Üst yanına bakanın yiyesi gelir seni
alt yanının hayvanlığı tiksindiriyor beni..
27 Ekim 2011 Perşembe
25 Ekim 2011 Salı
Bilinç dışı bir kayıt üzerine dipnot
Pek yazık ki insan,uygun ve saydam işaretlerle arzularını anlatamayınca,adeta bir tür gizleme stratejisi benimsiyor
İnsan eksik kaldığı sürece,diyordu nizan,geceleri düş görecektir.
Ahlaksal bilincin kuşkusunu uyandırmadan, masum imgeler görüntüsü altında gizlenir. imge-simgelerin anlamsız (‘’anlamsız’’ diyor,güzel bir biçimde foucault;anlamın kurnazlığından,anlamın gün ışığına çıkması için kullandığı bir yoldan başka bir şey değildir) işlevi,örterek açıklamaktadır ve stili ise,saf bir imgenin şiirsel ya da bayağı görünüşünün arkasında üstü kapalı yada gizli bir gerçeği çağrıştırabilen belirsizliktir.(kara bir şapka aldığını düşünde gören kadın,bilincinde olmadan kocasının ölümünü dilediğini bilemez)
Kendi gizlemesiyle yapılan gizleyici ve yanıltılmış bir bilincin yerine,kendi öz aldatmacasına karşı silahlanacak açık ve özgür bir bilinç koymak istesede,bedeninin konuştuğu (tüm beden bir dildir) bu dilin koduna ve hatta kendini yanıltan söze sahip olmadığı sürece,tutsak olarak kalacak pek sevgili insan..
23 Ekim 2011 Pazar
ve nesne evrim geçirir
Trajedi insanın adaletiyle ilgisi olmayan bir şeydir,daha çok bir kefaretin ödenmesinin belirtilmesidir,ama sahtekarların,ahmaklar için örgütlediği kısmi,yerel bir düzenlemenin kodlanmış bir ihlalin zavallıca kefareti değil.trajik figür ilk günahın kefaretini temsil eder onun ve bütün kötülük yoldaşlarının ilk ve ebedi günahını,doğmuş olmanın günahını
21 Ekim 2011 Cuma
16 Ekim 2011 Pazar
I.
(bu blogta karaladığım her kelimeyi bir puzzle gibi yerleştirmeye çalışacağım bir oyun olacak kendimle)
...................
Dramatik bir duyguyu billurlaştırmak için, eylemlerime engel olan sömürgeci mantığıyla oynuyorum, haa oynamak derken kimseye hizmet etmeyen oyunlardan bahsediyorum, kendime karşı yazdığım onca oyunlardan biri,hani kadınlığın ve erkekliğinde bir rol olduğu oyunlardan, rollerle bezenmiş toplumsal kaygıların yansıdığı suratlardan kopardığım,içi kemirmek için acının dişlerini geçirdiği inkarışlardan duyduğum ,isyanlardan kopardığım seslere benzer pekala ihanet ettiğim şeylerden avucumun içinden bıraktığın saklanmışlarımdan işte. cümle kurma kaygısı yansıtan estetikten uzak ahlaki değerlerin doğurduğu zorunlu ahenklere benzer değil yazışlarım oyunlarım..yazarken de göz kamaştırıcı kabul edilebilir bir izlenim değil yalnız insanın hep yalnız kalma tercihinin altında yatan avuntulardan değil ,bedeni çürüten zamanın yaydığı kokuyu duyumsamaktan korkarcasına değil nasıl desem kendimi verilmiş zamandan sorumlu hissediyorum. ki,bu zamanlarda bir şey yapmak istiyorum,unutuşa bir imgeye vefa borcu gibi…daha çok kadınların görünmeyen itiraf edemedikleri duyguların boğduğu sis güzergahının içinden çıkarmaya çalıştığım yalnız bir kelimeye yönelik,ve yine yalnız kelimelerle şekillenmeyen katıksız kusurlu yüreği parçalanmış düşman