31 Temmuz 2010 Cumartesi
..............
sıçramalı yakınsak bir evrim,oturduğum yerde karmaşık olarak bıraktığım dökümanların içinde savrulduğum sanki bir çeşit yerçekim kuvvetine bir entropiye benzeyen psikolojik çok güçlü ve kaçınılmaz bir gözlemci konumundaki bir anormalliğe uzun süre göz yumacak bir itaatkarlıkla donakalmıştım..korumak için kendimi zorladığım,bu tetikte donma hali,bir farkındalık durumu beni ortamıma yabancılaştırıp başka yasaların hüküm sürdüğü bir evrende yaşayan birine dönüştürdü .alel harflar bedenimimden sıvasını döker gibi dökülüyor,çok yakında antikorlar bana karşı eyleme geçecekler,beni bulacaklar,ve ardından bir yabancı bedene veya bir metobolik artığa yapıldığı gibi ya içlerine katıp,ya da dışarı atacaklar..örgün organizmanın tüm işlevini gözlemdiğimiz ,içinde yaşadığımız evren hepsi bu sistemli organizma işleviyle hareket ediyor;kişisel yazgılar(genetik hastalıklar) çeşitli organlar,bezler ve onun damarlarında akan organik yuvarlardık..ve bir gün açlıktan gözü dönmüş varlıkların ağzından salyalar akarak yemekhane binasına doğru yığıştıkları saatte giriş holünü gözledim.zihnimde bir anda tıpkı bize benzeyen şu gaddarca meşgul,ilkel,kör böceklerin ki gibi,insan-karıncaların hıncahınç dolu yuvası halindeki ipnotik kuruluşuşların ürkütücü görüntüsü geçti..ve insanların tüm olumsuz duyguların gizemli etkisiyle,kendilerini bu dünyaya bir sinek kağıdına yapıştırırcasına yapıştıklarını görmek dehşet vericiydi....ve evren sinyal veriyor,hormonal düzensizlikleri başladı ..regl dönemleri uzuyor düzensiz kanamaları var..şidettli kanamayla endometriumu çözülüyor..aynı bedende çift varlık dediğimiz,çıkışı olmayan noktada ebediyen bereber mutlu yaşıyacağımızı düşündüğümüz geniş otlaklara kan ulaştı,içindeki evren kan kaybediyor,varoluşun su alıyor,içimdeki evren kan kaybediyor..asıl hedefi unutuyorsun,oyun bilmeyen oyun yaratamayan unutur,su alır varoluşu,çoktandır aynı rolü oynamaktan rolün kendisi oldun...içime hapis olmuş bir evren,rolün kendisi oldu...genetika popülası sayıklamaları dilimden dökülürken,gözüm gökyüzüne takılıyor..kalın zaman-uzam perdesinin ardında,insanın gerçeklik diye nitelediği,yaşamın gölgelerini,büyük,rengarenk olaylar,olgular ve koşullar sirkini yansıtan sihirli lamba,bulutların arkasından çıkıp tüm insanlara gölgelerini bahşediyor..
29 Temmuz 2010 Perşembe
28 Temmuz 2010 Çarşamba
-21

