Sayfalar

29 Nisan 2013 Pazartesi

rol siparişleri

fatima

hatırlamak

 her farklı günü hatırında tutarken,hatırdaki farklı günler şu andaki anı değiştirir mi ?

 farklı algılar şu anda farklı arzulara dönüşür mü ?
 daha bir gün önce sadece fırtına ve falez rüyaları görmüşken
 zamansız bir ilkbahar sabahı,hafifçe aralık uykusunun iyi kapanmayan kapısından içeri
 kanada'dan yola çıkmış olumuy du ?
 amsterdam'ın manevi atmosferimin değişken halini,inandıklarımın farklı basıncını kendi aşkımın görünürlüğünü bazen azaltmış,bazen sonsuza dek uzatmış
 kah güzelleştirip bir tebessümle kah yoğunlaştırıp bir fırtınayla sonuçlandırırmıy dı ?
ancak sahip olduğumuz sürece var olup,yüzyüze geldiğimiz şeylere sahip oluruz değil mi ?

 bir çok hatıramız,ruh halimiz,düşünce bizden uzaklara,yolculuğa çıkar ve
kaybederiz..hatırladığımız şeyleri özleriz
seçebildiğim hatıralar filosunu,bilincimin en derin sularında seyreder halde bulurum..ve bir gece önce bir hiçlikten ibaret olan,şimdi açıkca görebildiklerimin arkasından ağlıyorum...

27 Nisan 2013 Cumartesi

antigravite



rüyatopya



‘’Bilincinde olmadığım birinin bir nesnenin veya olmayanın, peşinde koştuğum bir yolculuktayım. ne var ki, diğer her kes gibi benim dışımda olan,düşüncemin ufkunda yer alan şeyin cazibesiyle,tesadüfi ama inatçı bir yerleşim hatası sonucunda , vücuduma yerleşmiş olan bir kurşunu ihtiyatla arayan bir cerrahın parmaklarındaki alaycı acı , kalbimi deşercesine kendini hissettiriyor.öte yandan,o kadar fazla acı veremeyeceği içinde,bu arayışın keskinliğine dair,zihnime sadece fazla acı çekmeme arzusunun aşıladığı itirazlar da,sırayla düşüyordu. ‘’yazdıklarımı karalayıp pencereye yaklaştığım anda göğüs bölgeme şıkışan şiddetli bir acıyla yere yığıldım.


Grand Cherokee jeep içinde hareket halindeyken karşımda oturan,uzun kolları ve bacakları,oldukça uzun boyuyla, klinefelter sendromlu olduğunu düşündüğüm kişi bakışlarını bana sabitleyip karşımda oturuyor.arabanın camından dışarı bakıyorum.her taraf toz duman içinde yer yer kum tepecikleri,engebeli sarp yollar yolların ortasında kocaman cukurlar var,

-nereye gidiyoruz

Diye sora bildim

-az kaldı sana ihtiyacımız var diyen ince kedimsi bir ses tonuyla cevap veriyor.

