Sayfalar

31 Ağustos 2011 Çarşamba

''yok oluyorum''lacan ,'yok oluyorum' edip ve homoloji..

 







I



Denizin alçalisiyla otel bir düstü

Binlerce kalinti sehir degerinde

Sularla kaçisan ölümler türküsü

Sirdas olan denizlerin diline

Taslasmis hayat ürpertileri ardindan

Sekilsiz, oynak ve iniltili

Pembe, daha dogrusu bir çocuk gülüsü renginde

Izleri deniz hayvanlarinin

Belli ki bir adi var onlarin, varsa da

Gezinir mi hiç mi hiç adi olmayan burada

Bir dirilise bile ayak uyduramayan burada

Mevsimi olmayan mevsim sürüleri

Yumusak yüzgeçleriyle dalginligimi yalayan

Anilar, ani sürüleri

Hep birden unutulmusluga dadanan

Hep birden, ama tek bir yaratik gibi

Çikarak gözlerime yari los magrasindan

Görülmemis bir sekilde intihar ederdi.



O zaman belki bendim, belki bir sekil bildirisi

Gibi o zaman iste çok degerli bir tasa

Bakar gibi ben

Istekli, sonra durgun, giderek düsünceli

Derdim ki -daha dogrusu yasardim-

Mutluluk alisilmis bir kötümserlikti

Ki tarih aldatilirdi, korkardim

Gözü dönmüs bir kusun gögsünü didikler gibi

Bagrini açar gibi bir azizin

Açardim ben de içimi - bu sehir kimin?

Kimsenin degil -

Baktikça, baktikça oaraya bakir

Ne düserse içine zehir

Köpürür köpürür köpürür

Önce asit, derken bir doga parçasi gibi

Yaprak bir parça yaprak olana kadar

Su bir parça su olana kadar

Ben onlara su ve yaprak diyene kadar

Demek istedigim yasamak bir parça yasamak oluncaya kadar

Zamanlar, zaman sürüleri..



Bazi adamlar ki bu zamanlara

Dokunur geçerlerdi

Yani bir piyanya ve onun tek bir tusuna

Dokunur gibi

Ses, o kalin ses, hiçbir sey umdurmayan

Doru bir at dilinde orman ve su

Korkuyu, sonra da yalniz korkuyu

Büyüten ordan oraya

Sayisiz çesitlendiren onu

Yani bir hayat olarak çikaran karsimiza

Bir sesti bu

Sadece bsr ses idiyse, bir durup bir bosaldikça

Içimize düsüren boynumuzu

Yerlesen bizi pek az taniyan yüzümüze sonra da

Igrenmenin kosulu bir at gibi durdugu

Bir uzunlugu ya da bir alani olmayan yüzümüze

Yerlesen

Sizdikça sizan bir çay saati gibi içimize

Yani bütün bir buruklugu birden içeren

Ve soran birden sorusunu

Hanlarda denk saran yolcularin

Yagmura kuskuyla bakan

Gözleri gibi

Ses, o büyük ses, desem ki

Sorardi bize durmadan

Sorardi ölümün bütün bildiklerini.





II



Ölüler dirilirdi. Çikamazdim ki otelden

Ben otelden hiç çikamazdim ki

Her seyi bilen bir adam gibi gelip geçerdi

Kis

Ve hayaletler halinde kus sürüleri

Gündüz ve gece

Gece desem gece, gündüz desem gündüz

Ve desem ki, sonuncu günü

Dünyanin insan eliyle yaratilmasinin

Sonuncu günü

Koridorlardan geçerdim.



Koridorlar ki uzun desem uzun, kisa desem kisa

Aslinda bana göre bir sekil

Bir monolog da diyebilirim buna, içinde bir konusma ürpertisinin =

yer aldigi

Kelimeleri olmayan bir yazi türü belki de

Koridor

Ve benim çagrisimsiz sesleri düsüren ellerime

Meyhanelerden gelen ve bir daha gelmeyen

Ölü sesleri

Sokaklarda karsima çikan ve bir daha çikmayan

Ölü sesleri

Masa örtülerinin altina saklanan ve bir daha saklanmayan

Resim ve para sesleri

Ölülerin

Merdivenleri inerdim.