Ufuk çizgimde ‘’yedinci mühür’’sün çatık kaşlı sanatın, başka bir iklimde’’ kış ışığı’’olacak bana.ıngmar bergman ve zaman zaman karl çapek gibi atmosferimi değiştirme yeteneğine sahip oldun..mezarını ziyaret edecek olursan (yazdıklarından çıkarımla) insan yoksunluklarıyla içinde yarattığı varoluşsal şeklini newt’leriyle şekillendirdiğimi ve bu benzerliğe sıkı sıkıya inandığımı söyle..biliyormusun bir itirafta bulunacağım sana seni okurken kelimelerin birer elektrot oldu başımda,kırmızı bir örtüyle tam saldırmak üzereyken sana,başka bir kelimeye yüklenilmiş bir sinyalle yarı yoldan dönüp varoluşsal bir sorguyla kendime saldırmamı sağladın bana,o halde dr.delgado’mu demiyelim sana..kendime ne diyorum biliyormusun ah ahmak ah ahmak daha önceden tanışmalıydın onunla..bir kaç gündür bloguna daha şiddetli takılıp kaldım,sanki kök saldım,durdum okudum bekledim düşündüm düşledim,gülümsedim tekrar okudum ve dedim ki;nasıl benzer böyle,insan insana..senin aşık olduğun iki kadını kıskandım,ne kadar şanslı olduklarının farkındalarmıydı acaba…ufuk çizgimde yüzü kızaran çocuk,blogunda hitap ettiğin kadınlardan biri olmadığımı biliyorum,paronayak sanrılarım evrenin içindedir benim,sadece özgül ağırlığımla yürüdüğüm bir hava akımı yarattım senden,gökyüzüyle yerçekimi arasında düşselimi çoğaltan karanlık bir hol,ve ayaklarım değmeden her bir vakit (okuduğumda) solungaçlarımla yüzdüm…ve bu gün paylaşımda bulunduğun el yazman geçmişe sürükledi yine beni,ve o tarihlerde kaybettiğim sevgiliye savurdu beni-ve sana bu yüzden çatık kaşlı diyorum,her geriye ittiğin adımımda;ayakkabımın altında yazan numara küçülmüyor be kuzum,o numara sanki acıların ezerek büyüdüğü ,her adımda toplama eylemine giden aritmetrik sayı-geçmişi ufuk çzigisinde bırakacak olanın zaman olduğunu ,ondan ne kadar hızla koşarak uzaklaşırsan o kadar odaktan uzaklaştığını düşündüğümde bir kara delik çıkıyor ve sanki bir zaman bükülmesiyle geçmişe itiliyor olduğunu görüyorsun,her itilişimde inan bana aynı şiddetle bir yaratım duygusuyla kaybettiklerimi onarma yeniden yaratma içgüdüsü sarıyor içimi,gördüğün gibi oldukça patolojik bir durum..acıya fikse olan yazgım…çağrışımı çoğaltan kelimelerin benim için inanılmaz bir rastlantı ve bu yüzden seni değerli kıldım..olur ya bir gün tesadüfü olarak yazdıklarıma ulaştığında senin için yazılanları seçip sahiplen ,altına sen imzanı at…çünkü içimde çoğalan ve dışavurumu sağlayan mekanizmayı harekete geçiren etken asıl sahibidir yazılanın…artık buradaki hiçbir kelime bana ait değil…………..korkuyorum evet..
dipnot:http://www.tika.gov.tr/TR/Icerik.ASP?ID=132
ı.cd'den getme (6)
2.cd'den bar mi (3)
senin için....
27 Temmuz 2010 Salı
Gözbebekleri,hayal gücü etkilenişiminden,kendini kurtaramamışçasına,en keskin ışık karşısında dahi daha hızlı genişleyerek çoğalan irade gücünün söz geçiremediği bir alan olmuşken ,kızgınlıkla varsayılan kışkırtma arasındaki tutarsızlıkla küçük bir leke halinde kalan,göz akı nystagmus titreşimleriyle gözbebeklerini sabitleyen öfkenin kabaran kırmızısı titriyordu dudaklarında…geçmişin bakışlara söz geçiremediği uzaklıkla dudaklarının soyunduğu sahte editörlüğü, sahte bir metinin güncel uyarlamasına dönüştürüyor dilin,gerçeklik tasarlanan niyete göre şekil alan bir suça dönüşmüşken,chevreul yansımalarından sızan dürtüler,dudaktaki öfkeye bir açısızlıkla yansıyordu…..bilinçli bir düşüncenin düşü için,kendini zorlayamıyorsan,chevreul sarkacına dönüşen bakışların dengesizliği düşer,suça…bilinçaltından sızan mor efekt, düşüncenin düzleminde boş levhada yansıyan aktüel nevrozun,perseverasyon diretmeleriyle açığa çıkar,tüm renkleri boşaltamamış olmanın sancısı düşer bakışlarından…bakış fetişizmin,gerçeklik ilkesinin tamda göğsüne saplanıp harakiri yaparken,ay ışığının ayakları, çoktan bakışlarının içine sızmış olacak…
.............
contradictio in adjecto…..
•Ocak 29, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Hırsla kirlenmiş dişlerini geçirdiğin her nesneye uygulandığın basınçla, bedenini yırtıp parçalayan öfken,ters bir akıma dönüşüyor,nefretin soyuluyor,zikzakl ar çizerek sarmal kümeleşiyor,yedi ton siyaha vuruyor rengini bakışların..gölgeni yitiriyorsun bilincinin önüne düşen perdede..kişiliğin düşüyor perdeye çıplak sıralı kayıyor..bilinçaltı dekorundan aşağılık duygun sızıyor önce,bilinç denetimini yitirerek izliyorsun kendini,yükseklik duygusundan yayılan akustik sesle kendi bileşenlerini duyuyorsun uğuldayarak zavallı dediğinde katalepsiye düşmüş görüntün donuyor.. havada ıslık çalarak dişlerindeki hırs çarpıyor,her çarpışında başka bir dış nesnede dişlerinin izi aydınlanıyor.. kuşkuyu havada bırakan bir hızla bedeninde görüntüleniyor izler..utanarak saklıyorsun..izlenilme güvensizliği duyumsayarak kıvrılıp saklıyorsun ..gözlerinden hiç kaybolmayan iç ve dış gerçekliğin ortasında yuvarlanıp duruyorsun..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
rüşvet bakışlar ve endüljans parmaklar..
•Ocak 28, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Manifest birikmişliğiyle,bakışların el altından verdiği bilinçsiz rüşvet, kadının gözlerinden uzaklaşarak,sevgilisinin içinde oluşturduğu acı çekiyorum verisi haline dönüştüğünde, artık erkeğin endüljans için parmakları eylemleşir..kadına dokunarak affedildiğinin imzasını bırakır bedenine..oysa gönüllü bir acı çekme isteğinin içinde istiyor olması entelektüel günahlarına yenilerini katma isteğidir.,iç ve dış gerçeğin yoğunlaşarak bakışlarda sıkıştırılması dar alanda büyük bir keşiftir..çünkü erkek bilinçsiz rüşvetin ,vicdanında yarattığı acımayla kendini suçlamaya başlamıştır..kadın ise isteklerini gerçekleştirmek için ne yapması gereğini keşfetmiştir..istediği şeyin tam tersi bir isteği açığa vurması yetmektedir bunun için..suksesiyonu tersine çevirme eğiliminde statik açıdan bakmak,kontemplatif duruştan kopmayacağı stoik izlenimi uyandırmak,karakterinin zırhtan örtüsüyle erkeğin bakışlarını perdelemek ve kendi zaferini ilan etmek, duygular arasındaki çoklu farklılığın,
fenomende yansıttığı tek farktır..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
nefret süjesi….
•Ocak 24, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Suya subkütan bakış açısıyla baktığınızda sevdiğinizin görüntüsünü ,suda yansıyan görüntünüzün yerine aldığında ,ağırlık merkezini,ideal özüne doğru kaydırılarak yüceltildiği görünmeye başlar..göz yaşı kanallarında,gözyaşında bekletilen öfke ve nefret,damla damla görüntüye doğru çekildiğinde,su,görüntü ve gözyaşının gurur sisteminin içine doğru çekilerek oluşturduğu sudaki dairesel dalgalanma,kendi gerçek varlığının değerlendirildiği bir ölçü cetvelinde olur..öz nefretin dışa vurumunun şiddeti,sudaki sevgilinizin görüntüsünün,her gözyaşı damlası ile parçalanıp ,tekrar birleşmediği son nokta da son bulur..bakış açının dışına düşen her parçalanmış görüntüden yansıyan enerjinin içindeki nispi boşlukta oluşturduğu öze yönelik nefret hemen hemen en arı şekliyle su yüzüne çıkacak,güncel öze yönelik nefret sevdiğinize yönelik libinal enerjiye dönüşerek bilinçaltınıza doğru çekilecektir..enerjinin bu devinimsel hareketliliği nesneyle ters orantılıdır…
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
will o the wisp…..
•Ocak 24, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Usdışı hayal gücü denetimi özbenliği ele geçirdiğinde,gerçek sonlu ve somut şeylere karşı oluşan korkunun gözlerde marine edilerek,bakışlarda oluşturduğu asimilasyon,ün arayışını ayna karşısında izleme itkisini,aynadan yansıyan görüntüyü parçalama itkisine dönüştürür…mehtap ışıklarının altında will o the wisp duygusu besliyorsun,kendine aynadan her baktığında,özürler görme olasılığından öte,belli bir biçime,keskin bir bedensel görüntüye ve maddesel olduğunu görmenin telaşıyla ,yansıyan görüntüne çektiğin rest,kendini kanatlarından çivilenmiş bir kuş gibi hissetmeni sağlıyor..bilinç düzeyine düşen bu duyguyla, avuçlarında toplanan libinal enerjini, aynadaki görüntünü yok etmek için,gururunla kumar oynayıp kırma dürtüsüyle aynaya fırlatıyorsun..içinde oluşan çok yüksek rakım düzeyine göre nefretini ve öfkeni baskılayıp,özyüceltmeye gidiyorsun..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
kriptomnezi….
•Ocak 19, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Bilincinden içeri girebilecek gücü göstermeyen duygusal izlenimler gibi,bilinç eşiği altında geçen algıları kendine yönelttiğinden,ansızın bilincine boy gösteren,rastlantı sonucu işittiğin söz,düşünsel sürecini aktif hale dönüştürdü..oysa bilincinde kendini açığa vurana kadar bilinçsiz kalan bir nesne sözkonusudur..işte bu nesne seni düşüncenin özünden uzaklaştırarak sanrılar görmeni sağlıyor.. geçmişteki birçok yaşantı anımsanırsada, anımsama içeriğinden yoksun bulunur,söz konusu yaşantılar yeniden düşünsel içerikler olarak bilinç alanında boy gösterdiğinde, kendine özgü düşünsel bir olay gibi bunları yaşıyorsun.yani yeni birşey yaşadığın kanısındasın,oysa gerçekte anımsamalarından başka birşey yoktur ortada…olumsuz anımsama yanılsamasındasın..nesnenin yalancı vahisini okuyorsun..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
gravitasyonda acı..
•Ocak 18, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
kendine doğru işleyen bir zamanın,sayac olarak görev yapan bedende acının varlığı algının referans noktasıdır.. gravitasyonel alan ve hız ,acının şiddetinin koordinatlarının belirlenmesindeki hesaplama yöntemidir..çekim geçmiş zamana,itme gelecek zamana basınç şimdiki ana düşer..duyumsal ve boyutsal zamanda acının pıhtılaşması,zaman düzeneğindeki akışta mümkün değildir..çekim gücündeki acıya yakınlaştıkça kanama hızlanır,uzaklaştıkça yavaşlar..pıhtılaşma zamanı ,kanama zamanına her zaman denk düşer..ve acı varlığını sızıntıyla devam ederek sürdürür..farklı ivmelerle bizim üzerimizden akan acılar ise totalde acıyı yoğunlaştırır..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
Etiketler: acı, gravitasyon
şimdi..
•Ocak 17, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Sınırsıza yönelik bir uçuş; geçmiş ve geleceği şimdide kurutan ,mutlak ve sonsuz nefes turnusol kağıdı gibi iz bırakan lekelerde işlev görüyor..sonsuz olmaya duyulan ihtiyaç öyle güçlüdür ki,öylesine inatçıdır ki,düşün gerçeklikten kopmasını engelleyen denetim ve yoklama işlevini ezip geçmiştir..gebelik testinin şimdide verdiği sonuç gibi..geçmiş eylemin şimdide bir tek idrar damlacığıyla onaylan bir çizginin,sonsuz olma yolunda denetimi ezerek bedende verdiği yola mutlaklık kazandırmıştır..hem olasılıklar görüş gücüne,hem sonsuzluk bakış açısına,hem de sınırsızların,zorunlulukların ve gerçeğin algılanması gereksinimi, bedeninde genetik lekedir..soyut duygusal boyutta buharlaşan düş,o anı yaşama yetisine düşer..piramitlerin inşası sırasında insanın çarçur edilmesi kadar güzel olan,uğruna çarçur edildiği bir şeyin üretimine yönelik insanlık dışı bilgi olması gibi,sınırların,yasaların ve zorunlulukların şimdide algılanıp olasılıklarda bocalamaya bir yoklama ve denetleme işlevi görmesidir…
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
okkasyonal boşluk….
•Ocak 6, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
metafiziksel bir dilenme ile açılan avuçlarına,düşüncenin çekirdeğini parçalayan enerji dökülüyor.öteki için varlık aşamasında avuç içi çizgilerin makas değiştiriyor.nanometrik değişime uğruyor organizman.bu değişime gereksinimin ousia aisthete de sadakalaşıp,avuç içinden nöronlara yol alan enerjiyi sporlara bölüp tali yollarla tüm bedenine ulaşıyor..bedenindeki tüm yolları aynı noktaya bağlayan kalp atımlarınla,aorta kara deliğe dönüşüyor..bakışlarını yutuyor karadelikler..gözlerinde aynı karanlık göremeyişini devirleştiriyor.metafiziksel dillenişlerinle göremediklerine bakıyorum…karanlığın avuçiçlerinden geçerken bıraktığı tüm yamuk izler,obscurum per obscurius la gözlerine yansıyor..zihin beden ilişkin aşk çoğrafyanda kocaman bir uçurumun kenarından atıyor kendini…okkasyonal bir boşluktasın..görüyorum….
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
refleksivite….
•Ocak 5, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Bilinç edinimlerini, bir şeye gönderimde bulunarak bir şeyle ilişiklendirerek anlam kazanması bir yönelimdir..düşünümsellikle zihnin aldığı karara geri dönme refleksitivitesinden dikkat yoğunluğu ve rasyonel düşünce türer.verilen kararı ayrıntılı etraflıca düşünme ,temaşa etmesini sağlar.. hedeften ,alınan karardan geri yansıtılan enerjinin ölçüsü yükselir.bu enerjiyle doğrulama ilkesinin kendiside doğrulanabilir hale döner. daha kuvvetli hedefler daha fazla enerji geri yansıtır ve bu nedenle daha yüksek değerlendirme sürecini tamamlar..bilincin aldığı karara tekrar yönelimsellik tekrar ilişki kurarak anlamlaşmasını sağlar..pozitif evrede fenomenlerin gerisinde düş ile gölge ile ilişkilendirilmeden öznel zamana geçişle mutlak doğruluğa erişir..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
yeni oyun asanga….
•Aralık 29, 2009 • Yorum yapın (Düzenle)
Artzamanlılıkla duygulanımsal ve libidinal enerjilerin bilinç dışından yaratılan sentezlerinde,arzularını kıstırılmış bir alana hapsedenlerin tüm enerjilerini optik kırılmalarla eşzamanda izlemek ,kayıp nesnelerle asanga tadında bir oyuna dönüşüyor belleğimde,iki kez değilleme mantığıyla arzuların akışkanlığına ve yaratıcılığına kapıları açıyorum..artık sizde özgürsünüz..arzuların serbest kalışından ortaya çıkan güç optik yansımalara sebep oluyor ,,önce arzu düşüyor gözlere,eylemlerin libininal depolarında infilak ediyor,sadece haz vereni arzulamayan fenomenler varlıklaşıyor,bastırılmış arzuların bedenlerden egemenliği ve otoritesi yok oluyor…aşama aşama göğe yükselen enerji gökyüzünden sallanan bir gökkuşağına dönüşüyor..ve tırmanmayı öğreniyor insanlar,yerçekiminden gökkuşağına doğru kayıyorlar..denizler aynaya dönüşüyor gökyüzünden kendilerini aritmetiksel yüklemle aynada izleyenler coincidentia oppositorum da birleşiyorlar…
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
paralel pastülada haz kalkülü..
•Aralık 29, 2009 • Yorum yapın (Düzenle)
Sabit iki nokta arasını birleştiren en kısa yol olan doğruda summetresis ölçümü yaparken,geçmiş ve geleceğin haz birimini ölçme ve hesaplama ile mutluluk birimini belirlemeye gidersek, eukleides aksiyomlarından çıkarımla bütün parçadan daha büyüktür ve şimdi bu parçanın niceliksel gerçek mutluluğa ulaşabilmek için şimdiki hazlarla gelecekteki acılar arasında denge kurulması gerektiğinden yola çıkmalıyız..,şimdiye eşit uzaklıkta bulunan duyguları ifade eden noktaların geometrik görünümünün bir çemberden ibaret olduğunu düşünelim.şimdi haz, gelecekteki acıları kesen ,geçmişin deneyimlerinin yarattığı korku üçüncü doğru olarak kestiği zaman ,içte meydana gelen açıların 180 dereceden küçük olduğu tarafta,kesişir ve 3 kabulle karşımızda durur…mekan 3 boyutludur,mekan sonsuzdur mekan homojendir..o halde birbirileriyle çakışan duygular birbirleriyle eşittir..eşit duygulara şimdide eklenen mutluluklar çıkartılırsa,kalan acılar yine birbirine eşittir..haz biriminin değerleri,kendi başına değerlendirildiği zaman,az yada çok,hazzın yoğunluğuna,süresine kesinliğine ve yakınlığına bağlı olacaktır…sonuçları açısından ele alındığı zaman ise,hazzın verimliliği,yeni hazlarca izlenme şansı,hazzın saflığı,yani acının değil de hazzın takip etmesi olasılığı türünden başka etmenlerde hesaba katınca kapsamında ne kadar kişiyi etkilediği ön plana çıkar…hazzın niteliksel olarak iki tercih ölçütü vardır,hem duyumsal,hem de entelektüel boyutu olan insan varlığı..o halde ölçüt insan varlığıdır..paralel pastülada iki aşığın evirme yoluyla aynı birimde ne kadar mutluluk birimi yakaladığı ise duyumsal ve entelektüel ölçütleriyle ,kendi insan varlığının bütününde değerlendirilir..ve kendilerini izleyen bütünden elde ettikleri hazzın yoğunluğuyla niceliksel artışa sebep olur..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
Etiketler: haz kalkülü, paralel pstüla
ölüme yakın ……
•Aralık 26, 2009 • Yorum yapın (Düzenle)
Tolstoy’un işte bu his beni intiharı düşünmeme yönlendirdi diye yalnızlığıyla konuşurken yüreklendiği duygularını geçiyorum aklımdan,yalnızlığıyla konuşan pavesa yalnızlıklarını ölüme yakınlaştırmışdı,kendi bedeniyle..yıllardır ölüm ve intiharın samimi dostluğu insanları şaşırtmış ve bu dostluğun kandökücü bir tanrıya dönüşmesini izlenilmişti.farklı zamanlar da farklı insanlarda farklı şeyler ifade eder bu duygu durumu petronius arbiter için intihar mağrur bir yaşama yakışır mağrur sondur.thomas chatterton için yavaş yavaş açlıktan ölmektense bir anlıkdır. sylvia plath için ise intihar,onu kendine hapseden şiirin çıkmazlarından bir kurtulma çabasıdır. “kendimi yalniz birakmamak icin butun gece aynanin karsisinda oturdum diyecek kadar yalnız adam cesare pavere için hiçbir övgü ve başarının ertelemeyeceği,güneşin hergün doğması gibi bir şeydir ifadeleri olsa gerek,bizler için ise hastalık diye değerlendirilecek BOS taki serotonin azalması ve yok olmasıyla gerçekleşen ,bir kimyasal oyunu gibidir..tedavi edici yönünde birkaç kimyasal form(ilaç)veya sevgi dolu bir anlayış kelimelerinin altında dinlenilmesi gereken bir terapi ortağıdır.din adamı için ise başka bir ortaklıdıktır tanrının adına ceza ve dine malzeme olmanın verdiği bir aciz bir kişilik…farklı mekanlarda ve toplumlarda yine farklı bakışlar ölümü farklı tanımlar ölmek isteyen bu sessiz eylemcileri…
Ağza alınamaz nerdeyse doğaya aykırı bir ölüm anlayışı yirminci yüzyılın keşfidir,viktoryanlıların cinsellik anlayışı gibi saklı, özel soyut ve şok edici bir şekildir,ölümün tasarımları tarihte toplumlarda algılanış şekli oldukça keyifli aleni hatta Romalıların gladyotörleriyle binlerce kişiyi katletmeleri zevkli bir o kadarda keyifli bir izlem sahnesidir.spartaküs ayaklanmasından sonra çarmıha gerilen altıbin köle romadan çapuaya kadar fener direkleri gibi yollara dizilmesi,hiristiyan avrupasında ölümlerin sirke çevirilerek insanları eğlendirmesi bir panayır havasın da yapılır dı.bu hodbinlik hep devam etti,ingilterede infazcılar halktı,pariste cesetlerin madam tussaud un mumyaları gibi sergilendiği morglar türistlik yerdi üstelik gelir getiren mülk tü.daha öncelere gittiğimizde ise azteklerin ayinleri gelir aklımıza tarihin kanlı sayfalarından,tanrılarına mayor tapınağında 4 günde sundukları esir sayısının 200 bin gibi sayısal ifadelerle tanrıların kanla beslenmesinden sonra sahneye odin çıktı.onun adına hayvan ve insanlar onun onuruna upsaladaki kutsal korunun ağaçlarının altında asılırdı havamalın büyüleyici,güzel dizeleri aynı ritüele kurban edilerek öldüğünü ileri sürer
Biliyorum rüzgarlı ağaca astım
Geceler boyu onkez
mızrakla yaralanıp,odin’e sundum
kendimi kendime
inanışlar köleler tanrılar savaşcılar içmekle doyulmayan kan kan kan ,tanrının katında olduğu gibi her şeyin aynılaşması .televziyonda ve stüdyoda izlediğimiz tarihtede izlenenler eğlenilmesi için üretilen fantezilerden farkı kalmıyor.ölüm bu koşullar içinde duygusal devinimde pornografik,heyecan verici ve gerçekdışı kavramların örtünmesiyle,ölüm öyle bir şey ki korkuyoruz,ama dinlerken gıdaklanıyoruz.
Sinema tiyatro edebiyar resim şiir hepsinde tema olur ölüm,ölüm bir kaçışmıydı ya peki bir yardım söylencesimiydi yok yok bence sadece bilinmemezlik.işte bu duyguyu bilinmemesinin tarif edilememesinin ve en büyük yoksunluk varoluşun bitişinin duygusunun açlığı insanı intihara meraklı kılmıştır.marakını yenmeye çalışan bir organizmanın eterden sonra dönüşünü eminimki kelimelerle tarif etse şöyle ederdi;ölümün birdenbire açıklanabilen,doğrulanan ve bedeli ödenen yaşamın kısa özlü bir anlatımı.beynin helezonlarında ve kıvrımlarında kopan kıyamet,oysa belleğimde kocaman bir delik boş bir sıfır bir hiç ALDATILMIŞIM
Esasında bizi kendimizi öldürmeye iten itkinin karamsarlık mutsuzluk umutsuzluk duygularının olmadığını söylüyorum.çünkü bu duygular organizmamıza yabancı duygular değil tanıdıktır alışılagelen korkutmaz ve mutsuzluğun iklim etkisi ,hayatın yaşamak zorunda olduğunuz bir koşulu olduğunu tanıştırmıştır.ve organizma sonuç itibariyle şunu anlamalıdır ki,ölümde bile bulabileceği hiçbir çözüm olmadığını birkes kabul edince ve ölümün bilinmez değil bilinebilen sadece bir hiçle tarif edilebilecek bir tanımda yer almasıyla artık,mutlulukmuş mutsuzlukmuş,sorunlarmış,sorunmuş işte hayretle bunları artık önemsemediğini görecek,toplumsal psişik korkulacak bir sınırlılıkta katı kendi kendimize kattığımız ürkütücü ve doğal tepinin artık bilinmezi oynayarak yarattığı sahne gösterisine olan ilgiyi azaltacak ne korkacak nede meraklanacak sadece doğal döngüde unutmayacak,yatsımayacak nede vazgeçmeyecektir
agape..agape…
•Aralık 24, 2009 •
Zamanın bütününe karşı aenesidemos’un tropelerini deneyimleyerek,geriye tekrar dönüp kaldığı noktadan agapeyi kucaklayan bir çocuğun heyecanını işleyen parmaklarım, yeni çizgiler ekliyor avuç içlerine ,kendi avuç içi çizgisinde koşturan içimdeki çocuk ,büyümeye niyetli değil..oyunun ismi KİNESİS ,vazgeçemiyor..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
şeytan…
•Aralık 23, 2009 • Meleklerin en yeteneklerinden biridir şeytan, şu mefistofelesi,çoğu zaman güdüsel olarak, tüm kişilik özelliklerini kapsadığı bir temsil olarak ele alarak,kişilik incelemesi yapalım..mefistofeles’in cinsel enerji durumu,anal geriye dönüş durumudur.kara renk,kükürt kokusu,yıkıcı ve sadist bir saldırganlık buna tanıklık etmektedir…tanrı ile eşit olma arzusu yüzünden,cennetin ve sevginin dışına bırakıldı..burada elbette oedipsel çatışma karşısında tam bir başarısızlık söz konusudur..babaya eşit olmak ve anneyi ele geçirmek için babaya meydan okumaktadır..anal durumlara geriye dönüşe şeytanı zorlayan arzu,tüm efsanelere göre onun arzusu,iyi niyetli insanları ayartmak,umutsuzluğa düşürmek ve o ana değin tanrıya adanmış ruhları ele geçirmektir..peki ama din için ruh,tanrının imgesine,tanrısal penis-fallusa göre yaratılan insanın bir parçasından başka nedir ki…,o halde insan ruhunu ele geçirme arzusu,demek ki şeytanın tanrıya karşı eşcinsel arzusunu dışavurumdan başka bir şey değildir…şeytan için tanrı,şu üstün güçlü babadır,ne pahasına olursa olsun,ona diş bilemek gerekir,çünkü onu sever ve tanrı imgesine göre yaratılmış ruhları durmadan,umutsuzca kazanmaya kalkıştığı için,ondan vazgeçemez..çektiği vaazlarda kendisini izleyen özgür insanların bir parçasını elde etmeye çalışıyordu.her iki durumda da amaç aynı,kötü annenin kimliğini almaktan kaçınmak için,babayı geçici penis fallus aracı yapmak,sürekli olarak yineleme gereği yüzünden bu sürece eşcinsel kaynaşma da diyebiliriz..ne olursa olsun,eğer insan kendi özgürlüğünü elde etmek istiyorsa,her yerde babaya saldırmaktan ileri gelen bu şeytanca davranışın,babanın kimliğini almak için mutlaka gerekli olduğu kanıtlanabilir gerçektir..haç işaretinin ya da kutsanmış suyun fobisi içinde açıkça kendini gösteren şeytanın bu paronayak görünümü,çılgınca bir öfkeyle karşı karşıya kaldığında kaçmasına yetiyor..öyle anlaşılıyor ki,babaya karşı eşcinsel arzuyla açıkça karşılaşmış olmalı ve o zaman ne pahasına olursa olsun,kaçmalıdır,esasında haç işareti ve kutsal su,tanrısal varlığa tanıklık etmektedir…anal tepkinin kendisi gibi şeytanda kendi işlevi konusunda çok belirsizdir..olumlamanın bilincine varmak için olumsuzlama gerekli değimlidir
.............
contradictio in adjecto…..
•Ocak 29, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Hırsla kirlenmiş dişlerini geçirdiğin her nesneye uygulandığın basınçla, bedenini yırtıp parçalayan öfken,ters bir akıma dönüşüyor,nefretin soyuluyor,zikzakl ar çizerek sarmal kümeleşiyor,yedi ton siyaha vuruyor rengini bakışların..gölgeni yitiriyorsun bilincinin önüne düşen perdede..kişiliğin düşüyor perdeye çıplak sıralı kayıyor..bilinçaltı dekorundan aşağılık duygun sızıyor önce,bilinç denetimini yitirerek izliyorsun kendini,yükseklik duygusundan yayılan akustik sesle kendi bileşenlerini duyuyorsun uğuldayarak zavallı dediğinde katalepsiye düşmüş görüntün donuyor.. havada ıslık çalarak dişlerindeki hırs çarpıyor,her çarpışında başka bir dış nesnede dişlerinin izi aydınlanıyor.. kuşkuyu havada bırakan bir hızla bedeninde görüntüleniyor izler..utanarak saklıyorsun..izlenilme güvensizliği duyumsayarak kıvrılıp saklıyorsun ..gözlerinden hiç kaybolmayan iç ve dış gerçekliğin ortasında yuvarlanıp duruyorsun..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
rüşvet bakışlar ve endüljans parmaklar..
•Ocak 28, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Manifest birikmişliğiyle,bakışların el altından verdiği bilinçsiz rüşvet, kadının gözlerinden uzaklaşarak,sevgilisinin içinde oluşturduğu acı çekiyorum verisi haline dönüştüğünde, artık erkeğin endüljans için parmakları eylemleşir..kadına dokunarak affedildiğinin imzasını bırakır bedenine..oysa gönüllü bir acı çekme isteğinin içinde istiyor olması entelektüel günahlarına yenilerini katma isteğidir.,iç ve dış gerçeğin yoğunlaşarak bakışlarda sıkıştırılması dar alanda büyük bir keşiftir..çünkü erkek bilinçsiz rüşvetin ,vicdanında yarattığı acımayla kendini suçlamaya başlamıştır..kadın ise isteklerini gerçekleştirmek için ne yapması gereğini keşfetmiştir..istediği şeyin tam tersi bir isteği açığa vurması yetmektedir bunun için..suksesiyonu tersine çevirme eğiliminde statik açıdan bakmak,kontemplatif duruştan kopmayacağı stoik izlenimi uyandırmak,karakterinin zırhtan örtüsüyle erkeğin bakışlarını perdelemek ve kendi zaferini ilan etmek, duygular arasındaki çoklu farklılığın,
fenomende yansıttığı tek farktır..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
nefret süjesi….
•Ocak 24, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Suya subkütan bakış açısıyla baktığınızda sevdiğinizin görüntüsünü ,suda yansıyan görüntünüzün yerine aldığında ,ağırlık merkezini,ideal özüne doğru kaydırılarak yüceltildiği görünmeye başlar..göz yaşı kanallarında,gözyaşında bekletilen öfke ve nefret,damla damla görüntüye doğru çekildiğinde,su,görüntü ve gözyaşının gurur sisteminin içine doğru çekilerek oluşturduğu sudaki dairesel dalgalanma,kendi gerçek varlığının değerlendirildiği bir ölçü cetvelinde olur..öz nefretin dışa vurumunun şiddeti,sudaki sevgilinizin görüntüsünün,her gözyaşı damlası ile parçalanıp ,tekrar birleşmediği son nokta da son bulur..bakış açının dışına düşen her parçalanmış görüntüden yansıyan enerjinin içindeki nispi boşlukta oluşturduğu öze yönelik nefret hemen hemen en arı şekliyle su yüzüne çıkacak,güncel öze yönelik nefret sevdiğinize yönelik libinal enerjiye dönüşerek bilinçaltınıza doğru çekilecektir..enerjinin bu devinimsel hareketliliği nesneyle ters orantılıdır…
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
will o the wisp…..
•Ocak 24, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Usdışı hayal gücü denetimi özbenliği ele geçirdiğinde,gerçek sonlu ve somut şeylere karşı oluşan korkunun gözlerde marine edilerek,bakışlarda oluşturduğu asimilasyon,ün arayışını ayna karşısında izleme itkisini,aynadan yansıyan görüntüyü parçalama itkisine dönüştürür…mehtap ışıklarının altında will o the wisp duygusu besliyorsun,kendine aynadan her baktığında,özürler görme olasılığından öte,belli bir biçime,keskin bir bedensel görüntüye ve maddesel olduğunu görmenin telaşıyla ,yansıyan görüntüne çektiğin rest,kendini kanatlarından çivilenmiş bir kuş gibi hissetmeni sağlıyor..bilinç düzeyine düşen bu duyguyla, avuçlarında toplanan libinal enerjini, aynadaki görüntünü yok etmek için,gururunla kumar oynayıp kırma dürtüsüyle aynaya fırlatıyorsun..içinde oluşan çok yüksek rakım düzeyine göre nefretini ve öfkeni baskılayıp,özyüceltmeye gidiyorsun..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
kriptomnezi….
•Ocak 19, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Bilincinden içeri girebilecek gücü göstermeyen duygusal izlenimler gibi,bilinç eşiği altında geçen algıları kendine yönelttiğinden,ansızın bilincine boy gösteren,rastlantı sonucu işittiğin söz,düşünsel sürecini aktif hale dönüştürdü..oysa bilincinde kendini açığa vurana kadar bilinçsiz kalan bir nesne sözkonusudur..işte bu nesne seni düşüncenin özünden uzaklaştırarak sanrılar görmeni sağlıyor.. geçmişteki birçok yaşantı anımsanırsada, anımsama içeriğinden yoksun bulunur,söz konusu yaşantılar yeniden düşünsel içerikler olarak bilinç alanında boy gösterdiğinde, kendine özgü düşünsel bir olay gibi bunları yaşıyorsun.yani yeni birşey yaşadığın kanısındasın,oysa gerçekte anımsamalarından başka birşey yoktur ortada…olumsuz anımsama yanılsamasındasın..nesnenin yalancı vahisini okuyorsun..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
gravitasyonda acı..
•Ocak 18, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
kendine doğru işleyen bir zamanın,sayac olarak görev yapan bedende acının varlığı algının referans noktasıdır.. gravitasyonel alan ve hız ,acının şiddetinin koordinatlarının belirlenmesindeki hesaplama yöntemidir..çekim geçmiş zamana,itme gelecek zamana basınç şimdiki ana düşer..duyumsal ve boyutsal zamanda acının pıhtılaşması,zaman düzeneğindeki akışta mümkün değildir..çekim gücündeki acıya yakınlaştıkça kanama hızlanır,uzaklaştıkça yavaşlar..pıhtılaşma zamanı ,kanama zamanına her zaman denk düşer..ve acı varlığını sızıntıyla devam ederek sürdürür..farklı ivmelerle bizim üzerimizden akan acılar ise totalde acıyı yoğunlaştırır..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
Etiketler: acı, gravitasyon
şimdi..
•Ocak 17, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Sınırsıza yönelik bir uçuş; geçmiş ve geleceği şimdide kurutan ,mutlak ve sonsuz nefes turnusol kağıdı gibi iz bırakan lekelerde işlev görüyor..sonsuz olmaya duyulan ihtiyaç öyle güçlüdür ki,öylesine inatçıdır ki,düşün gerçeklikten kopmasını engelleyen denetim ve yoklama işlevini ezip geçmiştir..gebelik testinin şimdide verdiği sonuç gibi..geçmiş eylemin şimdide bir tek idrar damlacığıyla onaylan bir çizginin,sonsuz olma yolunda denetimi ezerek bedende verdiği yola mutlaklık kazandırmıştır..hem olasılıklar görüş gücüne,hem sonsuzluk bakış açısına,hem de sınırsızların,zorunlulukların ve gerçeğin algılanması gereksinimi, bedeninde genetik lekedir..soyut duygusal boyutta buharlaşan düş,o anı yaşama yetisine düşer..piramitlerin inşası sırasında insanın çarçur edilmesi kadar güzel olan,uğruna çarçur edildiği bir şeyin üretimine yönelik insanlık dışı bilgi olması gibi,sınırların,yasaların ve zorunlulukların şimdide algılanıp olasılıklarda bocalamaya bir yoklama ve denetleme işlevi görmesidir…
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
okkasyonal boşluk….
•Ocak 6, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
metafiziksel bir dilenme ile açılan avuçlarına,düşüncenin çekirdeğini parçalayan enerji dökülüyor.öteki için varlık aşamasında avuç içi çizgilerin makas değiştiriyor.nanometrik değişime uğruyor organizman.bu değişime gereksinimin ousia aisthete de sadakalaşıp,avuç içinden nöronlara yol alan enerjiyi sporlara bölüp tali yollarla tüm bedenine ulaşıyor..bedenindeki tüm yolları aynı noktaya bağlayan kalp atımlarınla,aorta kara deliğe dönüşüyor..bakışlarını yutuyor karadelikler..gözlerinde aynı karanlık göremeyişini devirleştiriyor.metafiziksel dillenişlerinle göremediklerine bakıyorum…karanlığın avuçiçlerinden geçerken bıraktığı tüm yamuk izler,obscurum per obscurius la gözlerine yansıyor..zihin beden ilişkin aşk çoğrafyanda kocaman bir uçurumun kenarından atıyor kendini…okkasyonal bir boşluktasın..görüyorum….
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
refleksivite….
•Ocak 5, 2010 • Yorum yapın (Düzenle)
Bilinç edinimlerini, bir şeye gönderimde bulunarak bir şeyle ilişiklendirerek anlam kazanması bir yönelimdir..düşünümsellikle zihnin aldığı karara geri dönme refleksitivitesinden dikkat yoğunluğu ve rasyonel düşünce türer.verilen kararı ayrıntılı etraflıca düşünme ,temaşa etmesini sağlar.. hedeften ,alınan karardan geri yansıtılan enerjinin ölçüsü yükselir.bu enerjiyle doğrulama ilkesinin kendiside doğrulanabilir hale döner. daha kuvvetli hedefler daha fazla enerji geri yansıtır ve bu nedenle daha yüksek değerlendirme sürecini tamamlar..bilincin aldığı karara tekrar yönelimsellik tekrar ilişki kurarak anlamlaşmasını sağlar..pozitif evrede fenomenlerin gerisinde düş ile gölge ile ilişkilendirilmeden öznel zamana geçişle mutlak doğruluğa erişir..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
yeni oyun asanga….
•Aralık 29, 2009 • Yorum yapın (Düzenle)
Artzamanlılıkla duygulanımsal ve libidinal enerjilerin bilinç dışından yaratılan sentezlerinde,arzularını kıstırılmış bir alana hapsedenlerin tüm enerjilerini optik kırılmalarla eşzamanda izlemek ,kayıp nesnelerle asanga tadında bir oyuna dönüşüyor belleğimde,iki kez değilleme mantığıyla arzuların akışkanlığına ve yaratıcılığına kapıları açıyorum..artık sizde özgürsünüz..arzuların serbest kalışından ortaya çıkan güç optik yansımalara sebep oluyor ,,önce arzu düşüyor gözlere,eylemlerin libininal depolarında infilak ediyor,sadece haz vereni arzulamayan fenomenler varlıklaşıyor,bastırılmış arzuların bedenlerden egemenliği ve otoritesi yok oluyor…aşama aşama göğe yükselen enerji gökyüzünden sallanan bir gökkuşağına dönüşüyor..ve tırmanmayı öğreniyor insanlar,yerçekiminden gökkuşağına doğru kayıyorlar..denizler aynaya dönüşüyor gökyüzünden kendilerini aritmetiksel yüklemle aynada izleyenler coincidentia oppositorum da birleşiyorlar…
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
paralel pastülada haz kalkülü..
•Aralık 29, 2009 • Yorum yapın (Düzenle)
Sabit iki nokta arasını birleştiren en kısa yol olan doğruda summetresis ölçümü yaparken,geçmiş ve geleceğin haz birimini ölçme ve hesaplama ile mutluluk birimini belirlemeye gidersek, eukleides aksiyomlarından çıkarımla bütün parçadan daha büyüktür ve şimdi bu parçanın niceliksel gerçek mutluluğa ulaşabilmek için şimdiki hazlarla gelecekteki acılar arasında denge kurulması gerektiğinden yola çıkmalıyız..,şimdiye eşit uzaklıkta bulunan duyguları ifade eden noktaların geometrik görünümünün bir çemberden ibaret olduğunu düşünelim.şimdi haz, gelecekteki acıları kesen ,geçmişin deneyimlerinin yarattığı korku üçüncü doğru olarak kestiği zaman ,içte meydana gelen açıların 180 dereceden küçük olduğu tarafta,kesişir ve 3 kabulle karşımızda durur…mekan 3 boyutludur,mekan sonsuzdur mekan homojendir..o halde birbirileriyle çakışan duygular birbirleriyle eşittir..eşit duygulara şimdide eklenen mutluluklar çıkartılırsa,kalan acılar yine birbirine eşittir..haz biriminin değerleri,kendi başına değerlendirildiği zaman,az yada çok,hazzın yoğunluğuna,süresine kesinliğine ve yakınlığına bağlı olacaktır…sonuçları açısından ele alındığı zaman ise,hazzın verimliliği,yeni hazlarca izlenme şansı,hazzın saflığı,yani acının değil de hazzın takip etmesi olasılığı türünden başka etmenlerde hesaba katınca kapsamında ne kadar kişiyi etkilediği ön plana çıkar…hazzın niteliksel olarak iki tercih ölçütü vardır,hem duyumsal,hem de entelektüel boyutu olan insan varlığı..o halde ölçüt insan varlığıdır..paralel pastülada iki aşığın evirme yoluyla aynı birimde ne kadar mutluluk birimi yakaladığı ise duyumsal ve entelektüel ölçütleriyle ,kendi insan varlığının bütününde değerlendirilir..ve kendilerini izleyen bütünden elde ettikleri hazzın yoğunluğuyla niceliksel artışa sebep olur..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
Etiketler: haz kalkülü, paralel pstüla
ölüme yakın ……
•Aralık 26, 2009 • Yorum yapın (Düzenle)
Tolstoy’un işte bu his beni intiharı düşünmeme yönlendirdi diye yalnızlığıyla konuşurken yüreklendiği duygularını geçiyorum aklımdan,yalnızlığıyla konuşan pavesa yalnızlıklarını ölüme yakınlaştırmışdı,kendi bedeniyle..yıllardır ölüm ve intiharın samimi dostluğu insanları şaşırtmış ve bu dostluğun kandökücü bir tanrıya dönüşmesini izlenilmişti.farklı zamanlar da farklı insanlarda farklı şeyler ifade eder bu duygu durumu petronius arbiter için intihar mağrur bir yaşama yakışır mağrur sondur.thomas chatterton için yavaş yavaş açlıktan ölmektense bir anlıkdır. sylvia plath için ise intihar,onu kendine hapseden şiirin çıkmazlarından bir kurtulma çabasıdır. “kendimi yalniz birakmamak icin butun gece aynanin karsisinda oturdum diyecek kadar yalnız adam cesare pavere için hiçbir övgü ve başarının ertelemeyeceği,güneşin hergün doğması gibi bir şeydir ifadeleri olsa gerek,bizler için ise hastalık diye değerlendirilecek BOS taki serotonin azalması ve yok olmasıyla gerçekleşen ,bir kimyasal oyunu gibidir..tedavi edici yönünde birkaç kimyasal form(ilaç)veya sevgi dolu bir anlayış kelimelerinin altında dinlenilmesi gereken bir terapi ortağıdır.din adamı için ise başka bir ortaklıdıktır tanrının adına ceza ve dine malzeme olmanın verdiği bir aciz bir kişilik…farklı mekanlarda ve toplumlarda yine farklı bakışlar ölümü farklı tanımlar ölmek isteyen bu sessiz eylemcileri…
Ağza alınamaz nerdeyse doğaya aykırı bir ölüm anlayışı yirminci yüzyılın keşfidir,viktoryanlıların cinsellik anlayışı gibi saklı, özel soyut ve şok edici bir şekildir,ölümün tasarımları tarihte toplumlarda algılanış şekli oldukça keyifli aleni hatta Romalıların gladyotörleriyle binlerce kişiyi katletmeleri zevkli bir o kadarda keyifli bir izlem sahnesidir.spartaküs ayaklanmasından sonra çarmıha gerilen altıbin köle romadan çapuaya kadar fener direkleri gibi yollara dizilmesi,hiristiyan avrupasında ölümlerin sirke çevirilerek insanları eğlendirmesi bir panayır havasın da yapılır dı.bu hodbinlik hep devam etti,ingilterede infazcılar halktı,pariste cesetlerin madam tussaud un mumyaları gibi sergilendiği morglar türistlik yerdi üstelik gelir getiren mülk tü.daha öncelere gittiğimizde ise azteklerin ayinleri gelir aklımıza tarihin kanlı sayfalarından,tanrılarına mayor tapınağında 4 günde sundukları esir sayısının 200 bin gibi sayısal ifadelerle tanrıların kanla beslenmesinden sonra sahneye odin çıktı.onun adına hayvan ve insanlar onun onuruna upsaladaki kutsal korunun ağaçlarının altında asılırdı havamalın büyüleyici,güzel dizeleri aynı ritüele kurban edilerek öldüğünü ileri sürer
Biliyorum rüzgarlı ağaca astım
Geceler boyu onkez
mızrakla yaralanıp,odin’e sundum
kendimi kendime
inanışlar köleler tanrılar savaşcılar içmekle doyulmayan kan kan kan ,tanrının katında olduğu gibi her şeyin aynılaşması .televziyonda ve stüdyoda izlediğimiz tarihtede izlenenler eğlenilmesi için üretilen fantezilerden farkı kalmıyor.ölüm bu koşullar içinde duygusal devinimde pornografik,heyecan verici ve gerçekdışı kavramların örtünmesiyle,ölüm öyle bir şey ki korkuyoruz,ama dinlerken gıdaklanıyoruz.
Sinema tiyatro edebiyar resim şiir hepsinde tema olur ölüm,ölüm bir kaçışmıydı ya peki bir yardım söylencesimiydi yok yok bence sadece bilinmemezlik.işte bu duyguyu bilinmemesinin tarif edilememesinin ve en büyük yoksunluk varoluşun bitişinin duygusunun açlığı insanı intihara meraklı kılmıştır.marakını yenmeye çalışan bir organizmanın eterden sonra dönüşünü eminimki kelimelerle tarif etse şöyle ederdi;ölümün birdenbire açıklanabilen,doğrulanan ve bedeli ödenen yaşamın kısa özlü bir anlatımı.beynin helezonlarında ve kıvrımlarında kopan kıyamet,oysa belleğimde kocaman bir delik boş bir sıfır bir hiç ALDATILMIŞIM
Esasında bizi kendimizi öldürmeye iten itkinin karamsarlık mutsuzluk umutsuzluk duygularının olmadığını söylüyorum.çünkü bu duygular organizmamıza yabancı duygular değil tanıdıktır alışılagelen korkutmaz ve mutsuzluğun iklim etkisi ,hayatın yaşamak zorunda olduğunuz bir koşulu olduğunu tanıştırmıştır.ve organizma sonuç itibariyle şunu anlamalıdır ki,ölümde bile bulabileceği hiçbir çözüm olmadığını birkes kabul edince ve ölümün bilinmez değil bilinebilen sadece bir hiçle tarif edilebilecek bir tanımda yer almasıyla artık,mutlulukmuş mutsuzlukmuş,sorunlarmış,sorunmuş işte hayretle bunları artık önemsemediğini görecek,toplumsal psişik korkulacak bir sınırlılıkta katı kendi kendimize kattığımız ürkütücü ve doğal tepinin artık bilinmezi oynayarak yarattığı sahne gösterisine olan ilgiyi azaltacak ne korkacak nede meraklanacak sadece doğal döngüde unutmayacak,yatsımayacak nede vazgeçmeyecektir
agape..agape…
•Aralık 24, 2009 •
Zamanın bütününe karşı aenesidemos’un tropelerini deneyimleyerek,geriye tekrar dönüp kaldığı noktadan agapeyi kucaklayan bir çocuğun heyecanını işleyen parmaklarım, yeni çizgiler ekliyor avuç içlerine ,kendi avuç içi çizgisinde koşturan içimdeki çocuk ,büyümeye niyetli değil..oyunun ismi KİNESİS ,vazgeçemiyor..
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
şeytan…
•Aralık 23, 2009 • Meleklerin en yeteneklerinden biridir şeytan, şu mefistofelesi,çoğu zaman güdüsel olarak, tüm kişilik özelliklerini kapsadığı bir temsil olarak ele alarak,kişilik incelemesi yapalım..mefistofeles’in cinsel enerji durumu,anal geriye dönüş durumudur.kara renk,kükürt kokusu,yıkıcı ve sadist bir saldırganlık buna tanıklık etmektedir…tanrı ile eşit olma arzusu yüzünden,cennetin ve sevginin dışına bırakıldı..burada elbette oedipsel çatışma karşısında tam bir başarısızlık söz konusudur..babaya eşit olmak ve anneyi ele geçirmek için babaya meydan okumaktadır..anal durumlara geriye dönüşe şeytanı zorlayan arzu,tüm efsanelere göre onun arzusu,iyi niyetli insanları ayartmak,umutsuzluğa düşürmek ve o ana değin tanrıya adanmış ruhları ele geçirmektir..peki ama din için ruh,tanrının imgesine,tanrısal penis-fallusa göre yaratılan insanın bir parçasından başka nedir ki…,o halde insan ruhunu ele geçirme arzusu,demek ki şeytanın tanrıya karşı eşcinsel arzusunu dışavurumdan başka bir şey değildir…şeytan için tanrı,şu üstün güçlü babadır,ne pahasına olursa olsun,ona diş bilemek gerekir,çünkü onu sever ve tanrı imgesine göre yaratılmış ruhları durmadan,umutsuzca kazanmaya kalkıştığı için,ondan vazgeçemez..çektiği vaazlarda kendisini izleyen özgür insanların bir parçasını elde etmeye çalışıyordu.her iki durumda da amaç aynı,kötü annenin kimliğini almaktan kaçınmak için,babayı geçici penis fallus aracı yapmak,sürekli olarak yineleme gereği yüzünden bu sürece eşcinsel kaynaşma da diyebiliriz..ne olursa olsun,eğer insan kendi özgürlüğünü elde etmek istiyorsa,her yerde babaya saldırmaktan ileri gelen bu şeytanca davranışın,babanın kimliğini almak için mutlaka gerekli olduğu kanıtlanabilir gerçektir..haç işaretinin ya da kutsanmış suyun fobisi içinde açıkça kendini gösteren şeytanın bu paronayak görünümü,çılgınca bir öfkeyle karşı karşıya kaldığında kaçmasına yetiyor..öyle anlaşılıyor ki,babaya karşı eşcinsel arzuyla açıkça karşılaşmış olmalı ve o zaman ne pahasına olursa olsun,kaçmalıdır,esasında haç işareti ve kutsal su,tanrısal varlığa tanıklık etmektedir…anal tepkinin kendisi gibi şeytanda kendi işlevi konusunda çok belirsizdir..olumlamanın bilincine varmak için olumsuzlama gerekli değimlidir
-22

