Sayfalar

16 Temmuz 2010 Cuma

ö.ç -25-



Bir çıkarıma gitmelimiyim sorusunu kendime sorduğumda,yazacaklarımın bir çağrışımın sonucumu,yoksa bir verimliliğe haksızlık etme düşünceleri arasında gidip gelirken,henüz adlandıramadığım bir duygunun bende yarattığı bir kendi tenine yatırılmış özgeciliğe karşı oluşturulmuş,ikinci bir özgecilikmiydi..ve bunu tanımlayabilmem için yazdıklarımı,sonrasında yorumlayarak ulaşabilirim sanırım..kendilerini kendi öz yaşam biçimlerine uyarlama konusunda sadece yükümlülüklerini yerine getiren,bunu sorgulamalarına rağmen anlam veremeyen bir metinden arta kalan so little time kitabından çıkardığım anlama benzer,yakınlıktı..gündelik yaşamın sadistlik eğilimleri ki(freud’un içgüdüsel sadistlik eğilimleri gibi değil,çünkü psikanalitik ilgi büyük ölçüde sadistlik sapmalara odaklanmıştır) ben bu konuyu ne herhangi bir türden kendini ortaya koyucu yada saldırganca davranışın;içgüdüsel sadistlik eğilimlerin bir değişik biçime sokulması yada yüceltilmesi olarak düşünmediğim gibi,aynı zamanda Freud gibi güç kazanma çabasının bir biçime sokulması olarak ta görmüyorum..çünkü güç kazanma çabası sadistçe olabileceği doğrudur;ama yaşamı kıran kırana bir savaş olarak gören bir insan için bu sadece bir yaşama savaşına karşılık gelebilir.işin doğrusu bunun nevrotik olması da gerekmez,bu ayrım yokluğu nedeniyle sadistlik eğilimlerin alabileceği biçimlerin genel bir tablosuna,nede kesin olarak neyin sadistlik olduğuna ilişkin bir ölçüte sahip olmadığımızı bilerek,bunun adlandırmasını bir sezgiye bırakıyorum,bunun kolay kolay nesnel ve inanılır bir gözleme yol açmayacak bir durumdur ki,sezgilerimle gözlemlerimi ilişkilendirerek devam edeceğim..okuduğum metinde ısrarla,metini kaleme alan kişinin kişisel yada genel içerikli bir mücadeleye girdiğini ve mücadele biçiminde düşmanlarına olduğu kadar,kendi yandaşlarını da yaralamak gibi zorunlulukla hissettiğini düşündüm..kırılganlıklarında ,içgüdüsel korkuların etkileriyle,nesnel kışkırtmayla orantısız olmasına rağmen,öznel açıdan bu kışkırtılmayla oldukça orantılı bir güçle misilleme yapmak isteyebilir..yine de bu çizgide kişinin kendini aldatması kolaydır.gerçekte sadistçe bir eğilim iş başındayken çoğunlukla haklı çıkarılabilecek bir tepki öne sürülür,ama ikisini birbirinden ayırmakta çekilen zorluk,,tepkisel düşmanlığın var olmadığı anlamına gelmez.yaşamak için savaştığına inanan tipin kullandığı kırıcı taktiklerin,zarar verme temel bir niyetten çok,kaçınılmaz bir yan üründür,eylem türü saldırganca da olsa kötü bir ruhla yapılmadığına inanıyorum.böyle bir insan başkalarını tutsak etmek yada özelde eşi(arkadaşı) tutsak etmek isteyebilir.onun,kurbanının,üstün insanın kölesi olması,hem kendine ait arzulara,duygulara yada girişim gücüne sahip olmayan,hem de sahibi üzerinde hiçbir hak isteği bulunmayan bir yaratık olması gerekir.pygmalion’da prf.higgins’in elizayı şekillendirmesi gibi,ona şekil verme biçimi alabilir.ebetteki her sadistçe özlem köleleştirmeyi amaçlamaz.bir başka sadistlik,bir aletle oynar gibi başka bir insanın duygularıyla oynama ediniminde doyum bulur.kierkegaard,diary of the seducer adlı romanında;kendi yaşamından hiçbir şey beklemeyen bir erkeğin,kendini nasıl hepten bu oyuna kaptırabileceğini gösterir..söz konusu erkek,ne zaman ilgi göstereceğini ve ne zaman ilgisiz kalabileceğini bilir.kendine yönelik tepkileri önceden algılama ve gözleme konusunda aşırı derecede duyarlıdır.yine kendine yönelik ilginin sahibinin ,erotik arzularını,nelerin