Sayfalar

18 Temmuz 2010 Pazar

ö.ç-26-

Nabzını alamıyordum,ellerim göğüs boşluğunda.bir iki üç,bir iki üç..kundaklanmış bir bebeğin ,içine batan kolları ve bacakları gibi sessiz ..bir ,iki ,üç.. uzuvlarının hareketsizliğini parçalayacak şiddetle kalp masajı yapıyorum… gözbebeklerinden sürgün bir çığlığın düşmesi için bir,iki bir..dudaklarım ağzında,gölgemi üflüyorum hırçın bir şiddetle..tüm bedenindeki boşlukların genişleyerek çıkarttığı sessizliğin avuçlarımda parçalandığı vuruşlara karışıyor yok oluşu .bir iki üç..dudaklarım bedenindeki en küçük tüy sessizliğini emmeye hazır,iştigal bir nefes çekip tekrar üflüyorum..gögüs boşluğu kabarıp sönüyor,vicdan ve suç arasında,avuçlarımda yaşamın tüm enerjisinin,alışılmışlığın çekiciliğiyle iri damlarına dönüştüğü parlak bir ter ıslağı sıvazlamış,basıncı dökülmüş göğüs boşluğuna..bir iki.bir iki.hadi hadi hadi hadi.. röntgen moru gözkapaklarında,bir kıpırdanış mı,ellerim nabzını yokluyor,yağmur sağanağına karışan nabız atımlarında,bir çiğ tanesi sanki..tüm bedenimi saran,damarlarımda bir şimşek gürültüsüyle geçip,gırtlağımı parçalayarak çıkan bir ses ..yaşıyor…yaşamak,hele birinin yaşaması için avuçlarımdan ve içimdeki boşluklardan dökülen iğfal eden bir nefes’in zamanın dışından gelen bir bedende zamansızca çırpınışı..içimde yayılan huzur…yaşıyor.. saat 24:05 den itibaren aynı huzurla gülümsüyorum,düşlerini yaşamak için, nefesimi bağladığım 52 yaşındaki bu insanı düşündüm,ve o anda bir irin gibi içimden boşalan bir ses ‘’beni yaşatmaya çalışman nasıl bir bencilliktir’’bu sesten kurtulmam için daha kaç bedene nefesim geçecek,bilmiyorum..bildiğim en güzel huzur ama biliyorum,birilerin yaşamasına gerekli olacak bilginin,nefesim ve avuçlarımla iş görmesi..pipomu yakıp kahvemi elime aldığım bu saatlerde doyum kazandığım bir nefesi ,yaşamayı bana sevdiren,enerjimle geri gönderiyorum..iki kere aşık oldum,iki kere aynı şiddetle aşık oldum,iki kere heyecanlarımın katsayısını yaşadı bedenim ,unutulmaz anlarıma şahit gözlerim,sevinçlerime yüreğim..unutulmaz doyumlarım ,yansıdı tablolarımda,düşlerimde ..tüm bedeni parçalandığında,hastanedeydim,ve o gün inanılmaz derecede mermi hızıyla ıslık ıslığa geçiyordu tuhaf tarifsiz bir acı,sanki bir ses bu gün en büyük acıya tanık olacaksın diyordu..her gün gördüğün ama diğer arkadaşların gibi hala benimsemediğin ,mesleğinin görebileceği en büyük acıyı yaratan şiddetle görüntülere tanık olacaksın diyordu sanki..bir saat sonra bir sürü parçalı ceset önümdeydi..ve kana bulanmış kopmuş bacağını görmüştüm önce,onca parcalı cesedin içinden,ve ucunda acılarımı çoğaltan postalı ,acımın ilk mezar taşı olmuştu,ona sarılıp çığlığa boğulan nefesimle aramıştım ,bedenlerin içinden başını gögüs boşluğunu,onu yaşatamadım,çığlıklarımla yaşatamadım,beni bırakma beni bırakma dedim ,tüm enerjim bileklerimde kırılmıştı..onu yaşatamadım..tüm bedenim onun kanıyla yıkanmıştı tüm acım postalıyla gömüldü içime…ve bundan daha büyük acıya tanık olamazdım sonraki yaşamımda derken;daha büyük acıya tanık olacak bakışlarım ve kulaklarımda kendi çığlıklarımı ikinci kez dinleyeceğim acıya tanık oldu kulaklarım; ’beni yaşatmaya çalışman nasıl bir bencilliktir ‘ carcinoma –HCC ve ben onu yok ettik,benim bakışlarımdaki acı,karsinomanın acısından üstün gelmişti…onun nefesine dokunamamıştı bileklerim,kılını kıpırdatmamıştı,onu kalp masajı yapacak olan avuçlarımda potasyum vardı çünkü..gitme gitme diye haykırışlarıma kulaklarım alışkınmıdır nedir,benim için dehşet kelimelerdir..ve bu yüzden ,yaşamdan terk eden olmadım,olmayacağımda ,çünkü gitmemeyi seviyorum,tekrar gelmeyi seviyorum,nefesimi seviyorum,insanı seviyorum…gitmemekle doyumdayım,ihtiyari bir huzur,genç bedenimin dışında sıva..yaptığım her kalp masajında aynı tını gitme gitme gitme…1 ay sonra,tüm yaşadıklarımı arkamda bırakarak ayaklarım yeniden yol alacak,yaşamak için gidecek..hayatı seviyorum,tüm olumsuzluklarına acılarına rağmen….atilla ilhanın nefesinden dinliyorum sesini şu anda
eylül'ün cesedi çamurda yatıyordu
gülhane parkı'nda bıçaklamışlar
cesedin ağzından kan akıyordu
kıpkızıl sakalları uzamıştı

suna su karanlıktan korkuyordu
sıçramış uykusundan uyanmıştı
kalbini sımsıkı elinde tutuyordu
eylül'ün gözleri camlardan bakıyordu
kirpikleri yoktu dökülmüştü
suna su kalbinden korkuyordu

her sene bir eylül bıçaklanır
ufuktan martılar dökülüşür
sonbahar istanbul'dan utanır
kanlı ellerini saklar utanır
elleri bir serçe gibi üşür
ben hayallerimden utanırım
suna su parça parça uyanır
bulutlar parça parça düşünür
her dakika bir roman yasanır
her dakika bir yola düşülür
öpüşülür öpüşülür öpüşülür

ufuktan martılar dökülüşür
denizin gözü kanlanmıştır
içimdeki volkan uyanmıştır
istanbul külrengi yıkanmıştır
ben yalnızlığımı giyinirim
suna su hayallerini giyinir
ellerine eylül bulaşır
kalbini bir yerlere koyamaz
düşünür düşünür düşünür

hele 25.kısım yok mu.......

Işıkları söndür suna su
Vapurları duyacağız ha
Dün gece uykumda sıçradım
Beni mi çağırdın suna su
Nereye gideceğiz ha

Yabancı değil ben kaptanım
Aç kapıyı suna su
Büyük yağmurda ıslandım
Şarabın var mı suna su
Sabahı bulacağız ha

Kadehini dinleme çıldırırsın
Elimden gelmeyen bir o
Bütün trenleri kaçırdım
Saatin kaç suna su
Yarın öleceğiz ha