cat people ve seventh victim
gündelik gerçeklikte kötülüğün varlığı asla doğrudan gözükmez,yalnızca karanlık gölgeler ve garip sesler kılığında ima etme prosedürü..
22 Ekim 2014 Çarşamba
13 Ekim 2014 Pazartesi
kendini keşfeden insan hiç durmadan kendi maddesini üretir.
görsel bilgi gözlemcide derhal kinestezik his yaratır. kendi bedenindeki hareketleri kendi içinde algılar
Nash denge...
işbirliksiz (non-cooperative) oyundaki baskın (dominant) strateji ile işbirlikli oyundaki baskın strateji birbirinden epey farklıdır.
11 Ekim 2014 Cumartesi
présence de la métaphysique
birlik olarak gerçeklik,insan zihninde dolayımsız olarak varolur,göstergelere başvurması gerekmeyen saf bir sezgi ediminde kavranır.
10 Ekim 2014 Cuma
La logique ou I’art de penser
Bütünül olmayı göze almaktan uzak her insan,nerdeyse esrik bir tür tanrısal'sonsuzluğa' edilgin olarak mı yayılıyor....
8 Ekim 2014 Çarşamba
v-26-

kelime ritm ve üç şizofren.....
Yine de zaman, eyyy zaman..günden güne daha hızlı bir biçimde akıp gidiyor,sessiz ritimle yaşamı parçalara bölüyorsun. richard dadd kendi bölünüşüyle resimlediği ve tüm sembolleri dondurduğu, o meşhur tamamlanmamış tablosu( fairy feller’s master-stroke)gibi bir sessizlikle kendini bölerek yaşamı parçalara ayıran zaman… anlatılandan gösterdiği başka ,ayrıntılardan seslenen ,geriye bir göz atmak için bile durmayan dinlenmek nedir bilmeyen,konaklamadan yolcusun…yanından hızla geçtiklerin,senin yanından hızla geçtiklerini sananların yüzünde,sadece insafsızca tüketilen umutların seninle yarışırken çizdiği duygu var..bu duygu ise tüketilmiş ve gittikçe kendine benzemeyen çizgilerin skarı,tıpkı louis wain’in çizdiği kedilerin sonunda kedi olmaktan çıktığı gibi,tüketilmiş çizgilerin senin hızında anlamı bozduğu gibi…umut beklemek,umut harcamak için gözünü kırpmadan bekleyenler için anlara, akıl ve vakit yetmiyor..gerard manley hopkins’in akılla yarışan ritimlerinin hızında,akıllın gücünün yetmediği,ey akıl,uçurumları olan akıl,korkunç dimdik ve de derin,kolaylık göster hadi dediği gibi bir bekleyişle,akıldan umut beklemek yetmiyor senin hızın karşında… hırsla çiğnenip,tüketim bağımlılığıyla harcanan umutları,yutmak için dörtnale koşarak açıyorsun ağzını..kimin kiminle yarışı senin hızında gerçek ki,eyyy zaman…ne kelime,ne resim,ne ritim……
2 Ekim 2014 Perşembe
tuhaf çaba !!!!!!! doğru görülmek
Yorgun kalktığım bir
sabah ama sezgisel olarak karşımdaki günün özüne inebileceğimi hissettiğim
israfız bir gün. Dudaklarımın çekim gücüne yapışan bu güne özel gülümseme
düşleme yakın bir izlemin izini taşıyacak sanki...
İnsanları okumuyorum maskelerini indirmeye çalışmıyorum
böylesi alışılagelmiş ucuz tutum… insanlar gözümde küçülmüyor o zaman büyüyüp
gizemli bir hal alıyor..değişiklik ve değişimler nedense o denli etkilemiyor beni, sanıyorum yetkinleştikçe
iyi ve kötü bir şey görmüyorsun nasılsa öyle bir dünya görüyorsun ..söylenenlerin
tümünün ardından söylenmemişi işitmek hele birde çok sık söylenmiş olanı duymak
,haa sizde de mi oluyor kuzum ?...
Ötekilerin benim için
ne denli ve sık sık çaba harcadığını düşündüm ,hayır teşekkür ederim.
Hatta bana bazı nitelikler eklediler çıkardılar evet evet bu çabadan bile
ürkmediler.her türlü öyküyle donattılar sonra ya siz kuzum hangi öykünün
ucundun ittiniz beni, içinizdeki hangi boşluğa imge oldum ,sıyrılamadığınız
hangi alışkanlığın fazlalığına dönüşüp atıklaştım.gizliden gizliye beslediğiniz
saydam olmayan kuşkunuz oldum..beni gizemli kılanın ben değil siz olduğunuzu
anlamınız,işte bu yüzden insanları okumuyorum gizemi kendim yaratmak
için..erkekleri tanımak istemiyorum nasılsa işte öyle ne anlam yüklüyorum ne
duygu söküyorum. Beklentisizlik
gereksinimsizlik ortası bir hal çevreni kendi düzeyine çıkartarak başlatmanın
neden olmanın ani ruhsal değişimlerin kendini haklı çıkartmaların en uç
noktasındaki olumsuzlama hali, yanlış mı anladım sizi imkansız diye bir şey
yoktur.
