18 Eylül 2011 Pazar
Gerçeklik kendisini görsel bir sanrı olarak algılar…
Sadece sözcüklerle uğraşılan bu alan simgesel düzenin kendisi değil de nedir,gerçek hayatla,sadece hayalin arasına sokan bu üçüncü alan ve bu alan da söylem ‘’merkezsiz öznesini elle tutulur hale getirmek’’ artık gözyuvarı bütün bedenin etrafını kuşatmaktadır….canlı düşünen bir partner haline dönüştürülen bu makine biricikliğine tehdit oluşturmaktadır,tekzip inkar yoluyla doğrulama,mutenalaştırılıp gündelik tavrın bir parçası haline gelen,sukünetle kabullenip onunla oynadığımız,tekzip ve sahiplenmenin birbirine bağlı olduğu bu bölünmüş tavır oyun üzerinde yapılan (aşkın yanılsaması) yeni bir çeşitleme değil midir....
son sözü söylüyorum (peki neden son söz bilmeyeceksiniz)
-Sanal gerçeklik personasını,sahte bir imge kullanarak ,çoklu kullanıcı alanlarında kahraman rolüne soyunanlar ..
-Dışsallaştırdığı-sergilediği sürece imgesel aldatmanın,bir oyun kılığına büründürerek yine kendinle ilgili bir hakikati dışa vurduğu sürece de,oyun olsun diye saldırgan bir personayı benimserken , gerçek saldırganlığı açığa çıkartarak,simgesel aldatmanın örneğini sunanlar
Protezlerinizle mutlu kalınız...
Şüphesiz süphe içinde kalınız…
17 Eylül 2011 Cumartesi
dönemsel beden terörü..
Antropoz dönemi erkeklerin arzuları,id ile ego arasında metaformoza uğrayarak sıkışır,çıkış noktası duchamp'n pisuvarı da olsa,süperegoları sifonu çeken el olur..
15 Eylül 2011 Perşembe
yeni bulunmuş zamana...
Hiç duraksamadan ''erişme''adını verdiğimiz şeyin boşluğu hayal kırıklığına uğratıyor bizi..dünden ötürü daha yorgun değiliz ki,sadece başkayız...nesnenin iyi ya da kötü olmasının ne gerçekliği ne de önemi vardır,bedenle aklın anlık sevinç ve üzüntüleri,zaten gebe olan organizmanın da ha doğurmadan tekrar tekrar gebe kalmasından ibarettir,dünün emelleri dünkü ego için geçerlidir...
Gerçekliği öldürme gücü olmayanın onu yaratacak gücü yoktur
bırak artık bu leş rahatlığını !
arayış ancak dağınık,biçimsiz bir işleyişten ya da belkide tarafsız bir bölgedeymişcesine oynanan yarım yamalak bir oyundan kaynaklanabilir.yaratıcılık işte bu bütünleşmemiş durumda.....
uykuda olumlu olan harkulade şey işte bu dakikliğin gizemini hafiflettiği mucizeler,düşler iki sınıftır dostum
merkezi gaz paneline(bilinç) azar azar sızan zihninde doğmuş olan simgeler ve simgeleri yerleştirdiğin ahlaksal panolarından(bedenin) yansıttığın izlenebilir ölçümler,gösterge panolarından yansıyan alarm ise toplumsal mevcudiyetin...azar azarla olmalı senin işin yoksa sinirsel akışkanlığı harcarken gösterdiğin çılgınca savrukluğunun cezasını mı çekiyorsun hala...bir göz kapağının tersine çevrilmesinden daha uzun ve daha zor,çevremizin ürkütücü ruhuna bizim kendi tanıdık ruhumuzun benimsetilmesidir..unutma...!
arayış ancak dağınık,biçimsiz bir işleyişten ya da belkide tarafsız bir bölgedeymişcesine oynanan yarım yamalak bir oyundan kaynaklanabilir.yaratıcılık işte bu bütünleşmemiş durumda.....
uykuda olumlu olan harkulade şey işte bu dakikliğin gizemini hafiflettiği mucizeler,düşler iki sınıftır dostum
merkezi gaz paneline(bilinç) azar azar sızan zihninde doğmuş olan simgeler ve simgeleri yerleştirdiğin ahlaksal panolarından(bedenin) yansıttığın izlenebilir ölçümler,gösterge panolarından yansıyan alarm ise toplumsal mevcudiyetin...azar azarla olmalı senin işin yoksa sinirsel akışkanlığı harcarken gösterdiğin çılgınca savrukluğunun cezasını mı çekiyorsun hala...bir göz kapağının tersine çevrilmesinden daha uzun ve daha zor,çevremizin ürkütücü ruhuna bizim kendi tanıdık ruhumuzun benimsetilmesidir..unutma...!
