendirdiği pozitif aktif olmama durumu karşısında güçlü ol sloganlarına bakarsak
esasında yalnızlığın tedavi edici olduğunu göreceksiniz
Sahip olduğumuz nitelikler asla tatmin aracı olmamalı tersine bertaraf edilmelidir.
Acı çeken sadece suni egodur. Kendi sahte 'ben'ini aşan kimse artık acısıyla özdeşleşmez.
Bizler Hakikatin hayali parçası değil kendine hayal perdesinden bakan Hakikatiz.
Bilge insanlar yargılamaz anlamaya çalışırlar.
İki tür arayıcı (ruhsal arayış peşinde olan) vardır: Kendi egolarını olduğundan başka bir şey, mesela kutsal, mutlu, diğerkam (unselfish) yapma (sanki bir balığı balık olmayan birşey yapabilirmiş gibi) arayışında olanlar ve tüm bu çabaların sadece bir işaret veya oyun olduğunu anlayan ve yapılabilecek tek şeyin kendilerini ego ile onun hakikat olmadığını idrak ederek özdeşleştirmemeleri ve kendilerinin saf olan ebedi kimliklerini farketmeleri gerektiğini bilenler.
Öğretiler, kutsal metinler, sutralar, denemeler takip edilmesi gereken sistemler olarak değerlendirilmemelidirler. Onlar yalnızca kavrayışa katkıda bulunurlar. Onlar bizim için teşvik kaynağı olmalı daha fazlası değil...Teşvik için kullanılmanın dışında benimsendiklerinde engel haline gelirler.
Komedideki rolünüzü oynayın fakat asla kendinizi rolünüzle özdeşleştirmeyin!
Fenomenal düzlemde haz arar ve acıdan kaçınırız. Nomenal düzlemde her ikisinin de olmadığını biliriz işte bu Lütuftur.
Sadece Hakikat vardır ve biz de buyuz. Geri kalan herşey sadece bir rüyadır, 'biz' olmayan zihnimizin, Bir Zihnin rüyası. Bunu kabül etmek çok zor di mi? Kabullenmek ve ona uygun yaşamak çok zor di mi?
Sorunun ne? Yanlış özdeşleşme
Dünyadaki tüm kötülükler ve tüm mutsuzluklar Benlik kavramından doğar.
Aydınlanmış üstadlara gidin ve tüm bagajınızı geride bırakın.
Gizem diye birşey yok - yalnızca apaçık olanı kavrayamama var.
Bir nesneyle özdeşleştiğimiz sürece esaret var. Bir nesne vasıtasıyla ve bir nesne olarak düşündüğümüz, eylemdemde bulunduğumuz ve yaşadığımız sürece esaret var. Kendimizi bir nesne olarak hissettiğimiz veya kendimizi (ve benliğimizi bir nesne olarak) düşündüğümüz sürece esaret var.
Hâlâ hayali bir fenomenal merkezden mi bakıyor, düşünüyor ve yaşıyorsunuz? Bunu yaptığınız sürece asla özgürlüğünüzü kavrayamayacaksınız.
Metafizik açıdan tevazu ister 'gurur' ister 'tevazu' gösterecek herhangi bir varlık (entity) olmadığını zımnen işaret eder.
Herhangi bir nesnel varoluşa sahip olmayan 'Öznellik' asla ölmez -zira orada ne yok olmaktan acı çekme, ne de doğmak sözkonusudur- zira orada varolan birşey yoktur. Bu yüzden 'o' ebedi (aeternitus, 'zaman' kavramının ötesinde olandır)dir.
Sadece nesneler doğabilir ve ölebilir, sadece nesneler kavranabilir, sadece nesneler üzerinde düşünülebilir ve algılanabilir, sadece nesneler var görünür. Tüm bu 'varolanlar' sadece görünüş (fenomen)lerdir.
Tüm kavramlar ikilikle ilişkilidir (dualistic) dolayısıyla ikiliği aşmak için (karşıtlıklar ve tamamlayıcılar/opposites and complementaries) tüm kavramları aşmamız gerekir. Doğrudan biliş denilen şey de budur.
Neden böyle mutsuzsun
Zira düşündüğün
Ve yaptıklarının
Yüzde 99.9'u kendin için
Ama bil ki bir kendin yok.
— Ask The Awakened
3 Aralık 2011 Cumartesi
makina parodisi
nihilizmin içselliği ve bu boşluğun beraberinde getirdiği sınırsız acımazlık;boşluğun feda ayartısı
post- travmatik öznenin,en saf haliyle sıfır derecesindeki cogito'nun nasıl birşey olduğunu anlayabilmek için acı verici görüntüyle yüzyüze geldiğinde bölünmüş dijital düzeneğe dönüşmüş tamamen dolayımlanmış özne,cogitonun heyulasına inatla direnecektir
dispositif hegemonya aklına mukayet ol...
post- travmatik öznenin,en saf haliyle sıfır derecesindeki cogito'nun nasıl birşey olduğunu anlayabilmek için acı verici görüntüyle yüzyüze geldiğinde bölünmüş dijital düzeneğe dönüşmüş tamamen dolayımlanmış özne,cogitonun heyulasına inatla direnecektir
dispositif hegemonya aklına mukayet ol...
1 Aralık 2011 Perşembe
Modus Operandi —————>go
Sl —————> S2
$ ————————a
=
S1 Mutajen kat. 1 en 2 —————> S2 Üreme sistemine toksik kat.1 en 2
$R1/2 —————>Şok, sürtünme, alev ve diğer tutuşturucu kaynakları ile temasında patlama riski
Üreme sistemine toksik kat.1 en 2 —————>afümigasyon esnasında solunum cihazı takın
Kapitone biçiminde dikilmez eror eror eror
28 Kasım 2011 Pazartesi
Oksimoron
Numenal olanın fenomenal olana doğrudan müdahale ettiği nokta...şiddetli yöntemlerin şiddet içermeyen amaçlar uğrunda üzücü değil kaçınılmaz şekilde kullanılması;geride kalan tek şey travmanın heyulası değil
bizati travmanın kendisi
bizati travmanın kendisi
24 Kasım 2011 Perşembe
19 Kasım 2011 Cumartesi
aphanisis
kadın erkeğin günahının maddeleşmesinden başka bir şey değildir;temel matriksi farklı perspektifle ele alırsak
kadın fallik keyfi geri çevirmek yoluyla erkeği kurtarır.
özneyi aradan çekip çıkarma cüretkar bir arya gibi,olanaksız öznel konumdan seslenme ;sesin kendisinin dik durumuyla sönükleşmiş durum arasındaki denetlenemz salınımı esnasında işittiren fallusun kendisi ise,fallik yüklemi indirdiğimizde ortaya kadın çıkar.
kılık değiştirilmiş dişilik ideolojisinden kurtuluş gününü kutlamak için yaşıyorsa kadınlar,görevlerini meşrulaştırmaları gerekiyor.
yok olmayan parçaları ritüel türü törenlerle kutlayan kadınlar,balerin edasıyla lekeleri transfer eden yüce bir fallusa dönüşür.
kadın fallik keyfi geri çevirmek yoluyla erkeği kurtarır.
