bütünüyle kımıltısız,daha latif bir çılgınlıkla;düşünce ve parmaklar arasındaki ,patolojik ayrılık ile kendi içimden dışarıya gelmeyen,uzun süre tekrarlanmayan mistik bir deneyimle sinyalleri kesiyorum..
gülünç bir deney
10 Mart 2012 Cumartesi
ağrı nesnesi/zaman
Ara vermeksizin ,bir boşaltım sürecinin mekanıdır insan..geleceğin o durgun soluk monokrom sıvısını içeren bir tüpten ,geçmişin çırpıntılı çok renkli geçip giden saatlerinin görüngüleriyle renklenmiş sıvısının bulunduğu bir tüpe boşalıyordur durmadan (bellek ara vermeksizin,kişiliğin yorgunluğuyla birlikte yok olmadığı konusunda,alışkanlığın en önemli elçisi şeklinde görev yapar.rüya belleğin intihalidir,monoton bir intihali..ben ve o arasında proust mevcudiyetine göre imgelemim arzu cebirinde bellek ve zaman içinde bilinmeyen bir denklem mi sunuyordu,aşk tatminsizlik haliyle var olabilir ancak;ya kıskançlıktan yada onun önceli olan arzudan doğan tatminsizlikten,bütünlük talebini temsil ediyorsa aşk;insan tümüyle sahip olamadığı şeye aşıktır sadece),
Zaman ve mekanın içinde bedende yayılan ağrı nesnesi,tarafından algılanabilir kılınmış halinle geçmiş olsun…
3 Mart 2012 Cumartesi
tecahül-ü öküzhane
hem arif ister hem tarif....
''dünyanın akıl ilkesinden bağımsız olarak seyredilmesi'' gösterimseldir ve şu anda oldukları gibi görünübilmesi,açıklanmazlıklarıyla bilinebilmesi değil ki deneysel,açıklayarak buharlaşmaması için dili ve aklı feda ederdim..ki o dil değilmidir ki enlemden yoksun,insanı yalnızlaştıran coğrafi bir tanıma gelmeyen,delikli bir süzgeç gibi yığdığın anlamı süzen,bizi ayıran ve bize sınırlar koyan aynı ayrım için tek anlamdan oluşmayan fazlalıktan öte nedir ki,sosyal bir ritüele katılmaya zorlayan o yabanıl cüretkar sosyal yaşam öncesi dürtülerin eğrilip doğrulduğu sözcüklere makum oluşumuz.sosyal sistemin o şahşahalı çelik kontrüksüyonu değil mi dir dil...teferuatlı bir kırtasyeci işte..olduğum yerde sadece seyrederek,akıldan öte izlemlemek ve içimizdeki güzel aldanışların,umudunu değil arzusunu tüketebilmek için gözlerimi uzattım.kalabalık sessizleşti öyle sessizdi ki ortalık ;bir insan kitlesinin huzursuz sessizliği,bir başkasının somurtkan sessizliğini doğuruyordu ve bu da daha genel anlamsız sessizliğe sebep oluyordu,inanın bana dünyada hiç bir şey bu ani,sessizlikler kadar güçlü değil kulakların yuttuğu seslerin gözlerle sindirilerek dinlenilmesi kadar güçlü değil.küçük taze yaprakların arasından usulca dökülen puslu ışığın alacaladığı ev,suyun üstünden kayarak yok olan sis ve mavi göğe karşı bembeyaz duran karları henüz erimemiş dağlar,denizin tahtalarla yakılmış ateşim mavi dumanı,güzellikler emmiş,tavanına kızılcık çiçekleri düşen yamuk güzelliğiyle veranda.. kardan ve ipten yapılmış gibi duran,kanadının altında başını saklayan ve dalgaların üzerinde sallanıp duran martı ve gözlerimle sesizliklerde yok olduğum cam göbeği kızıl mor yüreğime çekilmiş iğne yastıklı yalnızlığımla, seyirciyim..oyunu bıraktıp rahvan bir yürüyüşle kendi üzerime çökerek görünmeden sendeleyerek,yumruğunu masaya vuran kadın imgesini beynimden silerek,seyrederek izleyeceğim dünyayı..majiskül düşünceden uzak görsel sessizlik isteğim,sezgisel içgüdü ve alışkanlıklarımla bozulmadan reflekse dönüşecek bir uyaranda temsil edilmeyen bir tablo sesizliğiyle yaşamak..
