31 Ağustos 2011 Çarşamba
''yok oluyorum''lacan ,'yok oluyorum' edip ve homoloji..
I
Denizin alçalisiyla otel bir düstü
Binlerce kalinti sehir degerinde
Sularla kaçisan ölümler türküsü
Sirdas olan denizlerin diline
Taslasmis hayat ürpertileri ardindan
Sekilsiz, oynak ve iniltili
Pembe, daha dogrusu bir çocuk gülüsü renginde
Izleri deniz hayvanlarinin
Belli ki bir adi var onlarin, varsa da
Gezinir mi hiç mi hiç adi olmayan burada
Bir dirilise bile ayak uyduramayan burada
Mevsimi olmayan mevsim sürüleri
Yumusak yüzgeçleriyle dalginligimi yalayan
Anilar, ani sürüleri
Hep birden unutulmusluga dadanan
Hep birden, ama tek bir yaratik gibi
Çikarak gözlerime yari los magrasindan
Görülmemis bir sekilde intihar ederdi.
O zaman belki bendim, belki bir sekil bildirisi
Gibi o zaman iste çok degerli bir tasa
Bakar gibi ben
Istekli, sonra durgun, giderek düsünceli
Derdim ki -daha dogrusu yasardim-
Mutluluk alisilmis bir kötümserlikti
Ki tarih aldatilirdi, korkardim
Gözü dönmüs bir kusun gögsünü didikler gibi
Bagrini açar gibi bir azizin
Açardim ben de içimi - bu sehir kimin?
Kimsenin degil -
Baktikça, baktikça oaraya bakir
Ne düserse içine zehir
Köpürür köpürür köpürür
Önce asit, derken bir doga parçasi gibi
Yaprak bir parça yaprak olana kadar
Su bir parça su olana kadar
Ben onlara su ve yaprak diyene kadar
Demek istedigim yasamak bir parça yasamak oluncaya kadar
Zamanlar, zaman sürüleri..
Bazi adamlar ki bu zamanlara
Dokunur geçerlerdi
Yani bir piyanya ve onun tek bir tusuna
Dokunur gibi
Ses, o kalin ses, hiçbir sey umdurmayan
Doru bir at dilinde orman ve su
Korkuyu, sonra da yalniz korkuyu
Büyüten ordan oraya
Sayisiz çesitlendiren onu
Yani bir hayat olarak çikaran karsimiza
Bir sesti bu
Sadece bsr ses idiyse, bir durup bir bosaldikça
Içimize düsüren boynumuzu
Yerlesen bizi pek az taniyan yüzümüze sonra da
Igrenmenin kosulu bir at gibi durdugu
Bir uzunlugu ya da bir alani olmayan yüzümüze
Yerlesen
Sizdikça sizan bir çay saati gibi içimize
Yani bütün bir buruklugu birden içeren
Ve soran birden sorusunu
Hanlarda denk saran yolcularin
Yagmura kuskuyla bakan
Gözleri gibi
Ses, o büyük ses, desem ki
Sorardi bize durmadan
Sorardi ölümün bütün bildiklerini.
II
Ölüler dirilirdi. Çikamazdim ki otelden
Ben otelden hiç çikamazdim ki
Her seyi bilen bir adam gibi gelip geçerdi
Kis
Ve hayaletler halinde kus sürüleri
Gündüz ve gece
Gece desem gece, gündüz desem gündüz
Ve desem ki, sonuncu günü
Dünyanin insan eliyle yaratilmasinin
Sonuncu günü
Koridorlardan geçerdim.
Koridorlar ki uzun desem uzun, kisa desem kisa
Aslinda bana göre bir sekil
Bir monolog da diyebilirim buna, içinde bir konusma ürpertisinin =
yer aldigi
Kelimeleri olmayan bir yazi türü belki de
Koridor
Ve benim çagrisimsiz sesleri düsüren ellerime
Meyhanelerden gelen ve bir daha gelmeyen
Ölü sesleri
Sokaklarda karsima çikan ve bir daha çikmayan
Ölü sesleri
Masa örtülerinin altina saklanan ve bir daha saklanmayan
Resim ve para sesleri
Ölülerin
Merdivenleri inerdim.
Merdivenleri inmek kolay desem kolay, kolay demesem gene kolay
Bir diyalog oldugu için degil, zaten bir diyalogdur merdivenler
Içinde insan ugultularinin yer aldigi
Ve kimsenin kimseye bir sey sormadigi. Ne var ki
Ben onun yanindan geçerken
O benim yanimdan geçerken
O döner dönmez köseyi
Ben yere egilir egilmez
O dönüp bakarken gizlice
Ben cebime sokarken elimi
O gözetlerken beni köseden
Ben basimi çevirirken ansizin
Bir anahtar sesi
Bir sigara gürültüsü
Yere düsen bir çakmak
Kirmizi bir benzin istasyonu belirtisi.