13 Eylül 2011 Salı
soru
nasıl oluyor da yaşıyacak cesareti bulabiliyoruz;aşkı kışkırtan şeyin bir yalan ve aşkın kendisinin de
(acılarımızın dindirilmesi ihtiyacından)bize hangi varlık aci vermiş ise onun tarafından dindirilmesi ihtiyacından, ibaret olduğu bir dünyadan,nasıl oluyor da kendimizi ölümden korumak için çabalıyoruz
Erdemle kırbaçlanan kadın
Sarsıntı genelleşir.herkesin mutsuzluğa düşmeksizin kaybettikleri şeylere hemen o an yeniden sahip oldukları karşılıklı çarpişma ve yaralanmalardır bu..kötülük yalnızca erdem için tehlikelidir,çünkü erdem,güçsüz ve çekingen olduğu için,hiç bir zaman hiç bir şeye girişmez ama dünya üzerinden kovulmalıdır.kötülük ise yalnızca kötü insanı aşağıladığından hiç bir şeyi bulandırmayacak,başka başka kötülükler doğuracak ama erdemi yok etmeyecektir.
Erdemle kırbaçlanan kadın M.Sade
10 Eylül 2011 Cumartesi
masallarla; babalar ve kızları
Külkedisi,uyuyan prenses,pamuk prenses bu üç masal kahramanı psikopatolojik bir çatışma ürünüdür,ruhsal hastalanma yoğunluğunun sırayla birinden ötekisine azaldığını ortaya koyan örneklerdir.bu azalma da isteklerin bilinçdışına itilip baskılanmasındaki şiddete tastamam uygun gösteren bir sürgünde yaşama süresi (nevroz) söz konusudur;külkedisinde olduğu gibi,kahramanımız hayalinde annesinin canına kıyar,acı acı ağlar sonra ,masum ve iyi yürekli kıza dönüşür,bu dönüşümün sebebi kuşkusuz içindeki suçluluk duygusudur.söz konusu duyguda yumuşama sağlamak,böyle bir duygu sebebiyle kızı cezalandırmak için kötü kalpli üvey anne sahnede görünür.bundan böyle kötü yazgının şamarları birbiri ardınca kızın yüzünde şaklar ;yazgı,hain üvey kardeşler çıkarır karşısına,canım giysileri yağmalanıp elinden alınır,kendisi alay konusu edilir çevresinden soyutlanıp mutfakta bir sürgün hayatı yaşamı yaşamak zorunda bırakılır.her türlü angarya işler yığılır üzerine akla gelen tüm acılar yüreğini doldurur. Ya baba ,babasıyla külkedisi alabildiğince sıkı gizli bir bağla birbirine bağlıdır,üvey kardeşlere yalnızca şık kıyafetler ve mücevherler armağan eder baba,ama külkedisine onun isteğine uyarak bir fındık dalı getirir.külkedisi, dalı annesinin mezarına diker;zamanla dal büyür,ağaç olur.ağacın dallarına minik bir beyaz kuş konup konup kalkar,külkedisi gönlünden ne dilek geçirirse hemen yerine getirir.peki külkedisinin en içten arzuladığı şeyler nelerdir ?...birisi annesinin ölümüdür ve bu da gerçekleşmiş durumdadır.henüz gerçekleşmesi beklenen bir başka istek de annesinin yerine geçmek,yani babasıyla evlenmektir.günün birinde bu ikinci isteğinin de gerçekleştiği görülür:babası külkedisine sözü geçen dalı armağan eder,dal büyür,dal çocuktur.topraktan fışkırıp boy atar.peki ama,niçin annenin mezarının üzerinde olur bu..çünkü yalnız orada filizlenip büyüyebilir dal,çünkü annenin ölümü ve mezarı olmadan böyle alabildiğine köklü bir yasaksevi ilişkisinin gerçekleşmesi düşünülemez..üvey annenin ve üvey kız kardeşlerinin şahsında gerçek anne,sanki külkedisindeki suçluluk duygusuyla yeniden dirilip gözlerini hayata açmıştır ve şimdi kendisine karşı yapılanların öcünü alacak kötü kalpli biri kimliğindedir.bundan böyle külkedisi bilinçaltındaki gölge kişilerin küçümsemeleriyle kahrolur,acı ve ıstıraplarla kıvranır,ama kimse farkına varmadan sonunda esenliğe kavuşur.babasıyla arasındaki yasaksevi ilişkisinin kefareti ödenmiştir.dolayısıyla bu ilişki silinip gider,sevi duyguları babadan alınıp yaşca külkedisine uygun bir başkasına,yani bir prense aktarılır.yazgısı pamuk prensesinkiyle şaşırtıcı ölçüde benzerlik gösterir sanki her ikisine kardeş gözüyle bakacağı gelir insanın..( güvercinlik ve ağaç gözden kaçacak gibi olmayan anne simgeleridir yani anne üzerinde işlenen öldürme eylemi,bir dış yansıtımla babaya mal edilir. )
