28 Mayıs 2011 Cumartesi
26 Mayıs 2011 Perşembe
güzellik, ya ihtilaçlı bir güzellik olacak ya da hiç olmayacak.
kendinden başkası olmaya ve yaşadıklarının kendinden başka bir şey olmadığını biliyor,insanları ne kadar terk ederse etsin,insanlar onu terkederse ettsin,güzel duygu,mükemmel rüya yok olup gitse bile kendini yaşaması gerçekti.kendisi oracıkta dursa bile,kendinin dönüp gelmesini beklerdi.Bu tıpkı güneş batarken gölgenin uzadıya uzanan karanlığının ayaklarına dolaşarak hep kendi merkezi etrafında uzanan sayı doğruları yaratımındaydı.yaşadıkları ise hitchcockçu kaydırmalı çekim yöntemine benzerdi.kullandığı metaforun yarılması kendi kendini çoğaltması,kendi içindeki,gerçeklikteki haliyle bir şey ile onun gölgeleri,gözlerindeki yansıları,endişeleri üzüntüleri öznel izlenimleri arasındaki basit,sağduyuya uygun karşılıktan medet uman bir yöntemdi.''kör eden gözyaşlarıyla buğulanınca hüznün gözü/ bir sürü nesneye böler bütün olanı''...karanlığını, turgenyev ve stendhal tipi etrafına çoğaltan nesnelerle,öznelerde olduğu gibi oyun içindeydi.turgenyevin hayal kırıklıkları,dostoyevskinin cehennemi ,maughamın gerçekliği ile oynarken,kim ne şekilde adlandırsa adlandırsın bu kendisiydi.
ağızdan çıkan her bir kelimeyi imgeye dönüştürerek oynadığı oyunlarını sadece kendiyle oynadığından varsayılırdı deliliği, ama nadja gibi belirgin değildi çıldırdığında çıkardığı çığlığı, buğdayın ruhu tıkamıştı.
her şekile soktuğu halde duygularını,neden bir türlü aşk şekline dönüştüremiyordu,aşk ötekinin şeklinde erimek ise zaten damlaya başlamıştı,bu şekli doldurabilmek için taşırmak niye gereksinilirdiki.formülüyle asla yalanlanmayacak olan ,sinsice tasarlanmış duygularıyla ortalarda aşık gezen insanlara çekilmeyişi kuşkuları adlandırıyordu.
kimsenin istemediği şekilde bir tutku onu ya hep özelliğiyle sorgulamalıydı..kristal bir yürekten öte dosdoğru ileriye tamda içine işleyen saydam camdan bir bakışı düşürmeliydi..aşkın biçimini alacağı,çoğunlukla içinden doğurulan bir duygunun beslenerek itahat eden bir sessizliği dinleyenlerin ötesinde asla duygularına söz dinletememesiydi istediği...işte kendi, kendini sürgün eden kendine söz dinleten stalinist duygusuyla,tutkuları arasında çoğalan kuşkusu,en tehditkar duruşuyla ,şeklini almışken yıkım gücünü ona kim verecekti..
ağızdan çıkan her bir kelimeyi imgeye dönüştürerek oynadığı oyunlarını sadece kendiyle oynadığından varsayılırdı deliliği, ama nadja gibi belirgin değildi çıldırdığında çıkardığı çığlığı, buğdayın ruhu tıkamıştı.
her şekile soktuğu halde duygularını,neden bir türlü aşk şekline dönüştüremiyordu,aşk ötekinin şeklinde erimek ise zaten damlaya başlamıştı,bu şekli doldurabilmek için taşırmak niye gereksinilirdiki.formülüyle asla yalanlanmayacak olan ,sinsice tasarlanmış duygularıyla ortalarda aşık gezen insanlara çekilmeyişi kuşkuları adlandırıyordu.
kimsenin istemediği şekilde bir tutku onu ya hep özelliğiyle sorgulamalıydı..kristal bir yürekten öte dosdoğru ileriye tamda içine işleyen saydam camdan bir bakışı düşürmeliydi..aşkın biçimini alacağı,çoğunlukla içinden doğurulan bir duygunun beslenerek itahat eden bir sessizliği dinleyenlerin ötesinde asla duygularına söz dinletememesiydi istediği...işte kendi, kendini sürgün eden kendine söz dinleten stalinist duygusuyla,tutkuları arasında çoğalan kuşkusu,en tehditkar duruşuyla ,şeklini almışken yıkım gücünü ona kim verecekti..
23 Mayıs 2011 Pazartesi
Mekan iki kararsızlığın örtüşmesinden doğan kuşku,kuram ise aşk olacak..