özneyi aradan çekip çıkarma cüretkar bir arya gibi,olanaksız öznel konumdan seslenme ;sesin kendisinin dik durumuyla sönükleşmiş durum arasındaki denetlenemz salınımı esnasında işittiren fallusun kendisi ise,fallik yüklemi indirdiğimizde ortaya kadın çıkar.
kılık değiştirilmiş dişilik ideolojisinden kurtuluş gününü kutlamak için yaşıyorsa kadınlar,görevlerini meşrulaştırmaları gerekiyor.
yok olmayan parçaları ritüel türü törenlerle kutlayan kadınlar,balerin edasıyla lekeleri transfer eden yüce bir fallusa dönüşür.
17 Kasım 2011 Perşembe
16 Kasım 2011 Çarşamba
tepetaklak dünya
bedenle ruh arasındaki bağlantıyı pineal bezine yerleştirerek;insanın
düşünce ve tözün aracılığını kavramsal açıdan kavrayamaması gerçeğininin sahte ampirik olumlulaştırılması
düşünce ve tözün aracılığını kavramsal açıdan kavrayamaması gerçeğininin sahte ampirik olumlulaştırılması
27 Ekim 2011 Perşembe
25 Ekim 2011 Salı
Bilinç dışı bir kayıt üzerine dipnot
Pek yazık ki insan,uygun ve saydam işaretlerle arzularını anlatamayınca,adeta bir tür gizleme stratejisi benimsiyor
İnsan eksik kaldığı sürece,diyordu nizan,geceleri düş görecektir.
Ahlaksal bilincin kuşkusunu uyandırmadan, masum imgeler görüntüsü altında gizlenir. imge-simgelerin anlamsız (‘’anlamsız’’ diyor,güzel bir biçimde foucault;anlamın kurnazlığından,anlamın gün ışığına çıkması için kullandığı bir yoldan başka bir şey değildir) işlevi,örterek açıklamaktadır ve stili ise,saf bir imgenin şiirsel ya da bayağı görünüşünün arkasında üstü kapalı yada gizli bir gerçeği çağrıştırabilen belirsizliktir.(kara bir şapka aldığını düşünde gören kadın,bilincinde olmadan kocasının ölümünü dilediğini bilemez)
Kendi gizlemesiyle yapılan gizleyici ve yanıltılmış bir bilincin yerine,kendi öz aldatmacasına karşı silahlanacak açık ve özgür bir bilinç koymak istesede,bedeninin konuştuğu (tüm beden bir dildir) bu dilin koduna ve hatta kendini yanıltan söze sahip olmadığı sürece,tutsak olarak kalacak pek sevgili insan..
23 Ekim 2011 Pazar
ve nesne evrim geçirir
Trajedi insanın adaletiyle ilgisi olmayan bir şeydir,daha çok bir kefaretin ödenmesinin belirtilmesidir,ama sahtekarların,ahmaklar için örgütlediği kısmi,yerel bir düzenlemenin kodlanmış bir ihlalin zavallıca kefareti değil.trajik figür ilk günahın kefaretini temsil eder onun ve bütün kötülük yoldaşlarının ilk ve ebedi günahını,doğmuş olmanın günahını
21 Ekim 2011 Cuma
16 Ekim 2011 Pazar
I.
(bu blogta karaladığım her kelimeyi bir puzzle gibi yerleştirmeye çalışacağım bir oyun olacak kendimle)
...................
Dramatik bir duyguyu billurlaştırmak için, eylemlerime engel olan sömürgeci mantığıyla oynuyorum, haa oynamak derken kimseye hizmet etmeyen oyunlardan bahsediyorum, kendime karşı yazdığım onca oyunlardan biri,hani kadınlığın ve erkekliğinde bir rol olduğu oyunlardan, rollerle bezenmiş toplumsal kaygıların yansıdığı suratlardan kopardığım,içi kemirmek için acının dişlerini geçirdiği inkarışlardan duyduğum ,isyanlardan kopardığım seslere benzer pekala ihanet ettiğim şeylerden avucumun içinden bıraktığın saklanmışlarımdan işte. cümle kurma kaygısı yansıtan estetikten uzak ahlaki değerlerin doğurduğu zorunlu ahenklere benzer değil yazışlarım oyunlarım..yazarken de göz kamaştırıcı kabul edilebilir bir izlenim değil yalnız insanın hep yalnız kalma tercihinin altında yatan avuntulardan değil ,bedeni çürüten zamanın yaydığı kokuyu duyumsamaktan korkarcasına değil nasıl desem kendimi verilmiş zamandan sorumlu hissediyorum. ki,bu zamanlarda bir şey yapmak istiyorum,unutuşa bir imgeye vefa borcu gibi…daha çok kadınların görünmeyen itiraf edemedikleri duyguların boğduğu sis güzergahının içinden çıkarmaya çalıştığım yalnız bir kelimeye yönelik,ve yine yalnız kelimelerle şekillenmeyen katıksız kusurlu yüreği parçalanmış düşman görünümündeki hecelere yönelik dilsiz uzlaşıları konu aldığım gücü tükenmiş ama teslim olmayan hisler içeren seçkiler,ama bilin ki tek kişilik oyunlar,işte öyle bir teklik gereksinimi ki tek üfleyişle deviremediğimiz düşmanımız oluverir,gölgemizle inatlaşarak.benim tarafımdan yenilgiye uğramış kaç tek kadın karakterim oldu bilir misiniz,çok işte kolsuz bacaksız karınsız ölçüsüzce ruhsuz,kırılan kopan bölünen ters köşeye yatırılan doğrulan nefes almaktan korkan..sadece üçüne amaç verdim sadece üçüne,şimdilerde ise bunların nefeslerini inlemelerini nefretlerini kinlerini demeyeceğim çünkü kin duymak değenedir,korkularını aşklarını zavallılıklarını acizliğin ve gösterişin kabus gibi üzerine giydikleri giysiden farklı olmadığı örtülerini göstermek için bir araya aynı oyuna soktuğum tipolojisi tüm kadınlara benzer ve işte onlar
33 yaşında ,naif bir rahatsızlığı var lanetli olduğunu düşünüyor,nevrotik
36 yaşında psikozlu, acıların bağlantı noktasında kopuyor
37 yaşında ileri derecede manik depresif,şu sıra yükselişte..
