Kendi bezginliğim üzerine;
yer altı veganın gökkuşağı simgeleri geri de mi kaldı,kış soğuğunda tene dokunan güneşe benzer bir heyecanın titrek ışığından çiziyorum,ve sınıyorum yüzümü. ruhum ve başımı unutun bugün…,flavius tullus tan geriye kalan togasının kıvrımlı kumaşı gibi bezinliğimi taşıyorum..belkide sadece bir çift mazbut ayak taşıyorumdur – rilkenin apollonun arkaik gövdesi şiirini hatırlattı-
Tanımak kısmet olmadı o muhteşem başını
Çakmak çakmak gözyuvarlarını.
Ama gövdesi ışıldıyor bir sokak lambası gibi hala
Sadece kısılmış, içeri kaçmış bakışı.
Gövdesi ışıl ışıl ayakta.
Oyle olmasa, göğsünün yuvarlaklığı,
kamaştırmazdı gözünü, hafifçe
Yana kıvrılışından belinin, bir gülümseme
Gitmezdi tam merkezine üreme bölgesinin.
Çirkin ve kısacık dururdu öyle olmasa,
Bu taş yığını, omuzların saydam kavisi altında
Parıldamazdı, vahşi bir hayvan postu gibi.
Böyle her köşesinden ışık saçıp, taşmazdı
Bir yıldız gibi: Yok çünkü hiçbir yeri
Seni görmeyen. Değiştirmelisin hayatını.
Çaresizliğin soğuk toprağı kıvrılıyor ayaklarımda ve beni aşağıya çeken şeyin –ben mi- tanımsız ağırlığından kurtulmak için debelenmiyorum. üzerimde meteorolojik bir lanet var, alçak basınç alanları oluşturuyorum. dışavurumcu bir içselleştirmeyle gerçeklik uzamına kaçmak için mi simgelere döngüleştim, arkaik düşüm …
güneş lütfedip battığında;
En güzel günbatımı bile olsa
Hiç kimse umursamaz on beş dakika sonra
Ve gülümseme sona ererken.gülümsemeyi sürdürebilme yeteneğim acımasızca sınıyor mimiklerimi,hem reddediş hem zafer aynı anda…...
bugün sadece arkaik bir heykelim ,izdüşüm..