Merdivenleri inmek kolay desem kolay, kolay demesem gene kolay

Bir diyalog oldugu için degil, zaten bir diyalogdur merdivenler

Içinde insan ugultularinin yer aldigi

Ve kimsenin kimseye bir sey sormadigi. Ne var ki

Ben onun yanindan geçerken

O benim yanimdan geçerken

O döner dönmez köseyi

Ben yere egilir egilmez

O dönüp bakarken gizlice

Ben cebime sokarken elimi

O gözetlerken beni köseden

Ben basimi çevirirken ansizin

Bir anahtar sesi

Bir sigara gürültüsü

Yere düsen bir çakmak

Kirmizi bir benzin istasyonu belirtisi.



Güya Tanrinin hep birlikte olalim diye çizdigi

Bir salon

Ben o salona varincaya kadar

Tanri yok -ne kadarda geçmis aradan-

Salon ki otelin salonu yani

Ve dirilmis ölüler ayakta

Bir ikon tasviri gibi

Ya da bir Bruegel tablosundaki çilgin

Belli bir zaman parçasini kimildatip da içinden

Sayisiz zamanlara götüren

O birtakim adamlar

Ki artik ölü bile degil hiçbiri, degil de

Gelecek bir zamani isirir gibi

Kocaman disleriyle

Avurtlari, göbekleri ve falluslariyla

Yani kaç yerinden delinmis olmali ki dünya

Dünya desem dünya

Degil desem degil

Yarali bir hayvan gibi soluk soluga.





III



O ben ki seviyordum beni yargilayan

Bir otel diye seviyordum oteli

Kendi yasalariyla

Aslina bakilirsa kendimi dolastiriyordum bir bir

Sokaklari olmayan bir sehir için

Yarali ayaklarimla

Alanlari, parklari ve afisleri

Olmayan bir sehir için

Ben kimim -ki fülütler çaliyordum bazi-

Çenk ve santur sesleri düsürüyordum Tevrattan

Bir ot, bir çöl motifi

Bir kafatasini, bir h=96 kusunun haykirisini =

düsürüyordum

Karisik ve acikli çöpleriyle

Bir cellat ipi, bir korsan gemisi

Bir yargiç ya da bir idam gerekçesi

Zaten düsüyordu kendi kendine

"Çit" diye bir sey oluyordu bazen de -sessizlik-

Diyelim bir ölü yer degistiriyordu

Tam yüz "sene" daha atlayarak geçmisten

Yüz "sene"

Ama belki de

Issiz ve sicak duvarlarin ötesinde yaz

Sert ve ince bir kabuk gibi

Çatlayip duruyordu gizlice

Gidip ellerimi yag kandillerine sürüyordum

Nedense erimenin bu distan tadina

Birakiyordum kendimi

Yukarda eski bir kule oluyordu, tahta

-Uyarilmis sürgünlügüm benim-

Tahta desem tahta, degil desem degil



Ya da bir kirinti bir bosluk canavarinin agzinda

Oluyordu ki, bir rüzgar bile hiç yok

Yok dedigim bile hiç yoksa

Batirinca durgun gögsünü

Gök kendini kanatiyordu orada.



Firtina, firtina, firtina

Ben ki en azindan bir durgunluga çagriliyordum

Her seyi bir bir yasamis da..

Ve yanitsiz ve sessiz

Bana kalirsa:

- Yani o sular ki içinden

Peygamber yüklü bir yunus baliga çikarsa

Hangi ilgi onu bir süre boslukta tutacak

Canim elbette

Yunus batacak

Yunus batacak -





IV



Denizse her seyi unutturan bir adam gibi

Gelecekti bir gün yeniden

Demeye kalmadi geldi

Sinirli bir gürültüyle yükseliverdi hemen

Ardindan bir iki sey daha oldu - nasil anlatsam

Kimse bunu daha yasamadi ki -

Sanki bir akvaryumun içinde

Yapayalniz kaldim da ben

Yanimda baska akvaryumlar ve

Içinde baska birileri

Dogrusu müthisti bu, denizin icat ettigi bir mezarlik gibiydik =

baska degil

Hepimiz az çok kimildaniyorduk çünkü

Hepimiz agzimizi açiyorduk arada

Bir sesi disindan olsun yakalamak için

Ama nafile

Yoktu ses

Yok bile yoktu ki bir yerde

Kapidaki bir yayli arabayla

Süslü bir cenaze arabasina benzer bir arabayla

Soluklarin iniltili bir dram yaratmasa

Yoktu ses

Ve yasli barmenin basi tezgahin ardinda

Saint Jean de Baptiste'in kesik

Kesik desem kesik, yasayan desem yasayan

Basi gibi sakin durmasa.





