Sayfalar

30 Ocak 2012 Pazartesi

yüz-medeniyet entrikası-

Yüzler sahneler hatırlatır, hiç değişmemişçesine çünkü biz orada değişmişizdir

Her yüz, sessizliktir ve diyalogun bir formuna döner

Her bir yüzde sessizlik, nerdeyse kendi başına karakter.

Hep olduğu yerdedir

Kimsenin duymak için çabaya ihtiyacı yok....

28 Ocak 2012 Cumartesi

Rizomatik akış

Düş,Kendisine dair, muhtemelen teorilere yönelik bir tür önleyici saldırı niteliğindedir.yorumun S2’sinin (bilgi zincirinin) kendisinin yorumlanan s1’ne (anlamın açığa çıkarılması) eklenmesi değil,yorumlayıcısı s2’ye tabi olmaya direnmekle kalmayan,hatta bir anlamda onu(ona dair yorumları) o çılgınca jouis-sense dansı içinde yutuveren devasa ve çok biçimli S1 ‘dir.


Tek çözüm bu mudur?

Bu çözüm yorumlamadaki sayıklamanın yerine simgesel öncesi/söylem öncesi şey’in kabusuna gömülmeyi getirerek, mevcut durumu kötü’den daha kötü’ye götürmez mi…bilinçdışının kendi kendisini yorumlamasının talihsiz sonucu olarak,yorumlayanın doğal olarak performatif simgesel etkinliğini yitirmesi ve semptomu kendi idiyotik jouissance’ı içinde dokunmadan bırakmasıdır.(paternal otoritenin gerileyişinden,çocukluğunda anne sevgisinden yoksun kaldığından bahsetmeye başlamasındaki paradoksta olanla aynıdır).sosyal varlığımızın tözü olarak büyük öteki çözülmeye başladığında,uygulama ile içsel düşünüm arasındaki birlik de kaba şiddet ile ona dair iktidarsız ve etkisiz yorum arasında parçalanarak çözülür.



Arzunun o bastırmacı düzenleme usullerinin ta kendilerinin libidinal bir şekilde yeniden değerlendirildikleri ve birer libidinal tatmin kaynağı olarak işlendikleri bu düşünümsel dönüş iktidar mekanizmalarının nasıl işlediklerini anlatan bir anahtar sunar.düzenleyici iktidar mekanizmaları sadece ve sadece bastırmaya çabaladıkları unsur tarafından gizliden gizliye daim kılınıyor oldukları sürece işleyebilirler..



Onun gözünde bir bakıma sanat,kendi ölümünü oynuyor ve ölümü üstünde spekülasyon yapıyor.üretilenler değil ortaya çıkış ve yok oluş anları ilgini çekiyor..,kimbilir beklide şey’ler yanlıca ortaya çıktığı anda oluyordur bu..eşi benzeri olmayan bir değer türümü bu?belki de reposer toplum..kalıntı kuramına inanmıyorum hatta gün geliyor ne düşünüyorum biliyor musunuz,bilinçaltına itilenler konusunda hemen karşıma bir yol çıkıyor ki,bilinçaltına itilenlerin özgürleşmesinin anlamı çarpıyor….

24 Ocak 2012 Salı

İzdüşüm..arkaik bir düşüm.

Kendi bezginliğim üzerine;


yer altı veganın gökkuşağı simgeleri geri de mi kaldı,kış soğuğunda tene dokunan güneşe benzer bir heyecanın titrek ışığından çiziyorum,ve sınıyorum yüzümü. ruhum ve başımı unutun bugün…,flavius tullus tan geriye kalan togasının kıvrımlı kumaşı gibi bezinliğimi taşıyorum..belkide sadece bir çift mazbut ayak taşıyorumdur – rilkenin apollonun arkaik gövdesi şiirini hatırlattı-

Tanımak kısmet olmadı o muhteşem başını

Çakmak çakmak gözyuvarlarını.

Ama gövdesi ışıldıyor bir sokak lambası gibi hala

Sadece kısılmış, içeri kaçmış bakışı.

Gövdesi ışıl ışıl ayakta.