Ataköy Rehabilite merkezinde yollarını kesiştiren,hislerini benzerleştiren tastamam rastlantısal bir karşılaşmaydı ..o an anlık coşkularından sıyrılmış reims meleğinden daha da masum ifadelerini yüzlerine itina ile yapıştıran ruh halini taşıyorlardı,bakışları bulundukları odayı ıssızlaştırmış kirlerini ve yalnızlarını kapatırcasına,yıkanmış bir beyazlıkta olan yüzlerini kaplamıştı,
Kendi kendine mırıldanıyordu hem diğer ikisine bakıp hem de dudaklarını yaracasına dökülen sözcüklere engel olamaya çalışırken, dökülen kelimeleri yuvarlıyordu ağzından
Ey doyumsuzluk,
öyle boğuyorsun ki ölümlüleri altında
kimse gözlerini
dalgaların üstüne
çıkarma gücü bulamıyor kendinde...
Kendini tanıdığından beri meraklıydı sanata ,şiiri seviyor,yazıyor çiziyor,okuyor
Parmaklarımın itirazı yok, şanslı bir gün
Bir virgülden bile iğrenen onca parmak arasından sadece en iyilerinden bir kaçından biri...................
Dramatik bir duyguyu billurlaştırmak için, eylemlerime engel olan sömürgeci mantığıyla oynuyorum, haa oynamak derken kimseye hizmet etmeyen oyunlardan bahsediyorum, kendime karşı yazdığım onca oyunlardan biri,hani kadınlığın ve erkekliğinde bir rol olduğu oyunlardan, rollerle bezenmiş toplumsal kaygıların yansıdığı suratlardan kopardığım,içi kemirmek için acının dişlerini geçirdiği inkarışlardan duyduğum ,isyanlardan kopardığım seslere benzer pekala ihanet ettiğim şeylerden avucumun içinden bıraktığın saklanmışlarımdan işte. cümle kurma kaygısı yansıtan estetikten uzak ahlaki değerlerin doğurduğu zorunlu ahenklere benzer değil yazışlarım oyunlarım..yazarken de göz kamaştırıcı kabul edilebilir bir izlenim değil yalnız insanın hep yalnız kalma tercihinin altında yatan avuntulardan değil ,bedeni çürüten zamanın yaydığı kokuyu duyumsamaktan korkarcasına değil nasıl desem kendimi verilmiş zamandan sorumlu hissediyorum. ki,bu zamanlarda bir şey yapmak istiyorum,unutuşa bir imgeye vefa borcu gibi…daha çok kadınların görünmeyen itiraf edemedikleri duyguların boğduğu sis güzergahının içinden çıkarmaya çalıştığım yalnız bir kelimeye yönelik,ve yine yalnız kelimelerle şekillenmeyen katıksız kusurlu yüreği parçalanmış düşman görünümündeki hecelere yönelik dilsiz uzlaşıları konu aldığım gücü tükenmiş ama teslim olmayan hisler içeren seçkiler,ama bilin ki tek kişilik oyunlar,işte öyle bir teklik gereksinimi ki tek üfleyişle deviremediğimiz düşmanımız oluverir,gölgemizle inatlaşarak.benim tarafımdan yenilgiye uğramış kaç tek kadın karakterim oldu bilir misiniz,çok işte kolsuz bacaksız karınsız ölçüsüzce ruhsuz,kırılan kopan bölünen ters köşeye yatırılan doğrulan nefes almaktan korkan..sadece üçüne amaç verdim sadece üçüne,şimdilerde ise bunların nefeslerini inlemelerini nefretlerini kinlerini demeyeceğim çünkü kin duymak değenedir,korkularını aşklarını zavallılıklarını acizliğin ve gösterişin kabus gibi üzerine giydikleri giysiden farklı olmadığı örtülerini göstermek için bir araya aynı oyuna soktuğum tipolojisi tüm kadınlara benzer ve işte onlar
33 yaşında ,naif bir rahatsızlığı var lanetli olduğunu düşünüyor,nevrotik
36 yaşında psikozlu, acıların bağlantı noktasında kopuyor
37 yaşında ileri derecede manik depresif,şu sıra yükselişte..
Ataköy Rehabilite merkezinde yollarını kesiştiren,hislerini benzerleştiren tastamam rastlantısal bir karşılaşmaydı ..o an anlık coşkularından sıyrılmış reims meleğinden daha da masum ifadelerini yüzlerine itina ile yapıştıran ruh halini taşıyorlardı,bakışları bulundukları odayı ıssızlaştırmış kirlerini ve yalnızlarını kapatırcasına,yıkanmış bir beyazlıkta olan yüzlerini kaplamıştı,
Kendi kendine mırıldanıyordu hem diğer ikisine bakıp hem de dudaklarını yaracasına dökülen sözcüklere engel olamaya çalışırken, dökülen kelimeleri yuvarlıyordu ağzından
Ey doyumsuzluk,
öyle boğuyorsun ki ölümlüleri altında
kimse gözlerini
dalgaların üstüne
çıkarma gücü bulamıyor kendinde...
Kendini tanıdığından beri meraklıydı sanata ,şiiri seviyor,yazıyor çiziyor,okuyor
boş bırakılan
Abartılı ve taşkın öfke; hiçbir şey olmama ya da çok az bir şey olma,hiç kimse olmama ya da çok az kimse olma hastalığını dindirecek bir ilaçtır.öfke geçince bir kişi çıkacaktır ortaya sen;sevgili tutsak
Bir çeşit dramaturji geliştirmeyi denedimse, hesap görmek içindi artık fark etmez hesap görüldü. verilen sözün alanından kovulduğunuz için size kalan tek şeydir beklide yazmak, lakin entelektüel siyasetiyle kirletme yazdıklarını midemi bulandırıyor tıpkı kızıl ordu fraksiyonu gibi… Minnettar olduğum konular oldu elbet; tebessüm ve kanmazlık
Şüphesiz bu yazdıklarım artık umut etmeyen neşeye ait ve yine yazdıklarım kimseye gönderilecek zımpara değil,neşeyle seyredilecek nakış makinesi de kimi değiştirdi ki yazılanlar,kimi değiştirebilir ki,ve ya niye değiştirsin ki,okumak kimin besini haline geldi ki vereceğiniz tek bir emsal bile olamaz..bilin,kimse üzerine atlamasın kimse üzerine çekmesin yazdıklarımda seslendiğim bir tek kendimim,masumiyet yoldan çıkartıcıdır..
okuyun,isterseniz okumayın,tek diyeceğim kendinize alınmayın….
sessizlik gözlerimi kanatıyor,parmaklarım yapışıyor kaşımak için,her akışda adı bir kan damlasına dönüşüyor,şu a
Biliyorum ki artık kalemle şavaşılmaz çünkü şavaşlar ideolojik ve semboliktir……
Kısa kesik bütünlükten uzak,olması gereken gibi bir metin,geçirimsiz bir biçim ,sembolik anlam fraksiyonlarıyla ikaz etme uyarı anlamlarını desteklemek için geliştirilen yeni bir yazım tarzı, deneysel bir çalışma tıpkı şavaşlar gibi….