Önceden uyarılmış olan önceden silahlanır,şimdiki zamanla geçmişi bağlayan bir çok zaman olgularını kullanmayı öğrendi insanlık,geçmiş zaman duygusuyla yaşlı kişilerin anılarıyla yaşamayı öğrendik,tarih bilgisiyle,sanat müzik edebiyatla geçmiş zamanı zenginleştirerek yaşamayı öğrendik,eğitimle ülkesinin geçmişi yer yuvarlağı,eski yunanı,romayı ortacağ derebeyliğini,Fransız devrimini,dini kitaplarla öyküler efsaneler öğrendik..sonu gelmeyen savaşlar,devrimler kalkışmalarla öylesine doludur ki, şimdideki bilgilerle ilişki kurmayı öğretir ,eğitim sistemi..şimdi ve geçmişten başka bir gelecek dilimi yoktur eğitim sisteminde ve zaman koşarak geldiğinde öğrenilmiş geçmiş bilgiyle çakılır kalırız şimdiye..ortaçağ insanı ölümden sonra yaşama sıkı sıkıya bağlıdır,cennetin ve cehennemin canlı resimleri ile tamamlıyordu düşselini ve bizde öğretilenlerle şimdiye kadar ki düşlerimizde geleceğe uyum sağlayacak,gelecek zamanın geçici yaşamının biçimine,sesine kokusuna,tadına ilişkin devingen,doğa üstü olamayan görüntüleri yaygınlaştıracak bir zihin için prova yaptırılmadı..düş eylemin provasıdır diyen Freud bile geçmişi zihnimizde yaratmakla kaldı..gelecek zaman duygusunu zenginleştirecek bir miras satın almadık,fenomende,kökü gelecekte olan ne bir nesne,ne bir dost,ne bir akraba,ne bir akraba yoktur ama düşte yoktur,düşü harekete geçirecek edebiyat ürünü,sanat ürünü,biyoloji ve psikoloji sosyoloji’de geleceğe yönelik içerikte yoktur..biz hala tarih öğreniyoruz,gelecek diye bir bilimimiz ve dersimiz de yok,Romalıların derebeyliklerin sosyal yapısını öğrenirken şimdiyle kıyas yaparken geldiğimiz noktayla övünüyoruz,geleceğin getireceği olasılıkları ve olanakları sistematik olarak öğrenmediğimiz için zamanın hızına karşı doyumsuz dengesiz ve savrulan olarak kalıyoruz.oysa gelecek şimdiki davranışlar üzerinde çok önemli ve istenmeyen roller oynar.(misal çocuklarda benlik nereye gittiğinin ve ne olacağının bir geri yansıması sonucu oluşur..ve bu görüntü çocuğun belirli noktalarda ne olmak istediği kavramı aracılığıyla oluşur..gelecekte belirlenmiş rolün görüntüsü,çocuğun beklediği yaşam biçimine anlam veren ve onu düzenleyen bir olgudur.kesin olarak belirlenmemiş yada işlev olarak varolmayan gelecekteki roller,toplum tarafından değerlendirilen davranışlara ilişkin olarak anlam taşımaz.okuldaki çalışmalar,orta sınıf toplumun kuralları ve anababa disiplini anlamını yitirir.)gelecek öğretilmeyen insanlığa,şirketlerde hiyerarşi öğretilerek,toplumlarda sınıf öğretilerek,düş kurma provası engelleniyor,yaratıcılık engeliniyor,karşı çıkma engelleniyor çünkü kontrol edilecek bir insanlık,güç denen bu şimdiki sistemle güdülüyor…ve ben ve benim gibiler geçmişin enkazında mutsuz bir can çekişle kök arıyorum,zamanın hızına uyum sağlayamadığım için,geleceğin düşü yaratılmayan belleğimde ilkel bir geriye dönüşle ileriye yansıyabilirlikleri,derin geçmiş üzerinden düşünme alışkanlığı edindiğim için geçmişi özlüyorum…geçmişi öğreten ,hücreyi ilkel insanın saf halini,az nevrotik halini benimsiyorum,di’li geçmişle huzur buluyorum..geleceği bilmek bir itilemdir ben geçmişimi biliyorum duraksama istiyorum..gelecek tutkusu öğretilmeyen ben,geçmişin tutkularından vazgeçemiyorum,psikanalize,biyolojiye,psikolojiye sosyolojiye felsefeye tarihe geçmişi şimdiye gömen eğitim sistemine lanetler okuyorum..anılardan nefret ediyorum,yakamı bırakmaması için sırtıma iğnelenen çocukluk eğitiminden nefret ediyorum,daha iyisi için tüm geçmiş bilgiyi belleğime dolduran ve daha sonra psikanalizle bana bunları yorumlatan şimdiden,şimdinin eğitim provasından nefret ediyorum…bu gün nefret etmekteyim bu günden,lanet okumaktayım geçmişe ,uzlaşmak için gelecekle sıfırdan başlayacağım düşümden umulmadık mucize beklemekten nefret ediyorum..ne kadar hızlı koşarsam koşayım hıza karşı provasız olan biyolojimin ,geriye koşma merakından nefret ediyorum..ağır ağır çıkacaksın merdivenlerden sanki yukarda bok var diyen şairden,onun psikolojisiyle düşünmekten ,susuşlarım var içimde ….çocuklarınıza geleceği öğretin sadece..sadece geleceği öğretin ki uyum sağlarken hep bir gülümseme itilimi olsun,hep bir yaratıcılık olsun hep bir eşit düşleri olsun…önceden uyarılmamış insan,şimdiden yansıyan insanlık gibi oluyor….
25 Temmuz 2010 Pazar
-24