Uzattım hani farkındayım sadece yorgun kalktığım bir sabah
,rüyalarımda giriştiğim savaşlardan olsa gerek,o denli zengin yanılgaların
sonucu bu heralde,kimse ötekine ve egemenliğine karşı sesini
yükseltmiyor,kitlesel ses mi yapmayın güldürmeyin beni…dış dünyada felce
uğramalar bu yüzden, onlar bir takım haklar alıyor çünkü onlardan bir takım
haklar alınıyor veya esirgeniyor ve o insanlar hakları olmaksızın
birbirlerinden sürekli birşeyler istemekteler.ne çok çaba harcadılar istemelere
ürkmediler bile..
Epeyce terliyorum koşarken pek bir yorgunluk var hani
üzerimde üstelik daha sabahın beşi.herkesi herkesle görmemiş olmak yalnızlık
hezeyanı değil heralde kimsecikler yok
gibi.herşey sessizlik içinde nerdeyse düşünülebilecek en büyük umursamazlıkla
olup bittiği halde gün başlayacak gün bitecek ,bitmeden umutsuzlukla yarın
beklenecek hiçbiriniz şaşırmadınız değilmi.varlığınızı koruyan bir mektup gibi
işlev görüyor yarınlar ,yarın olmadan bitirmeliyim koşuyu ,69 dakikada gün
bitmeden kurumalı üzerimde yağmur..birazdan tıka basa hızla dolacak insanlarla,
koştuğum yerler, ısladığım ,sonra uzay boşluğunda sallanacak ve ben yer
çekimine asılıp kaldığım bu dünyada varlık hiçlik özlük kendilik konulu tanrının seminerlerine katılmayacağım.birazdan
hani o nasılsa öyle olan dünyada 22 saatlik ömrü yaşayacağım…bitiriyorum tamam
şimdi bitirmeden önce bir başka tarihe ilişen ve ansızın beni bir mıknatıs gibi sürükleyen teras
katına gideceğim ve anısını size bırakacağım..
‘’ Boğuldum yine bu saatlerde klimaya rağmen sıcağın bedenimde
oluşturduğu fata morganaları saymayacağım ..Biranda kendimi habersiz geldiğim
12 katın terasında buluyorum ..Bütün Meryemler gölgelikte,bir elimde sığara
paketi diğer elimde park ederken yerden aldığım küçük beyaz tebeşirimsi taşta,
sigara paketini bırakıp,elimdeki taşla çizgi çiziyorum..Çocukluğumun
oynayamadığım oyunlarını çiziyorum ,yuvalar çiziyorum 3 tane üzerine iki kare
ve bir yuva daha iki keskin hatlı kare daha..ince topuklu kırmızı ayakkabımla
oynayamıyorum,küfredip çıkartıyorum,kırmızı ojeli tırnaklarımın
seviniyor.Defalarca oynuyorum gölgelikte ..terasın uç kısmına gelip 20 cm
yüksekliğindeki korkuluğun üzerine çıkıyorum,çıktığım noktada yuvalar
çiziyorum, yükseklik beni yine ürkütmüyor,yükselmek özgürlüğünü, elbisemin
yanından aşağıya süzülen yokluk belirliyor,eşsiz bir tat seksek oynamaya
çalışırken dengede durmaya çalışmak bedenimi yükseklikle sınamak gibi bir
terbiye getiriyor,yükseklik beni taşıyor…İçimdeki yükseklikle yanımdan aşağıya
inen yokluk bir birlik içinde özgürlüğümün anlamını bireyler olmadan tek başına
taşınmışlığın cesur hareketliliğiyle, belli koşullar içinde engellenmeden
rastlantısallığı yaşıyor.. kişisel özgürlüğümü ilan ediyor..çömelip tek
hareketle oturup ayağımı boşluğa itiyorum ayaklarım özgür, çığlık çığlığa..
