masallardan gerçeğe..kadının sevi yaşamı….
Sevginin kahini diye bilinir kadın..oysa kadının,sevgi yeteneğinin sanıldığından da daha sınırlı nitelik taşıdığını söylemek gerekecek..sevgi yeteneğindeki sınıra rağmen kadının,gizemselliğe kaçarak,güzelliğini ve işvebazlığına sığınarak,kendini yanına yaklaşılmazlığın mağrur halesiyle kuşatarak,gerek karakter,gerekse vücut yapılarıyla ilgili pek çok iyi ve kötü önlemlere başvurarak erkeği cezp etmenin ve kendisine bağlamanın,geçmişte olduğu gibi günümüzde de üstesinden geldiği görülür..cezbetme ve kendine bağlamaya yönelik çaba kadında aşırı bir belirginle öne çıkar..gerçek teslimiyet yeteneğindeki eksikliği saklayıp gizleme amacını güder.çünkü yaşamda böyle bir davranış cezalandırılır..oysa gerçek sevgi cezp edip kendine bağlamaz….sevileni özgür kılar..sevginin gerçek nitelik taşıyabilmesi için,cezp etme açık ve gizli kıskançlık,depresif mazoşist tutum,üstünlük taslama gibi zincir ve kelepçelerden vazgeçmesi demektir..erkek tüm karakteri bakımından zincire vurulmaktan çok özgür yaşamaya eğilim gösterir..sanki kadın rezaleti fazilet yapmanın yolunu keşfetmiş bir canlıdır..erkekten korkmak,kadını erkek karşısında üstünlük taslamaya götürmüş,erkek tarafından tanınıp bilinme korkusu,onu erkeği kendisine cezbeden gizemsel biri yapmıştır…varoluştan,yalnızlıktan pasiflikten ve güçsüzlükten korku nedeniyle güçlü erkeği koruyucu ve doyurucu bir tutumla cezp edip kendine benzetmiştir..çaresizlikten doğmuş böylesi_erdemli_ özelliklere bel bağlayan kadın,kuşkusuz sevgi yeteneğinden yoksundur,dolayısıyla erkeği ele geçirmek yada erkeği kendine benzetmiş bulunuyorsa onu elden çıkarmamak için,söz konusu erdemleri ister istemez güçlendirmek zorundadır..böyle bir tutumla,giderek kendisinin doğasına yabancılaşır..
..neden ama diyecekler kadınlar,neden ama bu özelliklerle biz erkeklerden daha yeteneksiz sayılalım..neden zincire vurulmaların,sevginin istenilen nitelikleri taşımamasının suçlusu biz sayılalım..o halde bu konuya derinleşerek çünkü diyelim..büyük yineleme yasası,evet beden-ruh birliği ilkesi kendini bayraklaştırmıştır..söz konusu ilkeye göre,nerede yaşayan bir insan bedeni varsa,o bedende yaşayan bir ruhun olması gerekir..o da hücre gibi ikiye bölünür..nasıl ki üreme hücresi çoğalıp bir yığın oluşturuyorsa,oda gelişerek karmaşık yapıya dönüşüyor..bölünme sonucunda kadının üreme hücresindeki ruh,gelecekte kendisini bekleyen yaşam ortamına daha büyük bir uyum yeteneğine kavuşuyor..ama organik olaya koşut olarak bu ruhta tutucu niteliktedir..ve hücrenin küresel biçimi gibi başlangıçtaki karakterini korur.yumurta hücresinin kendisi gibi,durağanlık,yerleşiklik,pasiflik gibi özellikleri gösterir,yani kadınsal ilk ruh olarak,kadının bilinen temel karakter özelliklerini barındırır bünyesinde,işte bu noktada da ,kadının üreme hücresi erkeğinkinden ayrılır..