Dışarıyı seyrediyorum ilginç olan ise her yerde kromozom hataları mevcut insanları oluşuy du. Sağ tarafta büyük sanaii fabrikalar vardı sanırım iki devasal bacasından ağır kokulu gri tonda iki prizma mesafesi arasından çıkan yoğun duman , kuantum tünellemesini düşündüğüm anda gördüğüm görüntüydü ve bir anda sağa dönüş yapan jeep karşımdaki kişiyi huzursuz etmeye yetmişti,hareketleri artmış bağırmaya başlamıştı neler olduğunu anlamıyordum,ağzında çoğalan salyaları öfkesi ve çığlıkları zaptedilmeye musait olmayan hareketleriyle arabadan dışarı çıkmaya çalışıyordu o sıra arabayı kullanan kişiye bağırmaya başladım ne oluyor neler oluyor diye trizomililere ölüm sloganıyla irkilerek karşımdaki kişiyi sakinleştirmeye çalışırcasına dokunmam işe yaramamıştı.ona dokunduğum sağ elimin iki parmagını ağzında görünce şiddetlenen elimdeki acıya yöneldim kanamayı durdurmak için saçımda bulunan saç bandını çıkartarak turnike yapmaya çalıştım o sırada araba şiddetle sarsılarak durdu.her taraf ı yanık kokusu ve et kokusu sarmış dumandan görme mesafesi azalmış olan fabrikanın bahçesinde KBRN ekipmanlı 3M maskeli 3 kişiyi arabaya doğru koşturuyorlardı,zorla karşımdaki kişiyi sürükleyerek arabadan çıkardılar.fabrikaya doğru sürükleyerek giderken peşlerine takıldım,o sıra yüzlerce çıplak klinefelterlinin zorla itirilerek trizomi iflah odası yazılan kapıdan içeriye sokulmaya çalışıldığını gördüm.birbirinin memelerinden asılıp süt emmeye çalışan aynı yaşlarda klinefelterliler ,birbirinin memelerini kopartıp çiğnemeye ağlamaya ve çığlık atmaya başlamışlardı,neler olduğunu anlamıyordum çevrede bir tane dişi yoktu..koşmaya başladım fabrikadan dışarıya çıkmaya çalışıyordum,çıkarkende düşünmeye bunun sebebinin ne olacağını yorumlamaya çalışıyordum.bir anda epeyce merdivenlerden yuvarlanıp iki kat alt zemine düştüm,ayağa kalkmaya çalışırken dehşetedüştüm.trizomi 21 ,trizomi 18,13,12.9.8 gibi tabelalı odaların açık kapılarından dışarıya saklanmaya çalışan klinefelterlilerin kopan doku parçaları dağılmış ve trizomi 21 koşarak giren kişinin arkasından bende koşarak girdim güneş kolektörleri gözüme çarpıyor.bir anda kolektörlerin içinden çıkan DNA transkripsiyon aşamasında holandrik genlerin saldırısına uğruyorum..korkmama rağmen binlercesi üzerime saldırıyor .giderek büyüyerek devasal boyutlara dönüşüyorlar ,elektron mikroskobundan görülürcesine bedenime sıvanıyorlar her tarafından kan damlıyor eritrositlerimin çılgın yeşilliği şaşırtıyor beni..sürüklenerek soğutulmuş sodyumm odasına girmemele birlikte ,kendimi ısıtılmış rubidyum dolu odaya ışınlanmış olarak buluyorum…hayatımın sıfır noktasındayım ve humonoid olarak kendi kendime yetmek zorundaydım

23 Nisan 2013 Salı

extimite lady in the lake


-ama neden öldürüldü onu sevmiyormuydun




+bu öldürmek için yeterli nedendir





extimite ve lady in the lake

- ama neden öldürüldü onu sevmiyormuydun
 +bu öldürmek için yeterli nedendir

22 Nisan 2013 Pazartesi

nesneyi gördüğümü gören göz..

uğruna oyun oynamakta olduğum başka bir duygusuz bakışla özdeşleştiğim ölçüde,yaniyapmakta olduğumun büyüleyiciliğinden kaynaklanan edilgin deneyimi ötekine aktardığım,
 hareketlerimi simgesel ağa kaydeden bu ötekiye göründüğümü hayal ettiğim ölçüde etkin olabilirim.(basketbol sahasında parlayarak )

bu yüzden edilginleşimlilik,basitçe etkileşimliğin asimetrik bir tersine çevrilişi değildir.


kendimi ideal ego kılığında sevebilir gördüğüm nokta

bakışın çiftlendiği sevimli göründüğümü gördüğüm dönüşlü bir yapı doğurur.

röntgencilikte bile yalnızca ben ve dikizlediğim nesne söz konusu değildir.üçüncü bir göz herzaman zaten orda vardır.

20 Nisan 2013 Cumartesi

eksik retorik kaydırmaca

eksik retorik kaydırmaca

Sahte bellek sendromu

1-karşıt belirlenim


2-Edilginleşimlik (interpassivity)

3- bejahung verwerfung

4-bir eylem verili simgesel evren içinde olanaksız gibi görünen şeyi başarır ama koşullarını da değiştirir. ve böylece, kendi olabilirlik koşullarını geriye dönük olarak yaratır.