karşı binanın terasında iki silik külkedisi görüyorum,yarım betimlenmiş,ilgimi
çekiyor gözlerimi dikiyorum,gerçek yaşamdan sayısız külkedileri
dökülüyor,ellerinde süpürgeleriyle..Düşündürecek kadar çok külkedisinin
yaşadığını tespit etmişçesine gözlerim tarıyor insan kalabalıklarını.evlileri
var içinde evlenmeyenleri var.sanki yaşamın bütün itici gücü bütün çalışıp
çabalamaları bir tek amaca yönelik;silip süpürmek.Adeta içlerine gerçek bir
temizlik şeytanı girip yuvalanmış,depresyon halleri yansıyor, duyarlı ve uysal
hallerinde şöyle bir an rahatlığa kavuşsalar kendilerini asla rahat
hissetmeyecekleri hareketlerini döküyorlar sildikleri pencerelerde,onlara
kalırsa canlarının istediği için,oysa iç zorlanımlarının dürtülerine uyarak
silip süpürme yıkayıp temizleme derleyip toplama olanağı ele geçirdiklerinde
rahata kavuşuyorlar.O sırada pencereyi silen dişiye içeriden bir erkek
yaklaşıyor erkeğin yüzünden yansıyanlar ise kadının yüzünden yansıyanlardan
ayrı ilmek atıyor gibi ,düpedüz çekilmez buluyor çevresindeki diğer özneler
gibi,asık suratlı,geçimsiz kıskanç güvensizlik dolu,müşkülpesent..hınçla siliyor
pencereyi,sanki mutsuz alınyazılarından başkaları suçluymuş gibi kirli
noktalarda tekrar tekrar ovuyor,bunun öcünü lekelerden alıyorcasına,öç almaya
hak kazanmış bir tutumla diğer eliyle pervazı yakalıyor..sonra biri biri daha
iyi ki varsın demeye dilim varmıyor oracıkta susuyorum gözlerimden sildikleri
temizledikleri ovaladıkları düşleri geçiyor,bakır kızıllığında..ovdukça
kalayladıklarının parlaklığıyla övünüyorlar,iyi ki de varım diye…bir tek
kendileri kendilerine söylüyorlar…hepsinin düşlerinden saraylar post modern
düşler geçiyor,zenginlik düşleriyle biraz daha hırsla temizliyorlar
külkedileri,zenginliğe ulaştığında dahi temizlemeye devam ediyor..sıyrılıp
içinden çıkamadıkları belleklerinden, boynu büküklük akıyor,erkek
karşısında,baba karşısında.Bazıları başkaldıran tutumlar sergiliyor
örüntülerinde, çelişik ve geçimsiz mizaçlarını, frijid bedenlerinin soğuk ve
kaskatı tavan arası isyanları yaşıyorlar.Bir gündüz düşü yaşıyorlar sanki
annelerini öldürüp acı acı ağlayıp sonra masum iyi yürekli kıza dönüyorlar,çam
silen kadının gözlerinden annesinin ölümü akıyor,ağlıyor..kuşkusuz bu dönüşümün
sebebi hep suçluluk duygusunu taşıyor,yan binanın katında elinde süpürgesi
yerleri süpüren kızın yanına düşlerindeki üvey anne intikamı düşüyor kötü
yazgının şamarlarını yemişcesine yanakları al al..onca angarya işleriyle
birlikte aklına gelen tüm acılar yüreğini doldurmuşcasına hüzünlü yüzü al
al..en içten arzuladığı evlenip kurtulmaymış gibi binaların perdeli kısımlarını
arıyor,babasıyla arasındaki sevisel ilişkinin benzerini evleneceği erkeğe baba
sevgisiyle sunmak için..Babaya hissettiklerini başka benzer erkete yaşamak
için..süpürgeyi fırlatıp gözden kayboluyor,pencereyi silen kadın içeriye
çekiliyor.Hem nefes alıyorum hem izliyorum hem de ayaklarım boşlukta oracıkta
gözlemliyorum,mini bir etekle terasa geliyor kız,elinde sigarası yüzünde kralın
oğlunu arayan bakışları,pencereyi kapatıyor kadın üzerinde askılı bir bluz
yüzünde iyi ki varım ifadesiyle..oracıkta nefesiz kalıp kısa süreliğine yok
oluyorum,varlaşmak istemiyorum iyi ki varım diye..soyutlanmışlıklarının içinde
ilişki kurmakta zorlanan güçsüz ve yeteneksiz kişilerin ağır yazgılarını
paylaşmaktan yoruluyorum onlar kalabalığa karışırken ,yeni külkedilerinin
doğuşunun sesini duyuyorum….’’