çünkü erkeğin üreme hücresi,beden-ruh bütünlüğü dolayısıyla değişim ve gezinim,hatta göç ve saldırı gibi özellikleri içerir..yani devinim ve aktiflik,ilgili yapının temel öğeleridir..dolayısıyla erkeğin üreme hücresinde erkek karakterinin ana çizgilerini görürüz..bunlarda gerek iç gerek ise dış kabukları üzerinden sıyırıp atarak dışarıya yönelme çabası ve bunun içinde zorunlu değişim sürecinden geçme eğilimi,gezinim,aktiflik,savaşım ve nihayet özgürlüğe ulaşma dürtüsüdür..ilk üreme hücrelerin ruh yapısı,biyolojik olaylarda tekrar yasası genel geçerliliğini taşır,başlangıçta nasılsa,büyüme davranış ve ölüm olayları da öyledir..kız çocuklarının,tutuculuk diretkenlik durağanlık ve pasiflik özellikleriyle gözlerini dünyaya açarlar..ve kızların gelişerek kadına dönüşmesi bu yüzden daha yavaş gelişir..değişim yetenekleri ,ilerde erkeğe dönüşen oğlanlarınkinden daha güçsüzdür,ama buna karşılık daha çetin karmaşık nitelik gösterir..,kadını erkeğe göre önemli derecede daha sorunlu,gelişmemiş ve karmaşık bir cinsel eş durumuna getiren yeterince neden bulunmaktadır..çocukluk yaşamında ilk iki ile dört yıl arasındaki sürenin belirgin özelliği,anneye açık seçik bağımlılıktır..oğlan ve kız çocukları için ilk obje bağımlılığıdır bu..ve ilerde bütün obje ilişkilerinde model rolünü oynar..ve kızlarında daha sonraki erkeklerle ilişkilerinde de aynı işlevi görür..bu yüzden kadın düpedüz bir bilinçdışı bir davranışla,erkekte annesini arar..dolayısıyla cinsel ilişkide temel bir düş kırıklığı yaşar..ve psikolojinin en temel alanı en kusursuz psikoterapiyle bile giderilemez..erkeklerle ilgili olarak kadınların başlıca yakınmalarına kulak verirsek,ilk planda erkeklerin hiç de sevecen olmadıkları suçlamasıyla karşılaşırız..tüm sevecenliklerin modelini küçük kız annesinde yaşar..söz konusu modeli bir özdeşleşme sonucu,annesinden kendi benliğine akıtır..ve bundan böyle temel gereksinimi anne sevecenliğini oluşturur..böyle bir sevecenlik,pek saldırgan denmeyecek,daha çok edilgin karakterdeki uyum sağlamaya yönelik yaradılışına uygun düşer..sevecenlik görmek ve göstermek,kızların varlığının hayli derinlerine kök salan özelliklerdir..bu gereksinimi karşılayamayan erkekler,kızlar tarafından yadırganır….oysa temel gereksinimine doyum sağlamak bakımından erkeğin işi daha kolaydır..çünkü cinsel eşinde ilk sevi objesi olan annesi gibi yine bir kadın bulur..,yani cinsel obje olarak seçtiği kadında baştan beri bildiği ve tanıdığı biriyle karşılaşır..,nede olsa annesinin üzerinde hak iddia etmekten ergenlik dönemine kadar el çekmemiş,ilgili dönemde annesi üzerinde hak isteği daha bir güçlülük kazanmış,nihayet pek çok bakımdan annesinin modeli sayılacak bir kadında karar kılmıştır..,oysa kız çocuğu için baştan beri erkek o büyük meçhuldür..zaten doğuştan var olan edilgenlik ve çekingenliğe sonradan ürkeklik ve korku ve yine korku gibi özelliklerin katıldığı görülür….kadınlar erkeğin karakterini tüm derinliliğiyle bir türlü kavrayamaz,erkek onlara yabancıdır..,erkeği anlamadığı içinde kendini anlaşılmamış hisseder..tıpkı uyuyan prenses gibi düş kırıklığına uğrar,kaçıp bir regresyon kapsülünün içine sığınırlar..eskiden alışık oldukları kendileri gibi aynı cinsiyetten bir kurtarıcıya başvurarak teselli arar,anlayış görmeye çalışırlar..annedir bazen bu kurtarıcı,haladır ,teyzedir kız kardeştir,,bir kız arkadaştır.. ve erkeklere karşı ise sevgilerini giderek daha çok saklayıp gizleme yoluna sapar,yalancıktan sevgi gösterisinde bulunurlar.ve düş kırıklığına uğramış kadınların, gösterdiği tepkimeler uçlarda ya, yalancı orgazm yada aşırı derecede cinselliğe düşkün,cinsel anlamda doymak bilmeyen,gerçek anlamda bir orgazmı bilmediği ,tanımadığı