düşün,düşü ölümü yeniyor..ama öncelikle onu mümkün kılan şeyi,yani ölümün yenilmez olduğu düşünü...e biliyormusun şu anda gelip önüne geçtiğim monitörde,seni içime kapsadığımı düşün,bu oyunun içinde doğru düşünü algılamak için,eşsiz biçimde bir araya getirdiğimsin ''insanlarla nesneler,tek bir bağlayıcı dokumanın parçalarıdır,dünya çapındaki bir sinir sistemi,insanlığın tüm parçalarını birbirine bağlar ve ben şu anda anolojik bir doğrulukla seni hissederken,duyurmak istediğimin ne olduğunu biliyorum artık..(sahip)olmak-yapmak-olmak baskın bir paradigma ve sen egomun üzerinden bir tırtıl zerafetinle geçtin.'o'nunla geçtin..memnuniyet atmosferimde seni okurken zenginleştirdiğim ''o''nu düşlerken lunaparkta bir çocuktum..seninle ''o''nun düşünden gözlerim yarı kapalı altın bir iğneyle tutturulmuş kelebekler gibi göz bebeğimde orada öylece durdum,sen gözbebeğim,''o''göz kapağım ve ben ikinizin düşünün ortasında günübirlik yaşıyan düş oldum..seni neden kapsadığımı biliyorum artık düşlerindeki içlemde rahatça oynama özgürlüğüm ve sınırsızlığım var çünkü..yaşam ve onun ürettiği bir eklentide bir seçim aşamasında iki bilet aldım senden düş ve düşlenen..iyiki varsın..
-25
sandığımdan kötü değil,atlatılabilir bir hayal kırıklığı,hatta ''denersin olmazsa dönersin'' diyor..konuşmamız gerekeni odaktan uzaklaştırmada stratejiktim,tartışılası konu kendini saklamaya çalışırcasına fenomenlerin arkasına sığındı..sosyal tesisleri göstererek yaptığım psikolojizm ve eklediğim toplumun narsik yarası benzetmesi,propaedeutik makyavelist bir tartışma zeminine taşınmış ve konuşulası üzerinde mütalaa ve baskı yapılası konu kendini saklamıştı..zaman zaman uyguladığım ad hoc hileleri kesinlikle işe yarıyor.. çok geç uyudum ama hoş bir rüyadan uyandım...koşarken rüyamı yorumladım,gizemsel katılımı(Mystical participation )içeren görüntüler,periferik işlevlerin bilincimde kazandırdığım ve motijiyi kırdığımın belirtileriydi..thymus glandımdan yayılan yoğun bir enerjiyle nefes alarak hem karada hemde denizde yüzüyordum..sonuçta buşmanlar gibi yaşamayı istiyor oluşumun,panlojik iki yüzde tavır belirlemek için bir deney olduğu söylüyordum..
24 Temmuz 2010 Cumartesi
-25
-24