5-bir jest eylem sayılabilmesi için önce fanteziden geçmelidir. yalnızca ‘olanaksızı yapma ‘kendi koşullarını geriye dönük ‘tekrar’ yazma, eklenecek ek ölçüt değildir.

6- reduplication



Kese kağıdı kuralı ,ve kese kağıdı yırtılır içindeki nesneler dağılır ve onun yalnızlık duvarını yıkmak isteyen izleyen,hayatın parçalarını toplamak için eyleme geçer (paranoik değil- bastırılması gereken müstehcen bir anlatı çekirdeği- ) ……

17 Nisan 2013 Çarşamba

organum





ve görüntü tersine bir orantıyla giderek küçülür ve görünmez olur. içimizdeki duygular aracılığıyla varlığın izlerini yani sonucu buluruz.onun kendisini yani sebebi hiç bir yerde bulamayız..

rüyatopya

devasal metal yığından ibaret bir binanın içinde dijital termometreden içerinin sıcaklığı ve dışarının sıcaklığının ölçümü yansıyor..-35 derece dışarısı . led ışıklı ve hızla geçen cümlecikleri okumaya çalışıyorum panodan.beklentisi olan bir okuyucunun dalgınlığıyla her kelimede olmayan kaç harf, her cümlede olmayan kaç kelime okudum sonra anladım ki hafızamdan sıyrılıp panoya yansıyan düşünceler bana ait olanlardı ‘’ Ölüm sebebiyle kendi benliğimden ayrılmama isteğim,ölümden sonra dirilme isteğim devam ediyordu.kendimle ilişkimden kopamadığım için kendime olan sevgimin bitmeyişiydi..ya kendi bedenimle benliğimle ilişkim kopsaydı ? Şüphesiz sonuç aynı olurdu, hayata bağımlılığımız, başımızdan nasıl atacağımızı bilemediğimiz eski bir ilişkiden başka bir şey değildi.gücünü sürekliliğinden alıyor du.ama bu ilişkiye koparan ölüm,bizi ölümsüzlük arzusundan kurtarıyor du.’’hiçbir şey hatırlamıyordum nerede olduğumu araştırır bakışlarla bulmaya çalışırken gözüm pencereden dışarıya takılıyor…geri dönüşümü olmayan yalnızlığım o kadar yakındaydı ki,benim gözümde başlamıştı ve mutlaktı,dışarıdan bana bakan benim gözüm dü..her şey bana yabancı olmuştu,korkudan kendi çırpınan kalbimden kopup etrafımdaki şeyleri bir dengeye oturtacak olan bir doku parçası içimdeki sessizliği harekete geçirdi.karşımdaki görüntü bütün olmaktan çıkıp parçalara ayrılıyordu.modüler organlar bir fener alayında geçit törenindeki disiplinle sıralı ve boyutlarına göre geçiyordu dehşete kapılmışçasına dokunmak istedim bacaklarıma hareket edemedim,telaşla panoya baktım bir kişilikti , pano olmaktan çıkmış adı uydurulmuş bir yalandı birbirinden farklı düşünce yığınıydı gözümde,gözümdeki su damlası ise bir hidrojen azot bilişimiydi,ebediydi.bununla birlikte bu sıradan pano ilk kez ayak bastığımız henüz bizi tanımayan bir yer gibi,terk ettiğimiz bizi unutmuş olan bir yer gibi garipti.artık ona kendimle ilgili hiçbir şey söyleyemiyor,kendime ait düşünceyi üstüne koyamıyordum karşısında kasılıp kalmıştım.