Bir çeşit dramaturji geliştirmeyi denedimse, hesap görmek içindi artık fark etmez hesap görüldü. verilen sözün alanından kovulduğunuz için size kalan tek şeydir beklide yazmak, lakin entelektüel siyasetiyle kirletme yazdıklarını midemi bulandırıyor tıpkı kızıl ordu fraksiyonu gibi… Minnettar olduğum konular oldu elbet; tebessüm ve kanmazlık
Şüphesiz bu yazdıklarım artık umut etmeyen neşeye ait ve yine yazdıklarım kimseye gönderilecek zımpara değil,neşeyle seyredilecek nakış makinesi de kimi değiştirdi ki yazılanlar,kimi değiştirebilir ki,ve ya niye değiştirsin ki,okumak kimin besini haline geldi ki vereceğiniz tek bir emsal bile olamaz..bilin,kimse üzerine atlamasın kimse üzerine çekmesin yazdıklarımda seslendiğim bir tek kendimim,masumiyet yoldan çıkartıcıdır..
okuyun,isterseniz okumayın,tek diyeceğim kendinize alınmayın….
sessizlik gözlerimi kanatıyor,parmaklarım yapışıyor kaşımak için,her akışda adı bir kan damlasına dönüşüyor,şu a
Biliyorum ki artık kalemle şavaşılmaz çünkü şavaşlar ideolojik ve semboliktir……
Kısa kesik bütünlükten uzak,olması gereken gibi bir metin,geçirimsiz bir biçim ,sembolik anlam fraksiyonlarıyla ikaz etme uyarı anlamlarını desteklemek için geliştirilen yeni bir yazım tarzı, deneysel bir çalışma tıpkı şavaşlar gibi….
6 Ekim 2011 Perşembe
oyun ve masturbasyon
ilk önce umursamazlar ve sanki korkunç bir şey olmamış gibi davranırlar
sonra birbirleriyle temas etmekten kaçıp özel hayatlarına çekilirler
sonra inaçlarından medet umup alaylar düzenlemeye günahlarını itiraf etmeye başlarlar
sonra kendi kendilerine ne halt olacaksa olsun,vakit varken hayatın keyfini çıkaralım deyip kendilerini bütünüyle sekse,yemeye ve içmeye verirler
en sonunda yine ilke dönerler
hayata dönüp yine korkunç bir şey olmuyormuş gibi davranırlar…
ötekiliğin tam yüreğinde,aynı ‘nın kendi efendilik yapımızın öbür yüzüne rastlamak,bir rastlantımıydı,değil elbet ,kurum mantığının düz anlamıyla figürleştiği möbius şeridinin öteki tarafından aynı anda hareket etmekti bunun adı ve booooooom ......kendine çarpmak hissiyle ,gerçekliğin içinde hiçbir yeri olmayan bir şeye yer bırakan karanlık noktanın işlevinin askıya alındığı ,gerçeklik hissinin kendi sininde kayboldu yokoluşlar…
18 Eylül 2011 Pazar
Gerçeklik kendisini görsel bir sanrı olarak algılar…
Sadece sözcüklerle uğraşılan bu alan simgesel düzenin kendisi değil de nedir,gerçek hayatla,sadece hayalin arasına sokan bu üçüncü alan ve bu alan da söylem ‘’merkezsiz öznesini elle tutulur hale getirmek’’ artık gözyuvarı bütün bedenin etrafını kuşatmaktadır….canlı düşünen bir partner haline dönüştürülen bu makine biricikliğine tehdit oluşturmaktadır,tekzip inkar yoluyla doğrulama,mutenalaştırılıp gündelik tavrın bir parçası haline gelen,sukünetle kabullenip onunla oynadığımız,tekzip ve sahiplenmenin birbirine bağlı olduğu bu bölünmüş tavır oyun üzerinde yapılan (aşkın yanılsaması) yeni bir çeşitleme değil midir....
son sözü söylüyorum (peki neden son söz bilmeyeceksiniz)
-Sanal gerçeklik personasını,sahte bir imge kullanarak ,çoklu kullanıcı alanlarında kahraman rolüne soyunanlar ..
-Dışsallaştırdığı-sergilediği sürece imgesel aldatmanın,bir oyun kılığına büründürerek yine kendinle ilgili bir hakikati dışa vurduğu sürece de,oyun olsun diye saldırgan bir personayı benimserken , gerçek saldırganlığı açığa çıkartarak,simgesel aldatmanın örneğini sunanlar
Protezlerinizle mutlu kalınız...
Şüphesiz süphe içinde kalınız…
17 Eylül 2011 Cumartesi
dönemsel beden terörü..
Antropoz dönemi erkeklerin arzuları,id ile ego arasında metaformoza uğrayarak sıkışır,çıkış noktası duchamp'n pisuvarı da olsa,süperegoları sifonu çeken el olur..
15 Eylül 2011 Perşembe
yeni bulunmuş zamana...
Hiç duraksamadan ''erişme''adını verdiğimiz şeyin boşluğu hayal kırıklığına uğratıyor bizi..dünden ötürü daha yorgun değiliz ki,sadece başkayız...nesnenin iyi ya da kötü olmasının ne gerçekliği ne de önemi vardır,bedenle aklın anlık sevinç ve üzüntüleri,zaten gebe olan organizmanın da ha doğurmadan tekrar tekrar gebe kalmasından ibarettir,dünün emelleri dünkü ego için geçerlidir...
Gerçekliği öldürme gücü olmayanın onu yaratacak gücü yoktur
bırak artık bu leş rahatlığını !
arayış ancak dağınık,biçimsiz bir işleyişten ya da belkide tarafsız bir bölgedeymişcesine oynanan yarım yamalak bir oyundan kaynaklanabilir.yaratıcılık işte bu bütünleşmemiş durumda.....
uykuda olumlu olan harkulade şey işte bu dakikliğin gizemini hafiflettiği mucizeler,düşler iki sınıftır dostum
merkezi gaz paneline(bilinç) azar azar sızan zihninde doğmuş olan simgeler ve simgeleri yerleştirdiğin ahlaksal panolarından(bedenin) yansıttığın izlenebilir ölçümler,gösterge panolarından yansıyan alarm ise toplumsal mevcudiyetin...azar azarla olmalı senin işin yoksa sinirsel akışkanlığı harcarken gösterdiğin çılgınca savrukluğunun cezasını mı çekiyorsun hala...bir göz kapağının tersine çevrilmesinden daha uzun ve daha zor,çevremizin ürkütücü ruhuna bizim kendi tanıdık ruhumuzun benimsetilmesidir..unutma...!
arayış ancak dağınık,biçimsiz bir işleyişten ya da belkide tarafsız bir bölgedeymişcesine oynanan yarım yamalak bir oyundan kaynaklanabilir.yaratıcılık işte bu bütünleşmemiş durumda.....
uykuda olumlu olan harkulade şey işte bu dakikliğin gizemini hafiflettiği mucizeler,düşler iki sınıftır dostum
merkezi gaz paneline(bilinç) azar azar sızan zihninde doğmuş olan simgeler ve simgeleri yerleştirdiğin ahlaksal panolarından(bedenin) yansıttığın izlenebilir ölçümler,gösterge panolarından yansıyan alarm ise toplumsal mevcudiyetin...azar azarla olmalı senin işin yoksa sinirsel akışkanlığı harcarken gösterdiğin çılgınca savrukluğunun cezasını mı çekiyorsun hala...bir göz kapağının tersine çevrilmesinden daha uzun ve daha zor,çevremizin ürkütücü ruhuna bizim kendi tanıdık ruhumuzun benimsetilmesidir..unutma...!
