Sayfalar

19 Haziran 2013 Çarşamba

grotesk çekişme

simgesel dile getirmenin tam bir ölçütü olamaz.ya öznelliğin ruhani,imgesel uçucu daha tam oluşmamış bir tasarısı oluyor ya da onu ezen ve yok eden baskın şiddet.özne duraksayarak korku ve utançla kendini öne çıkarma riskini aldığı anda öteki bütün ateşliliğiyle ona saldırır.ikircilik burdadır. bu iki kutup kesin olarak karşıt mıdır ?
kırılgan içten öznellik,dışsal gerçekliğin şidettli tepkisiyle gerçekten ezilir mi ?

biri masum kırılgan öznelliğini dışavurmaya çalıştıında,bu öznelliğin asıl doğası bütün şiddetiyle patlar mı ?

dönüş



Arzunun çember diyalektiğine,dürtünün istikrarla ebedi dönüşüne yakalanmış histerik kadın rotası....

duran adam ve bakış açısının karesi



Duran adamın televizyon ekranındaki donmuş profili –bu donmuş hayaletimsi imgenin desteği sayesinde, kitleler normalleşir. Belki, bu karenin gizemli etkisi duran adamın ölmemiş olduğu gerçeğinde yatar. ve beklide bu tuhaf bulaşkan kitlesel özellik ,duran adamın bu bakış açısı karesinden,kitlelerin nesnel karesine dönmememiz gerçeği içinde geçerlidir.duran adamın televizyondaki donmuş profilinin bakış açısı karesi sonsuza kadar ısrar eder,bakış açısı karesinin çerçevesini parçalar ve böylece artık belirleyici bir öznenin görüşüne bağlı olmayan fantazmatik imge otonomisini kazanır.artık birinin gördüğü şeyin imgesi değil,öznenin bakışının desteğinden yoksun kaldığı zaman bile varlığını sürdüren kendinde bir bakış açısı paradoksudur.bu kare yine başarısız dikişin yarığını dolduran arayüzdür.duran adamın bakış açısı karesinin,yani onu diejetik bir kişiliğe yeniden bağlayacak bir ek karenin o son dikişinin namevcut olması,bu kareyi metafizik yüce nesneye çevirir.


10 Haziran 2013 Pazartesi

bastırma ve bastırılmışın dönüşü bir ve aynı şeydir

Sessiz dönüş

Arzunun çember diyalektiğine,dürtünün istikrarla ebedi dönüşüne yakalanmış histerik kadın rotası....

9 Haziran 2013 Pazar

ÇIĞlık

Eklenmemiş ham ses miti,hayvansallık delilik yönüne dışlanan şey






hayvanlara tapacağım gecenin derinliklerinde,en kutsal resimlere el uzatıp tüm yalanları kutsayacağım düşlerimde hayvanlaşacağım ve bırakacağım öldürsünler beni,bir hayvan gibi

6 Haziran 2013 Perşembe

çığlık

eklenmemiş ham ses miti,hayvansallık delilik yönüne dışlanan şey.. ve bu gün;

içimde alçı kalıbına aldığım,çatlağından mine kokulu dumanlar fışkırtarak silsile halindeki arzi batınlardan önce ve birlikte var olan görülebildiğinde ihtişamı görülmediğinde cazibesi yalnız mütehakkim amansız şaşaalı yakınlığının dehşetini büktüm gırtlağımda.. sağır köpekler gibi

5 Haziran 2013 Çarşamba

Paralel Postulatta haz kalkülü



sabit iki nokta arasını birleştiren en kısa yol olan doğruda summetresis ölçümü yaparken,geçmiş ve geleceğin  haz birimini ölçme ve hesaplama ile mutluluk birimini belirlemeye gidersek, eukleides aksiyomlarından çıkarımla bütün parçadan daha büyüktür ve şimdi bu parçanın niceliksel gerçek mutluluğa ulaşabilmek için şimdiki hazlarla gelecekteki acılar arasında denge kurulması gerektiğinden yola çıkmalıyız..,şimdiye eşit uzaklıkta bulunan duyguları ifade eden noktaların geometrik görünümünün bir çemberden ibaret olduğunu düşünelim.şimdi haz, gelecekteki acıları kesen ,geçmişin deneyimlerinin yarattığı korku üçüncü doğru olarak kestiği zaman ,içte meydana gelen açıların 180 dereceden küçük olduğu tarafta,kesişir ve 3 kabulle karşımızda durur…mekan 3 boyutludur,mekan sonsuzdur mekan homojendir..o halde birbirileriyle çakışan duygular birbirleriyle eşittir..eşit duygulara şimdide eklenen mutluluklar çıkartılırsa,kalan acılar yine birbirine eşittir..haz biriminin değerleri,kendi başına değerlendirildiği zaman,az yada çok,hazzın yoğunluğuna,süresine kesinliğine ve yakınlığına bağlı olacaktır…sonuçları açısından ele alındığı zaman ise,hazzın verimliliği,yeni hazlarca izlenme şansı,hazzın saflığı,yani acının değil de hazzın takip etmesi olasılığı türünden başka etmenlerde hesaba katınca kapsamında ne kadar kişiyi etkilediği ön plana çıkar…hazzın niteliksel olarak iki  tercih ölçütü vardır,hem duyumsal,hem de entelektüel  boyutu olan insan varlığı..o halde ölçüt insan varlığıdır..paralel pastülada iki aşığın evirme yoluyla aynı birimde ne kadar mutluluk birimi yakaladığı ise duyumsal ve entelektüel ölçütleriyle ,kendi insan varlığının bütününde değerlendirilir..ve kendilerini izleyen bütünden elde ettikleri hazzın yoğunluğuyla niceliksel artışa sebep olur..