EK



Silik bir izlenim gibi kaliyordum kendimde

Elimle filan bir seyler yaptigimi görüyordum

Seyrek de olsa konusuyordum, örnegin

Eski bir efsaneyi anlatiyordum birilerine

Ya da bir yerleri tarif ediyordum yüzümü burusturarak

Içki de içiyordum, hem de sert içkiler içiyordum

Bazen bir iki bardak

Bazen de sabahtan aksama kadar

Durmadan içiyordum

Canim elbette, diyordum, nasilsa

Otel batacak, otel batacak



En önemlisi de tanistirilir gibiydim biriyle

Hiç kimselerin ilgilenmedigi

Bazi olaylarin tarihçisi olarak.





aziz jean ve parmağı

parmağını kaldırarak hangi sessizliği kendine ilke edindin
a) yorumun imaya dayalı erdemini bulmak
b) varlığın ıssız ufkunu yeniden bulmak
c) arzuyu ele geçirmek
d)büyük öteki
e) hiçbiri

sade'yi durduran o şey nedir...


sade daha ileriye gidememiştir.(idam cezası) arzunun yasa ile düğümlendiği o noktada durmuştur.ama nefsinin zayıflığından değil zihni çok aceleci davrandığından yanılmıştır.cinayeti övme sadece ve sadece dolambaçlı olarak yasaya bağlılığının itirafıdır.kötülük yapmak yüce varlığı korumayı sağlar, bu tipik iktidar düşüne güvenirsek hata olur

lacan ve şartlı refleks

transfer üzerine yaptığı seminerinden sonra kendini agalma'ya yönelten lacan'a

29 Ağustos 2011 Pazartesi

hylomorfizm

sanki herşey davranış güdülenmelerinin derin anlamını bir anlama gizlemek için bilinçdışı simgelerinin çok anlamlılığını kullanıyor..
simgenin bile bile yapılan görünümü,önselbiçimler..

hylemorfizm

reddiye III


Derin eğilimler bilincin yargılanmasından tümüyle kaçıyorsa,demek ki bilinci yönelimi yoktur.freud bilinçdışını son sığınak olarak tarif eder,ona göre vicdan rahatsızlığı kendini ortadan kaldırmak istediği zaman,kendi özgürlüğünü bu uyuşukluğun içinde yok etmeyi haklı çıkarttığı zaman,vicdan rahatsızlığının bilinçdışına geçişine izin verir..o halde denilebilir ki,bilinçdışı kötü eğilimin bir yönüdür.bilinçdışı psişizminin varlığı ise hiç bir zaman tümüyle bilinçsiz olduğunu söyleyemeyiz hatta merleau pounty bilinçsiz olmadığını göstermiştir.o halde diyebiliriz ki,direnç ,direndiği anıya karşı yönelimli bir ilişki ister ve bu anı psikolojik alana göre devre dışı değildir,nevrozda ise beden varoluşu simgeler,yinelemenin basmakalıp katılığında,kendi varlığından vazgeçme olasılığına,edilgin anonim ve sabitlik içine saplanıp kalma olasılığına dönüşür.o halde şunu diyebilmeliyiz ki;nasıl ki bu davranışı onun uzak yada karanlık kaynağından tümüyle ayıramıyorsak,benzer şekilde bedensel anlatım da hiç bir zaman kendi üzerine dayanmaz.benim sözüm nasıl benim düşüncemse,bedenimde benim bilincimdir,nasıl ki söz ve düşünce içkin sürekliliğin durumu ise benzer şekilde,kendi bedenimden çıkan bedensel varlığım da onun anlatımından ayrı var olamaz ve artık hiç kimseyi temsil etmeyen bilinçdışı temsillemedeki varoluşun donmasını ya da şeyleşmesini reddetmek gerekir.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

reddiye II


öznenin suçlu olabileceği tek şey son tahlilde arzudan vazgeçmektir;süperego gibi işleyen toplumsal failin vazgeçilmez parçasıdır zaten özne,arzu ise süperegoya dönüşmüş kafkanın metaformoz ögesidir bir bakıma,keyiften değil feragat etmek,takip etmemek bile suçdur...Şimdilerde(arzu toplumu)

reddiye...