13 Eylül 2011 Salı
soru
nasıl oluyor da yaşıyacak cesareti bulabiliyoruz;aşkı kışkırtan şeyin bir yalan ve aşkın kendisinin de
(acılarımızın dindirilmesi ihtiyacından)bize hangi varlık aci vermiş ise onun tarafından dindirilmesi ihtiyacından, ibaret olduğu bir dünyadan,nasıl oluyor da kendimizi ölümden korumak için çabalıyoruz
Erdemle kırbaçlanan kadın
Sarsıntı genelleşir.herkesin mutsuzluğa düşmeksizin kaybettikleri şeylere hemen o an yeniden sahip oldukları karşılıklı çarpişma ve yaralanmalardır bu..kötülük yalnızca erdem için tehlikelidir,çünkü erdem,güçsüz ve çekingen olduğu için,hiç bir zaman hiç bir şeye girişmez ama dünya üzerinden kovulmalıdır.kötülük ise yalnızca kötü insanı aşağıladığından hiç bir şeyi bulandırmayacak,başka başka kötülükler doğuracak ama erdemi yok etmeyecektir.
Erdemle kırbaçlanan kadın M.Sade
10 Eylül 2011 Cumartesi
masallarla; babalar ve kızları
Külkedisi,uyuyan prenses,pamuk prenses bu üç masal kahramanı psikopatolojik bir çatışma ürünüdür,ruhsal hastalanma yoğunluğunun sırayla birinden ötekisine azaldığını ortaya koyan örneklerdir.bu azalma da isteklerin bilinçdışına itilip baskılanmasındaki şiddete tastamam uygun gösteren bir sürgünde yaşama süresi (nevroz) söz konusudur;külkedisinde olduğu gibi,kahramanımız hayalinde annesinin canına kıyar,acı acı ağlar sonra ,masum ve iyi yürekli kıza dönüşür,bu dönüşümün sebebi kuşkusuz içindeki suçluluk duygusudur.söz konusu duyguda yumuşama sağlamak,böyle bir duygu sebebiyle kızı cezalandırmak için kötü kalpli üvey anne sahnede görünür.bundan böyle kötü yazgının şamarları birbiri ardınca kızın yüzünde şaklar ;yazgı,hain üvey kardeşler çıkarır karşısına,canım giysileri yağmalanıp elinden alınır,kendisi alay konusu edilir çevresinden soyutlanıp mutfakta bir sürgün hayatı yaşamı yaşamak zorunda bırakılır.her türlü angarya işler yığılır üzerine akla gelen tüm acılar yüreğini doldurur. Ya baba ,babasıyla külkedisi alabildiğince sıkı gizli bir bağla birbirine bağlıdır,üvey kardeşlere yalnızca şık kıyafetler ve mücevherler armağan eder baba,ama külkedisine onun isteğine uyarak bir fındık dalı getirir.külkedisi, dalı annesinin mezarına diker;zamanla dal büyür,ağaç olur.ağacın dallarına minik bir beyaz kuş konup konup kalkar,külkedisi gönlünden ne dilek geçirirse hemen yerine getirir.peki külkedisinin en içten arzuladığı şeyler nelerdir ?...birisi annesinin ölümüdür ve bu da gerçekleşmiş durumdadır.henüz gerçekleşmesi beklenen bir başka istek de annesinin yerine geçmek,yani babasıyla evlenmektir.günün birinde bu ikinci isteğinin de gerçekleştiği görülür:babası külkedisine sözü geçen dalı armağan eder,dal büyür,dal çocuktur.topraktan fışkırıp boy atar.peki ama,niçin annenin mezarının üzerinde olur bu..çünkü yalnız orada filizlenip büyüyebilir dal,çünkü annenin ölümü ve mezarı olmadan böyle alabildiğine köklü bir yasaksevi ilişkisinin gerçekleşmesi düşünülemez..üvey annenin ve üvey kız kardeşlerinin şahsında gerçek anne,sanki külkedisindeki suçluluk duygusuyla yeniden dirilip gözlerini hayata açmıştır ve şimdi kendisine karşı yapılanların öcünü alacak kötü kalpli biri kimliğindedir.bundan böyle külkedisi bilinçaltındaki gölge kişilerin küçümsemeleriyle kahrolur,acı ve ıstıraplarla kıvranır,ama kimse farkına varmadan sonunda esenliğe kavuşur.babasıyla arasındaki yasaksevi ilişkisinin kefareti ödenmiştir.dolayısıyla bu ilişki silinip gider,sevi duyguları babadan alınıp yaşca külkedisine uygun bir başkasına,yani bir prense aktarılır.yazgısı pamuk prensesinkiyle şaşırtıcı ölçüde benzerlik gösterir sanki her ikisine kardeş gözüyle bakacağı gelir insanın..( güvercinlik ve ağaç gözden kaçacak gibi olmayan anne simgeleridir yani anne üzerinde işlenen öldürme eylemi,bir dış yansıtımla babaya mal edilir. )
Peki babalar..iki babada yasaksevi isteğinin bilinçdışına itilmesiyle bön ve safdil kimselere dönüşür;biri uşak rolündedir,kralın avcısıdır;ötekisi saklanmış kızını arayan adeta kör biridir. Öte yandan sürgünde yaşam süresi,yani nevroza kaçıp sığınmanın uzunluğuyla ters orantılıdır.uyuyan prenses te yüz yıllık bir uykudur sürgün,bir dış yansıtımla çevre de uyku kapsamına alınmıştır,yani psikoitik bir bunalım söz konusudur,pamuk prenses ise yedi dağın ardına yollanır,ama burada uyanık yaşam sürer,gerçeğin kurallarına uygunluk içinde çalışır,işleri çekip çevirir.külkedisinde ise yalnız bir aşama kaybı mutfağa kapatılış görülür.ama külkedisinin çok geçmeden üvey kardeşlere kavuşma gibi bir üstünlüğü vardır;doğru,haindir bu kız kardeşler ama iyilerine de kavuşur külkedisi,bunlarda kuşlardır.dolayısıyla soyutlanmışlık içinde yaşayan bir çocuk olmaktan çıkar,dışarıyla ilişki kurmakta güçsüz ve yeteneksiz kişilerin sürekli ağır yazgısını paylaşan yalnız bir kişi kimliğinden sıyrılır..günümüz modern kadınları masallardan farksız birer külkedisidirler,içlerinde evlileri,bekarları ve hiç evlenmemişleri vardır…..