bakış açının dışına düşen her parçalanmış görüntüden yansıyan enerjinin içindeki nisbi boşlukta,varoluşsal müstehcen bir çıplaklık yansıyorsa unutma,ahlaki bir örtü için senin düşseline takılanların tümü senin içeriklerindir..cesaretin varsa kendine,soğan soyar gibi kat kat örtülerini çıkartırken sorgula kendini.. sonsuz olma yolunda denetimi ezerek bedende verdiği yola mutlaklık kazandır elindeki kalan son zar örtüsünden bakarken kendine. insan çıplaklığıyla bakıyorsa kendine yolun daha uzun;hem olasılıklar görüş gücüne,hem sonsuzluk bakış açısına,hem de sınırsızların,zorunlulukların ve gerçeğin algılanması gereksinimi bedeninde,içine koyabileceğin bir sen daha var yolun sonunda..ve birde içine sığdırılabilecek enginlikte soyut sevgi;duygusal boyutta buharlaşan düşlerin,jelatinden ter damlalarında yüzülesi bakışların,tuzdan ayrılmış bıcak ucu ayakların,yasak sevişmelerin süngüleşmiş elleri,rüzgerın rodosla acı acı estiği tepeden tırnağa suretin,içindeki boşluklarını dolduran tüyden hacmi zevklerin,sen bir faşistsin dediğin öfken,maskeli karnavala bürünen nefretin,yakıcı titreşimleriyle,civaya dönüşen kinin,yıkanacak..fırça darbeleriyle boyanmadan saf halini bırakacak,bedeli ödenmemiş insanın metaformoz hallerini düşünmeyecek belkide kafka bir daha,ve bir daha daha düşünmeyecek insan..başkalaşmadan kalkacak yataktan,en yalın haliyle gözlerini açtığında bakışları bakış açısının dışında kalan nispi boşluklarda aramayacak kendini,seni aradığı kadar..
23 Temmuz 2010 Cuma
güne dair ''hepsi''nin özeti -25

hiç bir zaman rahat bir ''can çekişme''ye tanık olmuyoruz,hatta artık yaşama uyum sağlamayan bir organ bile,ölüme karşı savaşım verir..doğal,rahat ölümgüdüsünün soğuk kanlılığını dışavuran ölüm,belki de yalnızca ölüm güdüsünün ağır bastığı fantastik arzumuzda olabilir.yaşam nasıl bir doğum sarsıntısıyla başlıyorsa,her zaman da öyle bir yıkımla bitiyor..her şey,can çekişme durumlarında bile,sanki ölümü doğum imgesine göre biçimlendirmeye yönelik geriye dönüş özellikleri ortaya çıkacakmış gibi geçer..doğum imgesi,can çekişmeyi hafifletir..sıkışık anlarda son solunum hareketleri hızlanır,ve ölümle tam bir uzlaşma sağlar. ve cinsel kavgadaki boşalmada olduğu gibi tam bir dinginlikle hoşnutluk belirtileri görüntüler..ölüm uyku ve cinsel birleşme=anne karnına geri dönüşümün çekirdeksel anlamına denk düşer..ve freud der ki;tüm yaşamın amacı ölümdür,çünkü cansız canlıdan önce vardır ve kimilerine göre felsefi soytarılıkla nietzsche der ki;tüm inorganik madde,organik maddeden,ölü organik maddeden gelir;işte hayatın özeti=ölü vucut insan
22 Temmuz 2010 Perşembe
-26

Eflatun mavisi öfkesi,dün geceden beri üzerimde..kıyamet gibi bir gürültüyle,dev bir cam balon dan kaçan sesi,telefonun diğer ucunda,telefonu kapattığımda dahi hala kulağımda soluyan,gerçeğine benzeyiş..hafta sonu yanıma geliyor..benim kararlarımı acımasızca eleştirecek….annemi arıyorum,nasıl üzgün,nasıl kırılmış..
Kararlarını bir daha gözden geçirsen
Sorgulama kısmını geçtim,eyleme dönüştürdüm artık
Üzülmeni istemiyorum,zaten yeterince hayal kırıklığı yaşadın
İnan bana,lütfen inan bana her şey güzel olacak
İnanmaya zorluyorum kendimi
Babam nasıl,çok endişeleniyor hem de çok ,o şartlara uygun yetiştirilmediğini düşünüyor
Her şeye en çabuk alışabilen, insandır anneceğim,
Etrafımdaki herkes ama herkes,yanlış yaptığımı ve hayatımı mahvettiğimi düşünüyor,bunu bana hissettirmek içinde yine sen yapamazsın kelimelerini üzerime tonluk bir toprak gibi döküyorlar..annem bir başka ama,canım canımın yarısı..babam kabullenmekte zorluk çekecek kelimelerine baktığımda daha iyi anlıyorum,üstelik onu da kışkırtmak için elimden geleni yapıyorum izlenimini yaratıyorum sanki..
İki yıl diyordun hani,iki yıl bir hata yapmamaya çalış,işte hiç hata yapmayacağım bir seçim de bulundum..
Kaybol git,bir de orda bir manastır bul,kapat kendini,kendinle seviş
Babacığım,bunu hep istiyordum ama mutlu olacağım inan bana
Ütopik bir dünya kurmuşsun kendine,gideceğin yerde de insanla karşılaşacağını düşünmeden,insan aynı insan olacak
Ben aynı insan olmayacağım ama
Dinlemiyor beni,sıralıyor,dünyanın hiç birin yerinde refah yok diyor,kendi içindeki huzuru,coğrafya değiştirerek ulaşamayacağımı söylüyor söylüyor,kızıyor,ses tonu kırık,bazen kızgınlığının dozunu artırıyor
Gideceğin yer cehennem ve cehenneme kadarda yolun var..
Sonra üzülüyor söylediklerine,prensesim tekrar düşün diyor,olumsuz cevap alınca tekrar köpürüyor….babam ya canım ya,üzüntülerine cevap veremiyorum..kimsede bana cevap vermiyor,oysa sadece beni dinleyen,amaçlarımı,heyecanlarımı,yeni yakaladığım çoşkuları paylaşabileceğim ve bana yanlış yapmadığımı hissedirecek kelimelere nasılda gereksinimsediğim,tek birisi olsaydı yanımda..ve sadece dene bakalım umarım aradığın huzuru bulursun diyebilse…
Belki 5 yıl sonra okuyacağım gitmeden önceki son yazdıklarımı kelimelerimi hislerimi,bunları burada bırakmalıyım ki,muhasebesini yaptığımda doğru ve yanlış arasındaki sınırı görebileyim,kazandıklarımın farkına varayım..sevdiklerimi bırakıyorum,gözü yaşlı,yaşadıklarımla kendimi,fandoru ve 57 model bmw moturumu…bunların dışında hiçi…..
21 Temmuz 2010 Çarşamba
cevap
ısrarlı ve inatçı sorularınıza cevap vermeye,tarafınızdan mecbur bırakıldığımı hissediyorum..hayır başka bir blog açmadım,daha öncesinde kapattığım bir blog var ve ondan çağrışımlarda bulunduğum yazılarımı bu blog'a aktardım.. yani şu anda cevap vermeye mecbur bırakıldığım bu blog dışında,hiç bir blog da yazmıyorum..yazdıklarını inanılmaz derecede kendime yakın bulduğum sadece bir blog'ta bir kaç yorumum dışında sanalda hiç bir yerde facebook ve twitter de dahil hesabım yok..bu açıklamadan sonra şunları söylemeliyim ki,aradığınız,sanırım kendiniz..uzun bir süre aynı arayışla bende tanımsız işaretsiz el yordamıyla ,isimlendiremediğim arayışım mevcuttu..bir kaç çelişkim dışında,doğru bir karar verdiğimi düşünerek,arayışıma ad buldum..ben öteki tarafımı arıyorum ve onunla birleşme güdüsü içindeyim..umarım en kısa zamanda nasıl ve niçinlerinize cevap bulabilirsiniz..sizin cevabınız ben olmadığıma yürekten inanın..sevgiler..
ö.ç-41-

Aydaymışım gibi dış dünyanın dışında atan kalbimin ritminde benim olanı atımlarımı dinliyorum..zaman ve uzamı kendi sınırlarıyla gerçekliğin görüş alanından uzaklaştıranların müdahalesiyle ritimlerim uzaklaşıyor, bana yaklaştığında ise sesin unutulmuş kimliklerin boşluktaki metafiziksel formuna çarpma şiddetiyle iç kulağımda yankılanıyor..uçuşmuş kimliklerin serserice etrafta oportünist eylemleri biçimsel,olguyla değer arasındaki ayrımı geçerek hareketlenmesi ,her geçen gün biçimi olmayan bedenlerde nefese dönüşmesi beni m kalp ritimlerimi dinlememi artırıyor..ritimsizliğe yenik düşmek için uzaklaşarak geldiğim,deniz kıyısında,suya ve tuza olan tutkumu,ritimlerimi baskılamak için kullanıyorum..kendimi isteksiz ve boş mizaçlara bırakarak, zamanın kuralsız tepisini izliyorum.dalgasız bir gün varlığını serpmiş sere serpe deniz,rotadan ayrılmadan sallanıyor ara sıra,tuzunu ise rüzgarın insafına serpmiş gibi bocalamış ne çare,rüzgar kımıldamıyor bile tenimde,tuzda taşımıyor,ruhta..kızgınlığıma ilada bir kalıp bulmaktan öte en sevdiğimden yoksunluğun acısını rüzgara dillendiriyorum,rüzgarım ruhunun deli kızıyım,anneciğim işte senin yine koruyucu ağzının menzilindeyim,biliyor musun aramıza girecek kadar becerikli ve sinsi hiç kimse yok, elbette deniz hariç ,kötülerin eriminin dışında yalnızlık hiç bozulmadan saf haliyle okşadığında beni,üzerinde gezilmiş kıyıların ayaklarıma bakir bakacak..öç alınmış duygularım yok ki benim serpecek,kendime öfkeliyim,nefret bulandırmadan bakarken,evrenin cüzamlı derisi görünüyor,inatçı bulaşkan görüntüsüyle..buzulların üzerinde siyah gözlükle gezmeyi reddettiğim için kendime kızgınım..çıplak gözlerim donuyor..hep perspektif içinde,gerçeklik içinde gerçekleştirme olanaksızlığının olasılığını doğurmasaydım içinde,bir bebek kadar takılıp kalmazdım,her şeyin iyi olduğuna,şiddetle iyiliğe ve güzelliğe iç gereksinimimin doğuşu,sanrılı doyumların gereksinimiyle çatışmazdı zamansızlıkta,uzamın aynı ana rastlamasının mı hezeyanları..benim beşinci töze ihtiyacım var,insanları saran beyaz kefensi görüntülerini görmekten öte bulanık balcık kıvamında gözümden giriyor..hadi o zaman gözlerime hükümsüz ol filtrele görüntüleri içimde taze bir beyaz kalsın.. ve benimin evriminin biyolojiyle sınırlamamak için merkezi sinir sisteminin ötesinde evrim geliştirerek farklı niteliğe bürünmesini istediğim güdülerimi, salt biyolojik yapıdan öte dış dünyanın etkisiyle de,psikolojik evrimi yaratıp ,yatırdığım bu her tarafından güç yayılan denizde bocala.. okşamak istiyorum gözlerimle,filtrelemiş beynimin içinde engin bir maviye dönmüştü rüzgar sesime cevap veriyor du. ..hem yürüyor,hem de psikolojiyle sulandırdığım denizin tenimde dolaşarak oluşturacağım , tekhne ve argümana lezzet katması için çıplak ayaklarımı sulara bırakıyorum ,dizlerimin altında ölçülü yatıyor…rüzgarla konuşan bir kızın,denize dökülen hüznün ve melenkolisinde odipus kompleksinin pek de moda olduğu dillerden, denize savurmak gerekiyor hikayesini,iyi o halde düşlerin esintisini tiz çığlıkla bize ulaştıran pedogojik eroslardan tizlikleri ve sıyrıkları savuralım önce ayaklarımızdan aşağıya boşaltalım..ohhhhh diye bir çığlığın ayaklarımın parmak uçlarından ivmeleşerek bedenimde dolaşıp akciğerlerimle oynaşıp ses tellerimde ritimli senkrasyonlarından sonra dışarıya fırlaması ve boşlukta değilleme uçuşan kimliklere değerek akis yapmasının keyfini defalarca tatmama rağmen ,aynı titreyle bedenimde ölçümünün tadını çıkartıyorum. Ohhhhh.. Çığlık size benim kelimelerimden sonra ulaşacaktır,çokta kulak kabartmayın…ve geriye kalan sevgide , önemli iki ana karaktere dönelim,anne ve babaya..nerde korku varsa orda tanrı yoktur,ben tanrıya yoksunum korkum bir daim boşluğum,iki ana karakterin yokluğunun yoksunluğunu hissetmektir benim korkum. sözleriyle doğrulamalara giden sevgi yle bütün zincirine, uzandığımda onları rüzgara ve denize özdeştirmenin tadını bir tek ben bilirim..birde rüzgar ve deniz..bende gemi,küçük gemi..ben rüzgarın deli kızı,denizin vazgeçilmez tuzuyum..uzak kaldığım özlediğim zamanlarda koşarım kendilerine rüzgarla konuşur denizde savrulurum düşlerimi,ikisi de dinler,ikisini de dinlerim cevaplarını sonra soluğumun doluluğuyla telefona sarılıp duyarım seslerini…ayaklarım hissetmemeye başladığımda denizden çıkıp yürüdüm sahilde topraklara taşlara değdi ayaklarım ,kızgınlıklarım öznesinden ayrılmış kumlara yansımıştı,taşlara yansımıştı sadece acıyan yanım ayaklarım dı..kızgınlıkların üzerinden yürüyerek yoluma devam ederken,üzerine bastıklarıma minnetlerimi ekliyorum,çünkü ayaklarım müdanasız yolunu iyi bilirdi…eve geldiğimde uzattım uzun süre izledim onları,ruhumdan tüm fazlalıkları gereksizlikleri boşaltığım ayaklarım ,oracıkta uyurken, ben diane setterfield’in On üçüncü hikaye sine dünden bıraktığım yerden okumaya başlamıştım. ikinci karakterlere takılıp kalmayın. bu onların hikayesi değil. gelirler ve giderler ve gittilerse bu onların yararınadır. kelimelerini yüksek sesle tekrar edip,uyumuşum..kendi doğumumu gördüm… Her ne kadar özel bir insan olsam da kendi doğumumu hatırlayacak kadar özel biri değilim kelimelerine inat..doğumumu gördüm..unutmamak üzere hafızamda yerini aldığında kalbimin düzenli ritminin sesinden,ayaklarım uyanmıştı..
ö.ç-38-

gün doğuyor..içimdeki meryem buz kozasında kozasında bedenini sergiliyor..bir dudakta alevlenebilirmi varlığım.. yenileyecek bir sıcaklıkla eritebilirmi soğuyan bedeni..ölü meryem gözlerini açabilirmi,hiçlik adına..yoksa susabilmelimi kozasının içinde,gün doğuyor bedeni soyuyor meryemin kozasında küçük bir delik var bedeninin ısısını yerkürede ıssızlaştıran,gün doğuyor güneşi görüyor esrik ısı,ruhunu kaybetmiş meryemin bulutların içinde gömülmüş hayalini görüyor dokunuyor hayalete,parçalanıyor hayalet ..buz kristalleriyle dökülüyor tekrar buz kozasının delik kısmını genişletmeden onarıyor..içimde meryem buz kozasında ölüyor..kimse bilmiyor…tuz sevginin en değerli objesidir oysa,gözyaşından önce ruha dokunur önce,içteki yaraların üzerine dökülür serserice,can yanar gözyaşında tekrar nefes bulur ,bir zaman acı, emek döngüsünde kavramlaşır,gözyaşını silen parmak uçlarında..bakışlar sadece erojen bölgeleri okşar ,ruhu okşayan ruhu öpen ruhu kucaklayan içindeki yaralarda kaynayan tuzun,kaynama derecesinde bıraktığı tortudaki nicelikte belli olur..kimse içindeki acıyı ve içindeki kendini sevdiği kadar ötekinin bakışında sevgiye anlam kazandıramaz..kendini sevmesini sağlayan erojen uyarıcıya ihtiyatı bundandır..içimdeki meryem üşüyor,bakışın yakıcılığında üşüyen bedenini terletmek için,tuza çevirmek için inanmak istiyor..tuz kadar lezzetli bir şarap olduğuna…tuz kadar yakıcı ve tuz kadar vazgeçilmez içilesi olduğuna..erkeğin avcundaki şaraba uzanıyor,kozasından avcunu yalıyor içi yanarcasına,erkeğin avuçları kanıyor
ö.ç-37-