görünümündeki hecelere yönelik dilsiz uzlaşıları konu aldığım gücü tükenmiş ama teslim olmayan hisler içeren seçkiler,ama bilin ki tek kişilik oyunlar,işte öyle bir teklik gereksinimi ki tek üfleyişle deviremediğimiz düşmanımız oluverir,gölgemizle inatlaşarak.benim tarafımdan yenilgiye uğramış kaç tek kadın karakterim oldu bilir misiniz,çok işte kolsuz bacaksız karınsız ölçüsüzce ruhsuz,kırılan kopan bölünen ters köşeye yatırılan doğrulan nefes almaktan korkan..sadece üçüne amaç verdim sadece üçüne,şimdilerde ise bunların nefeslerini inlemelerini nefretlerini kinlerini demeyeceğim çünkü kin duymak değenedir,korkularını aşklarını zavallılıklarını acizliğin ve gösterişin kabus gibi üzerine giydikleri giysiden farklı olmadığı örtülerini göstermek için bir araya aynı oyuna soktuğum tipolojisi tüm kadınlara benzer ve işte onlar
33 yaşında ,naif bir rahatsızlığı var lanetli olduğunu düşünüyor,nevrotik
36 yaşında psikozlu, acıların bağlantı noktasında kopuyor
37 yaşında ileri derecede manik depresif,şu sıra yükselişte..
Ataköy Rehabilite merkezinde yollarını kesiştiren,hislerini benzerleştiren tastamam rastlantısal bir karşılaşmaydı ..o an anlık coşkularından sıyrılmış reims meleğinden daha da masum ifadelerini yüzlerine itina ile yapıştıran ruh halini taşıyorlardı,bakışları bulundukları odayı ıssızlaştırmış kirlerini ve yalnızlarını kapatırcasına,yıkanmış bir beyazlıkta olan yüzlerini kaplamıştı,
Kendi kendine mırıldanıyordu hem diğer ikisine bakıp hem de dudaklarını yaracasına dökülen sözcüklere engel olamaya çalışırken, dökülen kelimeleri yuvarlıyordu ağzından
Ey doyumsuzluk,
öyle boğuyorsun ki ölümlüleri altında
kimse gözlerini
dalgaların üstüne
çıkarma gücü bulamıyor kendinde...
Kendini tanıdığından beri meraklıydı sanata ,şiiri seviyor,yazıyor çiziyor,okuyor
Parmaklarımın itirazı yok, şanslı bir gün
Bir virgülden bile iğrenen onca parmak arasından sadece en iyilerinden bir kaçından biri...................
Dramatik bir duyguyu billurlaştırmak için, eylemlerime engel olan sömürgeci mantığıyla oynuyorum, haa oynamak derken kimseye hizmet etmeyen oyunlardan bahsediyorum, kendime karşı yazdığım onca oyunlardan biri,hani kadınlığın ve erkekliğinde bir rol olduğu oyunlardan, rollerle bezenmiş toplumsal kaygıların yansıdığı suratlardan kopardığım,içi kemirmek için acının dişlerini geçirdiği inkarışlardan duyduğum ,isyanlardan kopardığım seslere benzer pekala ihanet ettiğim şeylerden avucumun içinden bıraktığın saklanmışlarımdan işte. cümle kurma kaygısı yansıtan estetikten uzak ahlaki değerlerin doğurduğu zorunlu ahenklere benzer değil yazışlarım oyunlarım..yazarken de göz kamaştırıcı kabul edilebilir bir izlenim değil yalnız insanın hep yalnız kalma tercihinin altında yatan avuntulardan değil ,bedeni çürüten zamanın yaydığı kokuyu duyumsamaktan korkarcasına değil nasıl desem kendimi verilmiş zamandan sorumlu hissediyorum. ki,bu zamanlarda bir şey yapmak istiyorum,unutuşa bir imgeye vefa borcu gibi…daha çok kadınların görünmeyen