için ,gerek maddi gerekse manevi ve cinsel olarak erkeği vampir gibi emip durur..ve bu kadınların ağzından asla teşekkür sözü çıkmaz.. çünkü asla doyum sağladığı olmaz.. diğer aşırı uçta ise; tüm kapıları dış dünyaya kapatma eğilimleri ile dünyadan elini ayağını çeken,depresyonlarıyla çevresine rahatlık vermeyen veya saldırganlıklarıyla çevresindekileri rahatsız eden kadın tipleridir..cinsel tutkuları ve sevgi yeteneksizlikleri giderek mutlak bir frijiteye dönüşür.bu da bir vaginizm(vagina krampı) yada tam bir cinsel perhizde(abstitenes) veya tamamen kaçışla doruğa oluşan tipler.., bu iki aşırı uç arasında düş kırıklıklarına uğramış kadınların çok,hem de pek çok karma biçimlerde yer alır.mesela cinsel birleşmeyi evliliğin kendilerine yüklediği bir görev gibi bakıp uygulayan kadınların sayıları korkunç denecek kadar büyüktür..bu bilgilere Freud ‘un cinsellik kuramı üzerine üç inceleme,werner kemper’in frijid kadınların karakter özelliklerine yönelik bilgilerden yararlanılmıştır..ünlü psikoterapi uzmanı İsviçreli gustav graber; erkekle yarışan,şan ve şeref düşkünü,sürekli çalkantı içinde ruh huzuruna kavuşmamış kadınlar örneğine ise;hiçbir vakit bağlanmamanın ve ruhsal bir gevşemenin üstesinden gelememiş,erkeğe çocuk gibi davranan,onlarda kusur bulan,küçültüp aşağılayan bu kadınları çocuklarına gümbür gümbür sevgi seline boğan anneler,yinehiç bir vakit çocukluktan çıkmamış bakışlarında saf mahzun bir ifade,tam bağımlılıkla eli boş kalan kadınlar diye tanımlar..girişim gücünden yoksun,erkeğini bekleyen kadın,sarı soluk benziyle kabuğuna çekilmiş ömür tüketen kadın,ağırbaşlı sessiz,çevresini yine sıkıntıya sokan kadın sanki bir özsuçlamanın simgesi kadın…sürekli boyun eğmelere hazır,acılardan kıvanç duyan ıstıraplara eğilimli kadın romantizmle örülmüş dünyada aşırı yardımseverlilikle çokluk mistik-metafizik denecek bir alacakaranlıkta sürekli yaşayıp giden,ama günlük hayatta kendisinden bir şey istendiği zaman fiyasko veren kadın..yalnız giyim ziynet eşyaları değil,tesadüfen karşılaşacağı daha başka binlerce nesneyi ele geçirmeden duramayan ve bunun gibi yoluna çıkacak bütün insanlara sahip rahat edemeyen,ilikleri emim kurutan,ama yinede doymak bilmeyen kadınlar..ve bu iki uç arasına sıkışmış sağlıklı yaşayan kadınlar…peki bu anlatılan,tanımlanan şekilden şekle giren kadının erkekle özdeşleşme ve ruhunun en çok bilinçdışı bölgelerinde genellikle içyüzü yeterince kavranmamış ,organik nedenlerden kaynaklanmıyorsa ki,bu da seyrek karşılaşılan bir durumdur,kadınlığa anneliğe karşı bir kendini savunma biçimi olarak tepkisel yoldan çıkmaz mı..kadına ve anneliğe karşı kendini savunu ilksel bir olay olup kökü derinlerde,değişik ürünlerin etkenleri ne olacaktı..kadınlık ve anneliğe karşı her kadının bilinçdışı derinliklerinde yatan eğilim değildir,aynı eğilimi kadınları korkatacak sıklıkla bilinçli olarak yaşadığı görülür..yeterki açıkyüreklilikle içindekileri dışavurabilse..hemen her vakit erkeğin yazgısının kendisininkine göre ne denli rahat ve imrenilmeye değer olduğunu söylerken,cinsiyetin omuzlarına yüklediği rolü benimsemeye,kendini nasılsa öyle kabul etmeye karşı neden bu kadar sık ve bu kadar bir güçle savunmaya çalışır kadınlar…nedenleri otto rank ve yine graber senteziyle ortaya konduğunda …..