şok koridor


korku insanın insan aşamasına ulaşabilmesi için ödediği bir bedeldir..yaşama güdüsü ile ölüm güdüsü arasındaki zamanı eskiterek ,gereksinimleri gidermek için enerjiyi harekete geçirerek ve onu sürekli kılma çabası yaşamsal arzudur..hiç bir zaman giderilmeyen çok çeşitli beslenme ,cinsel,güvenlik ve güç gereksinimleri biçimleri altında,çelişkili olarak bizi sıkıntı ve acıyla da baş başa bırakan bu süreçte yaşamak,yaşam korkusunu açığa çıkartıyor.her an yeniden başlayan barış ve dengeyi,gerilimler ve doyumsuzlukları sürekli duyumsamak,organizma ve doğayla,arzularla gerçeklik arasındaki nazik dengeyi sürdürebilmek mücadele korkusunu açığa çıkartmaktadır,yaşamsal durumumuz bir sıkıntının,acının umutsuzluğun yada başarısızlığın azıcık saldırısına uğradığı zaman atalarımızdan miras kalan korku içimizde kendini doğuracaktır..varoluşçular bir ilk korkudan,bütün yüce varlıklarda bulunan ve özlerinde saklı bir korkudan varlık korkusunu tanımlamışlardır.korkunun model olarak doğum yaşantısına bağlayanlar ise cennet ülke  tanımlamalarıyla anne rahmindeki durumu anlatmakla korkunun kaynağına ulaşmaya çalışmışlardır..hepimiz bir vakit o harikulade cennet ülke masalları dinlemişizdir..keka yaşamak,keyif sürmek deyince akla gelen her şey vardır orda..hiç kötü olduğu görünmez havanın,tam gönlünüzcedir..insanın canının çektiği her şey ,her içit çeşme ve pınarlardan şerbetler tadıyla akmaktadır. dert tasa yoktur kısacası bütün dilekler gerçekleşir el bebek gül bebek bir ömür sürersiniz..öyle bir ömür ki,bizim gerçek dünyamızda ancak düşlerde yaşanır..hani eski latinlerin bir sözü vardır ‘’hayalimizde yaşattığımız hiç bir şey yoktur ki,bir zaman yeryüzünde gerçekten var olmamış olsun’’ ve devamında’’bu zamanlar duygularımızla algılamamış olalım’’….peki bu hayali kurmak için  ne zaman yaşadık bu cennet ülkede,içimizde bu cennet ülkeye ilişkin olarak yaşayan hayal nerden kaynaklanıyor…buradan yola çıkarak ana rahmine duyulan özlemin hayalinin izlerini buluyoruz.ana rahminde vücut ısımıza uygun ısı,korunaklı zarlar,gerektiği gibi kollanıp gözetlenilen bir yatak,ananın damarlarından dolaşan kanın taşıdığı zahmetsiz yiyecek ve içecek dilediğin gibi yan gel yat..lakin dölütün doğma isteği biyolojik bir ödevdir..doğum eyleminin gerçekleşmesi de biyolojik işlevdir..annenin çektiği sancılarla insan yavrusunun vücudunun basınçla dar bir alana itilmesi,ve onu izleyen evrelerde onu öne doğru iten zorlanımlar artık başlamıştır..gün ışığına gözlerini açan bebek anne karnındaki rahat ortamdan gözlerini kamaştıran ışığa ve bedeninin ısısını değiştiren bir ısıya yabancıdır.alışılmadık bilinmedik uyaranlar yeni doğan bebeğin üzerine bir anda çullanır ve çığlıkla hayata başlar,ve sonradan acı duyduğu zaman başvurduğu ağlamalar bir davranışa dönüşür..ve organizmasına oksijen iletimindeki değişikliklerle solumaya başlamış,daha önce  içinde yaşadığı dünyaya hiç benzemeyen bir dünyaya getirilip bırakılmıştır artık..mücadele başlamıştır..ve artık anayla yekvücut olmadığını yavaş yavaş sezinlemeye başlamıştır .. anasıyla arasındaki kordon,birlik ve beraberlik adına kopmuş,yerini karşılıklı sevgi ilişkisi almıştır..gelişim evrelerinde alışmaya çalışırken gereksinimlerinin yetersizliğinde panik,saldırganlık ve tehdit hissettiğinde ise,doğum esnasında ,rahim kanalından geçerek dünyaya geldiğinde olduğu gibi,bunaltılar,boğuluyormuş hissi,prangalara ve zincirlere vurulmuş bedensel ve ruhsal devinim özgürlüğü engellenmiş,zorlanımlı kaskatı kesilmiş korku ile tepki vermeye başlayacaktır..otto rant,doğum travmasının insanlar için tipik bir olay olduğu görüşünü savunurken;insanın doğarken korkuyu öğrendiğini ve ilerde karşılaşacağı her korku durumu simgesel olarak doğum olayına uygunluk gösterdiğini söyleyecektir..yaşam sürecinde insan tehlikelere karşı korkunun dürtüsüyle zamanına göre doğayı geniş çapta hizmetine alarak üzerinde egemenlik kurmuş,uygarlık ve teknikle kendini koruma yoluna gitmiştir..bu gün sayısız buluş ve keşifleri gerçek korkuya borçlu bulunmaktayız..dolayısıyla,korkunun sadece yarasız sonuçlara yol açtığını yada açmakta olduğunu söyleyemeyiz… korkular,özellikle gerçek korkular  karşısında tüm canlı organizmalardaki gibi saldırı ve savunma yoluna başvurabiliriz..korkuya karşı savunma önlemi olarak saldırıya toplumda da rastlarız..misal,bir ulus ,komşu devletten korkmaktadır,çünkü komşu devletin daha güçlü ordusu vardır,bu durumda ilk ulus, kendini tehlikede görür,kendisine saldırması olası komşu devletten önce davranıp ,bir ‘’savunma savaşı’’başlatarak komşu devlete saldırır…gerçek korkular dışında sayısız gerçekdışı korkularda vardır..gerçek korku açık seçik nedenlere dayanan korkudur..sonuç itibariyle,korkunun doğum olayına bağlanmasının yanı sıra,bütün canlılara özgü olduğunu,doğum olayını örnek almayan korkuların varlığıyla da konuyu hala tartışılır kılan bir bilinmez diyebiliriz beklide..özellikle tehlikeye karşı tepki kimliğiyle biyolojik bakımdan zorunlu bir işlev gördüğü için,korku değişik canlılarda değişik nitelik gösterir.çoğunluklada korku çaresizliğin bir dışavurumu olarak,aranan objenin eksikliğine yönelik tepki olarak doğar..ve tehlike diye algılanan durumda,kendisini güven altına almaya çalıştığı bir doyumsuzluk durumu,yani giderilmesi konusunda çaresiz kalındığı gereksinim gerilimindeki artış la ortaya çıkar..freud ise,korkunun ,insanın giderilmesi konusunda bir şey yapamadığı,bir gereksinim gerilimindeki tehlikenin işaretidir der,bu durumun algılanmasında söz konusu duygu ve tepkiler,korkuya karşı savunuyla yaklaşan tehlikeye karşı savunu amacını taşıdığını söyler…