Tamamlanmayışın izlerini ruhunda taşıran bakışa sahipti,panoptik bakışın üzerine doğrunun ağırlığını terk ederken,hep aynı şeyi düşündü Şua..yabancı ve geçirimsiz unsur..kendini görme tarzı,kendi kendine hoş görüne bilmek için,kendine baktığı nokta arasındaki mesafede ,bir türlü ilerleyemeyen sanki geçirimsiz bir perdeyle saklı görüntüsüne fantezi dünyasında oluşturamadığı bir simge ekliydi..
Ve Dante’den mırıldanışlarla yakın eşdeğer o genişletilmiş lekelere çevirdi dudaklarını
Ey gökyüzüne hala bedenine gömülü giden ruh
Acıyıpta halimize,ne olur söyle…..
Her nesnenin içerdiği aklın ışınlarından
Yalnızca birini alabilen görme yetinizin
Görünenin ötesini seçecek denli
Güçlü olması sözkonusu
Olamaz yapısı gereği
Sizin dünyanızın görebildiği kesimi
Denizin dibine bakan gözün
Gördüğü kadardır
Kıyıda denizin dibini gören göz,dibi görmez
Açık denizde,oysa dip yine ordadır
Ama derinlik engeller görünmesini
Gerçek gerçekliğimizi esir etmeye çalıştıkça,Şua nın gerçekliğine aşırı kırılganlık ve olumsallık konumunu vereceğim fikir,bir bakıma,içinde eksantrik fazlalık değil,onun işleyişinin doğru bir tarzı olacak yeni bir sanatsal aracı olacaktı.Yaratma fikri mekanı yeni deneyimiyle değiştirecekti,daha çok olumsuz seçme,olasılıkları sınırlama bir seçeneği,diğerlerini geride bırakarak öne çıkarma jesti olacaktı..
Ve yine Dante
Sorunun içerdiği gerçeği anlatabilirsem sana, şimdi arkanı
Döndüğün gerçeği, bulursun gözlerinin önünde
Ve Dante’den mırıldanışlarla yakın eşdeğer o genişletilmiş lekelere çevirdi dudaklarını
Ey gökyüzüne hala bedenine gömülü giden ruh
Acıyıpta halimize,ne olur söyle…..
Her nesnenin içerdiği aklın ışınlarından
Yalnızca birini alabilen görme yetinizin
Görünenin ötesini seçecek denli
Güçlü olması sözkonusu
Olamaz yapısı gereği
Sizin dünyanızın görebildiği kesimi
Denizin dibine bakan gözün
Gördüğü kadardır
Kıyıda denizin dibini gören göz,dibi görmez
Açık denizde,oysa dip yine ordadır
Ama derinlik engeller görünmesini
Gerçek gerçekliğimizi esir etmeye çalıştıkça,Şua nın gerçekliğine aşırı kırılganlık ve olumsallık konumunu vereceğim fikir,bir bakıma,içinde eksantrik fazlalık değil,onun işleyişinin doğru bir tarzı olacak yeni bir sanatsal aracı olacaktı.Yaratma fikri mekanı yeni deneyimiyle değiştirecekti,daha çok olumsuz seçme,olasılıkları sınırlama bir seçeneği,diğerlerini geride bırakarak öne çıkarma jesti olacaktı..
Ve yine Dante
Sorunun içerdiği gerçeği anlatabilirsem sana, şimdi arkanı
Döndüğün gerçeği, bulursun gözlerinin önünde
22 Mayıs 2011 Pazar
ŞU/a
Arzusundan vazgeçmeyen kadın,fantazi sürecindeki sürekliğin ve oynaklığın farkına varan,bu sürekliliğin ulaşılacak bir doyum noktasının var olmayışının kendisindeki eksikliği tetiklediği için,erkekten daha dürüst davranır.ikame edecek ötekileri bulur ama onu yüceltmez.
arzusundan vazgeçmeyen erkek,bu sürekliliğin içinde devinimdedir,daha ötekisi hep yüceltilir,daha yüceltilir,sonra öteki yüceltilir daha yüceltilir.varlığının beslenebilmesi için,yüceltilmiş ötekileri arar-durur.
kadın yoktur,varlığını onaylaması için bu gereksinim için çabalarken,erkek yoktur retoriği çıkar ,dışarıdan geleni baştan yok sayan kadın için...
Şua ,bu söylemin kadınıdır,kendini kandırmaya imkanı yoktur,sade gibi yok saymıyor,juliette gibi dışa aktarmıyor,justine gibi içe mal etmiyordu.verilen anlam,onun tetikleyicisi oluyordu,bu mekik dokuma da ,şua zamanı nasıl yaşardı sorusuyla karşı karşıya geldiğimde,dile gelen zaman arada bir mesafe bırakıyor,birleştiği bir gereçeğe yöneltmek gerekiyor o halde,Ger-çek gerilen ve geri çekilen süreç,işte bu süreçte şua kendi hayalini görmeliydi..bitmişlik sürecini benimseyerek varoluşunu yemeliydi...
21 Mayıs 2011 Cumartesi
leke.