İlk neden ;bilinçdışında varlığını sürdüren doğum travması ,doğumla annenin kaybedilmesi olayı,tüm hayatın ancak ölümle kıyaslanabilecek kadar güçlü ve korkunç yaşantısı,ve suçlu annedir..anneye ve anneyle birlikte tüm kadınlara karşı henüz oluşum evresindeki bilinçsiz ben tarafından bilinçdışı bir yadsımayla karşı çıkılır,ben oluşumu ve ben yadsıması burada,yani çıkış noktasında birbiriyle özdeştir henüz.doğum anne tarafından ilk kapı dışarı ediliştir,beri yandan tüm yaşamın en acılı olayıdır.anneler kadınlığa karşı özellikle kendi bilinçdışlarının derinlerinde saklı olumsuz ve yadsıyıcı tutumlarını bilinçli veya bilinçsiz yoldan daha erken dönemde kızlarına aşılarlar..henüz doğum sırasında çokluk;kız ha,zavallı yavrucak biz kadınların çektiği çileleri o da çekecek..yaşamın ilk yıllarında cinsiyet ayrımının bilincine varan küçük kız,oğlan çocuklarına karşı kendi cinsel organına yönelik aşağılık duyguları geliştirir içinde.iğdiş edildiği düşüncesine ve penis kıskançlığına kapılarak kızlık durumunu yadsır,diğer bir nedene geçecek olursak,odipus döneminde,babaya yada erkek kardeşe duyulan sevginin yol açtığı rekabet kavgasında annesine karşı beslediği kin ve nefret annesinin cinsiyetinden ötürü ,küçük kızın kendi cinsiyetini daha bir güçle yadsımasına yol açar..babaya karşı sevginin,ve anneye karşı nefretin bilinçdışına itilmesiyle özellikle anneye karşı duyulan suçluluk duygusu kızda;mazoşist davranışlara,edilgenliğe,regresyona ve kadınlığı yadsımaya karşı eğilim gösterir..kadının rolü,erkekle cinsel ilişki ve annelik konularında gerekli açıklamalardan yoksun bırakılmaları yada açıklamaların yetersizliği veya yalan yanlış bilgiler olması,kızlarda kadınsal biyolojik ödeve karşı ölümcül bir korkunun duyulmasına yol açar..korku kadınlığın yadsımasını güçlendiren,hastalığa kaçıp sığınmayı ve erkekle özdeşleşmeyi vb. doğuran bir başka nedendir..ilk kez adet gören bir kız,cinsellik konusunda aydınlatılmamışsa yada kendisine verilen bilgiler yeterli değilse,söz konusu kanlı olaydan korkuya kapılır yine,kadın olmanın bu kaçınılmazlığı karşısında yadsıyıcı bir tutum takınır..söz konusu yadsımanın bir belirtisi de normal aybaşı şikayetleri,yaşamdan kaçmaya yönelik davranış biçimleri şeklinde baş gösterir..deflerasyon,yine kanlı bir olaydır ve dolayısıyla erkeğe karşı çokluk bilinçdışında kaldığı için farkına varılmayan bir yadsıma ve nefret geniş ölçüde kızın ruhuna yerleşir..kadınlığın yadsınması yeni bir güç kazanır..kendi cinsiyetinden kimselere karşı takılan tutumdaki ambivalens karakteri güçlenir..döllenmeyle birlikte kadının kendine özgü yaşamı son bulur..ve annelik başlar..çocuk uğruna sürüp gidecek bir yaşam biçimidir bu..kadınlarının çoğunun,böyle bir köklü değişimi bilinçdışında zor benimsediği görülür.ancak bilinçli olarak hep bunun aksini söyler..doğurma da yine kanlı olaydır ve dehşet verici öğeleri içerir..gebelik ve doğum düşüncesi,kadınların çoğunda korku,dehşet ve yadsıma uyandırır,doğacak çocuğun sevinci çoklukla sonradan gelip yerleşir..çokluk bu korku doğum hakkında kadındaki bilginin yetersizliği ve yanlışlığından kaynaklanır..tesadüfen büyükler arasında bu konuşmalara kulak misafiri olmuş,doğum olayının gerçekleşmesine yönelik bazı korkunç sözler işitmiş küçük kız,doğurmayı panik derecesinde yadsıyabilir..kadınlığı yadsıyan tip,asla anne tipi olamaz,doğrusu çocuk avuntudur kendileri için.bu yüktür aynı zamanda ,yaşam çemberinin daha daraltıp sıkan bir etkendir..örneğin masallardaki gibi her zaman bilinçli değilse de,bilinçsiz yoldan yadsınır..doğan çocuk kız ise otomatik olarak bir sonraki kuşak için aynı mutsuz yaşam sürecini yeniden başlar..
Sevi yaşamında sözü edilen bozukluklar kadının ruhunda az yada çok yoğun olarak kendini gösterir..kuşkusuz kadından kadına değişik biçimde gerçekleşir bu süreçler..ama hayli eski biyolojik bir kökene dayanan ruh içi bir yasa bu konuda egemenliğini sürdürür..kuşaktan kuşağa aktarılır..yukarda sayıp döktüğümüz bozuklukların kendilerinde var olduğunu itiraf edecek kadın sayısı,yüzdeye vurulsa fazla bir şey tutmaz.bu konuda gerçek iyileşme sağlayacak tek yol kadının,kendi ruhsal yaşamını özelliklede içgüdülerinin ve bilinçdışının yapısıyla bunlarda geçen olayları bir vukufla sezip kavramasıdır..bilinçdışı ruhsal yaşamın kavranması,kadını sevi yaşamında olgunlaştıracaktır..adet görme,cinsel ilişki,gebelik doğum ve emzirme seksüel işlevlere yalnız pasif olarak katlanmak değil,ayrıca bunları yaşamaktan haz duyacak olgunluğa ulaştıracaktır….