Peki babalar..iki babada yasaksevi isteğinin bilinçdışına itilmesiyle bön ve safdil kimselere dönüşür;biri uşak rolündedir,kralın avcısıdır;ötekisi saklanmış kızını arayan adeta kör biridir. Öte yandan sürgünde yaşam süresi,yani nevroza kaçıp sığınmanın uzunluğuyla ters orantılıdır.uyuyan prenses te yüz yıllık bir uykudur sürgün,bir dış yansıtımla çevre de uyku kapsamına alınmıştır,yani psikoitik bir bunalım söz konusudur,pamuk prenses ise yedi dağın ardına yollanır,ama burada uyanık yaşam sürer,gerçeğin kurallarına uygunluk içinde çalışır,işleri çekip çevirir.külkedisinde ise yalnız bir aşama kaybı mutfağa kapatılış görülür.ama külkedisinin çok geçmeden üvey kardeşlere kavuşma gibi bir üstünlüğü vardır;doğru,haindir bu kız kardeşler ama iyilerine de kavuşur külkedisi,bunlarda kuşlardır.dolayısıyla soyutlanmışlık içinde yaşayan bir çocuk olmaktan çıkar,dışarıyla ilişki kurmakta güçsüz ve yeteneksiz kişilerin sürekli ağır yazgısını paylaşan yalnız bir kişi kimliğinden sıyrılır..günümüz modern kadınları masallardan farksız birer külkedisidirler,içlerinde evlileri,bekarları ve hiç evlenmemişleri vardır…..
transkripsiyon
kadının,erkeğin araştırıcı doğasıyla özdeşleşmesi aykırı bir tutumdur.transilvanya çingeneleri arasında yaşayan bir efsanededeki prensestekinden farksız bir durumla karşılaşılır o zaman..efsanedeki prenses taliplerinden saklanmalarını,karanlıkta gizlenmelerini ister.erkekteki araştırıcılık özelliğiyle donatılmış kendisi ise onları aramaya çıkar,kimi arayıp da bulamaz,kim kendisinden kurnaz çıkıp ele geçmekten yakayı kurtarırsa,onu eş olarak kabul eder,ötekilerini ise hadım ettirir..bu efsanede olduğu gibi değilde;işin doğrusu her aklı başında kadının bilincinde olduğu;kafası çalışan bir erkeğin,kadının doğasını onun kendisinden daha çok nesnellikle tanıyıp bileceğidir.öteden beri kendisine bunu iş edinmesi bir yana,yaradılışı bakımından da tüm karanlıkları aydınlatma yeteneğiyle donatılmıştır ve kadının dünyasını saran karanlık ta bunların arasındadır.balder,buda isa gibi yol gösterici,ödipus gibi bilmece çözücü segfried ve saisteki delikanlı gibi örtüleri sıyırıp aralayıcı bir kişiliği vardır erkeğin.lakin tüm büyüklük taslamalarına karşın hiç bir erkeğin,hiç bir dahinin,çelikten göğsüyle kahramanların,tanrılara işte öylesine kutsal bir yakınlık içindeki evrenin bu efendisinin asla değiştiremeyeceği bir gerçek vardır,bir kadının içinden çıkışı..kadınla ilişkisi bakımından ruhunun derinliklerinde bir çocuk,kadınınsa erkekle ilişkisi bakımından bir anne sayılacağıdır ve erkeğin asıl ruhu onun bilinçli özbeni anne kökenli olup tüm yaşamı boyunca değişmeden kalacağıdır.ve bu özellik yaşamının orta noktasında yer alan en derin ve yüce nesne olarak kalır.ve her kadında bu nesneyi arayarak araştırmacı ruhunu tek bir yolda sürdürür....ve bir kadın olarak hep aynı yanılgıyı yaşayan ben,karanlıklarımdan beni sıyırmasını beklediğim noktada sadece annesinin var olan özelliklerini ,araştırmacı ruhuyla bende bulup çıkartırken huzura kavuşan ve diğer hiç bir özelliğimi araştırmadan gömülü bırakan karşı cinslerimden anlaşılmak için beklentiye girmiyorum...