kendimizi beğendiğimiz ölçüde , gördüğümüz imgeleri çökertiriz..ilahi ayrıntılar işte hepimiz bir cümle ya da bir şeyle aynı ilişki içindeyiz,lacan ise bu ilişkiyi  $◊a diye adlandırıken arzulama yetimizin temel kordinatları belirlediği ölçüde imgelerini çökertmiştir.vazgeçmek ve özyaratım ironist bir değerlendirme de olsa imgeleri inşa eden bir duruş sergiler...

25 Ağustos 2011 Perşembe

tıkan ma


hakikat,kurgunun yapısına sahiptir;ve tam da bu nedenle biz gerçekte sahte olan görünene inanırız,ve sende sadece sana inanmak istemeyenlere inanıyorsun..görüntülerle oynamak ateşle oynamaktır.kendine inan filimlerin ustalıkla eğrilen bir ipliktir...ve sensözlübir tahrifin kisvesi altında ifade etmeye çalışarak bir tıkanma yaşıyorsun...inan sadece kendine..

24 Ağustos 2011 Çarşamba

imbikten geçirilen rüya..

c'est moi, la vérité, qui parle
ayakkabının konuşmaya başladığını hayal edelim (meta fetişizminin mantığının anahtarıda konuşmaya başlayan bir nesnenin kurgusal büyüsüdür)
mantık kapitalden çalıntıdır...

yorumların dışsallaştıcı etkisine rağmen,bensiz varlığının noksanlığına,sensiz tamamlanmamış düşler yığan,muğlak bir istisna haline gelen özneleşmemiş ben nesnel konumumun bir anıtı olarak kalacak...

18 Ağustos 2011 Perşembe

numenal..


beklenmedik bir anda,bir sözcüğün aynı şok edici biçimde ortaya çıkışı;beklemek ve inatsız.. tamda burda bir değişikliğin travmatik etkisini yaşıyorum öteki ile şey arasındaki mesafede her doğrum askıya alındı sanki ve konuşmayan başlayan şeyin kendisi oldu,kurgusal bir büyü... erkek bakışının,kadınsı konuşmanın temel histerisine karşılık verme çabasına ilişkin  şiddetli bir ideoloji, ve kendi bakışımdan taşan bir kadın iki sesle konuşur fantazmatik yanıtından uzaklaşmaya çalışarak düştüğüm akılalmaz ironik konum.. bakışımı ve bakışını onaylamak için susuyorum

16 Ağustos 2011 Salı

che vuoi ?

temel fantazinin komik dehşetiyle yüzleşir gibi.. özne tarafından saklanarak sahiplenilen ve hiç bir zaman tümüyle öznelleştirilmeyen iki oyuncudan ,öteki sahada mükemmel sahnelenen bir oyun ve kendisinden daha fazla olan nesneleştirilmiş araçlar..fazla keyfin fantazi -ekranı olarak birbirlerini hiç tanımamış,gerçekte görmemiş,ses tonlarıda dahi çıkartıkları tüm sesleri duymamış ,bakışları olmayan iki bilinmeyen,iki yabancının oyunlaştırdığı gerçeklik duygusu yüce beckett,lonesco,magritte siz bile oyunlaştıramazsınız..bilinçaltında onlar zaten çaprazlamasına aşıktı..mekanik üretilmenin esrarangiz hayaleti ve ben ,alkışlıyorum...

che vuoi

temel fantazinin komik bir yüzleşmesi,ses tonunu,bakışını,nasıl konuştuğunu hiç bilmediğini bildiğin yaşamları bilmediğimiz iki yabancı;özne tarafından üstlenilmeyen temel fantazinin o erişilmez öteki sahasında mükemmel sahneleniyor..

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Agresifim bir o kadar hırçın haşin ve sevimsiz.insan imgesine uygun yaratmışım kendimi.I.