çarpan bir kalpten üzerinden kayan cümlelerin akışını kaygıyla izleyen bir dikkatten ibarettim.çaresizdim,tekrar termometreye bakıyorum içerideki ısı -40 dereceyi gösteriyordu.o anda laboratuar olduğunu düşündüğüm bir kapı aralığından görünürde benzeseler de bilimsel unsur olan enlemden ötürü kendine has hareketlerle uzanıp kısalan iğnesi ile yüksek ve devasal tavana dikey uzanan manyetik bir alana yerleşen pusula benzeri sap gözlü bir organ hızla çıktı ve yerleştiği manyetik alandan etrafı plasenta zarı gibi kaygan yoğun damarımsı ve kan keseciklerinden oluşan üç metrelik kapsüller inmeye başladı ölümlü gözlerden gizlenen kan kapsüllerinin içine doğru işleyen bakışlarımla tiksintiyle karışık korku mideme yapışıyor . sap gözlü organın içinden benzersiz binlerce enjeksiyon iğnesi çıkarak inanılmaz bir hızla kapsüle saplanıyor,kapsülün içindeki modüler olan her organ hareketlenmeye başlıyor ve her organın çıkardığı çığlık mideme saplanıyor şiddetli acı ve x ışınlarıyla sağlanan bir rahatsızlık hissi ile üşümeye başlıyorum,termometrede içerinin ısı -70 derece olarak göstermesine rağmen kapsüllerdeki kan akışkanlığı ve organların birbirine çarpmadan hızla dönüyor olmasına şaşırıyorum . bir ağıt gibi midemdeki çığlıklar yükseliyor panoda yanıp sönen kırmızı ışıktan hemen sonra ‘’ ışı şartlandırması,her organın bir kişiliği olacak ‘’ diye yazı geçiyor mor gözlü soluk kırmızı hayaletsi görüntüleri düşüyor kapsülden uğultuya benzer telegrafik bir ses bu görüntüye eşlik ediyor ‘’elden çıkartılabilir kişiliği oluşturduk şu anda onların kişiliğinin modülüyle ilişki kurmaktayız ‘’ebedi organlar ölümsüz kişilikler,özgür parçalar bir bedende itaat etmeyeceksiniz..herkes herkese aittir gibi propaganda benzeri sert dikte ses gittikçe uğultuya dönüyor.. dikkat dikkat canlı dondurma merkezinde kaçak var diye bir anons yapılıyor sap gözlü organın iğnesinin kuzey istikametinde bana doğru hızla geldiğini görüyorum binlerce iğnenin gözlerime saplandığını zihnimin efendisi olmadığı yankısını lenflerimde akis yaparak yansıyordu.silinmiş olan benlik ikinci durumda ve kişilik söz konusu olduğunda geçici olarak ilk durumda,tutkular söz konusu olduğunda temelli ortadan kaybolan benliğe dönüşecek buyruğunu almıştım..tekrar nötr tona dönen hafızam olmuştu.unutuş en önemli haz ve acı noktalarından birkaçını ele geçirdikten sonraki süreç,ölümün etkisi ayrılıktan farksız değildir,ebedi olan aşk değildir,ilk gördüğünde korkutan titreten canavar yani unutuş aşkı yiyip yutacaktı.