itiraf edemedikleri duyguların boğduğu sis güzergahının içinden çıkarmaya çalıştığım yalnız bir kelimeye yönelik,ve yine yalnız kelimelerle şekillenmeyen katıksız kusurlu yüreği parçalanmış düşman görünümündeki hecelere yönelik dilsiz uzlaşıları konu aldığım gücü tükenmiş ama teslim olmayan hisler içeren seçkiler,ama bilin ki tek kişilik oyunlar,işte öyle bir teklik gereksinimi ki tek üfleyişle deviremediğimiz düşmanımız oluverir,gölgemizle inatlaşarak.benim tarafımdan yenilgiye uğramış kaç tek kadın karakterim oldu bilir misiniz,çok işte kolsuz bacaksız karınsız ölçüsüzce ruhsuz,kırılan kopan bölünen ters köşeye yatırılan doğrulan nefes almaktan korkan..sadece üçüne amaç verdim sadece üçüne,şimdilerde ise bunların nefeslerini inlemelerini nefretlerini kinlerini demeyeceğim çünkü kin duymak değenedir,korkularını aşklarını zavallılıklarını acizliğin ve gösterişin kabus gibi üzerine giydikleri giysiden farklı olmadığı örtülerini göstermek için bir araya aynı oyuna soktuğum tipolojisi tüm kadınlara benzer ve işte onlar
33 yaşında ,naif bir rahatsızlığı var lanetli olduğunu düşünüyor,nevrotik
36 yaşında psikozlu, acıların bağlantı noktasında kopuyor
37 yaşında ileri derecede manik depresif,şu sıra yükselişte..
Ataköy Rehabilite merkezinde yollarını kesiştiren,hislerini benzerleştiren tastamam rastlantısal bir karşılaşmaydı ..o an anlık coşkularından sıyrılmış reims meleğinden daha da masum ifadelerini yüzlerine itina ile yapıştıran ruh halini taşıyorlardı,bakışları bulundukları odayı ıssızlaştırmış kirlerini ve yalnızlarını kapatırcasına,yıkanmış bir beyazlıkta olan yüzlerini kaplamıştı,
Kendi kendine mırıldanıyordu hem diğer ikisine bakıp hem de dudaklarını yaracasına dökülen sözcüklere engel olamaya çalışırken, dökülen kelimeleri yuvarlıyordu ağzından
Ey doyumsuzluk,
öyle boğuyorsun ki ölümlüleri altında
kimse gözlerini
dalgaların üstüne
çıkarma gücü bulamıyor kendinde...
Kendini tanıdığından beri meraklıydı sanata ,şiiri seviyor,yazıyor çiziyor,okuyor
boş bırakılan
Abartılı ve taşkın öfke; hiçbir şey olmama ya da çok az bir şey olma,hiç kimse olmama ya da çok az kimse olma hastalığını dindirecek bir ilaçtır.öfke geçince bir kişi çıkacaktır ortaya sen;sevgili tutsak
Bir çeşit dramaturji geliştirmeyi denedimse, hesap görmek içindi artık fark etmez hesap görüldü. verilen sözün alanından kovulduğunuz için size kalan tek şeydir beklide yazmak, lakin entelektüel siyasetiyle kirletme yazdıklarını midemi bulandırıyor tıpkı kızıl ordu fraksiyonu gibi… Minnettar olduğum konular oldu elbet; tebessüm ve kanmazlık
Şüphesiz bu yazdıklarım artık umut etmeyen neşeye ait ve yine yazdıklarım kimseye gönderilecek zımpara değil,neşeyle seyredilecek nakış makinesi de kimi değiştirdi ki yazılanlar,kimi değiştirebilir ki,ve ya niye değiştirsin ki,okumak kimin besini haline geldi ki vereceğiniz tek bir emsal bile olamaz..bilin,kimse üzerine atlamasın kimse üzerine çekmesin yazdıklarımda seslendiğim bir tek kendimim,masumiyet yoldan çıkartıcıdır..