Sesinin öfkesini damıtıyor dilin,cinayet işliyorsun nesneleşmiş dudaklarla,haça geriyorsun sana ait kelimeleri..ki bu görünüm suçluluk duygusu değil,öldürme ve yok etme sahnesinde yasak olan gizil zevki de uyandırıyor ben de..zevk kafada tasarlanır..olgu geçip gider ne haça gerilmiş insan simgesi,ne de sürekli yeniden doğuş çemberinden kurtulma simgesinde bir yankı buldu...acı verme düşüncesi hepimize çekici geliyor..gizlediğin kelimeler yokluğun inkarıdır,dillerle destek vererek yaptığın gönderme,zevkin istekleri karşısında eğilen kör edici tepilerin yenilmesi demek..
Bilinmeyen alan,kendine açılan bir çok kapıya denk gelir insan...manayı musa'ya mal etme sakın...
Arzuların engellenmesine gösterilen yalnızlık tepkisiyle .. ki iradenin sınırlarını algılama korkusuyla ,geri çekilmeye yönelik bir hamlede bulundu önce ve mesafenin araladığı boşluğa çekilerek güvende olduğunu düşünürken, düşündüğü noktada korkularının bir ifrazat gibi çoğalarak taştığını ve koşulsuz olarak uyması gereken gidişe doğru çoğalarak artıp, özgürlüğe ve akla bir düşman olduğunu kanıtlarcasına hacimleşmesi,toplumsal insanın varlık nedenine ters düşmemeliydi…enerjisine karışan korkuları art arda hamleleriyle işlevleştirdi,kendine denk düşen duruma göre amaçları ayrı ayrı edimlere varan aynı tepisel güç karşısında durdu..doyumlu hal alan korku artık ,aklın düşman olduğu amaçlara yönelik dönümlü tespitlerle öldürme yasaklarını ortadan kaldırmaya giden etkiler ve tepkiler zincirini azdırarak anahtarı açacak güce çevirdiği potansiyel enerjisini boşaltı,biriktirdiği yoksunlukları acıları ve kendi karşısında düştüğü bunaltı,kendini rahatsız eden bilinmeyene karşı çift kuşkuyla,kendine uyguladığı baskı arzularından vazgeçme yolunda tekrar geri çekilmeyle acımasız kusursuzluk itkisinin arkasına geri çekildi…




Açık ya da karanlık, seçik yada bulanık tamuyar yada sezgisel fark edilir insan,ne var ki, hızın en yüksek derecesini,en büyük sayıyı konkoidin tabanıyla birleşmesini düşündüğümüz için olağanüstülük için dirimselliği parçalıyoruz…


Salt edilgin bir boyun eğmeye zorlanan geri dönüşle (her türlü buyruk uygulanmalıdır) eş zamanlı olarak üstbenin ortadan kaldırılması ve onun yerini ideal bir üstün öldürücünün alması söz konusu..acaba tam bir ahlaksal bağımlılık durumuna geri dönüş,beni tamamen ortadan kaldıracak derecede zamanla uyuşuyor ve yapılan tüm kıyıların anıları,daha sonra belli bir süre içinde siliniyor muydu,yoksa burjuva vicdanı,bilinçdışına itme düzeneklerinin sürekli çalışması sayesinde mi sürüp gidiyordu..


Pek yazık ki insan, tepilerin birbiriyle kaynaşmasının önemini,arzu edilir tüm açıklığıyla gösterirken bunu gösteri çerçevesinde belli hamleleri gözden kaçırarak ,yıkma zevkini aradan çıkartıyor du..aşk gereksinimiyle,saldırganlık gereksinimi birbiriyle kaynaşmayı başardığı ve eğitimde bu kaynaşmayı pekiştirdiği zaman ki,elimizdeki örnek ender örneklerdendir ki,saldırganlığın ayartıcı taktiklerine karşı koyamaz ve azıcık bir aşk oyunu onu yumuşatmayı başaramaz ve saldırganlık, cinsel nitelik kazanır..tüm saldırgan itkilerin yararlarından yoksun kalan aşk da,hiçbir zaman kendi amacına varamama tehlikesiyle karşı karşıyadır artık.. bu türe özgü iletişim şekli bir şeyin varlığını yalnız başına kurmaya izin verir…..

Ey kendine küskün ,içindeki direnci açıkça yenmek zorundasın..aynı kimliğe bürünme yoluyla ancak rahatladığının ne zaman farkına varacaksın..