ayrılmak istemiyorum burdan,doğanın sessizliğinden çıkıp tekrar insan sesinin bayağılığı,gereksiz bayalığına ölçüsüzce karışmak,tekrar tekrar karışmak,alışkanlığın simyasında korunumayacak kişiliklerle sürüklenmek ,yüzümün açık partisyonunda hep yansıyacak olan üzüntünün sesiyle birlikte anlıklaştırılmış bir animizle karıştığım kalabalıklarda bedenim yorgun...
gölgede uyuyan sensin/ey kutsal anı....
''dünyanın akıl ilkesinden bağımsız olarak seyredilmesi'' gösterimseldir ve şu anda oldukları gibi görünübilmesi,açıklanmazlıklarıyla bilinebilmesi değil ki deneysel,açıklayarak buharlaşmaması için dili ve aklı feda ederdim..ki o dil değilmidir ki enlemden yoksun,insanı yalnızlaştıran coğrafi bir tanıma gelmeyen,delikli bir süzgeç gibi yığdığın anlamı süzen,bizi ayıran ve bize sınırlar koyan aynı ayrım için tek anlamdan oluşmayan fazlalıktan öte nedir ki,sosyal bir ritüele katılmaya zorlayan o yabanıl cüretkar sosyal yaşam öncesi dürtülerin eğrilip doğrulduğu sözcüklere makum oluşumuz.sosyal sistemin o şahşahalı çelik kontrüksüyonu değil mi dir dil...teferuatlı bir kırtasyeci işte..olduğum yerde sadece seyrederek,akıldan öte izlemlemek ve içimizdeki güzel aldanışların,umudunu değil arzusunu tüketebilmek için gözlerimi uzattım.kalabalık sessizleşti öyle sessizdi ki ortalık ;bir insan kitlesinin huzursuz sessizliği,bir başkasının somurtkan sessizliğini doğuruyordu ve bu da daha genel anlamsız sessizliğe sebep oluyordu,inanın bana dünyada hiç bir şey bu ani,sessizlikler kadar güçlü değil kulakların yuttuğu seslerin gözlerle sindirilerek dinlenilmesi kadar güçlü değil.küçük taze yaprakların arasından usulca dökülen puslu ışığın alacaladığı ev,suyun üstünden kayarak yok olan sis ve mavi göğe karşı bembeyaz duran karları henüz erimemiş dağlar,denizin tahtalarla yakılmış ateşim mavi dumanı,güzellikler emmiş,tavanına kızılcık çiçekleri düşen yamuk güzelliğiyle veranda.. kardan ve ipten yapılmış gibi duran,kanadının altında başını saklayan ve dalgaların üzerinde sallanıp duran martı ve gözlerimle sesizliklerde yok olduğum cam göbeği kızıl mor yüreğime çekilmiş iğne yastıklı yalnızlığımla, seyirciyim..oyunu bıraktıp rahvan bir yürüyüşle kendi üzerime çökerek görünmeden sendeleyerek,yumruğunu masaya vuran kadın imgesini beynimden silerek,seyrederek izleyeceğim dünyayı..majiskül düşünceden uzak görsel sessizlik isteğim,sezgisel içgüdü ve alışkanlıklarımla bozulmadan reflekse dönüşecek bir uyaranda temsil edilmeyen bir tablo sesizliğiyle yaşamak..
ayrılmak istemiyorum burdan,doğanın sessizliğinden çıkıp tekrar insan sesinin bayağılığı,gereksiz bayalığına ölçüsüzce karışmak,tekrar tekrar karışmak,alışkanlığın simyasında korunumayacak kişiliklerle sürüklenmek ,yüzümün açık partisyonunda hep yansıyacak olan üzüntünün sesiyle birlikte anlıklaştırılmış bir animizle karıştığım kalabalıklarda bedenim yorgun...
gölgede uyuyan sensin/ey kutsal anı....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