Unutuş terapi merkezine hoş geldiniz benlik kişilik hafıza tutsaklığından kurtulmanın tek merkezi Canlı dondurma şirketi size en iyi hizmeti sunacaktır..



değilleme


kişilik dar anlamıyla oyuna benzer. Başarılı hamleler sıralamasında bulanan kazanır ( tekrar )

psikoz bir tutarlılık denemesidir, hep tutarlı olmaya çalıştığıma göre ben bir psikotiğim (tekrar)
/////////////
hissettiklerim sade-ce boşlukta açı yapan ikiz kenar değillemeden ibaretmiş..

zug

kişilik dar anlamıyla oyuna benzer..başarılı hamleler sıralamasında bulanan kazanır ( tekrar )

HTEA- AAAKK-REST



1.       Failure Effect- Productivity – Derin eğilimler bilincin yargılanmasından tümüyle kaçıyorsa, demek ki bilinci yönelimi yoktur

2.       Single failure point- empowerment- bilinçdışı kötü eğilimin bir yönüdür ve sabittir.bedensel anlatım hiç birzaman kendi üzerine dayanmaz

3.       Undetectable failure-lınguistik competence- Cesur isen tehlikeyi göze almak zorundasın, aksi halde kendini bekleyen ölümün pençesinde inlemeye hakkın yoktur. Akla karşı yaşamda düşlemsel bir yandaşa sahip olduğumuz kesin, temsilimiz doğa zalim acımasız ve duyarsız, bundan dolayıdır ki, kitleleri ele geçirmek hep olasıdır çünkü doğadan çok az ayrımlaşmış bir bölüm gibi yaşarlar. Ve kanıları edinimleri, salt düşünmeden öte, duyular üzerine etkisini gösteren bir anlayış içinde bulunur..