Sevgili gölgem eş düşüm


Birbirine zıt bir varoluşu kabul etmemiz mi gerekecek ki,yan tutmayan enerji kendi amaçlarını tepinin güçlerine kabul ettirme telaşındadır..tek biçim duygunun somutlaşmasından elde edilen haz yerleşmiş gölgenin yüzölçümüne..ve sana bunu öğreten mitosuna lanet okuyorum..,kırık bir eksen(Saint-jean bayramında kedi yakma ritüellerindeki cinsten gelir giderin tarihsel dönüşüne benzer dönüşümlerle direttiğin heyecanlar için ateşe odun attıran düşsel cekiciliğin ,hedefi şaşmış ) yapay reçine ile çizilmiş balmumuyla sıvanmış ostrojenle renklendirilmiş oksitosinle kendine bağladığın gölgen,yalnız ken konuştuğun zen değil…


Amacına varması engellenmiş içgüdüler,amacına varmasına engellenmemiş içgüdülerle alabildiğine değişik oranlarda bir karışıma gitme yeteneği içerir ki,takdir ve hayranlık üzerine hissettiğin duygulardan  erotik istekler dökülüyor Paulus…ve Paulus   sevgisiyle sevdiği kişinin bedensel hacminde haykırır Embrassez moi pour L'amour du grec …. 

Gökyüzüne kayıp gidiyor bakış, kırılmış bir ayna gibi döküyor yalnızlığın parçalı acıdan titreyen kabuğunu,sessizliğin gizil olan boyutlarıyla ayaklarımdaki mavi gülüşlü kan damarlarını dondurması tesadüf değil insan,saatlerdir titreyerek dolaştım  nemli sokaklar da .. kirli utancını sergilediği her kapıdan tanrıların dondurucu bakışları kondu ayak uçlarıma….hatırlatılan ölüm küskünlükleri değil yenilgim,yenilmek bilmeyen direnci…eritmek istedim inan ki,her bakışta  kendi hikayesini,yanımdan geçen nefeslerin kahramanlarını soğurmak istedim ,hepsi  can çekişti ayaklarımda,zamanın dudaklarından akan buzdan lav parçacıklarına dönüştü,öykü yazamadım bu gün tek tek onlara..ve ben okumak istedim yine kendi yalnızlığımı ,mekansız  dondurmak istedim an’a ve nefes almaktan korkarak tükürdüm gözyaşlarımı…ağladım ağladım..’’hiç bir şey daha kusurlu değildir iki kişilik bencillikten ‘’demişti hani,işte ben ağladıkça gözyaşlarımda karakter oldu yalnızlığım, o an bana çarpan her nefes bir başka karakter oldu hepsi en şiddetli avuntularla gülümsemeye çalışırken,ben yine ağladım,en büyük kusuru işledim tek kişilik bencillik direncimle göğüs gerdim,kendime…
Üzerinde iki bilinmeyenli matematiksel bir işlemin defalarca karalandığı,  buruşturup sıkıştırıp çöp kovalarını çoğaltan küçülterek bulduğun bir değeri aniden dehşet boyuta dönüştürerek hafızanı yoklayan bir işlevle,karşımdan sedye ile bembeyaz bir çarşafa bürünmüş bir hızla geçirdiler..sığınamadım..geçirirken düşürdüler ve beyazlıklar içinde daha beyaz olan yüzü,tam kapanmamış daha daha beyaz gözlerinin akın da karanlıkların yorgun sesini işittim..bir ölünün daha henüz sıcaklığını kaybetmiş buzdan bakışlarına yapıştım..sığınamadım.Lacivert örtülü yarasa bir zamana dönen an,tırnaklarını geçirdi gırtlağıma.Çığlığımın kıvrıla kıvrıla yol alacağını düşünürken ölümlülük duygusuyla kaskatı kesildi..kriptogram parmaklarım işe yaramadı ,insanın içindeki ,kendi kendisinden dehşete düşmesine benzer bir güçlükle çektim parmaklarımı gırtlağımdan..korkunun devcileyin boyut kazandığı parmaklarım soğumaya başladı,aynı türdenlikle kulaklarımdaki çınlamalara alfabetik harfler ve aynı simetriyle aynı rakamlar karıştı niçin niçin hiçsin toplumsal organımdan akis yapan şiddetli ölüm korkusuyla kulaklarımda öldürdüğüm insana seslendim…ama niçin yazıyoruz ki ,ölümden korkarak ölümsüzlüğe sığınmak için mi..sonsuzluk aritmik atışlarla kalbimizden yayılırken,o sesi duyamadığımız kadar sağır olmak için mi….insan olduğumuzu unutmak için mi,yoksa insan olmaya alıştığımız için mi..hiç işte yaşamaya  bağımlı bir enerjiyle  aynı panik primer ateşleme içinde Le Bon önermesinin hep çoğul görüntüsüyüz….insana sığınmış beden,ölümün gözüne sığmıyor..