Artsüremli olarak,birleştirmeye çalıştığım 3 ayrı kadın karekterinden,zamansal olmasada mantıksal olarak yaşadıkları tutarsızlığı,tamamlanmamış eksiğin namevcuyetinin yerini tutan tek bir kadına indirgeme arzum,fantazinin atıl iğrenç bir mevcudiyetle dolu bir mekandan sıyırarak,oyunun ceset-nesne olmadan da oynabilirliğini test edebilmek için oluşturduğum kurgu;kendi başına işleyen tek bir hikayeye dönüşmeye başladı..evet burda yazdıklarım kurgulanmış kadın sinthome'larıdır.özne hayalle özdeşleşir,başkasının hayali ondaki bu duyguyu yakalıyıverir..sade,justine ,juliette sizi sakatlıyorum..ve üçünüzün bel kemiğinden tek bir karekter yaratıyorum..analist söylemi benzerliğiyle eş değer oluşturmaya çalışacağım bu eksik yüceltilmiş öznede performatik bakışın tahlillerini izleme arzusu tüm fantezi eşiğimi canlandırdı..ölü cesetler biraz daha dans edecek...
Resmin kendisinin bakışa verdiği karşılık
Üzerinde iki bilinmeyenli matematiksel bir işlemin defalarca karalandığı, buruşturup sıkıştırıp çöp kovalarını çoğaltan küçülterek bulduğun bir değeri aniden dehşet boyuta dönüştürerek hafızanı yoklayan bir işlevle,karşımdan sedye ile bembeyaz bir çarşafa bürünmüş bir hızla geçirdiler..sığınamadım..geçirirken düşürdüler ve beyazlıklar içinde daha beyaz olan yüzü,tam kapanmamış daha daha beyaz gözlerinin akın da karanlıkların yorgun sesini işittim..bir ölünün daha henüz sıcaklığını kaybetmiş buzdan bakışlarına yapıştım..sığınamadım.Lacivert örtülü yarasa bir zamana dönen an,tırnaklarını geçirdi gırtlağıma.Çığlığımın kıvrıla kıvrıla yol alacağını düşünürken ölümlülük duygusuyla kaskatı kesildi..kriptogram parmaklarım işe yaramadı ,insanın içindeki ,kendi kendisinden dehşete düşmesine benzer bir güçlükle çektim parmaklarımı gırtlağımdan..korkunun devcileyin boyut kazandığı parmaklarım soğumaya başladı,aynı türdenlikle kulaklarımdaki çınlamalara alfabetik harfler ve aynı simetriyle aynı rakamlar karıştı niçin niçin hiçsin toplumsal organımdan akis yapan şiddetli ölüm korkusuyla kulaklarımda öldürdüğüm insana seslendim…ama niçin yazıyoruz ki ,ölümden korkarak ölümsüzlüğe sığınmak için mi..sonsuzluk aritmik atışlarla kalbimizden yayılırken,o sesi duyamadığımız kadar sağır olmak için mi….insan olduğumuzu unutmak için mi,yoksa insan olmaya alıştığımız için mi..hiç işte yaşamaya bağımlı bir enerjiyle aynı panik primer ateşleme içinde Le Bon önermesinin hep çoğul görüntüsüyüz….insana sığınmış beden,ölümün gözüne sığmıyor..
19 Mayıs 2011 Perşembe
GÖSTEREN
Anamorfik görsel bir tahrifle, Dile gelmeyen Çığlık…f(
antezi) çöker,sis dağılır ve akla yatkın bir gerçekliğe döneriz..b(
edensiz) organ statüsünde çığlık atan öznenin mekanı bükerek sessiz bir görsel alanında oluşturulmaya çalışdığı ses gerçek,gerçeğin gerçekliğinden daha da gerçektir direnişine geçtiği diegetic mekana geri dönüş..kendi kendini eyleyen el,bilinçdışı kayıp arzuların tesadüfü direnişiyle karşılaşır..tanrıların hoşlandığı küçük şakalar sınıflandırmasına giren tesadüflerden sadece biri olmak için arzunun diyaletiğini bozar.
Somut yaşam dünyasına gömülü olan şey, fazlasından kırılıp yankılaşır,ötekilerin hepsi,bütün bunlara iyi der..yaşam,biçim,ruh,tin olduklarında;ben aşkın kollarıyla mezarı olacağım..hepsinin,yani hiçin…öteki ötekinde olmayan şeyi çalar,moebius şeridindeki kıvrılmış ilişki totaliter cazibenin formülüyle dolaşır..asefalik tutku ve öznesiz ,öznel çekimin yoğunluğunu azaltmak üzere öteki sahnede sine-göz ve standart dikiş prosedürü ile sahne illüzyonunu bozmamaya çalışan prologun telkinsiz etkisiyle,Ben,hakikat konuşuyor…..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