Güya Tanrinin hep birlikte olalim diye çizdigi
Bir salon
Ben o salona varincaya kadar
Tanri yok -ne kadarda geçmis aradan-
Salon ki otelin salonu yani
Ve dirilmis ölüler ayakta
Bir ikon tasviri gibi
Ya da bir Bruegel tablosundaki çilgin
Belli bir zaman parçasini kimildatip da içinden
Sayisiz zamanlara götüren
O birtakim adamlar
Ki artik ölü bile degil hiçbiri, degil de
Gelecek bir zamani isirir gibi
Kocaman disleriyle
Avurtlari, göbekleri ve falluslariyla
Yani kaç yerinden delinmis olmali ki dünya
Dünya desem dünya
Degil desem degil
Yarali bir hayvan gibi soluk soluga.
III
O ben ki seviyordum beni yargilayan
Bir otel diye seviyordum oteli
Kendi yasalariyla
Aslina bakilirsa kendimi dolastiriyordum bir bir
Sokaklari olmayan bir sehir için
Yarali ayaklarimla
Alanlari, parklari ve afisleri
Olmayan bir sehir için
Ben kimim -ki fülütler çaliyordum bazi-
Çenk ve santur sesleri düsürüyordum Tevrattan
Bir ot, bir çöl motifi
Bir kafatasini, bir h=96 kusunun haykirisini =
düsürüyordum
Karisik ve acikli çöpleriyle
Bir cellat ipi, bir korsan gemisi
Bir yargiç ya da bir idam gerekçesi
Zaten düsüyordu kendi kendine
"Çit" diye bir sey oluyordu bazen de -sessizlik-
Diyelim bir ölü yer degistiriyordu
Tam yüz "sene" daha atlayarak geçmisten
Yüz "sene"
Ama belki de
Issiz ve sicak duvarlarin ötesinde yaz
Sert ve ince bir kabuk gibi
Çatlayip duruyordu gizlice
Gidip ellerimi yag kandillerine sürüyordum
Nedense erimenin bu distan tadina
Birakiyordum kendimi
Yukarda eski bir kule oluyordu, tahta
-Uyarilmis sürgünlügüm benim-
Tahta desem tahta, degil desem degil
Ya da bir kirinti bir bosluk canavarinin agzinda
Oluyordu ki, bir rüzgar bile hiç yok
Yok dedigim bile hiç yoksa
Batirinca durgun gögsünü
Gök kendini kanatiyordu orada.
Firtina, firtina, firtina
Ben ki en azindan bir durgunluga çagriliyordum
Her seyi bir bir yasamis da..
Ve yanitsiz ve sessiz
Bana kalirsa:
- Yani o sular ki içinden
Peygamber yüklü bir yunus baliga çikarsa
Hangi ilgi onu bir süre boslukta tutacak
Canim elbette
Yunus batacak
Yunus batacak -
IV
Denizse her seyi unutturan bir adam gibi
Gelecekti bir gün yeniden
Demeye kalmadi geldi
Sinirli bir gürültüyle yükseliverdi hemen
Ardindan bir iki sey daha oldu - nasil anlatsam
Kimse bunu daha yasamadi ki -
Sanki bir akvaryumun içinde
Yapayalniz kaldim da ben
Yanimda baska akvaryumlar ve
Içinde baska birileri
Dogrusu müthisti bu, denizin icat ettigi bir mezarlik gibiydik =
baska degil
Hepimiz az çok kimildaniyorduk çünkü
Hepimiz agzimizi açiyorduk arada
Bir sesi disindan olsun yakalamak için
Ama nafile
Yoktu ses
Yok bile yoktu ki bir yerde
Kapidaki bir yayli arabayla
Süslü bir cenaze arabasina benzer bir arabayla
Soluklarin iniltili bir dram yaratmasa
Yoktu ses
Ve yasli barmenin basi tezgahin ardinda
Saint Jean de Baptiste'in kesik
Kesik desem kesik, yasayan desem yasayan
Basi gibi sakin durmasa.
EK
Silik bir izlenim gibi kaliyordum kendimde
Elimle filan bir seyler yaptigimi görüyordum
Seyrek de olsa konusuyordum, örnegin
Eski bir efsaneyi anlatiyordum birilerine
Ya da bir yerleri tarif ediyordum yüzümü burusturarak
Içki de içiyordum, hem de sert içkiler içiyordum
Bazen bir iki bardak
Bazen de sabahtan aksama kadar
Durmadan içiyordum
Canim elbette, diyordum, nasilsa
Otel batacak, otel batacak
En önemlisi de tanistirilir gibiydim biriyle
Hiç kimselerin ilgilenmedigi
Bazi olaylarin tarihçisi olarak.