transkripsiyon
kadının,erkeğin araştırıcı doğasıyla özdeşleşmesi aykırı bir tutumdur.transilvanya çingeneleri arasında yaşayan bir efsanededeki prensestekinden farksız bir durumla karşılaşılır o zaman..efsanedeki prenses taliplerinden saklanmalarını,karanlıkta gizlenmelerini ister.erkekteki araştırıcılık özelliğiyle donatılmış kendisi ise onları aramaya çıkar,kimi arayıp da bulamaz,kim kendisinden kurnaz çıkıp ele geçmekten yakayı kurtarırsa,onu eş olarak kabul eder,ötekilerini ise hadım ettirir..bu efsanede olduğu gibi değilde;işin doğrusu her aklı başında kadının bilincinde olduğu;kafası çalışan bir erkeğin,kadının doğasını onun kendisinden daha çok nesnellikle tanıyıp bileceğidir.öteden beri kendisine bunu iş edinmesi bir yana,yaradılışı bakımından da tüm karanlıkları aydınlatma yeteneğiyle donatılmıştır ve kadının dünyasını saran karanlık ta bunların arasındadır.balder,buda isa gibi yol gösterici,ödipus gibi bilmece çözücü segfried ve saisteki delikanlı gibi örtüleri sıyırıp aralayıcı bir kişiliği vardır erkeğin.lakin tüm büyüklük taslamalarına karşın hiç bir erkeğin,hiç bir dahinin,çelikten göğsüyle kahramanların,tanrılara işte öylesine kutsal bir yakınlık içindeki evrenin bu efendisinin asla değiştiremeyeceği bir gerçek vardır,bir kadının içinden çıkışı..kadınla ilişkisi bakımından ruhunun derinliklerinde bir çocuk,kadınınsa erkekle ilişkisi bakımından bir anne sayılacağıdır ve erkeğin asıl ruhu onun bilinçli özbeni anne kökenli olup tüm yaşamı boyunca değişmeden kalacağıdır.ve bu özellik yaşamının orta noktasında yer alan en derin ve yüce nesne olarak kalır.ve her kadında bu nesneyi arayarak araştırmacı ruhunu tek bir yolda sürdürür....ve bir kadın olarak hep aynı yanılgıyı yaşayan ben,karanlıklarımdan beni sıyırmasını beklediğim noktada sadece annesinin var olan özelliklerini ,araştırmacı ruhuyla bende bulup çıkartırken huzura kavuşan ve diğer hiç bir özelliğimi araştırmadan gömülü bırakan karşı cinslerimden anlaşılmak için beklentiye girmiyorum...
8 Eylül 2011 Perşembe
kesik baş de born veya hepimiz....
Durup kalabalığa baktım
başka kanıt olmasa tek başıma anlatmaya
çekineceğim bir şeyle karşılaştım
bereket,insanı arılık zırhına büründüren
özgürlüğümüzü veren
sadık dost vicdan yetişti imdadıma
bu acıklı kalabalığın içinde,
ötekiler gibi yürüyen başsız bir gövde
gördüm,hala da görür gibiyim gerçekten
kesik başını saçlarından tutuyordu,
bir fener gibi elinde sallıyordu:
bize bakıyor ''yazıklar olsun''diyordu
kendi kendini aydınlatıyordu
bir bedende iki,iki bedende tekti
nasıl olabildiğini ancak yaradan bilirdi
köprünün tam ayağına geldiğinde
eliyle başı havaya kaldırdı
sözleri daha iyi duyulsun diye
dedi ki ''sen ki ölüleri görmeye gelmişsin
canlı canlı
bak bakalım benden çok acı çeken var mı.
inferno'nun yirmi sekizinci kıtasının son dizesinde gezinen o ölü ,sanrılar ve işkenceler katoloğunun en sakil görüntülerinden yansıyor sanki,kesik başını saçlarından tutup fener gibi öne arkaya sallayanlar,bir değil belki hepimiziz.....
kendimizi anlatırken duvara toslamak istemiyorsak,üçüncü kişinin , yani O'nun ağzından kendimizi anlatmaya çalışsak...
Düşünürken, düşündüğünü de düşünen insanı, varoluşuna eş bir bilinçlilik akışı içinde, çeşitli veçheleriyle göstermeye çalışmak beckett’in adetidir,krapp'ın son bant'ındaki o gülünç sözlerinde olduğu gibi ...
5 Eylül 2011 Pazartesi
son yargı perspektifi
gerçek, gücünün sınırlılığıyla örtüşür.büyük sorgularını kovuşturmaya dönüştürdüğün doruk noktası,karnavalesk özyıkım spiralince yutulmakla tehdit ettiği zaman,nomenklaturanın sınırları içinde gücünün sınırlılığı yarı özel mekanlarda itiraf edilebilecek bir sır gibi kalır..sıfır seviye kuralı,demek ki yoktur..
defolun gidin artık,en kötüsünü seçme riskini alıyorum.....
3 Eylül 2011 Cumartesi
şeysizleşme ve yüceltme...
nesneye şey haysiyetini liyakatını ve saygınlığını veren bu şiirle yahya kemal'e...
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı
Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı...
Gördükleri rü'ya ezeli bahçedir aşka;
Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka.
Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez;
Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...
Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler.
Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa,
Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle,
Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.
Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı
Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı...
Gördükleri rü'ya ezeli bahçedir aşka;
Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka.
Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez;
Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...
Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler.
Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa,
Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle,
Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.
Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.
31 Ağustos 2011 Çarşamba
''yok oluyorum''lacan ,'yok oluyorum' edip ve homoloji..
I
Denizin alçalisiyla otel bir düstü
Binlerce kalinti sehir degerinde
Sularla kaçisan ölümler türküsü
Sirdas olan denizlerin diline
Taslasmis hayat ürpertileri ardindan
Sekilsiz, oynak ve iniltili
Pembe, daha dogrusu bir çocuk gülüsü renginde
Izleri deniz hayvanlarinin
Belli ki bir adi var onlarin, varsa da
Gezinir mi hiç mi hiç adi olmayan burada
Bir dirilise bile ayak uyduramayan burada
Mevsimi olmayan mevsim sürüleri
Yumusak yüzgeçleriyle dalginligimi yalayan
Anilar, ani sürüleri
Hep birden unutulmusluga dadanan
Hep birden, ama tek bir yaratik gibi
Çikarak gözlerime yari los magrasindan
Görülmemis bir sekilde intihar ederdi.