8 Eylül 2011 Perşembe
kesik baş de born veya hepimiz....
Durup kalabalığa baktım
başka kanıt olmasa tek başıma anlatmaya
çekineceğim bir şeyle karşılaştım
bereket,insanı arılık zırhına büründüren
özgürlüğümüzü veren
sadık dost vicdan yetişti imdadıma
bu acıklı kalabalığın içinde,
ötekiler gibi yürüyen başsız bir gövde
gördüm,hala da görür gibiyim gerçekten
kesik başını saçlarından tutuyordu,
bir fener gibi elinde sallıyordu:
bize bakıyor ''yazıklar olsun''diyordu
kendi kendini aydınlatıyordu
bir bedende iki,iki bedende tekti
nasıl olabildiğini ancak yaradan bilirdi
köprünün tam ayağına geldiğinde
eliyle başı havaya kaldırdı
sözleri daha iyi duyulsun diye
dedi ki ''sen ki ölüleri görmeye gelmişsin
canlı canlı
bak bakalım benden çok acı çeken var mı.
inferno'nun yirmi sekizinci kıtasının son dizesinde gezinen o ölü ,sanrılar ve işkenceler katoloğunun en sakil görüntülerinden yansıyor sanki,kesik başını saçlarından tutup fener gibi öne arkaya sallayanlar,bir değil belki hepimiziz.....
kendimizi anlatırken duvara toslamak istemiyorsak,üçüncü kişinin , yani O'nun ağzından kendimizi anlatmaya çalışsak...
Düşünürken, düşündüğünü de düşünen insanı, varoluşuna eş bir bilinçlilik akışı içinde, çeşitli veçheleriyle göstermeye çalışmak beckett’in adetidir,krapp'ın son bant'ındaki o gülünç sözlerinde olduğu gibi ...
5 Eylül 2011 Pazartesi
son yargı perspektifi
gerçek, gücünün sınırlılığıyla örtüşür.büyük sorgularını kovuşturmaya dönüştürdüğün doruk noktası,karnavalesk özyıkım spiralince yutulmakla tehdit ettiği zaman,nomenklaturanın sınırları içinde gücünün sınırlılığı yarı özel mekanlarda itiraf edilebilecek bir sır gibi kalır..sıfır seviye kuralı,demek ki yoktur..
defolun gidin artık,en kötüsünü seçme riskini alıyorum.....
3 Eylül 2011 Cumartesi
şeysizleşme ve yüceltme...
nesneye şey haysiyetini liyakatını ve saygınlığını veren bu şiirle yahya kemal'e...
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı
Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı...
Gördükleri rü'ya ezeli bahçedir aşka;
Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka.
Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez;
Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...
Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler.
Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa,
Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle,
Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.
Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı
Görmezler ufuklarda, şafak söktügü anı...
Gördükleri rü'ya ezeli bahçedir aşka;
Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka.
Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez;
Gül solmayı; mehtab, azalıp gitmeyi bilmez...
Gök kubbesi her lahza, bütün gözlere mavi...
Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
Sevdaları hülyalı havuzlarda serinler,
Sonsuz gibi, bir fıskiye ahengini dinler.
Bir ruh, o derin bahçede bir defa yaşarsa
Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa,
Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle,
Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.
Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