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Majik pleroma-Ouroboros


Mitolojik söylencelerden;tanrıça astarte,daha sonra persephone ve osiris söylencelerindeki vagina dentata düşlemi bütün insanlık için aynı olduğu değişmez gerçektir..anne hem yok edici hem de yaşam bağışlayıcıdır..tüm komplikasyonların kaynağını babadan değil anneden almaktır.baba figürü çocuk için annedeki kötü parçanın bir enkarnasyonudur..anne çocuğa doğum travması yaşatır..çok kere okumuştum,dün zulliger’ın çocukta oyunla tedavi kitabını karıştırırken,tekrar karşıma çıktı..sanıyorum bizim asla elinden yakamızı kurtaramadığımız bir kanı var ki,o da bir kez simge bildiğimiz şeylere hep simge gözüyle bakmamız..sihirsel düşünüye uygun biçimde düşünüp ve davranan sadece çocuklar olmadığını,ilkel yaşam süren kabilelerde bu durumu kanıtlayan davranışlardan yola çıkarak,hatta frazer’ın altın dal kitabında yer alan olayda;cesaretine,gücüne ve sağlığına hiç diyecek olmayan iri yarı savaşçının kazara tabusal yiyecek yedikten sonra,birisi çıkıp ona  bunu açıklamasından hemen sonra hastalanıp sabaha çıkmadan ölmesi,tabunun sadece simgesel bakımdan ölümü anlatmadığı,aynı zamanda ölüme sürükleyici bir güç taşıdığını gösterir.oyun sadece bilinç dışına dolaysız seslenmek değildir…oyun erişkinlerin unuttuğu yabancı bir söylem ki,somut yaşantı olanağı değildir oyun..kişinin içinde yaşadığı derinliği ele geçirmemizi sağlayan,sihirsel ve mantıköncesi dildir..ne yazık ki bizler anlamlandırmaktan öte ısrarla sunulanı izlemekle yetindiğimiz için birbirimizi anlamıyoruz..kendimce 6 aylık dönemsel analizimi yaptım hedef olarak ayda 4500 sayfa kitap okumayı,haftada en az 5 film izlemeyi,haftalık tiyatroya gitmeyi,ayda iki kere sanat galerilerini gezmeyi,paylaşımını çoğaldığın sohbet ortamlarında bulunmayı,sevdiklerimle oyun olanağı yakalayacağım zamanı parsellemeyi vs.vs ..kitaplardaki her karakterin film ve tiyatrodaki veya bir tablodaki,bir heykeldeki verilmek istenen duyguyu deneylemenin özel ve keyifli bir oyuna dönüşeceğini düşünüyordum…yanılmışım neden mi çünkü bu sihirli ve mantıkötesi dili tek başına kullanıyor oluşun,katılımsız tek kişilik oyundan öte olmuyor..tabiri caizse kendim çalıp kendim oynuyorum..paylaşımsız ötekinin bakışında deneyimlenmeyen bir sıradanlığa dönüşüyor..ikinci 6 aylık dönem için hedefim ise hiçbir şey yapmamak,sürünün içine akıp karışmak…majik düşünce patolojik(Sadistik-anal döneme ait bir düşünme biçimidir. Kişi herhangi bir şeyin yalnızca düşünerek gerçekleşebileceğini düşünür)kabul ediliyor ki,ısrarla büyümeye zorluyorum kendimi..freud’un çözemediği gerçekleşmiş rüyalardan biri olarak kalmak varken,çözdüğü rüyalarından biri olacağım..