Oyle olmasa, göğsünün yuvarlaklığı,

kamaştırmazdı gözünü, hafifçe

Yana kıvrılışından belinin, bir gülümseme

Gitmezdi tam merkezine üreme bölgesinin.

Çirkin ve kısacık dururdu öyle olmasa,

Bu taş yığını, omuzların saydam kavisi altında

Parıldamazdı, vahşi bir hayvan postu gibi.

Böyle her köşesinden ışık saçıp, taşmazdı

Bir yıldız gibi: Yok çünkü hiçbir yeri

Seni görmeyen. Değiştirmelisin hayatını.



Çaresizliğin soğuk toprağı kıvrılıyor ayaklarımda ve beni aşağıya çeken şeyin –ben mi- tanımsız ağırlığından kurtulmak için debelenmiyorum. üzerimde meteorolojik bir lanet var, alçak basınç alanları oluşturuyorum. dışavurumcu bir içselleştirmeyle gerçeklik uzamına kaçmak için mi simgelere döngüleştim, arkaik düşüm …

güneş lütfedip battığında;

En güzel günbatımı bile olsa

Hiç kimse umursamaz on beş dakika sonra



Ve gülümseme sona ererken.gülümsemeyi sürdürebilme yeteneğim acımasızca sınıyor mimiklerimi,hem reddediş hem zafer aynı anda…...

bugün sadece arkaik bir heykelim ,izdüşüm..

21 Ocak 2012 Cumartesi

Yeats'in ''reading zindanı ballad'nın'' tüm ünlü ama ilgisiz dizelerinin hemen hemen hepsini kırpıp,bana göre çok güzelleştirdiği bölüm...şiirselin önceden edinmiş bilgileri ve beklentileri olmasaydı,şiirin kuraklıklarına atılmaya kim cesaret edebilirdi ki...


zindan duvarlarıydı ikimizi kuşatan,


biz iki mutsuz, yalnız:

dünya ikimizi de öte atmış koynundan,

tanrı silmiş, tanrısız:

günahları kollayan bir demir kapan

ortasında kıskıvrak kıstırılıp kalmışız.

15 Ocak 2012 Pazar

zaman yolculuğu döngüsü

_kendimi görünür kılma_görme eyleminin içinde vardır,itki bunları birleştiren döngüdür.bu nedenle de itkinin nihai örneklemeleri saçma olanaksız fasit daireyi maddeleştiren görsel ve zamansal paradokslardır

14 Ocak 2012 Cumartesi

saplantı-zorlantı bozukluğu ritüeli..


Erkeklerin korku filmine olan kusursuz benzerliği;ötekinin bakışlarında lekenin varlığını kanıtlama ve ötekinin bakışlarını lekeye çekerek fallusu kutsama ritüeline kadını kadim kılışı,filmlerde ise öldürülen kadınların bedeninden akan sıvıyla fallusu kadim kılışı bu benzer ritüel sonrası erkeğin ben diyerek kendi yakıştırmasını ilan ettiği an ve kendisini dışladığı procrustes yatağına çakılı kalması arasındaki karşıtlığa indirgemesi.. Ve arzu artığı ölümün yerini tutar yaşam güdüsü ben’in taşlaşmış maskesini zorlamasıyla id parçasının geri dönüşü yaşam tehdidi olarak algılanır ve ben’in sapkın baskıcı karakterini teyit eder. Ölüm itkisi yaşamın kendisinin ben’e karşı isyan ettiği anlamına gelir ve ölümün gerçek temsilcisi yaşamın akışını sekteye uğratan taşlaşmış imago ,ben’in kendisi haline dönüşür.

10 Ocak 2012 Salı

Şifre içinde sözcelenmiş özne

Başkalarıyla birlikteyken taktığın maske (oysa bu maskenin arkasındaki gerçek kişiye sızmaya can atan bir sen olabilirliğini düşünen) özel yaşamdaki kişiliğin arasındaki tuhaf benzerliğin beklenenin tam tersiydi (içindeki simgesel rolle tam özdeşleşmiş),içindeki simgesel rolün kendisi patolojik kişilik özelliklerin haline gelerek olumsal bir kişisel alışkanlığa dönüşmüştü..bekleyen şey yansımalı bir unsurla yetinmek mi zorundaydı.