alevlendireceğini ve nelerin denetleyeceğini bilir. kurnazca bu tasarıların çoğu bilinçsizce gelişir.bu çekme ve reddetme,büyüleme ve düş kırıklığına uğratma,yüceltme ve küçümseme,sevinçle doldurma ve hüzüne boğma oyunudur.karşıdaki insan her an dolaylı-dolaysız isteklerle karşı karşıyadır.bunu yerine getirmeyince,küçük düşürülme veyahut suçluluk duygusu aşılanır.bu istekler nesnel şeylerle,cinsel ihtiyaçlarla ya da kariyer kazanma konusundaki yardımla ilgili olabilir,özel ilgiye,tam bir tapınmaya,sınırsız hoşgörüye yönelik istekler olabilir..bunların içeriklerinde özellikle sadistlik olan hiçbir şey yoktur..sadistliğe dikkati çeken şey,hangi yoldan olursa olsun,karşısındakinin,coşkusal açıdan bomboş olan yaşamı doldurması gerektiği yolundaki beklentidir.sadist kişinin hiçbir zaman bir şey vermek istemediğini söylemek yanılgı olur.belli koşullar altında cömerttir.sadizme özgü olan şey,alıkoyma anlamındaki bir cimrilik değil,,bilinçsiz olmasına karşın,başkalarını engellemeye-sevinçlerini öldürmeye,beklentilerini düş kırıklığına uğratmaya yönelik- çok daha aktif bir dürtüdür.bu eğilimlerin amacı nedir,böyle davranmaya zorlayan iç zorunluluklar neler olabilir;cinsel itki sapmasının dışavurumu olduğunu söylemek bir yargıya girer,temelsiz kalır..her ne kadar cinsel davranışta dile gelebileceği doğru da olsa; kişilik tutumlarımızın tamamının,tıpkı çalışma biçimimizde,yürüyüşümüzde,el yazmamızda olduğu gibi,kendilerini cinsel alanda da dışa vuracakları yolundaki genel kurala karşı istisna değildir.arayışları belli bir heyecan eşliğinde ya da açgözlü bir tutku eşliğinde sürdürdüğü doğrudur.yine de bu heyecan ve haz etkinliklerinin cinsel bir yapıda oldukları sonucu yalnızca,her heyecanın kendi içinde cinsel olduğu önermesine dayanmaktır.olanca umutsuzluğun kendi içinde yattığını görmediği için,bundan başkalarını sorumlu tutması gerekir.insanlar onun yaşamını yıkmışlardır,dolayısıyla bunun bedelini ödemek zorundadırlar.içine sızan bu kincilikle öç alma arzusunu bilinçli yansıtır.kaybedecek hiçbir şeyi olmadığı için kazanma dışında bir olasılık olamaz.bu olumlu bir amaç olabilir ve avuntu girişimi ele alınabilir.bu amacın peşinden tutkuyla koşulmasının nedeni,başkaları üzerinde zafer kazanırken,kendi umutsuz yenilgi duygusunu saf dışı bırakmasıdır..bu yıkıcı eğilimlerinin altında acı çeken bir insan buluruz.onun,kendisini dize getiren bir yaşamın karşılığında bir bedel,bir tazminat arayan umutsuz bir birey olduğunu görürüz..
Sonuç:iki kere okudum,hala yoğun sempati duyuyorum..burada anlatmaya çalıştığım o değil , kendim de değilim,bilinçaltımın dil sürçmeleride değil,oluşturmaya çalıştığım bu kalıp,içine şıp diye oturacak sevmediğim bay figür’e ait..o halde lirik ve karşı çıkılabilir bir portre neden çiziyorum,tepisel düzende (arzu,cinsellik ve saldırganlık)alt ben’in olduğu yerde,ben ortaya çıkmıştı ve ben bilincin usdışı olgularıyla kısmen bir egemen olma düzeyinde kendimlemi savaşıyorum,zihinsel işlevine karşı geliştirdiğim bir kıskançlık,şiddet,yaşam ,ölüm,arzu cinsellik temsillemeye gölge eden modernliğin büyük örtüsünü mü kullanıyorum.uyarılmış bir temsilemeden çok,kışkırtılmış bir temsillemenin gücüne mi boyun eğiyorum..(bilinçdışının kendi hedefleri,kendi amaçları vardır,bunlar bilince ait değildir..) ve dibini kazan sessiz bir tümceyi yakalıyorum..zihinsel işlevini kıskandım..bay figüre ait nefretimin gölgesinde…bu nasıl berbat bir duygu ,nasıl içime gelip böyle kolayca sızdı,yoğun terapiye almalıyım zihnimi...