4.       Failure definition-outsourcing-ben kurbanım suçlu değil( öznenin suçlu olabileceği tek şey son tahlilde arzudan vazgeçmektir;süperego gibi işleyen toplumsal failin vazgeçilmez parçasıdır )

5.        Failure outputs- undetectable- ölüm,arzu cinsellik temsillemeye gölge eden modernliğin büyük örtüsünü mü kullanıyorum.uyarılmış bir temsilemeden çok,kışkırtılmış bir temsillemenin gücüne mi boyun eğiyorum (bilinçdışının kendi hedefleri,kendi amaçları vardır,bunlar bilince ait değildir)

6.       Analysis approach -kaybedecek hiçbir şeyi olmadığı için kazanma dışında bir olasılık olamaz.bu olumlu bir amaç olabilir ve avuntu girişimi ele alınabilir.bu amacın peşinden tutkuyla koşulmasının nedeni,başkaları üzerinde zafer kazanırken,kendi umutsuz yenilgi duygusunu saf dışı bırakmasıdır.

4 arketip çağrışım ve tekrar


çağdaş öznelliğin gülünç şeklini yeniden çekmek için yaratılmış olan hafızamı tüm monologlara adayarak görsel şemayı çizdim..

karanlığına dokunmak istemem kendi karanlığımı bilmek içindir..animus..





Güne ait ilk çağrışımı;insan-hava akımı kavramına yönelerek düşünmem ve akla gelenler yine yadsımacı bir ideolojinin kimi yandaşlarının davranışlarından veri alarak,inanan olarak bir çok bakımdan kendi inançlarını yitirdiklerini görerek yorumlamamı kolaylaştırdığını söylemeliyim..onlara göre insanın değeri,insanı kendi imgesine göre biçimlendiren bir tanrıya bağlı görünüyor;eğer tanrı hiç yoksa ,o zaman insanda hiçbir şey değildir,böylece çağdaş sanatta ve düşüncede çok yaygın olan ve aynı zamanda bulunmayan ve yıkılmış bir tür ‘’insan hava akımı’’kavramına varmamı sağlıyor..inanç öncülerinden çok,böyle bir tutum genital öncesi ışıkta yaşamış baba imgesine karşı bir ayaklanmaya bağlı görünüyor.şiddetli bir bilinçdışı saldırganlığa böylece boyun eğen baba fallusu,içe yansıtılmayan ‘kötü nesne’ oluyor.oğul babanın kimliğini almadığı zaman artık hiçbir şey değildir.insan-hava akımı imgesi, aynı zamanda olmayan ve yıkılmış bir insanın yadsımacı imgesi,saldırganlığı tüm benzeşme olanaklarını tıkayan bir oğlun bilinçdışında görüldüğü gibi,tam olarak saldırıya uğrayan babanın imgesine havale ediliyor.hani çok kullanılan ‘’böyle baba ,böyle oğul’’hiçbir zaman böyle yerini bulamamıştır.ve bugünkü bu yerini bulan imgelerin içinde payıma düşen ‘’hiç’’,böyle baba ,böyle oğulla rekabet ediyor..insanın özgünlüğü sorununu,salt bilimsel plana yerleştirmede psikanaliz yardımcı olabiliyor.şöyle ki bu ikilemden kaçmaya izin veriyor. Ya insan tanrının imgesine göre yaratılmış bir ruha sahiptir, ya da mekanikçi materyalist bir görüşle diyebilirim ki,insan daha çok evrimleşmiş bir hayvandan öte değildir..birinci durumda ödenecek bedel iki kattır:ilk önce ben’in belli bir bölgesinin olgunlaşmasının engellenmesi ve bunun kaçınılmaz nevrozlu sonuçları;daha sonra tüm insanlığını bir yanılsamaya bağlamaktan ileri gelen önemli tehlike;her şeyi tanrıya bağlayan ve inancını yitiren bir gizemciden daha kötü bir yadsımacı yoktur.ikinci durumda,ne adına bir insanlık,eleştiriye uğrasa da neleri içerdiği iyi görülüyor..ötekine saygı ,kendine saygıdır..tehlikeli bir hava akımı da olsa baba imgelerine karşı suçluluk duygularıyla da ,uygarlığın eğittiği saldırganlık payını ,kendine yönelterek kendi enerjisini harcama olanağına sahip aynı zamanda suçluluk duygularını yatıştıran ve mazoşizmin iyice erotikleştiği,bu insanlık sabitini ussal boyuta indirgemenin zorluğunun farkına vararak sağaltıma gitmeden tespite gittim..çünkü gerçekçiliğe uyumlu tepkiler,soy yoluyla aktarılmaz,genetik dönüşümler dış gerçeklikle hiçbir ilişkisi olmadan yerine getirilir.ve doğal ayıklama,daha az yaşıyabilir bireyleri ikincil olarak ortadan kaldırır..insanda sosyo-kültürel aktarım yoluyla gerçekliğe uyum tepkilerini tüm genetik değişimlerin dışında aktarabilir..gerçeklik uyumu hikayelerinin kültürü(baba imgeleri)yerine aşırı hayvanlaştırılmış doğa(anne imgesi) yanıltıcıda olsa sanırım dinlemek daha çok hoşuma gidiyor..çünkü bilinçdışı için doğal denilen değerler(hayvanlarla var olanlarla aynı)yaşam istemi,gücün keyfi kullanımı gibi doğal değerler çift anne imgesine yansımalı olarak bağlıdırlar..misal aklını kullanma gibi insana özgü değerler;çift baba imgesi(doğa-ötesi değerler) gibi bilinçdışının içinde tutulurlar…beklenti çift baba imgesi,beklemek çift anne imgesinin yansımalı şeklidir ve her iki cinste bu imgeleri kabul ettirmeye yönelerek rol oynarlar..beklemek saldırıya uğrayacak bir doğal-anne bilinçdışı korkusuna karşı ilkel ve pahalı bir savunma düzeneği oluştururken,beklenti nerdeyse yaşamsal ve çocukluk dönemindeki gibi dış nesneye bağımlı ,boyun eğmiş bir uzamanın amaçlandırılmış doğa-ötesi dir…

