Düş,Kendisine dair, muhtemelen teorilere yönelik bir tür önleyici saldırı niteliğindedir.yorumun S2’sinin (bilgi zincirinin) kendisinin yorumlanan s1’ne (anlamın açığa çıkarılması) eklenmesi değil,yorumlayıcısı s2’ye tabi olmaya direnmekle kalmayan,hatta bir anlamda onu(ona dair yorumları) o çılgınca jouis-sense dansı içinde yutuveren devasa ve çok biçimli S1 ‘dir.
Tek çözüm bu mudur?
Bu çözüm yorumlamadaki sayıklamanın yerine simgesel öncesi/söylem öncesi şey’in kabusuna gömülmeyi getirerek, mevcut durumu kötü’den daha kötü’ye götürmez mi…bilinçdışının kendi kendisini yorumlamasının talihsiz sonucu olarak,yorumlayanın doğal olarak performatif simgesel etkinliğini yitirmesi ve semptomu kendi idiyotik jouissance’ı içinde dokunmadan bırakmasıdır.(paternal otoritenin gerileyişinden,çocukluğunda anne sevgisinden yoksun kaldığından bahsetmeye başlamasındaki paradoksta olanla aynıdır).sosyal varlığımızın tözü olarak büyük öteki çözülmeye başladığında,uygulama ile içsel düşünüm arasındaki birlik de kaba şiddet ile ona dair iktidarsız ve etkisiz yorum arasında parçalanarak çözülür.
Arzunun o bastırmacı düzenleme usullerinin ta kendilerinin libidinal bir şekilde yeniden değerlendirildikleri ve birer libidinal tatmin kaynağı olarak işlendikleri bu düşünümsel dönüş iktidar mekanizmalarının nasıl işlediklerini anlatan bir anahtar sunar.düzenleyici iktidar mekanizmaları sadece ve sadece bastırmaya çabaladıkları unsur tarafından gizliden gizliye daim kılınıyor oldukları sürece işleyebilirler..
Onun gözünde bir bakıma sanat,kendi ölümünü oynuyor ve ölümü üstünde spekülasyon yapıyor.üretilenler değil ortaya çıkış ve yok oluş anları ilgini çekiyor..,kimbilir beklide şey’ler yanlıca ortaya çıktığı anda oluyordur bu..eşi benzeri olmayan bir değer türümü bu?belki de reposer toplum..kalıntı kuramına inanmıyorum hatta gün geliyor ne düşünüyorum biliyor musunuz,bilinçaltına itilenler konusunda hemen karşıma bir yol çıkıyor ki,bilinçaltına itilenlerin özgürleşmesinin anlamı çarpıyor….