okuyun,isterseniz okumayın,tek diyeceğim kendinize alınmayın….
sessizlik gözlerimi kanatıyor,parmaklarım yapışıyor kaşımak için,her akışda adı bir kan damlasına dönüşüyor,şu a
Biliyorum ki artık kalemle şavaşılmaz çünkü şavaşlar ideolojik ve semboliktir……
Kısa kesik bütünlükten uzak,olması gereken gibi bir metin,geçirimsiz bir biçim ,sembolik anlam fraksiyonlarıyla ikaz etme uyarı anlamlarını desteklemek için geliştirilen yeni bir yazım tarzı, deneysel bir çalışma tıpkı şavaşlar gibi….
Bir çeşit dramaturji geliştirmeyi denedimse, hesap görmek içindi artık fark etmez hesap görüldü. verilen sözün alanından kovulduğunuz için size kalan tek şeydir beklide yazmak, lakin entelektüel siyasetiyle kirletme yazdıklarını midemi bulandırıyor tıpkı kızıl ordu fraksiyonu gibi… Minnettar olduğum konular oldu elbet; tebessüm ve kanmazlık
Şüphesiz bu yazdıklarım artık umut etmeyen neşeye ait ve yine yazdıklarım kimseye gönderilecek zımpara değil,neşeyle seyredilecek nakış makinesi de kimi değiştirdi ki yazılanlar,kimi değiştirebilir ki,ve ya niye değiştirsin ki,okumak kimin besini haline geldi ki vereceğiniz tek bir emsal bile olamaz..bilin,kimse üzerine atlamasın kimse üzerine çekmesin yazdıklarımda seslendiğim bir tek kendimim,masumiyet yoldan çıkartıcıdır..
okuyun,isterseniz okumayın,tek diyeceğim kendinize alınmayın….
sessizlik gözlerimi kanatıyor,parmaklarım yapışıyor kaşımak için,her akışda adı bir kan damlasına dönüşüyor,şu a
Biliyorum ki artık kalemle şavaşılmaz çünkü şavaşlar ideolojik ve semboliktir……
Kısa kesik bütünlükten uzak,olması gereken gibi bir metin,geçirimsiz bir biçim ,sembolik anlam fraksiyonlarıyla ikaz etme uyarı anlamlarını desteklemek için geliştirilen yeni bir yazım tarzı, deneysel bir çalışma tıpkı şavaşlar gibi….
6 Ekim 2011 Perşembe
oyun ve masturbasyon
ilk önce umursamazlar ve sanki korkunç bir şey olmamış gibi davranırlar
sonra birbirleriyle temas etmekten kaçıp özel hayatlarına çekilirler
sonra inaçlarından medet umup alaylar düzenlemeye günahlarını itiraf etmeye başlarlar
sonra kendi kendilerine ne halt olacaksa olsun,vakit varken hayatın keyfini çıkaralım deyip kendilerini bütünüyle sekse,yemeye ve içmeye verirler
en sonunda yine ilke dönerler
hayata dönüp yine korkunç bir şey olmuyormuş gibi davranırlar…
ötekiliğin tam yüreğinde,aynı ‘nın kendi efendilik yapımızın öbür yüzüne rastlamak,bir rastlantımıydı,değil elbet ,kurum mantığının düz anlamıyla figürleştiği möbius şeridinin öteki tarafından aynı anda hareket etmekti bunun adı ve booooooom ......kendine çarpmak hissiyle ,gerçekliğin içinde hiçbir yeri olmayan bir şeye yer bırakan karanlık noktanın işlevinin askıya alındığı ,gerçeklik hissinin kendi sininde kayboldu yokoluşlar…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






