Sesinin öfkesini damıtıyor dilin,cinayet işliyorsun nesneleşmiş dudaklarla,haça geriyorsun sana ait kelimeleri..ki bu görünüm suçluluk duygusu değil,öldürme ve yok etme sahnesinde yasak olan gizil zevki de uyandırıyor ben de..zevk kafada tasarlanır..olgu geçip gider ne haça gerilmiş insan simgesi,ne de sürekli yeniden doğuş çemberinden kurtulma simgesinde bir yankı buldu...acı verme düşüncesi hepimize çekici geliyor..gizlediğin kelimeler yokluğun inkarıdır,dillerle destek vererek yaptığın gönderme,zevkin istekleri karşısında eğilen kör edici tepilerin yenilmesi demek..
Bilinmeyen alan,kendine açılan bir çok kapıya denk gelir insan...manayı musa'ya mal etme sakın...
Arzuların engellenmesine gösterilen yalnızlık tepkisiyle .. ki iradenin sınırlarını algılama korkusuyla ,geri çekilmeye yönelik bir hamlede bulundu önce ve mesafenin araladığı boşluğa çekilerek güvende olduğunu düşünürken, düşündüğü noktada korkularının bir ifrazat gibi çoğalarak taştığını ve koşulsuz olarak uyması gereken gidişe doğru çoğalarak artıp, özgürlüğe ve akla bir düşman olduğunu kanıtlarcasına hacimleşmesi,toplumsal insanın varlık nedenine ters düşmemeliydi…enerjisine karışan korkuları art arda hamleleriyle işlevleştirdi,kendine denk düşen duruma göre amaçları ayrı ayrı edimlere varan aynı tepisel güç karşısında durdu..doyumlu hal alan korku artık ,aklın düşman olduğu amaçlara yönelik dönümlü tespitlerle öldürme yasaklarını ortadan kaldırmaya giden etkiler ve tepkiler zincirini azdırarak anahtarı açacak güce çevirdiği potansiyel enerjisini boşaltı,biriktirdiği yoksunlukları acıları ve kendi karşısında düştüğü bunaltı,kendini rahatsız eden bilinmeyene karşı çift kuşkuyla,kendine uyguladığı baskı arzularından vazgeçme yolunda tekrar geri çekilmeyle acımasız kusursuzluk itkisinin arkasına geri çekildi…
Açık ya da karanlık, seçik yada bulanık tamuyar yada sezgisel fark edilir insan,ne var ki, hızın en yüksek derecesini,en büyük sayıyı konkoidin tabanıyla birleşmesini düşündüğümüz için olağanüstülük için dirimselliği parçalıyoruz…
Salt edilgin bir boyun eğmeye zorlanan geri dönüşle (her türlü buyruk uygulanmalıdır) eş zamanlı olarak üstbenin ortadan kaldırılması ve onun yerini ideal bir üstün öldürücünün alması söz konusu..acaba tam bir ahlaksal bağımlılık durumuna geri dönüş,beni tamamen ortadan kaldıracak derecede zamanla uyuşuyor ve yapılan tüm kıyıların anıları,daha sonra belli bir süre içinde siliniyor muydu,yoksa burjuva vicdanı,bilinçdışına itme düzeneklerinin sürekli çalışması sayesinde mi sürüp gidiyordu..
Pek yazık ki insan, tepilerin birbiriyle kaynaşmasının önemini,arzu edilir tüm açıklığıyla gösterirken bunu gösteri çerçevesinde belli hamleleri gözden kaçırarak ,yıkma zevkini aradan çıkartıyor du..aşk gereksinimiyle,saldırganlık gereksinimi birbiriyle kaynaşmayı başardığı ve eğitimde bu kaynaşmayı pekiştirdiği zaman ki,elimizdeki örnek ender örneklerdendir ki,saldırganlığın ayartıcı taktiklerine karşı koyamaz ve azıcık bir aşk oyunu onu yumuşatmayı başaramaz ve saldırganlık, cinsel nitelik kazanır..tüm saldırgan itkilerin yararlarından yoksun kalan aşk da,hiçbir zaman kendi amacına varamama tehlikesiyle karşı karşıyadır artık.. bu türe özgü iletişim şekli bir şeyin varlığını yalnız başına kurmaya izin verir…..
Ey kendine küskün ,içindeki direnci açıkça yenmek zorundasın..aynı kimliğe bürünme yoluyla ancak rahatladığının ne zaman farkına varacaksın..