Yaşama yönelik bir olumsuzlama içine itilmiş,lebensneid derin içerlemeleriyle,varolma karşısında duyulan derin benmerkezcil isteklerin ve dışsal dünyaya ilişkin yansımaların çatışma şiddetini görüyorum,insanların şişirilmeye musait kompozisyonlarında,hayali bir öz gelişmeye yönelik bir aşağılanma şeklinde görüntü veriyor..çephelerinde kendine ve başkalarına düşmanlık ve aşağılık duygusu olarak geri dönüşümü kendi kendini yok oluşunu,paramparça oluşuna seyirci kalması çekici bir intikam alma görüntüsünde yer alıyor..yaşamın önerdiği her şeye hayır demek;kişinin kendisini ortaya koymasının elinde kalan tek yolu olur..bu denli bir yıkıcılığın özgelişmeyi nedenli yasaklayıcı oluşu,her zaman için ağırlık ölçüsüne bağlıdır..ve başkaları karşısında atılan zafer çığlıklarını,kendi yaşamında yapıcı bir şeyler yapmaktan çok daha önemli olduğuna inanların,kafalarında aşağılık bir yumuşaklığın ve sıradanlığın belirtileriyle kendini ele veriyor..özünü yitirmiş ve artık olasılıklarla,olasılıkların gücünü hesaplama girişimleriyle;kendi ağırlık merkezini yitirmiş,ve hasar gören egonun,dışarıdan başka güçler tarafından yönlendirilişi kaçınılmaz bir hal alan insancıklar..aşırı ölçüde uyarlanabilmiş robotlar gibi aynı sözleri tekrar ediyorlar..tek varolma hakkını başkalarına hizmet ederek yararlı bulup,kendi içindeki ağırlık merkezinden yoksunluğuyla verimliliğini,içindeki yönelim duygusuyla başkalarının gözünde yaralı bir hala dönüştürmek için rol yapıyorlar
ö.ç-35-

bedenimin ,nefesinden firar eden ısısı,parmak izlerini bırakmak istemeden ,çarçabuk sıyrılıp kendini yok etmek istercesine içimde kuruyan yağmur damlalarına dönüyor,iz bırakan lekeli görüntüleriyle ağzımın içinden üflüyorum..çiseliyor, ıslaklığını içime tüketerek yeniliyor kendini,beden arzunun dilini konuşur,onu simgeleştiren bir düşselliğin aracılığıyla dile ulaşır..bedenim kendi arzularını dile getirmek için yağmur damlalarıyla sağanağa dönüşüyor gözlerimde …maddesiz değil esnek bir bölümü düşüyor avuçlarıma….içiyorum…
ö.ç-32-
27 gün kala..yoksulluğum 400 bin..zenginliğim kazanılmış 400 çığlık...maddeseli lösemi derneğinde değiş tokuş ettiğim ve içimde daha hızlı artan bir tinsel zenginlik.ilk defa doyumsal bir kazanımda hissediyorum.. sadece 10 binle kurmaya çalışacağım bir arayışın ilk durağında,göreceğim umutlu 10 bin çocuk gözü....kendi tarihimi kendim yazacağım,bu gün aldığım daktilo göz kırpıyor..
ö.ç-31-

Şövalye blaubart ölü kadınları
Bir barış çağının başlaması gerekiyor artık…erkeklerin bitip tükenmeyen savaşlarından,insanlığın başını dinleyeceği bir çağın açılması gerekiyor.öyle savaşlar ki bunlar,nedeni yine biz kadınlarız.çünkü erkekler,bencil bir sahip olma hırsıyla dolu ikili ilişkinin ,evliliğin zincirlerine vurulmamak için için,kaçıp oyun masalarında spor ve savaş alanlarında bir araya toplanıyorlar;her vakit düellolara kalkışmak,savaşlara tutuşmak için gizli bir dürtüyü ruhlarında yaşatıyorlar.. ele geçirmek,kendilerinden kaçtıkları kadınları kazanmak için rakiplerini yok etmeleri gerekiyor sanki.çünkü kadın yeryüzünün ve onun nimetlerinin ilki, ezeli_maddeseli ni temsil ediyor..
ö.ç-31-

Şövalye blaubart'ın ölü kadınları....
Bir barış çağının başlaması gerekiyor artık…erkeklerin bitip tükenmeyen savaşlarından,insanlığın başını dinleyeceği bir çağın açılması gerekiyor.öyle savaşlar ki bunlar,nedeni yine biz kadınlarız.çünkü erkekler,bencil bir sahip olma hırsıyla dolu ikili ilişkinin ,evliliğin zincirlerine vurulmamak için için,kaçıp oyun masalarında spor ve savaş alanlarında bir araya toplanıyorlar;her vakit düellolara kalkışmak,savaşlara tutuşmak için gizli bir dürtüyü ruhlarında yaşatıyorlar.. ele geçirmek,kendilerinden kaçtıkları kadınları kazanmak için rakiplerini yok etmeleri gerekiyor sanki.çünkü kadın yeryüzünün ve onun nimetlerinin ilki, ezeli_maddeseli ni temsil ediyor..
20 Temmuz 2010 Salı
ö.ç-30-

sürgündelik nevrozu.
kayıp olan dört elementte mi yaşamak,beşinci elementte yaşıyorum..birbirinden ayrılmış nesnelerin;gücün ve yerin,ataşin ve suyun, erkeksel'in ve kadınsal'ın tinselin ve maddeselin birleşmesine yönelik..jung der ki her kadın karşıtlarını birleştirmek gibi bir eğilim yaşar içinde,çünkü özben tam anlamıyla bir karşıtlık birleşiminin simgesidir.bilinçli bir yeteneğe dönüştürdüğüm,eğilimler kozmik bağlılığımın ve yaşadığım karşıt dünyalarda yolunu izini bulabilme yeteneğine dönüştü..5 element ve aldabaran önderliğine bıraktığım pusula..yurdundan içlere doğru yürüyüş..ve animus zamanı geldiğinde bizbirbirimizi bulmuş olacağız,bilinçdışı derinliklerimde,embiryonel bilinçdışında yan yana gelip iç içe geçecek filogenetik kolektif bilinci,bilinçsiz özbenimiz oluşturuyor değil mi..ve bu özben adeta alşimistik bir işlemle en çok kendimizin saf cevherine dönüşüyor..sesimi özgürlüğe kavuşturmalıyım..gitmeye 28 gün kala..
19 Temmuz 2010 Pazartesi
sade bu gece için....
kipriklerindeki adsız serzenişler,kadehime karıştı bu saatte..yudumladığım an'a vuslat oldu sözlerin..içmezse gözlerinde boğulacak zaman...sen ne güzelsin
http://video.google.com/videoplay?docid=6915864176562480790#
http://video.google.com/videoplay?docid=6915864176562480790#
http://www.dailymotion.com/video/x4v4pu_attila-ilhan-pia_music
Alıp başını gidiyor,sebepsiz ayrılık
Kirpik uçlarında adsız serzenişler,
Gözlerinde sedefsi pembelik
Düğümlenmiş sözcükler
gırtlağında
tebdil
alıp başını gidiyor sebepsiz,gidiş
tut elimden diyecek kadar
cesaretsiz
gitmezse gözlerinde boğulacak
zaman
vuslatta çürümeyecek
bedel
tebdil
Alıp başını gidiyor,sebepsiz ayrılık
Kirpik uçlarında adsız serzenişler,
Gözlerinde sedefsi pembelik
Düğümlenmiş sözcükler
gırtlağında
tebdil
alıp başını gidiyor sebepsiz,gidiş
tut elimden diyecek kadar
cesaretsiz
gitmezse gözlerinde boğulacak
zaman
vuslatta çürümeyecek
bedel
tebdil
ö.ç-29-
ö.ç-28-

toplumumuzun ortaklaşa düzeyinde yine aynı paronayak tepkiler görülüyor..kamu işleri ve seçimler sırasında karşıt değerleri devreye sokmasını iyi biliyorlar
''iyiler'' ve ''kötüler''

bir mücadele sırasında,ortaya çıkan ortaklaşa paronayak bir tepki,tüm kusurları,tüm suçları kıyıcı kesilen ,düşmana yükler...
18 Temmuz 2010 Pazar
ö.ç-26-
Nabzını alamıyordum,ellerim göğüs boşluğunda.bir iki üç,bir iki üç..kundaklanmış bir bebeğin ,içine batan kolları ve bacakları gibi sessiz ..bir ,iki ,üç.. uzuvlarının hareketsizliğini parçalayacak şiddetle kalp masajı yapıyorum… gözbebeklerinden sürgün bir çığlığın düşmesi için bir,iki bir..dudaklarım ağzında,gölgemi üflüyorum hırçın bir şiddetle..tüm bedenindeki boşlukların genişleyerek çıkarttığı sessizliğin avuçlarımda parçalandığı vuruşlara karışıyor yok oluşu .bir iki üç..dudaklarım bedenindeki en küçük tüy sessizliğini emmeye hazır,iştigal bir nefes çekip tekrar üflüyorum..gögüs boşluğu kabarıp sönüyor,vicdan ve suç arasında,avuçlarımda yaşamın tüm enerjisinin,alışılmışlığın çekiciliğiyle iri damlarına dönüştüğü parlak bir ter ıslağı sıvazlamış,basıncı dökülmüş göğüs boşluğuna..bir iki.bir iki.hadi hadi hadi hadi.. röntgen moru gözkapaklarında,bir kıpırdanış mı,ellerim nabzını yokluyor,yağmur sağanağına karışan nabız atımlarında,bir çiğ tanesi sanki..tüm bedenimi saran,damarlarımda bir şimşek gürültüsüyle geçip,gırtlağımı parçalayarak çıkan bir ses ..yaşıyor…yaşamak,hele birinin yaşaması için avuçlarımdan ve içimdeki boşluklardan dökülen iğfal eden bir nefes’in zamanın dışından gelen bir bedende zamansızca çırpınışı..içimde yayılan huzur…yaşıyor.. saat 24:05 den itibaren aynı huzurla gülümsüyorum,düşlerini yaşamak için, nefesimi bağladığım 52 yaşındaki bu insanı düşündüm,ve o anda bir irin gibi içimden boşalan bir ses ‘’beni yaşatmaya çalışman nasıl bir bencilliktir’’bu sesten kurtulmam için daha kaç bedene nefesim geçecek,bilmiyorum..bildiğim en güzel huzur ama biliyorum,birilerin yaşamasına gerekli olacak bilginin,nefesim ve avuçlarımla iş görmesi..pipomu yakıp kahvemi elime aldığım bu saatlerde doyum kazandığım bir nefesi ,yaşamayı bana sevdiren,enerjimle geri gönderiyorum..iki kere aşık oldum,iki kere aynı şiddetle aşık oldum,iki kere heyecanlarımın katsayısını yaşadı bedenim ,unutulmaz anlarıma şahit gözlerim,sevinçlerime yüreğim..unutulmaz doyumlarım ,yansıdı tablolarımda,düşlerimde ..tüm bedeni parçalandığında,hastanedeydim,ve o gün inanılmaz derecede mermi hızıyla ıslık ıslığa geçiyordu tuhaf tarifsiz bir acı,sanki bir ses bu gün en büyük acıya tanık olacaksın diyordu..her gün gördüğün ama diğer arkadaşların gibi hala benimsemediğin ,mesleğinin görebileceği en büyük acıyı yaratan şiddetle görüntülere tanık olacaksın diyordu sanki..bir saat sonra bir sürü parçalı ceset önümdeydi..ve kana bulanmış kopmuş bacağını görmüştüm önce,onca parcalı cesedin içinden,ve ucunda acılarımı çoğaltan postalı ,acımın ilk mezar taşı olmuştu,ona sarılıp çığlığa boğulan nefesimle aramıştım ,bedenlerin içinden başını gögüs boşluğunu,onu yaşatamadım,çığlıklarımla yaşatamadım,beni bırakma beni bırakma dedim ,tüm enerjim bileklerimde kırılmıştı..onu yaşatamadım..tüm bedenim onun kanıyla yıkanmıştı tüm acım postalıyla gömüldü içime…ve bundan daha büyük acıya tanık olamazdım sonraki yaşamımda derken;daha büyük acıya tanık olacak bakışlarım ve kulaklarımda kendi çığlıklarımı ikinci kez dinleyeceğim acıya tanık oldu kulaklarım; ’beni yaşatmaya çalışman nasıl bir bencilliktir ‘ carcinoma –HCC ve ben onu yok ettik,benim bakışlarımdaki acı,karsinomanın acısından üstün gelmişti…onun nefesine dokunamamıştı bileklerim,kılını kıpırdatmamıştı,onu kalp masajı yapacak olan avuçlarımda potasyum vardı çünkü..gitme gitme diye haykırışlarıma kulaklarım alışkınmıdır nedir,benim için dehşet kelimelerdir..ve bu yüzden ,yaşamdan terk eden olmadım,olmayacağımda ,çünkü gitmemeyi seviyorum,tekrar gelmeyi seviyorum,nefesimi seviyorum,insanı seviyorum…gitmemekle doyumdayım,ihtiyari bir huzur,genç bedenimin dışında sıva..yaptığım her kalp masajında aynı tını gitme gitme gitme…1 ay sonra,tüm yaşadıklarımı arkamda bırakarak ayaklarım yeniden yol alacak,yaşamak için gidecek..hayatı seviyorum,tüm olumsuzluklarına acılarına rağmen….atilla ilhanın nefesinden dinliyorum sesini şu anda
eylül'ün cesedi çamurda yatıyordu
gülhane parkı'nda bıçaklamışlar
cesedin ağzından kan akıyordu
kıpkızıl sakalları uzamıştı
suna su karanlıktan korkuyordu
sıçramış uykusundan uyanmıştı
kalbini sımsıkı elinde tutuyordu
eylül'ün gözleri camlardan bakıyordu
kirpikleri yoktu dökülmüştü
suna su kalbinden korkuyordu
her sene bir eylül bıçaklanır
ufuktan martılar dökülüşür
sonbahar istanbul'dan utanır
kanlı ellerini saklar utanır
elleri bir serçe gibi üşür
ben hayallerimden utanırım
suna su parça parça uyanır
bulutlar parça parça düşünür
her dakika bir roman yasanır
her dakika bir yola düşülür
öpüşülür öpüşülür öpüşülür
ufuktan martılar dökülüşür
denizin gözü kanlanmıştır
içimdeki volkan uyanmıştır
istanbul külrengi yıkanmıştır
ben yalnızlığımı giyinirim
suna su hayallerini giyinir
ellerine eylül bulaşır
kalbini bir yerlere koyamaz
düşünür düşünür düşünür
hele 25.kısım yok mu.......
Işıkları söndür suna su
Vapurları duyacağız ha
Dün gece uykumda sıçradım
Beni mi çağırdın suna su
Nereye gideceğiz ha
Yabancı değil ben kaptanım
Aç kapıyı suna su
Büyük yağmurda ıslandım
Şarabın var mı suna su
Sabahı bulacağız ha
Kadehini dinleme çıldırırsın
Elimden gelmeyen bir o
Bütün trenleri kaçırdım
Saatin kaç suna su
Yarın öleceğiz ha
eylül'ün cesedi çamurda yatıyordu
gülhane parkı'nda bıçaklamışlar
cesedin ağzından kan akıyordu
kıpkızıl sakalları uzamıştı
suna su karanlıktan korkuyordu
sıçramış uykusundan uyanmıştı
kalbini sımsıkı elinde tutuyordu
eylül'ün gözleri camlardan bakıyordu
kirpikleri yoktu dökülmüştü
suna su kalbinden korkuyordu
her sene bir eylül bıçaklanır
ufuktan martılar dökülüşür
sonbahar istanbul'dan utanır
kanlı ellerini saklar utanır
elleri bir serçe gibi üşür
ben hayallerimden utanırım
suna su parça parça uyanır
bulutlar parça parça düşünür
her dakika bir roman yasanır
her dakika bir yola düşülür
öpüşülür öpüşülür öpüşülür
ufuktan martılar dökülüşür
denizin gözü kanlanmıştır
içimdeki volkan uyanmıştır
istanbul külrengi yıkanmıştır
ben yalnızlığımı giyinirim
suna su hayallerini giyinir
ellerine eylül bulaşır
kalbini bir yerlere koyamaz
düşünür düşünür düşünür
hele 25.kısım yok mu.......
Işıkları söndür suna su
Vapurları duyacağız ha
Dün gece uykumda sıçradım
Beni mi çağırdın suna su
Nereye gideceğiz ha
Yabancı değil ben kaptanım
Aç kapıyı suna su
Büyük yağmurda ıslandım
Şarabın var mı suna su
Sabahı bulacağız ha
Kadehini dinleme çıldırırsın
Elimden gelmeyen bir o
Bütün trenleri kaçırdım
Saatin kaç suna su
Yarın öleceğiz ha
16 Temmuz 2010 Cuma
ö.ç-25-