En hafiften adımlar


Yaşam,omuzlarımıza zorla yüklenen bütün özveriler ve kısıtlamalar karşısında,yasakların bir dönemsellikle çiğnenerek sarıldığı bir çelişki yumağıdır. varlık alanında bedenimiz,bütünleşmedeki eksiklikle yuvarlanır ,dış dünyadan kendimize ..korku yaratır,düşman ürettiririz parçacıklarımızdan ve sonra karşılaştığımız tözlerden de şiddet yaratır beynimizdeki nöronlardan yuvarlarız..yaşamı parmaklarla değil beynimizden dökülen görüntülerle sararız yeniden ,yeniden..kurban daima suçludur izi veren bir görüntüyle,zamanı bedenimize giydirir..dış dünyada bedeni unutur,ruhun tözüne sırça sızgın bir ışık katar;hem kendimizi seyrederiz loş görüntüler altında,hem seyrediliriz,loş umut yansımış gözler kıskacında…yumak yumak çelişki ile sararız yaşamı, zamanın bitmeyen hırsıyla.. yarışımız esasında sadece kendimizle..  bedenimizi tüketerek ruhumuzun yorgunluğuyla sona geldiğimizde,kazananın kim olduğunu,kime soracağımız gelir akla ,yarışın bilindik finali burun farkıyla kaybettiniz..

