Sayfalar

10 Eylül 2011 Cumartesi

masallarla; babalar ve kızları


Külkedisi,uyuyan prenses,pamuk prenses bu üç masal kahramanı psikopatolojik bir çatışma ürünüdür,ruhsal hastalanma yoğunluğunun sırayla birinden ötekisine azaldığını ortaya koyan örneklerdir.bu azalma da isteklerin bilinçdışına itilip baskılanmasındaki şiddete tastamam uygun gösteren bir sürgünde yaşama süresi (nevroz) söz konusudur;külkedisinde olduğu gibi,kahramanımız hayalinde annesinin canına kıyar,acı acı ağlar sonra ,masum ve iyi yürekli kıza dönüşür,bu dönüşümün sebebi kuşkusuz içindeki suçluluk duygusudur.söz konusu duyguda yumuşama sağlamak,böyle bir duygu sebebiyle kızı cezalandırmak için kötü kalpli üvey anne sahnede görünür.bundan böyle kötü yazgının şamarları birbiri ardınca kızın yüzünde şaklar ;yazgı,hain üvey kardeşler çıkarır karşısına,canım giysileri yağmalanıp elinden alınır,kendisi alay konusu edilir çevresinden soyutlanıp mutfakta bir sürgün hayatı yaşamı yaşamak zorunda bırakılır.her türlü angarya işler yığılır üzerine akla gelen tüm acılar yüreğini doldurur. Ya baba ,babasıyla külkedisi alabildiğince sıkı gizli bir bağla birbirine bağlıdır,üvey kardeşlere yalnızca şık kıyafetler ve mücevherler armağan eder baba,ama külkedisine onun isteğine uyarak bir fındık dalı getirir.külkedisi, dalı annesinin mezarına diker;zamanla dal büyür,ağaç olur.ağacın dallarına minik bir beyaz kuş konup konup kalkar,külkedisi gönlünden ne dilek geçirirse hemen yerine getirir.peki külkedisinin en içten arzuladığı şeyler nelerdir ?...birisi annesinin ölümüdür ve bu da gerçekleşmiş durumdadır.henüz gerçekleşmesi beklenen bir başka istek de annesinin yerine geçmek,yani babasıyla evlenmektir.günün birinde bu ikinci isteğinin de gerçekleştiği görülür:babası külkedisine sözü geçen dalı armağan eder,dal büyür,dal çocuktur.topraktan fışkırıp boy atar.peki ama,niçin annenin mezarının üzerinde olur bu..çünkü yalnız orada filizlenip büyüyebilir dal,çünkü annenin ölümü ve mezarı olmadan böyle alabildiğine köklü bir yasaksevi ilişkisinin gerçekleşmesi düşünülemez..üvey annenin ve üvey kız kardeşlerinin şahsında gerçek anne,sanki külkedisindeki suçluluk duygusuyla yeniden dirilip gözlerini hayata açmıştır ve şimdi kendisine karşı yapılanların öcünü alacak kötü kalpli biri kimliğindedir.bundan böyle külkedisi bilinçaltındaki gölge kişilerin küçümsemeleriyle kahrolur,acı ve ıstıraplarla kıvranır,ama kimse farkına varmadan sonunda esenliğe kavuşur.babasıyla arasındaki yasaksevi ilişkisinin kefareti ödenmiştir.dolayısıyla bu ilişki silinip gider,sevi duyguları babadan alınıp yaşca külkedisine uygun bir başkasına,yani bir prense aktarılır.yazgısı pamuk prensesinkiyle şaşırtıcı ölçüde benzerlik gösterir sanki her ikisine kardeş gözüyle bakacağı gelir insanın..( güvercinlik ve ağaç gözden kaçacak gibi olmayan anne simgeleridir yani anne üzerinde işlenen öldürme eylemi,bir dış yansıtımla babaya mal edilir. )

Peki babalar..iki babada yasaksevi isteğinin bilinçdışına itilmesiyle bön ve safdil kimselere dönüşür;biri uşak rolündedir,kralın avcısıdır;ötekisi saklanmış kızını arayan adeta kör biridir. Öte yandan sürgünde yaşam süresi,yani nevroza kaçıp sığınmanın uzunluğuyla ters orantılıdır.uyuyan prenses te yüz yıllık bir uykudur sürgün,bir dış yansıtımla çevre de uyku kapsamına alınmıştır,yani psikoitik bir bunalım söz konusudur,pamuk prenses ise yedi dağın ardına yollanır,ama burada uyanık yaşam sürer,gerçeğin kurallarına uygunluk içinde çalışır,işleri çekip çevirir.külkedisinde ise yalnız bir aşama kaybı mutfağa kapatılış görülür.ama külkedisinin çok geçmeden üvey kardeşlere kavuşma gibi bir üstünlüğü vardır;doğru,haindir bu kız kardeşler ama iyilerine de kavuşur külkedisi,bunlarda kuşlardır.dolayısıyla soyutlanmışlık içinde yaşayan bir çocuk olmaktan çıkar,dışarıyla ilişki kurmakta güçsüz ve yeteneksiz kişilerin sürekli ağır yazgısını paylaşan yalnız bir kişi kimliğinden sıyrılır..günümüz modern kadınları masallardan farksız birer külkedisidirler,içlerinde evlileri,bekarları ve hiç evlenmemişleri vardır…..