1 Ekim 2014 Çarşamba
doğru--------------
Günün sonuna geliyorum ,yine
oturduğum yerden anın sonuna geliyorum
Acaba anlıyor musun beni ?
yalnızlığını asla paylaşmayacağım, çünkü kendi yalnızlığım duruyor ortada ,
çoktan beri ve çok zaman duracak. Sizin tasalarınızı paylaşmak için
yaratılmadım.sizin bu tasalarınızı ,kendi yasama ihanet etmeden bu tasaları
nasıl haklı görebilirdim.size gerçekten inandıkça,o güçsüz ve kendini beğenmiş
sözlerinizden,o miskin davranışlarınızdan,o budalaca kuşkularınızdan daha fazla
bir şey olduğunuza tamamen inandıkça…doğru hakkında konuşucam o yüce doğru
hakkında ama önce siz lütfen,öyleki dudaklarınızdan al köpükler damlasın…
Kimsenin pek de konuşmaya niyeti
yok hani,olağan doğru peşinde ,olağanüstü doğruyla bir alıp vereceğimiz yok
onun için mi ? doğru sözmüş ağzımdan
çıkan , duygusuz evet kuru ve kısır doğrumla hep haklı çıkmak isteyen arsız ve
alaycı benim ağzımdan çıkan..ne kadar doğru ..ne kadar doğru..
Günün sonuna geliyorum, yine
oturduğum yerden anın sonuna geliyorum
kendi evimde onca kitabın
içinden yalnızlığımı bir doğru parçasında işaretlemeye çalışıyorum ne kadar
aptalca hatta en yüce doğruyu aruyorum dolaysız biçimde tanrıdan ya da onun
seçilmiş kullarından geldiği söylenen o büyük yaman sözlerde arıyorum
doğruyu…ama büyük sözler gereğinden çok ve çelişkili.birbirinden değişik büyük
sözlerden geçilmiyor ortalık ve bu sözler karşısında asıl büyük söz göze
çarpmadan kalıyor.kendisine tutulacak asıl söz sizce hangisi ?
hepiniz gibi yığın büyük sözlere
tutunmaya çalıştım bazen hepsine tek tek bazen hepsine birden sonra yine
yuvarlandım yine yara bere içinde kaldım doğruldum yemeğimi yedim belimi
doğrulttum uyudum işe gittim sözlerden birilerini ellerimle uçurdum günlük kullanımlar
için doğruları içerdiği düşünülen üç beş kitaba döndüm.haa tabii kitaplardaki
doğru kullanım içinmi zannetmiyorm filkete gibi iliştirici özelliği var hani
bir nevi iliştirici sabitlemek için
kendini tekrar ettirmek için hep aynı nevrotik tını için..
Bir uygunluğun bulunmadığı yerde
yalan vardır.Yalan neden iyi değildir peki .yanılttığı için mi tatsız sonuçlar
doğurduğu karmaşaya sürüklediği için mi,peki doğru da aynı şeyleri yapmaz mı,,
Doğruyu neden söylememiz
gerekiyor ki sevgili dostlar olguları iliştirmek sabitlemek için mi ve olgular
nasılsa öyle kalır değişmeden..neden kahrolası doğruyu yeğlemek zorundayız
dostlar,yalana kendimizi kaptırmayalım mı diye,çünkü yalanlar insan
yapısındadır,doğru ise yarı yarıya böyle nitelik taşır,çünkü karşı tarafta
olguların bulunduğu tarafta kendisine bir şeyin uygunluk göstermesi gerekir.
Bir doğrudan söz edebilmek için bir şeyin varlığı söz konusudur tek başına
doğru var olamazsa ,benim doğrum diyerek neden yalan söyleriz.
Ahhh yüce doğru nerededir sevgili dostlar,dehşet vericidir
doğru çünkü işaret ettiği pek fazla bir şey yoktur ,yalnızca pek sıradan
şeylere dikkat çeker,bize bir şey vermez yalnızca en sıradan şeylerdir verdiği
onca yıl içinde kendisinden kopardığım olguların bu saptanışı,bu itirafı ferahlatıcı
itirafıdır daha fazlası gerçekten elde edilecek gibi değildir doğrudan.
Bir de içinizde mış gibi bir his vardır,çok derinlerde yatan
gönül okşayıcı ,başınız sıkışınca yardımınıza koşacak bir şey vardır,şu içteki
doğru..durmayın koyulun işe doğru uğruna doğru..o içteki doğruyu aradım ben
de,geniş ormanda bu çok zehirli bu çok renkli mantarı aradım..insanların suskun
dünyasında acıyaral el açtıran bu efendi sözü,her türlü kullanım için uyum
sağlamaya yönelik hırpani ve ruhsuz sözü aradım…ne kadar yaklaşırsam o kadar
uzağa kayıyor bataklıktaki aldatıcı ışıklar gibi yanıp sönüyor..doğru benim
beyni,mde çukur açıyor,ne olur şu kafdağının ardında yaşayan kar gibi beyaz
prensesin masalını bir kez daha anlatın bana kimsenin istemediği doğru benim
Hoşca kalın bağıran bendim
Hadi sizde yalanlarınızı bağırın itirafınız doğru olsun
Günün sonuna geliyorum, yine oturduğum yerden anın sonuna
geliyorum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