O zaman belki bendim, belki bir sekil bildirisi
Gibi o zaman iste çok degerli bir tasa
Bakar gibi ben
Istekli, sonra durgun, giderek düsünceli
Derdim ki -daha dogrusu yasardim-
Mutluluk alisilmis bir kötümserlikti
Ki tarih aldatilirdi, korkardim
Gözü dönmüs bir kusun gögsünü didikler gibi
Bagrini açar gibi bir azizin
Açardim ben de içimi - bu sehir kimin?
Kimsenin degil -
Baktikça, baktikça oaraya bakir
Ne düserse içine zehir
Köpürür köpürür köpürür
Önce asit, derken bir doga parçasi gibi
Yaprak bir parça yaprak olana kadar
Su bir parça su olana kadar
Ben onlara su ve yaprak diyene kadar
Demek istedigim yasamak bir parça yasamak oluncaya kadar
Zamanlar, zaman sürüleri..
Bazi adamlar ki bu zamanlara
Dokunur geçerlerdi
Yani bir piyanya ve onun tek bir tusuna
Dokunur gibi
Ses, o kalin ses, hiçbir sey umdurmayan
Doru bir at dilinde orman ve su
Korkuyu, sonra da yalniz korkuyu
Büyüten ordan oraya
Sayisiz çesitlendiren onu
Yani bir hayat olarak çikaran karsimiza
Bir sesti bu
Sadece bsr ses idiyse, bir durup bir bosaldikça
Içimize düsüren boynumuzu
Yerlesen bizi pek az taniyan yüzümüze sonra da
Igrenmenin kosulu bir at gibi durdugu
Bir uzunlugu ya da bir alani olmayan yüzümüze
Yerlesen
Sizdikça sizan bir çay saati gibi içimize
Yani bütün bir buruklugu birden içeren
Ve soran birden sorusunu
Hanlarda denk saran yolcularin
Yagmura kuskuyla bakan
Gözleri gibi
Ses, o büyük ses, desem ki
Sorardi bize durmadan
Sorardi ölümün bütün bildiklerini.
II
Ölüler dirilirdi. Çikamazdim ki otelden
Ben otelden hiç çikamazdim ki
Her seyi bilen bir adam gibi gelip geçerdi
Kis
Ve hayaletler halinde kus sürüleri
Gündüz ve gece
Gece desem gece, gündüz desem gündüz
Ve desem ki, sonuncu günü
Dünyanin insan eliyle yaratilmasinin
Sonuncu günü
Koridorlardan geçerdim.
Koridorlar ki uzun desem uzun, kisa desem kisa
Aslinda bana göre bir sekil
Bir monolog da diyebilirim buna, içinde bir konusma ürpertisinin =
yer aldigi
Kelimeleri olmayan bir yazi türü belki de
Koridor
Ve benim çagrisimsiz sesleri düsüren ellerime
Meyhanelerden gelen ve bir daha gelmeyen
Ölü sesleri
Sokaklarda karsima çikan ve bir daha çikmayan
Ölü sesleri
Masa örtülerinin altina saklanan ve bir daha saklanmayan
Resim ve para sesleri
Ölülerin
Merdivenleri inerdim.
Merdivenleri inmek kolay desem kolay, kolay demesem gene kolay
Bir diyalog oldugu için degil, zaten bir diyalogdur merdivenler
Içinde insan ugultularinin yer aldigi
Ve kimsenin kimseye bir sey sormadigi. Ne var ki
Ben onun yanindan geçerken
O benim yanimdan geçerken
O döner dönmez köseyi
Ben yere egilir egilmez
O dönüp bakarken gizlice
Ben cebime sokarken elimi
O gözetlerken beni köseden
Ben basimi çevirirken ansizin
Bir anahtar sesi
Bir sigara gürültüsü
Yere düsen bir çakmak
Kirmizi bir benzin istasyonu belirtisi.
Güya Tanrinin hep birlikte olalim diye çizdigi
Bir salon
Ben o salona varincaya kadar
Tanri yok -ne kadarda geçmis aradan-
Salon ki otelin salonu yani
Ve dirilmis ölüler ayakta
Bir ikon tasviri gibi
Ya da bir Bruegel tablosundaki çilgin
Belli bir zaman parçasini kimildatip da içinden
Sayisiz zamanlara götüren
O birtakim adamlar
Ki artik ölü bile degil hiçbiri, degil de
Gelecek bir zamani isirir gibi
Kocaman disleriyle
Avurtlari, göbekleri ve falluslariyla
Yani kaç yerinden delinmis olmali ki dünya
Dünya desem dünya
Degil desem degil
Yarali bir hayvan gibi soluk soluga.
III
O ben ki seviyordum beni yargilayan
Bir otel diye seviyordum oteli
Kendi yasalariyla
Aslina bakilirsa kendimi dolastiriyordum bir bir
Sokaklari olmayan bir sehir için
Yarali ayaklarimla
Alanlari, parklari ve afisleri
Olmayan bir sehir için
Ben kimim -ki fülütler çaliyordum bazi-
Çenk ve santur sesleri düsürüyordum Tevrattan
Bir ot, bir çöl motifi
Bir kafatasini, bir h=96 kusunun haykirisini =
düsürüyordum
Karisik ve acikli çöpleriyle
Bir cellat ipi, bir korsan gemisi
Bir yargiç ya da bir idam gerekçesi
Zaten düsüyordu kendi kendine
"Çit" diye bir sey oluyordu bazen de -sessizlik-
Diyelim bir ölü yer degistiriyordu
Tam yüz "sene" daha atlayarak geçmisten
Yüz "sene"
Ama belki de
Issiz ve sicak duvarlarin ötesinde yaz
Sert ve ince bir kabuk gibi
Çatlayip duruyordu gizlice
Gidip ellerimi yag kandillerine sürüyordum
Nedense erimenin bu distan tadina
Birakiyordum kendimi
Yukarda eski bir kule oluyordu, tahta
-Uyarilmis sürgünlügüm benim-
Tahta desem tahta, degil desem degil
Ya da bir kirinti bir bosluk canavarinin agzinda
Oluyordu ki, bir rüzgar bile hiç yok
Yok dedigim bile hiç yoksa
Batirinca durgun gögsünü
Gök kendini kanatiyordu orada.
Firtina, firtina, firtina
Ben ki en azindan bir durgunluga çagriliyordum
Her seyi bir bir yasamis da..