belki içimizdeki doğal tutkularımız esasında gurur kadar güçlükle altedileni yoktur gerçekte,ister gizle ,ister boğuş,ister çökert yere,ister boğ at,öldürebildiğin kadar öldürür kendisini,yine sürdürür yaşamını ve bir köşeden başını çıkartır,ben burdayım der sana;çünkü desem ki onu düpedüz altettim,belki alçak gönüllüğümle bu gururlanışımda yine yaşayacaktır.
ö.ç -25-

Bir çıkarıma gitmelimiyim sorusunu kendime sorduğumda,yazacaklarımın bir çağrışımın sonucumu,yoksa bir verimliliğe haksızlık etme düşünceleri arasında gidip gelirken,henüz adlandıramadığım bir duygunun bende yarattığı bir kendi tenine yatırılmış özgeciliğe karşı oluşturulmuş,ikinci bir özgecilikmiydi..ve bunu tanımlayabilmem için yazdıklarımı,sonrasında yorumlayarak ulaşabilirim sanırım..kendilerini kendi öz yaşam biçimlerine uyarlama konusunda sadece yükümlülüklerini yerine getiren,bunu sorgulamalarına rağmen anlam veremeyen bir metinden arta kalan so little time kitabından çıkardığım anlama benzer,yakınlıktı..gündelik yaşamın sadistlik eğilimleri ki(freud’un içgüdüsel sadistlik eğilimleri gibi değil,çünkü psikanalitik ilgi büyük ölçüde sadistlik sapmalara odaklanmıştır) ben bu konuyu ne herhangi bir türden kendini ortaya koyucu yada saldırganca davranışın;içgüdüsel sadistlik eğilimlerin bir değişik biçime sokulması yada yüceltilmesi olarak düşünmediğim gibi,aynı zamanda Freud gibi güç kazanma çabasının bir biçime sokulması olarak ta görmüyorum..çünkü güç kazanma çabası sadistçe olabileceği doğrudur;ama yaşamı kıran kırana bir savaş olarak gören bir insan için bu sadece bir yaşama savaşına karşılık gelebilir.işin doğrusu bunun nevrotik olması da gerekmez,bu ayrım yokluğu nedeniyle sadistlik eğilimlerin alabileceği biçimlerin genel bir tablosuna,nede kesin olarak neyin sadistlik olduğuna ilişkin bir ölçüte sahip olmadığımızı bilerek,bunun adlandırmasını bir sezgiye bırakıyorum,bunun kolay kolay nesnel ve inanılır bir gözleme yol açmayacak bir durumdur ki,sezgilerimle gözlemlerimi ilişkilendirerek devam edeceğim..okuduğum metinde ısrarla,metini kaleme alan kişinin kişisel yada genel içerikli bir mücadeleye girdiğini ve mücadele biçiminde düşmanlarına olduğu kadar,kendi yandaşlarını da yaralamak gibi zorunlulukla hissettiğini düşündüm..kırılganlıklarında ,içgüdüsel korkuların etkileriyle,nesnel kışkırtmayla orantısız olmasına rağmen,öznel açıdan bu kışkırtılmayla oldukça orantılı bir güçle misilleme yapmak isteyebilir..yine de bu çizgide kişinin kendini aldatması kolaydır.gerçekte sadistçe bir eğilim iş başındayken çoğunlukla haklı çıkarılabilecek bir tepki öne sürülür,ama ikisini birbirinden ayırmakta çekilen zorluk,,tepkisel düşmanlığın var olmadığı anlamına gelmez.yaşamak için savaştığına inanan tipin kullandığı kırıcı taktiklerin,zarar verme temel bir niyetten çok,kaçınılmaz bir yan üründür,eylem türü saldırganca da olsa kötü bir ruhla yapılmadığına inanıyorum.böyle bir insan başkalarını tutsak etmek yada özelde eşi(arkadaşı) tutsak etmek isteyebilir.onun,kurbanının,üstün insanın kölesi olması,hem kendine ait arzulara,duygulara yada girişim gücüne sahip olmayan,hem de sahibi üzerinde hiçbir hak isteği bulunmayan bir yaratık olması gerekir.pygmalion’da prf.higgins’in elizayı şekillendirmesi gibi,ona şekil verme biçimi alabilir.ebetteki her sadistçe özlem köleleştirmeyi amaçlamaz.bir başka sadistlik,bir aletle oynar gibi başka bir insanın duygularıyla oynama ediniminde doyum bulur.kierkegaard,diary of the seducer adlı romanında;kendi yaşamından hiçbir şey beklemeyen bir erkeğin,kendini nasıl hepten bu oyuna kaptırabileceğini gösterir..söz konusu erkek,ne zaman ilgi göstereceğini ve ne zaman ilgisiz kalabileceğini bilir.kendine yönelik tepkileri önceden algılama ve gözleme konusunda aşırı derecede duyarlıdır.yine kendine yönelik ilginin sahibinin ,erotik arzularını,nelerin alevlendireceğini ve nelerin denetleyeceğini bilir. kurnazca bu tasarıların çoğu bilinçsizce gelişir.bu çekme ve reddetme,büyüleme ve düş kırıklığına uğratma,yüceltme ve küçümseme,sevinçle doldurma ve hüzüne boğma oyunudur.karşıdaki insan her an dolaylı-dolaysız isteklerle karşı karşıyadır.bunu yerine getirmeyince,küçük düşürülme veyahut suçluluk duygusu aşılanır.bu istekler nesnel şeylerle,cinsel ihtiyaçlarla ya da kariyer kazanma konusundaki yardımla ilgili olabilir,özel ilgiye,tam bir tapınmaya,sınırsız hoşgörüye yönelik istekler olabilir..bunların içeriklerinde özellikle sadistlik olan hiçbir şey yoktur..sadistliğe dikkati çeken şey,hangi yoldan olursa olsun,karşısındakinin,coşkusal açıdan bomboş olan yaşamı doldurması gerektiği yolundaki beklentidir.sadist kişinin hiçbir zaman bir şey vermek istemediğini söylemek yanılgı olur.belli koşullar altında cömerttir.sadizme özgü olan şey,alıkoyma anlamındaki bir cimrilik değil,,bilinçsiz olmasına karşın,başkalarını engellemeye-sevinçlerini öldürmeye,beklentilerini düş kırıklığına uğratmaya yönelik- çok daha aktif bir dürtüdür.bu eğilimlerin amacı nedir,böyle davranmaya zorlayan iç zorunluluklar neler olabilir;cinsel itki sapmasının dışavurumu olduğunu söylemek bir yargıya girer,temelsiz kalır..her ne kadar cinsel davranışta dile gelebileceği doğru da olsa; kişilik tutumlarımızın tamamının,tıpkı çalışma biçimimizde,yürüyüşümüzde,el yazmamızda olduğu gibi,kendilerini cinsel alanda da dışa vuracakları yolundaki genel kurala karşı istisna değildir.arayışları belli bir heyecan eşliğinde ya da açgözlü bir tutku eşliğinde sürdürdüğü doğrudur.yine de bu heyecan ve haz etkinliklerinin cinsel bir yapıda oldukları sonucu yalnızca,her heyecanın kendi içinde cinsel olduğu önermesine dayanmaktır.olanca umutsuzluğun kendi içinde yattığını görmediği için,bundan başkalarını sorumlu tutması gerekir.insanlar onun yaşamını yıkmışlardır,dolayısıyla bunun bedelini ödemek zorundadırlar.içine sızan bu kincilikle öç alma arzusunu bilinçli yansıtır.kaybedecek hiçbir şeyi olmadığı için kazanma dışında bir olasılık olamaz.bu olumlu bir amaç olabilir ve avuntu girişimi ele alınabilir.bu amacın peşinden tutkuyla koşulmasının nedeni,başkaları üzerinde zafer kazanırken,kendi umutsuz yenilgi duygusunu saf dışı bırakmasıdır..bu yıkıcı eğilimlerinin altında acı çeken bir insan buluruz.onun,kendisini dize getiren bir yaşamın karşılığında bir bedel,bir tazminat arayan umutsuz bir birey olduğunu görürüz..
Sonuç:iki kere okudum,hala yoğun sempati duyuyorum..burada anlatmaya çalıştığım o değil , kendim de değilim,bilinçaltımın dil sürçmeleride değil,oluşturmaya çalıştığım bu kalıp,içine şıp diye oturacak sevmediğim bay figür’e ait..o halde lirik ve karşı çıkılabilir bir portre neden çiziyorum,tepisel düzende (arzu,cinsellik ve saldırganlık)alt ben’in olduğu yerde,ben ortaya çıkmıştı ve ben bilincin usdışı olgularıyla kısmen bir egemen olma düzeyinde kendimlemi savaşıyorum,zihinsel işlevine karşı geliştirdiğim bir kıskançlık,şiddet,yaşam ,ölüm,arzu cinsellik temsillemeye gölge eden modernliğin büyük örtüsünü mü kullanıyorum.uyarılmış bir temsilemeden çok,kışkırtılmış bir temsillemenin gücüne mi boyun eğiyorum..(bilinçdışının kendi hedefleri,kendi amaçları vardır,bunlar bilince ait değildir..) ve dibini kazan sessiz bir tümceyi yakalıyorum..zihinsel işlevini kıskandım..bay figüre ait nefretimin gölgesinde…bu nasıl berbat bir duygu ,nasıl içime gelip böyle kolayca sızdı,yoğun terapiye almalıyım zihnimi...
15 Temmuz 2010 Perşembe
ö.ç-24-

İnanılmaz keyifli bir gün,peguy’den amaçlarını yitiren ve boşuna dönüp duran insanları konu edindiği şiiri okurken,kimi zaman hissettiğim duyguları bu gün aldığım ve artık gitmek için gün saymaya başlayacağım enfes haberle hissetmiyor oluşumdan olsa gerek,bir kez daha okudum
Uzun ve çamurlu yolda dolaştıktan sonra
Tapınağın eşiğini aşmadan önce
Ayaklarını iyice temizler içeriye girmek için
Çünkü yolların çamurları kirletmemelidir tapınağın taşlarını
Ama bir kez ayaklar temizlendi mi
İçeri girmeden önce
Ama bir kez içeri girildi mi
Artık ne ayaklar düşünülür
Ne tapınağın taşları
Bir kez silinen ayaklar unutulmuştur artık
Bakışlar yalnız sunak’a çevrilmiştir..
Başını çevirip kendi ayaklarına bakması yada arzu edilen amaç için önüne doğru bakması,işte ikilem buradadır,amaca yaklaşmak yaya yaklaşmak istiyorsam,her adımda ayaklarımın tozlarını sildiğim zaman oraya varamam..sanırım çok çelişki yaşamayacağım garip bir burukluk çökse de üzerime alışkanlıkların lanet bağımlılığının yarattığı durumun etkisidir..bu günde tüm çağrışımları ayakla zenginleştirdim..ciddi ciddi ayak fetişistimiyim neyim..bu günden itibaren gideceğime gün saymak yerine sevdiklerimin hepsini kucaklayacağım,hatta sevmediklerimi bile…
14 Temmuz 2010 Çarşamba
13 Temmuz 2010 Salı
ö.ç-23-