Saf olabilirliğin boş göstereni


Belirli bir simgesele uzama kabul jestiyle;nihai sıfırlığının içinde sözcelem öznesi;zayıflığının temel matrisi,tarihsel gerçeğinin endeksi olarak işlevlenirken,formel sınırlılıklar içinde öznenin öznel içeriğini dile getirmesi için uzamı açan yalnızca öznenin dolaysız tözel varsıllıktan yabancılaştığı ,boşluğu yoklayan bir yaratan isen,dakikliğe indirgenme…

Boşluğun basit ve dolaysız bir dolgusu olarak algılanırsın..

5 Ocak 2012 Perşembe

Happening......

Rasyonel argümanlarınıza,sessizlik karşılık veriyorsa öfke propagandaya dönüşecektir.....
bir öğretiyi kuran kişi kurduğu öğretiyle doğrudan tözel bir ilişkiye girer ve böylelikle onun takipçisi olmaz.marx,marksist değildir,hegel ,hegelci değil di.

3 Ocak 2012 Salı

2012 crying of lot 49

Obsesif tavrın özünü en iyi şekilde anlamamızı sağlayan kavram sahte faaliyettir. etkin olduğunuzu düşünürsünüz, ama fetişe cisimleşen asıl konu edilgendir. gerçek şeyin ortaya çıkmasını önlemek için canhıraş hareket etmeye başlayan obsesif nevrotiğin tipik stratejisinde (obsesif karakter,gergin grup ortamında,alttaki gerilimin katlanamaz hale geleceği o sıkıntılı sessizlik anını savuşturmak için hiç durmadan konuşur şakalar yapar vb) bu sahte faaliyet benzeri şey vardır.bartleby eylemi tam da bu obsesif faaliyeti reddetmeyi gerektirmesi bakımından şiddetlidir.böyle bir eylemde,şiddet ile şiddetsizlik iç içe geçtiği gibi (şiddetsizlik en yüksek şiddet gibi gözükür) eylem ile eylemsizlik de iç içe geçer (buradaki en radikal eylem hiçbir şey yapmamaktır.ilahi boyut işte tam da şiddet ile şiddetsizliğin iç içe geçişine dayanır.(havayı saran hastalık )



Neden bu başlık ve neden 2012…. gerçek bir koltuk değneğidir;dünyanın delirdiğini düşünüyorsanız hani,havayı saran hastalığı seziyorsunuz ama kökünü bulup çıkartamıyorsanız,kökleri siyasal öğretiye serilip geliştiğini görüyorsanız denetimden yoksun geleceğe koşarken başarısızlığınızın simgesi haline dönüşen para karşısında,evrimleşmenin size verdiği sınırlı sinir ve salgı sistemiyle tuzağa düşmüş durumdasınız. değişmezliğin bedeli vardır ve yüksektir.siz burada biçimsel ahenksizliğin bir öğesisiniz,tıpkı bu metin gibi,özenle kurulmuş yaşam biçiminize karşı tehdit hissettiniz;yaşam biçimi niye kendini korumak için böyle bir güce sahiptir,ona bağımlılığınızın sebebi nedir o halde aşırı seçmenin artan baskılarına karşı sürdürdüğünüz özel şavaşta gördüklerinizde okuduklarınızda yaşam biçiminizde her şeyin üstünde bu şavaşa karşı oluşturduğunuz çetin bir savunmadasınız.biçim bir tutkuya dönüşmüştür artık,eylemde biçim ara,tavırı biçimle ilişkilendir,faaliyet biçim bilinçliden, yaşam biçimi bilinçliye dönüşecek döngüde ve ısrarla özenle işlenmiş yapınızı bozacak hiçbir şey istemiyorsanız sahte faaliyettesiniz.

uzaklaştırıyorum kendimi,kendimi tanımlarken kavranmış ahenksizlik olarak tanımlıyorum…