4 Haziran 2013 Salı

KİTLE MODELİ

yaşamaya  bağımlı bir enerjiyle  aynı panik primer ateşleme içinde Le Bon önermesinin hep çoğul görüntüsüyüz

kitlelerin hayal gücü VARDIR beyni YOKTUR

Kitlelerin hayal gücü, bütün ilkel kimselerde


 olduğu gibi yargılamanın ve akim kontrolünden

uzak bulunduğu için etki altında bırakılmaya

uygundur. Zihinlerinde, bir kişiliğin, bir olayın, bir

kazanın etkisiyle doğan hayaller hemen hemen gerçek

şeyler kadar canlılık gösterir. Kitleler, bir dereceye

kadar, uyuyan bir insana benzerler. Uykuda

yargılama yeteneği durduğundan zihinde bir takım

hayallerin yerleşmesi çok kolay olur; fakat bu hayalleri

yargılamanın nüfuzu altına almak imkân dahilinde

olunca derhal kaybolurlar. Kitleler düşünmeye ve

yargılamaya yetkili olamadıklarından, aklın kabullenemeyeceği

bir durumun meydana gelmesini kabul

etmezler. Oysa bu gibi durumlar genellikle en fazla

göze çarpar ve etki ederler.

İşte bunun içindir ki, olayların olağanüstü güzel

ve efsaneye benzeyen yönleri daima onların üzerinde

etkili olur. Mucizeler ve efsaneler gerçekte uygarlıkların

asıl destekleridir. Görünüşler ve gösterişler tarihte

gerçeklerden daha fazla bir rol oynamıştır. Gerçekte

olmayan gerçek olana üstün gelmiştir.Kitleler yalnız hayalleriyle düşünebildiklerinden

yine yalnız hayalleri aracılığıyla etki altında bulundurulabilirler.

Yalnız hayaller onları korkutur veya

kendine çeker ve onların fiilleri üzerine etkili olur.

Bu sebepledir ki, hayali en açık bir şekilde canlandıran

tiyatro temsilleri kalabalıklar üzerinde büyük

bir etki meydana getirir. Bir zamanlar Roma'nın

avam tabakası için, ideal saadet ekmek ve tiyatrolar,

her çeşit seyir konulan idi. Aradan bir çok dönemler

geçmesine rağmen böyle bir idealde pek az değişiklik

olmuştur.

Tiyatro Halkın Hayal Gücünü Etkiler

Halkın hayal gücüne en çok etki eden manzara tiyatrodur.

Bütün salon aynı zamanda aynı heyecanları

yaşar. Bu heyecanların fiil haline gelmemesinin sebebi,

en bilinçsiz bir seyircinin bile hayallere mağlup

olduğunu, hayallerden ibaret maceralara güldüğünüveya ağladığını bilmesidir. Bununla beraber

bazı defa hayaller, temsiller aracılığıyla telkin olunan

duygular, her zamanki telkinler gibi, fiil haline

geçecek kadar güçlü olabilir.

Sahnede hain rolünü yapan aktörün hayali cinayetine

kızan seyircilerin tiyatrodan çıktıktan sonra aktöre

karşı hücumlarına engel olmak için, onun korunduğuna

dair bir hikâye vardır. Bu durum, sanırım

ki, halkın zihni hayatlarının ne kadar kolaylıkla etki

altında kaldığını gösteren dikkat çekici bir örnektir.

Onların gözünde gerçek dışı olan olay hemen hemen gerçek kadar önemlidir

GUSTAVE LE BON


MERAKLISI İÇİN
 TAMAMINI OKUYUN DERİM...

http://m.friendfeed-media.com/9a23250d7c7d6825f384c20e82390e0190cf1b98





1 Haziran 2013 Cumartesi

son örüntü sen siz son

hoş

ca
kal

ses perdesi

la hasard meurtier se dresse au coin de la premiere rue
au retour,I'heure-couteau attend.

nu et noir...

Dünü görmüyorum , bu gün konuşmayacağım yarını duymuyorum...nasılda bitimsiz bir korku


mırıldandığım öyküler..

bitimsiz bir korku

bir kadın



hepinizin düşünceleri elden düşme,başkalarından kiralanmış ve o kiralar o denli yüksek ki çok pahalıya mal olacak hepinize..

odysseia 20. bölüm

eklenmemiş ham ses miti,hayvansallık delilik yönüne dışlanan şey

hayvanlara tapacağım gecenin derinliklerinde,en kutsal resimlere el uzatıp tüm yalanları kutsayacağım düşlerimde hayvanlaşacağım ve bırakacağım öldürsünler beni,bir hayvan gibi

ben gezginim sizler ise önemli şeylerle meşgulsünüz /esprit..

en imkansız olanları sormama izin ver

yada


derin bir eksiklik içinde sorularımı uyuyarak tüketeyim