Ve yanitsiz ve sessiz
Bana kalirsa:
- Yani o sular ki içinden
Peygamber yüklü bir yunus baliga çikarsa
Hangi ilgi onu bir süre boslukta tutacak
Canim elbette
Yunus batacak
Yunus batacak -
IV
Denizse her seyi unutturan bir adam gibi
Gelecekti bir gün yeniden
Demeye kalmadi geldi
Sinirli bir gürültüyle yükseliverdi hemen
Ardindan bir iki sey daha oldu - nasil anlatsam
Kimse bunu daha yasamadi ki -
Sanki bir akvaryumun içinde
Yapayalniz kaldim da ben
Yanimda baska akvaryumlar ve
Içinde baska birileri
Dogrusu müthisti bu, denizin icat ettigi bir mezarlik gibiydik =
baska degil
Hepimiz az çok kimildaniyorduk çünkü
Hepimiz agzimizi açiyorduk arada
Bir sesi disindan olsun yakalamak için
Ama nafile
Yoktu ses
Yok bile yoktu ki bir yerde
Kapidaki bir yayli arabayla
Süslü bir cenaze arabasina benzer bir arabayla
Soluklarin iniltili bir dram yaratmasa
Yoktu ses
Ve yasli barmenin basi tezgahin ardinda
Saint Jean de Baptiste'in kesik
Kesik desem kesik, yasayan desem yasayan
Basi gibi sakin durmasa.
EK
Silik bir izlenim gibi kaliyordum kendimde
Elimle filan bir seyler yaptigimi görüyordum
Seyrek de olsa konusuyordum, örnegin
Eski bir efsaneyi anlatiyordum birilerine
Ya da bir yerleri tarif ediyordum yüzümü burusturarak
Içki de içiyordum, hem de sert içkiler içiyordum
Bazen bir iki bardak
Bazen de sabahtan aksama kadar
Durmadan içiyordum
Canim elbette, diyordum, nasilsa
Otel batacak, otel batacak
En önemlisi de tanistirilir gibiydim biriyle
Hiç kimselerin ilgilenmedigi
Bazi olaylarin tarihçisi olarak.
aziz jean ve parmağı
a) yorumun imaya dayalı erdemini bulmak
b) varlığın ıssız ufkunu yeniden bulmak
c) arzuyu ele geçirmek
d)büyük öteki
e) hiçbiri
sade'yi durduran o şey nedir...
sade daha ileriye gidememiştir.(idam cezası) arzunun yasa ile düğümlendiği o noktada durmuştur.ama nefsinin zayıflığından değil zihni çok aceleci davrandığından yanılmıştır.cinayeti övme sadece ve sadece dolambaçlı olarak yasaya bağlılığının itirafıdır.kötülük yapmak yüce varlığı korumayı sağlar, bu tipik iktidar düşüne güvenirsek hata olur
29 Ağustos 2011 Pazartesi
hylomorfizm
reddiye III
Derin eğilimler bilincin yargılanmasından tümüyle kaçıyorsa,demek ki bilinci yönelimi yoktur.freud bilinçdışını son sığınak olarak tarif eder,ona göre vicdan rahatsızlığı kendini ortadan kaldırmak istediği zaman,kendi özgürlüğünü bu uyuşukluğun içinde yok etmeyi haklı çıkarttığı zaman,vicdan rahatsızlığının bilinçdışına geçişine izin verir..o halde denilebilir ki,bilinçdışı kötü eğilimin bir yönüdür.bilinçdışı psişizminin varlığı ise hiç bir zaman tümüyle bilinçsiz olduğunu söyleyemeyiz hatta merleau pounty bilinçsiz olmadığını göstermiştir.o halde diyebiliriz ki,direnç ,direndiği anıya karşı yönelimli bir ilişki ister ve bu anı psikolojik alana göre devre dışı değildir,nevrozda ise beden varoluşu simgeler,yinelemenin basmakalıp katılığında,kendi varlığından vazgeçme olasılığına,edilgin anonim ve sabitlik içine saplanıp kalma olasılığına dönüşür.o halde şunu diyebilmeliyiz ki;nasıl ki bu davranışı onun uzak yada karanlık kaynağından tümüyle ayıramıyorsak,benzer şekilde bedensel anlatım da hiç bir zaman kendi üzerine dayanmaz.benim sözüm nasıl benim düşüncemse,bedenimde benim bilincimdir,nasıl ki söz ve düşünce içkin sürekliliğin durumu ise benzer şekilde,kendi bedenimden çıkan bedensel varlığım da onun anlatımından ayrı var olamaz ve artık hiç kimseyi temsil etmeyen bilinçdışı temsillemedeki varoluşun donmasını ya da şeyleşmesini reddetmek gerekir.
27 Ağustos 2011 Cumartesi
reddiye II
öznenin suçlu olabileceği tek şey son tahlilde arzudan vazgeçmektir;süperego gibi işleyen toplumsal failin vazgeçilmez parçasıdır zaten özne,arzu ise süperegoya dönüşmüş kafkanın metaformoz ögesidir bir bakıma,keyiften değil feragat etmek,takip etmemek bile suçdur...Şimdilerde(arzu toplumu)
reddiye...
kendimizi beğendiğimiz ölçüde , gördüğümüz imgeleri çökertiriz..ilahi ayrıntılar işte hepimiz bir cümle ya da bir şeyle aynı ilişki içindeyiz,lacan ise bu ilişkiyi $◊a diye adlandırıken arzulama yetimizin temel kordinatları belirlediği ölçüde imgelerini çökertmiştir.vazgeçmek ve özyaratım ironist bir değerlendirme de olsa imgeleri inşa eden bir duruş sergiler...
25 Ağustos 2011 Perşembe
tıkan ma
hakikat,kurgunun yapısına sahiptir;ve tam da bu nedenle biz gerçekte sahte olan görünene inanırız,ve sende sadece sana inanmak istemeyenlere inanıyorsun..görüntülerle oynamak ateşle oynamaktır.kendine inan filimlerin ustalıkla eğrilen bir ipliktir...ve sensözlübir tahrifin kisvesi altında ifade etmeye çalışarak bir tıkanma yaşıyorsun...inan sadece kendine..
24 Ağustos 2011 Çarşamba
imbikten geçirilen rüya..
c'est moi, la vérité, qui parle
ayakkabının konuşmaya başladığını hayal edelim (meta fetişizminin mantığının anahtarıda konuşmaya başlayan bir nesnenin kurgusal büyüsüdür)
mantık kapitalden çalıntıdır...
yorumların dışsallaştıcı etkisine rağmen,bensiz varlığının noksanlığına,sensiz tamamlanmamış düşler yığan,muğlak bir istisna haline gelen özneleşmemiş ben nesnel konumumun bir anıtı olarak kalacak...
ayakkabının konuşmaya başladığını hayal edelim (meta fetişizminin mantığının anahtarıda konuşmaya başlayan bir nesnenin kurgusal büyüsüdür)
mantık kapitalden çalıntıdır...
yorumların dışsallaştıcı etkisine rağmen,bensiz varlığının noksanlığına,sensiz tamamlanmamış düşler yığan,muğlak bir istisna haline gelen özneleşmemiş ben nesnel konumumun bir anıtı olarak kalacak...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















