Çağrışım ve tekrar


çağdaş öznelliğin gülünç şeklini yeniden çekmek için yaratılmış olan hafızamı tüm monologlara adayarak görsel şemayı çizdim..

Kadehini dinleme çıldırırsın

Elimden gelmeyen bir o

Bütün trenleri kaçırdım

Saatin kaç suna su

Yarın öleceğiz ha





Güne ait ilk çağrışımı;insan-hava akımı kavramına yönelerek düşünmem ve akla gelenler yine yadsımacı bir ideolojinin kimi yandaşlarının davranışlarından veri alarak,inanan olarak bir çok bakımdan kendi inançlarını yitirdiklerini görerek yorumlamamı kolaylaştırdığını söylemeliyim..onlara göre insanın değeri,insanı kendi imgesine göre biçimlendiren bir tanrıya bağlı görünüyor;eğer tanrı hiç yoksa ,o zaman insanda hiçbir şey değildir,böylece çağdaş sanatta ve düşüncede çok yaygın olan ve aynı zamanda bulunmayan ve yıkılmış bir tür ‘’insan hava akımı’’kavramına varmamı sağlıyor..inanç öncülerinden çok,böyle bir tutum genital öncesi ışıkta yaşamış baba imgesine karşı bir ayaklanmaya bağlı görünüyor.şiddetli bir bilinçdışı saldırganlığa böylece boyun eğen baba fallusu,içe yansıtılmayan ‘kötü nesne’ oluyor.oğul babanın kimliğini almadığı zaman artık hiçbir şey değildir.insan-hava akımı imgesi, aynı zamanda olmayan ve yıkılmış bir insanın yadsımacı imgesi,saldırganlığı tüm benzeşme olanaklarını tıkayan bir oğlun bilinçdışında görüldüğü gibi,tam olarak saldırıya uğrayan babanın imgesine havale ediliyor.hani çok kullanılan ‘’böyle baba ,böyle oğul’’hiçbir zaman böyle yerini bulamamıştır.ve bugünkü bu yerini bulan imgelerin içinde payıma düşen ‘’hiç’’,böyle baba ,böyle oğulla rekabet ediyor..insanın özgünlüğü sorununu,salt bilimsel plana yerleştirmede psikanaliz yardımcı olabiliyor.şöyle ki bu ikilemden kaçmaya izin veriyor. Ya insan tanrının imgesine göre yaratılmış bir ruha sahiptir, ya da mekanikçi materyalist bir görüşle diyebilirim ki,insan daha çok evrimleşmiş bir hayvandan öte değildir..birinci durumda ödenecek bedel iki kattır:ilk önce ben’in belli bir bölgesinin olgunlaşmasının engellenmesi ve bunun kaçınılmaz nevrozlu sonuçları;daha sonra tüm insanlığını bir yanılsamaya bağlamaktan ileri gelen önemli tehlike;her şeyi tanrıya bağlayan ve inancını yitiren bir gizemciden daha kötü bir yadsımacı yoktur.ikinci durumda,ne adına bir insanlık,eleştiriye uğrasa da neleri içerdiği iyi görülüyor..ötekine saygı ,kendine saygıdır..tehlikeli bir hava akımı da olsa baba imgelerine karşı suçluluk duygularıyla da ,uygarlığın eğittiği saldırganlık payını ,kendine yönelterek kendi enerjisini harcama olanağına sahip aynı zamanda suçluluk duygularını yatıştıran ve mazoşizmin iyice erotikleştiği,bu insanlık sabitini ussal boyuta indirgemenin zorluğunun farkına vararak sağaltıma gitmeden tespite gittim..çünkü gerçekçiliğe uyumlu tepkiler,soy yoluyla aktarılmaz,genetik dönüşümler dış gerçeklikle hiçbir ilişkisi olmadan yerine getirilir.ve doğal ayıklama,daha az yaşıyabilir bireyleri ikincil olarak ortadan kaldırır..insanda sosyo-kültürel aktarım yoluyla gerçekliğe uyum tepkilerini tüm genetik değişimlerin dışında aktarabilir..gerçeklik uyumu hikayelerinin kültürü(baba imgeleri)yerine aşırı hayvanlaştırılmış doğa(anne imgesi) yanıltıcıda olsa sanırım dinlemek daha çok hoşuma gidiyor..çünkü bilinçdışı için doğal denilen değerler(hayvanlarla var olanlarla aynı)yaşam istemi,gücün keyfi kullanımı gibi doğal değerler çift anne imgesine yansımalı olarak bağlıdırlar..misal aklını kullanma gibi insana özgü değerler;çift baba imgesi(doğa-ötesi değerler) gibi bilinçdışının içinde tutulurlar…beklenti çift baba imgesi,beklemek çift anne imgesinin yansımalı şeklidir ve her iki cinste bu imgeleri kabul ettirmeye yönelerek rol oynarlar..beklemek saldırıya uğrayacak bir doğal-anne bilinçdışı korkusuna karşı ilkel ve pahalı bir savunma düzeneği oluştururken,beklenti nerdeyse yaşamsal ve çocukluk dönemindeki gibi dış nesneye bağımlı ,boyun eğmiş bir uzamanın amaçlandırılmış doğa-ötesi dir…

16 Nisan 2013 Salı

manet ultima caelo

yeryüzünde kendisini istemeyen kişiye gökyüzünde randevu vermek
spes mea
sizinle iletişime girdiğimi düşünmek..
ve olasılıkları hesaplamak nihayetinde yarının düellosu yok..

......
başkalarının kıskançlığının sizi yönetmesine izin vermekten başka suçunuz olmadığını biliyorum oysa sustentant lilia turres..
....

7 Nisan 2013 Pazar

epsilon ve carpus luteum şurubu

yapmak zorunda olduğunuz şeyi sevmek devrimin amacı değilmidir,ve yine tüm şartlandırmaların amacı da...
yavaş endokrin koordinasyonlu  embiryolar yazgılardan mutlular hele toplumsal yazgılarını pek seviyorlar