Sevgili gölgem eş düşüm
Birbirine zıt bir varoluşu kabul etmemiz mi gerekecek ki,yan tutmayan enerji kendi amaçlarını tepinin güçlerine kabul ettirme telaşındadır..tek biçim duygunun somutlaşmasından elde edilen haz yerleşmiş gölgenin yüzölçümüne..ve sana bunu öğreten mitosuna lanet okuyorum..,kırık bir eksen(Saint-jean bayramında kedi yakma ritüellerindeki cinsten gelir giderin tarihsel dönüşüne benzer dönüşümlerle direttiğin heyecanlar için ateşe odun attıran düşsel cekiciliğin ,hedefi şaşmış ) yapay reçine ile çizilmiş balmumuyla sıvanmış ostrojenle renklendirilmiş oksitosinle kendine bağladığın gölgen,yalnız ken konuştuğun zen değil…
Amacına varması engellenmiş içgüdüler,amacına varmasına engellenmemiş içgüdülerle alabildiğine değişik oranlarda bir karışıma gitme yeteneği içerir ki,takdir ve hayranlık üzerine hissettiğin duygulardan erotik istekler dökülüyor Paulus…ve Paulus sevgisiyle sevdiği kişinin bedensel hacminde haykırır Embrassez moi pour L'amour du grec ….
Gökyüzüne kayıp gidiyor bakış, kırılmış bir ayna gibi döküyor yalnızlığın parçalı acıdan titreyen kabuğunu,sessizliğin gizil olan boyutlarıyla ayaklarımdaki mavi gülüşlü kan damarlarını dondurması tesadüf değil insan,saatlerdir titreyerek dolaştım nemli sokaklar da .. kirli utancını sergilediği her kapıdan tanrıların dondurucu bakışları kondu ayak uçlarıma….hatırlatılan ölüm küskünlükleri değil yenilgim,yenilmek bilmeyen direnci…eritmek istedim inan ki,her bakışta kendi hikayesini,yanımdan geçen nefeslerin kahramanlarını soğurmak istedim ,hepsi can çekişti ayaklarımda,zamanın dudaklarından akan buzdan lav parçacıklarına dönüştü,öykü yazamadım bu gün tek tek onlara..ve ben okumak istedim yine kendi yalnızlığımı ,mekansız dondurmak istedim an’a ve nefes almaktan korkarak tükürdüm gözyaşlarımı…ağladım ağladım..’’hiç bir şey daha kusurlu değildir iki kişilik bencillikten ‘’demişti hani,işte ben ağladıkça gözyaşlarımda karakter oldu yalnızlığım, o an bana çarpan her nefes bir başka karakter oldu hepsi en şiddetli avuntularla gülümsemeye çalışırken,ben yine ağladım,en büyük kusuru işledim tek kişilik bencillik direncimle göğüs gerdim,kendime…
Üzerinde iki bilinmeyenli matematiksel bir işlemin defalarca karalandığı, buruşturup sıkıştırıp çöp kovalarını çoğaltan küçülterek bulduğun bir değeri aniden dehşet boyuta dönüştürerek hafızanı yoklayan bir işlevle,karşımdan sedye ile bembeyaz bir çarşafa bürünmüş bir hızla geçirdiler..sığınamadım..geçirirken düşürdüler ve beyazlıklar içinde daha beyaz olan yüzü,tam kapanmamış daha daha beyaz gözlerinin akın da karanlıkların yorgun sesini işittim..bir ölünün daha henüz sıcaklığını kaybetmiş buzdan bakışlarına yapıştım..sığınamadım.Lacivert örtülü yarasa bir zamana dönen an,tırnaklarını geçirdi gırtlağıma.Çığlığımın kıvrıla kıvrıla yol alacağını düşünürken ölümlülük duygusuyla kaskatı kesildi..kriptogram parmaklarım işe yaramadı ,insanın içindeki ,kendi kendisinden dehşete düşmesine benzer bir güçlükle çektim parmaklarımı gırtlağımdan..korkunun devcileyin boyut kazandığı parmaklarım soğumaya başladı,aynı türdenlikle kulaklarımdaki çınlamalara alfabetik harfler ve aynı simetriyle aynı rakamlar karıştı niçin niçin hiçsin toplumsal organımdan akis yapan şiddetli ölüm korkusuyla kulaklarımda öldürdüğüm insana seslendim…ama niçin yazıyoruz ki ,ölümden korkarak ölümsüzlüğe sığınmak için mi..sonsuzluk aritmik atışlarla kalbimizden yayılırken,o sesi duyamadığımız kadar sağır olmak için mi….insan olduğumuzu unutmak için mi,yoksa insan olmaya alıştığımız için mi..hiç işte yaşamaya bağımlı bir enerjiyle aynı panik primer ateşleme içinde Le Bon önermesinin hep çoğul görüntüsüyüz….insana sığınmış beden,ölümün gözüne sığmıyor..