7 Ağustos 2011 Pazar

*

Kirli ve lekesiz,süzülmüş çift kişilik yalnızlıklar.. düşünmek yani onu mantıksal çözümlemeye itmek, aynı zamanda mantığı da duygulara teslim etmeye eş değer.herkes uğraş-a-maz aklıyla, duygularıyla.
Şüphe içinde kalınız

Simülakr/Baudrilliard

Tanrı bile simüle edilebildikten, yani tanrı'ya olan inanç göstergelerine indirgenebildikten sonra,gerisini varın siz düşünün.işte o zaman bütün sistem yerçekiminin etkisinden kurtulmuş bir kütle,dev bir simülakra dönüşmektedir.bu gerçek dışı bir şey değil bir simülakrdır,yani bir gönderenden yoksun ve nerede başlayıp,nerede bittiği bilinmeyen hiç bir şeyin durduramadığı bir kapalı devre içinde gerçekle değil, kendi kendisiyle değiş tokuş edilebilen bir şey..

büyük öteki nin izin verdiği sistem ihlalleri

sınırsız politik yanlışlıktan hoşlanmamıza izin verilmiştir.bu film doğru etik duruşun ihanetinin hüzünlü bir hikayesini anlatır.
büyük öteki simgesel düzeninde sistem ihlallerine sınırlı da olsa,kendi gücünü yeniden kurmak adına izin verir..film trajik olmak üzere tasarlanmıştır..

6 Ağustos 2011 Cumartesi

ne pas céder sur son désir

‘’Kendilik’’ , yakaladığını hissettikçe biraz daha hırslanan ve bu benimdir diye sınırlandırılan tanrının o habis ve insanın o intikamcı öfkesini ifadelendiren negatif bir jestten ibarett.Ben böyleyim çıkmazına adım atar atmaz keyfini sürmeyi dileyen kelimeler.. Gözlemine, gözüne, eline sahip miydi bu kadar akıl ?



telepati yorgunu aklına mukayyetin yok-muş, Kendinden nefret eden, kendine aşık olan...bu ne kadar aşağılık...kim verdi bu erdemi size ?

Anlarını yakalama çabam yoktu sen ya da o olmayı dilemedim, bunu yaşadım.O'nu daha iyi anladım.Sen neyi ne kadar anlatsanda...

5 Ağustos 2011 Cuma

oyunun kendisi olmak

Vucut simgesel bir çıkmazın işlenmesiyle etkilenen bir ortam olarak görülemez hakikatte..çünkü hakikatın müdahalesi ısrarcıdır..patolojik olumsal bir maddeselliğin bıraktığı bölünmeyen bir kalan ise gerçektir..hakikat ve gerçek arasındaki kısa devre dilde başlar…dil beyinin uzantısıdır,risk üreten anahtar föktörün tehlikeli madde evanterliğini yapar bir bakıma..düşünüyorum


En tehlikeli 4 simge ne olabilir

En tehlikeli 3 kelime

En tehlikeli 2 nesne

En tehlikeli peki söz



İşte tamda şeyler bize bakıyor,bakış nesnenin tarafında,dile yansıyacak,hakikat ve gerçek..

Cevap vereceğim elbet,kuralsız art ardalığa dönüştürünceye kadar,anlam garantörlüğü ise gereksiz..

1 Ağustos 2011 Pazartesi

şey

Nasılda tiyatral;kendi ruh halime cevap alamıyorum...kendi kendini duyamayan şey....
oysa hiç bir şeyi taklit etmeyen ,ya da simgelemeyen ama beni hemen yakalayan şeyi hemen veren bir nabız..eksik bıraktıklarımı hemen yakalıyıveren

J

Ne zaman ki başka birisinin gözlerinin tamda içine bakıp ,bakışın derinliğinde kaybolduğum bir boşluğu görsem; büyüleyici bir şekilde gizlenen fantezi nesnesi girdaba döner,uçurumları sahileştirilir,eşiğine düşerim ölümün…


Korkum, bilinçdışı simgelerin metonimik ritmiyle gelmez,ölüm gibi bilinçaltından gelir tekinsiz,efektler yaratır bedenimde homojen eylem sürekliliğiyle..hepinizi korkutan bilinçdışınız münavebeli sıkar gırtlağınızı işte tam da o zaman meftun eden naif bir bakış yakalarım gözlerinizde ,süreksiz bakarım.kendini tanrıya sürekli olarak inandırmaya çalışan ellerini gözlerine siper etmiş ötekilerinin ,lokalize ağrıları kemirir gözlerimi….telaşsız söylüyorum işte hepiniz Bu’sunuz..