Antolojik gerçeğin bir bütün müdahaleyle, ruhumun ideal yanlarını deştiği noktalarda kocaman boşluklar beliriyor. var olan içimdeki mutlak görüntünün ideal varlık alanında bir perspektifle düştüğü,gerçeğin dışında hiç birşeyin kabul görünmediği aklın feda edildiği bir gecenin sabahında ,delik deşik bedenimin ninniye yakın bir beklentiyle inceden sızan karanlığını okşuyorum ellerimle…dudaklarımda gülümsemelerimin tutkuyla cinayetleştiği anların dondurulmuş metafiziksel görüntülerinden dehşete düşüyorum,bakışların değer aşımından dudaklarıma düştüğü bu şiddet ,yankılanarak içinde bulunduğum alanda çöküyor ..bir anda kocaman bir boşluk beliriyor ,önce bakışlarımın sarsıldığı gözlerim çöküyor ,sonra cinayetlere karışmış dudaklarım..içimdeki deprem sarsıntısının düşüncelerimin duyumla korkutulduğu keskin bir çağrının kutsandığı yok oluş çağrıları boşluğa çekiyor beni..boşluğun içinde bir el sarılıyor bana…suretimin bana sarılan elin sahibi olduğunu görüyorum.gayri otantik bir varoluşun izlerini izliyorum..suretimin haz aldığı avuçlarda,kendimi yeniden yaratma özgürlüğüm için bende haz alıyorum..önceden belirlenmiş öze tekrar geçmek için ellerimi sıkıyorum,surettim düşüp bedenime geçiyor ,bakışlarım dudağıma,gülümseyişim gözlerime düşüyor..sahici olmayan bir varoluş daha..
ö.ç-23-
Antolojik gerçeğin bir bütün müdahaleyle, ruhumun ideal yanlarını deştiği noktalarda kocaman boşluklar beliriyor. var olan içimdeki mutlak görüntünün ideal varlık alanında bir perspektifle düştüğü,gerçeğin dışında hiç birşeyin kabul görünmediği aklın feda edildiği bir gecenin sabahında ,delik deşik bedenimin ninniye yakın bir beklentiyle inceden sızan karanlığını okşuyorum ellerimle…dudaklarımda gülümsemelerimin tutkuyla cinayetleştiği anların dondurulmuş metafiziksel görüntülerinden dehşete düşüyorum,bakışların değer aşımından dudaklarıma düştüğü bu şiddet ,yankılanarak içinde bulunduğum alanda çöküyor ..bir anda kocaman bir boşluk beliriyor ,önce bakışlarımın sarsıldığı gözlerim çöküyor ,sonra cinayetlere karışmış dudaklarım..içimdeki deprem sarsıntısının düşüncelerimin duyumla korkutulduğu keskin bir çağrının kutsandığı yok oluş çağrıları boşluğa çekiyor beni..boşluğun içinde bir el sarılıyor bana…suretimin bana sarılan elin sahibi olduğunu görüyorum.gayri otantik bir varoluşun izlerini izliyorum..suretimin haz aldığı avuçlarda,kendimi yeniden yaratma özgürlüğüm için bende haz alıyorum..önceden belirlenmiş öze tekrar geçmek için ellerimi sıkıyorum,surettim düşüp bedenime geçiyor ,bakışlarım dudağıma,gülümseyişim gözlerime düşüyor..sahici olmayan bir varoluş daha..
ö.ç-22-

Kendi bilişimin ,dokunarak öldürdüğüm duyumlarla tecrübe edilişini sınıyorum.. gelişi güzel beynimde çizdiğim resimlerle canlandırıp,tecrübe edilenlere ruh katarak içiyorum..içimdeki tüm arzuyu boşaltacağım nesneyi belirliyorum.. kristal bir kadeh,kadehin şeklini içimdeki arzuya giydirip ,arzularımın maskelendiği,öğrenilmiş rollerinden kurtulması için içimdeki tüm sıvıyla doldurarak boğmak istiyorum..her boğuşumda bir varoluş damlası düşüyor dilime,dilimdeki damla özünü ve saflığını koruyarak maddeye karışmaması için,içimde yaşananların dışında dilimde durması için nefes almıyorum,tutkularım bedenimin içindeki sıvılarla zihnimden bağımsız bir şekilde damla kozaları şeklinde dilime düşüyor…kendine bir ilke edinmek için yenileşiyorlar..doğa gerçeğine karşı dilimdeki damlayı,nefes almak için feda ediyorum,tükürüyorum,dolu kadehleri boşaltıyor..her damla kozası kelebeğe dönüşüyor gözlerimde sadece bir gün yaşayarak yeniden ölüyor
12 Temmuz 2010 Pazartesi
ö.ç-21-

Gözlerim bu gün benim değil..uykusuzluğa karşı bir proleter tavrıyla direnmiş,gözkapaklarım tonluk ağrıları taşımasına rağmen hale cılız iç çekişmelerle kıpırdanıyor gecenin rengine bulanmak için ısrar ettiğim gözbebeklerim genişleyerek ortasından yırtılıp ,gün ışığını hapsedip sonrasında parlak bir leke bırakarak yazdığım kelimelerde izleşiyor.. uzaklaşmaya çalıştığım benim için uyarlanan yaşamdan,geriye merkezine tekrarlanan dönüş,uzlaşmak için beni iknaya çabalasa da, gözlerimin verdiği tepki,uzlaşmayı reddeden beynimin belirtilerini şiddetle hissettiriyor..gözkapaklarımın kapanması demek uyum sürecinin başlangıcından merkeze olan yolu yeniden asfaltlayarak hızı kesmeden ilerlemenin devamı demek..yine bir yineleme otamatizmi..içimde kaybettiklerimi arama ve onları yeniden yaratma güdüsü tamamen haz ilkesiyle çatışıyor..yineleme zorlanımı haz ilkesinden daha güçlü şeytansı bir nitelik taşıyor.bu olgularda ortaya çıkartmaya çalıştığım bir özgecilik,basit bencilliklerin ustaca birleşimi gibi..gece boyunca sonuna kadar açık pencerenin önünde liz durettin sesiyle,bir dizi anılarımın,eşzamanlı olarak aktifleşmesi,oldukça dikkate değerdi,çünkü bilinçdışı anı izlerinin zamandışılığı anlamına geliyordu…Belli belirsiz bir gülümseme manisa lalesi üzerinde bir çiğ damlası sanki yüzü..eğilip öpüyorum..yeniden kurulan bir sessizliğin saltanatında dilsiz sessiz..gözlerim yattığı yatağın başucunda asılı serumda ,pencereden rengi atmış zavallı bir güneşle sıvazlanmış..dudaklarında acı bir soğuk,hart diye ısıracak cinsten..gözlerini suratında arıyorum,bakışları bomboş bir sokağın en acınası yalnızlığı;kapat pencereyi diyor,ulurcasına..bedenimdeki acıdan daha fazla acı veriyor bakışların,gözlerimi kapatıp bir daha açmama isteği doğuyor pencereden sızan vampir aydınlığında..beni yaşatmaya çalışman,nasıl bir bencilliktir dediğinde;maddeye dönüşüyor kelimeleri paramparça ediyor benliğimi..ya haklıysa.. düşünme organım ve görme organımın bencil gerçekliğini döküyor sanki..erotik işlevlerimin bencil gerçekliğine mi saklıyorum onun nefesini..boğularak gögüsüne batıp çıkan nefesinin ona çektirdiği acının solumalarına karışıyor cebimdeki potasyumlar….ağzından çıkan bir yavru kuşun uçmaya çalışırcasına mücadelesi gibi izliyorum soluklarını..yapamam yapamam..kulağımda çınlanan fevkalade yoğun bir ses..seni seviyorum..teşekkürederim..yıldız bolluğunda çatırdayan bir kasım gecesine kadar damarlarımda çırpınan traş makinesinin sesini andıran nefesi..iki kişilik yalnızlığı kattığım tablolarımdan dökülen yıldızlar,yıldız kaydı tek kişilik,içimde bilmediğim bir alana gömülen,günden güne genişleyen boşluklarımda,hatırlamaya çalıştıkça ölmeden hemen önce yavru kuşların kanatlanarak uçmaya çalıştığı ,çalıştıkça dökülen kanatlarının tüyden ağırlığı..kulaklarımda nefeslere karışan kanat çırpışları ,gözümde öldüren bakış,belleğimde kayıp 12 saat..ve liz durrett not running..
11 Temmuz 2010 Pazar
v-53
Duymaya çalıştığım kahredici bir ses,depresyon niteliği taşırcasına karmaşıktı…., kahredici bir suçluluk duygusunun sesi hayır hayır değil, adam sende diye kul köle olmaların bayağılığının o da değil,kendinden nefret etmeler,bu da olamaz ‘’do’’ dan çıkan bir akustikte tonnn diye çıkardı.Nefise eziyetin sancıları,kendi kendini gözden düşürmeler olamaz bunun sesi daha tok tannn diye olurdu. Bir birini devirerek yerleşen tüm soyut ve somut kavramları geçirerek aradığımın sesi tanımlamaya çalışırken,şimdiye kadar aradığım kokuların tüm cazibesini yitirirken ,simgesel dışavurumun dış yansıtımla mal ettiği zaman benim için bir körlüğe dönüşmüştü..içimdeki tanımlamayan sesle konuşmayı denedim dün,seni tanımalıyım dediğimde bu sesin bilindik bir cevabı olmaması huylandırmış ,içimde ki kaosun avucumun içinde büyüyerek taşması,her taşan sesin tınsızlıkla toprağa inceden dökülüşü avuçlarımdan,gerçekte hissetme,algılama ve istemeden oluşan realitenin tablosunu ve yaşantısını gözden kaçırıyordu.Ruhumdaki tüm içgüdüsel olayların ilkellik aşamasından yukarıya taşımaya her çalışımında,avucumun içinden sızarak kayboluşu boşlukta ses çıkartmayacak derin karanlıkla bir sessizliğe dönüşü,şimdiye kadar her istediğim sesi ele geçirmeleri yok ediyordu.Bu sessizliğin tutsaklığını yaşamamak için içimde oluşan tüm seslerin benzer ve ayır edici düşsel analizlerini yapıyorum saatlerdir,kulak kesiliyor dinliyor didikliyor….Siz ses, ben kulaksam,o zaman sizi bir hazla çekip alıyorum demektir içime.Bu bir penetrasyona dönüşüyor,benim müzisyenim olmanıza karşı müziğinizi öylesine zevkle dinlememe rağmen beni doyuma ulaştırmıyor oluşu, sizce de ilginç bir tatminkarsızlık değil mi?.İçimde konuşmayı öğrenmeyen hangi ses olursa olsun ilk annesiyle konuşacağını beklemek sizce de uzatılmış bir bekletiliş değil mi? Bu ses tonu, bir varlığın kapsamına aldığı gelişim dönemine tıpatıp uygun düşüyordu..Bekletilmek gereklimiydi..hayır olamaz ben bekletilmeyen ve bekleten seslerin devinimine alışığım,alışkanlıklarımdan olsa gerek,alışkın olmadığım bir sese duyarlılığımın rahatsız ediciliği,hikayeme ikinci kez aynı merkezden aldığım ikinci sinyali de kullanmak ilk yaptığım deneme olmasına karşı ,hiç de aynı seste olmaması daha ilginç gelmeye başlamıştı..Aşırı devingen ve aşırı duyarlı tüm noktalarımın bir savunma mekanizmasıyla kendini yok etmesine göz yummama telaşı içindeki bedenimin tüm savunma mekanizmaları tam gün çalışma yasasını yerine getiriyor,rüyalarımda bu sesi tanımlamak için olağan üstü çabaya giriyordum,fobiden kaynaklı bir mekanizmanın,fobiye yol açan nesnelerin kaçınma yoluyla sığındığı rüyalarım çok sesli bir orkestranın bitip tükenmeyen tüm ezgileri yorulmadan çalması ,çellonun ayır ediciliğini de ortadan kaldırıyordu.Rüyamda bu söz konusu saplantımın arka planını kendi sesimle değerlendiriyor,arka planında bizim hayvanlar dünyasından kendi varlığımıza aktardığımız otomatik olarak çalışan çok eski bir saplantının yattığını biliyor,bu da ansızın ölüm tehlikesiyle karşılaşmış bir hayvanda rastlanan donakalma refleksi gibi beni sabitliyor,motor fonksiyonlarımın işlevselliğini yitirdiğini görüyor,algılamam söz konusu olduğu halde yoksumsamak(skomatizasyon) şeklinde bir anlık darbelerle bedenimle oynuyordu..saat 5… uyandığımda yine cılız ışığın, perden içeriye sızma telaşıyla coşkusunun sesli sessizliğini dinliyorum yastığa iyice gömülü olan başımı kaldırıp içimdeki orkestranın çok sesli sessizliğini dinliyorum. Cılız sesin ışığında ,sonra tüm bedenimin sessizliğini dinliyorum,dünden uyumadan önce açık bıraktığım kitabı gürültüyle kapatıyorum,ohhhh yine bir sessizlik bir telaşla banyoya koşuyorum suların sesini dinlemek için musluklardaki suyun akışını izlemek için yaslanıyorum aynaya, dinliyorum sessizlik….Üzerimi giyip bir telaşla dışarı atıyorum kendimi ve ısınmadan koşmaya başlıyorum,yine sessizlik..Nefesim hiç bu kadar sessiz kalmamıştı,o sessiz…Kalbim tüm kan akışında sessiz nabzıma dokunuyorum sessiz….Koşarken taş topluyorum boyut boyut eşofmanlarımın cebi taş dolu koşarken ,sessiz…içimde geçirdiğim bir iç değişimin dışavurumu sessiz,düşlerimden taşlara vuran gölge sesiz,ağaçlarda var olmaya çalışan dağların arasından epizyoyla doğan güneş sessiz,olduğum yerde nefeslenmek için durduğumda göğüs kafesim sessiz.. Oracıkta yemyeşil alana atıyorum kendimi uzanıyorum bedenimden süzülen tuz sessiz.Gözlerimi kapatıyorum göz kapaklarım sessiz çıt yok.. Kapalı gözlerimin önünden yıldızlar geçiyor,boğa burcundaki iki yıldız kümesi beliriyor,yedi yıldızdan oluşan pledajları izliyorum,sessiz…,derken pledajlar birbirine yaklaşıyor çok parlak tek bir yıldız oluyor al dabaran sessiz..al dabaran tüm boğa burcundaki yıldızları yutuyor gırtlağı sessiz… gözlerimi açıyorum gökyüzünden bir çiğ düşüyor dudağıma ,dilimle dokunuyorum,çiğ damlası sessiz….ben’in boyunduruğundan kurtulmuş bilinçli özbenim sessiz….. tınn benim için boşlukta bir sessizliğin ifadesiymiş sessiz…düşlerimdeki hiçliğin ifadesiymiş sessiz..tınn ancak benimle sessizleşebilirmiş,tınn sessiz ..cebimdeki boyutlu taşları atıyorum yanımdan koşarak geçen çift gülüyor ,gülüşler sessiz.. taşlar yanıma düşüyor her attığım taş sessiz ,birisi sağ ön lobuma değiyor,sessiz ..gülüyorum,kahkahalarım sessiz hiçliğin sesini seviyorum ben ve tın sessiz….
10 Temmuz 2010 Cumartesi
ö.ç-20-

Zaman zaman,kişilere beslediğim sempatiyi deneyleştirerek kendimi sınıyorum..yanılmadım;ölçütmüdür çoğunlukla evet..
Hayatıma sokmalımıyım çelişkisine yardımcı oluyor birebir,bu tepkisel ürün çünkü..
Dost arıyorumdur,kesinlikle paylaşılması gereken çok içerik olduğunu düşünüyorum misal;
İnce ayrıntılarıyla anlatıyorum sorunumu,yaşadığım o andaki duygu durumumu içtenlikle ,sadece o anda bana kendini kanıtlamadan sadece dinleyip,duygularından soyutlanıp yapılabilirliğe denk yaklaşımlar sunması gerekirken;bunları yapmalıydın egosuna yenik düşmesi…bunu hep yaşıyorum .elden çıkardığı sevgiyi benim gözümle ele geçirme gibi karşı durulmaz bir istekten kaynağını alan ‘’yapmalıydın’’gerekçesi kendi egolarına yönelik niteliksiz bir korku ….yine bu gün denediğim bir deney yine aynı sonuç;karikatürize edilen ego ideali..çekim alanıma giren kör rastlantılar..kapanmamış,kefareti ödenmemiş hesabı görülmemiş ego’nun;yapmalıydın psikolojisiyle deşifresi..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






