5 Haziran 2013 Çarşamba
şok koridor
korku insanın insan aşamasına ulaşabilmesi için ödediği bir bedeldir..yaşama güdüsü ile ölüm güdüsü arasındaki zamanı eskiterek ,gereksinimleri gidermek için enerjiyi harekete geçirerek ve onu sürekli kılma çabası yaşamsal arzudur..hiç bir zaman giderilmeyen çok çeşitli beslenme ,cinsel,güvenlik ve güç gereksinimleri biçimleri altında,çelişkili olarak bizi sıkıntı ve acıyla da baş başa bırakan bu süreçte yaşamak,yaşam korkusunu açığa çıkartıyor.her an yeniden başlayan barış ve dengeyi,gerilimler ve doyumsuzlukları sürekli duyumsamak,organizma ve doğayla,arzularla gerçeklik arasındaki nazik dengeyi sürdürebilmek mücadele korkusunu açığa çıkartmaktadır,yaşamsal durumumuz bir sıkıntının,acının umutsuzluğun yada başarısızlığın azıcık saldırısına uğradığı zaman atalarımızdan miras kalan korku içimizde kendini doğuracaktır..varoluşçular bir ilk korkudan,bütün yüce varlıklarda bulunan ve özlerinde saklı bir korkudan varlık korkusunu tanımlamışlardır.korkunun model olarak doğum yaşantısına bağlayanlar ise cennet ülke tanımlamalarıyla anne rahmindeki durumu anlatmakla korkunun kaynağına ulaşmaya çalışmışlardır..hepimiz bir vakit o harikulade cennet ülke masalları dinlemişizdir..keka yaşamak,keyif sürmek deyince akla gelen her şey vardır orda..hiç kötü olduğu görünmez havanın,tam gönlünüzcedir..insanın canının çektiği her şey ,her içit çeşme ve pınarlardan şerbetler tadıyla akmaktadır. dert tasa yoktur kısacası bütün dilekler gerçekleşir el bebek gül bebek bir ömür sürersiniz..öyle bir ömür ki,bizim gerçek dünyamızda ancak düşlerde yaşanır..hani eski latinlerin bir sözü vardır ‘’hayalimizde yaşattığımız hiç bir şey yoktur ki,bir zaman yeryüzünde gerçekten var olmamış olsun’’ ve devamında’’bu zamanlar duygularımızla algılamamış olalım’’….peki bu hayali kurmak için ne zaman yaşadık bu cennet ülkede,içimizde bu cennet ülkeye ilişkin olarak yaşayan hayal nerden kaynaklanıyor…buradan yola çıkarak ana rahmine duyulan özlemin hayalinin izlerini buluyoruz.ana rahminde vücut ısımıza uygun ısı,korunaklı zarlar,gerektiği gibi kollanıp gözetlenilen bir yatak,ananın damarlarından dolaşan kanın taşıdığı zahmetsiz yiyecek ve içecek dilediğin gibi yan gel yat..lakin dölütün doğma isteği biyolojik bir ödevdir..doğum eyleminin gerçekleşmesi de biyolojik işlevdir..annenin çektiği sancılarla insan yavrusunun vücudunun basınçla dar bir alana itilmesi,ve onu izleyen evrelerde onu öne doğru iten zorlanımlar artık başlamıştır..gün ışığına gözlerini açan bebek anne karnındaki rahat ortamdan gözlerini kamaştıran ışığa ve bedeninin ısısını değiştiren bir ısıya yabancıdır.alışılmadık bilinmedik uyaranlar yeni doğan bebeğin üzerine bir anda çullanır ve çığlıkla hayata başlar,ve sonradan acı duyduğu zaman başvurduğu ağlamalar bir davranışa dönüşür..ve organizmasına oksijen iletimindeki değişikliklerle solumaya başlamış,daha önce içinde yaşadığı dünyaya hiç benzemeyen bir dünyaya getirilip bırakılmıştır artık..mücadele başlamıştır..ve artık anayla yekvücut olmadığını yavaş yavaş sezinlemeye başlamıştır .. anasıyla arasındaki kordon,birlik ve beraberlik adına kopmuş,yerini karşılıklı sevgi ilişkisi almıştır..gelişim evrelerinde alışmaya çalışırken gereksinimlerinin yetersizliğinde panik,saldırganlık ve tehdit hissettiğinde ise,doğum esnasında ,rahim kanalından geçerek dünyaya geldiğinde olduğu gibi,bunaltılar,boğuluyormuş hissi,prangalara ve zincirlere vurulmuş bedensel ve ruhsal devinim özgürlüğü engellenmiş,zorlanımlı kaskatı kesilmiş korku ile tepki vermeye başlayacaktır..otto rant,doğum travmasının insanlar için tipik bir olay olduğu görüşünü savunurken;insanın doğarken korkuyu öğrendiğini ve ilerde karşılaşacağı her korku durumu simgesel olarak doğum olayına uygunluk gösterdiğini söyleyecektir..yaşam sürecinde insan tehlikelere karşı korkunun dürtüsüyle zamanına göre doğayı geniş çapta hizmetine alarak üzerinde egemenlik kurmuş,uygarlık ve teknikle kendini koruma yoluna gitmiştir..bu gün sayısız buluş ve keşifleri gerçek korkuya borçlu bulunmaktayız..dolayısıyla,korkunun sadece yarasız sonuçlara yol açtığını yada açmakta olduğunu söyleyemeyiz… korkular,özellikle gerçek korkular karşısında tüm canlı organizmalardaki gibi saldırı ve savunma yoluna başvurabiliriz..korkuya karşı savunma önlemi olarak saldırıya toplumda da rastlarız..misal,bir ulus ,komşu devletten korkmaktadır,çünkü komşu devletin daha güçlü ordusu vardır,bu durumda ilk ulus, kendini tehlikede görür,kendisine saldırması olası komşu devletten önce davranıp ,bir ‘’savunma savaşı’’başlatarak komşu devlete saldırır…gerçek korkular dışında sayısız gerçekdışı korkularda vardır..gerçek korku açık seçik nedenlere dayanan korkudur..sonuç itibariyle,korkunun doğum olayına bağlanmasının yanı sıra,bütün canlılara özgü olduğunu,doğum olayını örnek almayan korkuların varlığıyla da konuyu hala tartışılır kılan bir bilinmez diyebiliriz beklide..özellikle tehlikeye karşı tepki kimliğiyle biyolojik bakımdan zorunlu bir işlev gördüğü için,korku değişik canlılarda değişik nitelik gösterir.çoğunluklada korku çaresizliğin bir dışavurumu olarak,aranan objenin eksikliğine yönelik tepki olarak doğar..ve tehlike diye algılanan durumda,kendisini güven altına almaya çalıştığı bir doyumsuzluk durumu,yani giderilmesi konusunda çaresiz kalındığı gereksinim gerilimindeki artış la ortaya çıkar..freud ise,korkunun ,insanın giderilmesi konusunda bir şey yapamadığı,bir gereksinim gerilimindeki tehlikenin işaretidir der,bu durumun algılanmasında söz konusu duygu ve tepkiler,korkuya karşı savunuyla yaklaşan tehlikeye karşı savunu amacını taşıdığını söyler…
