Sayfalar

6 Temmuz 2010 Salı

ö.ç-16-



Güne ait ilk çağrışımı;insan-hava akımı kavramına yönelerek düşünmem ve akla gelenler yine yadsımacı bir ideolojinin kimi yandaşlarının davranışlarından veri alarak,inanan olarak bir çok bakımdan kendi inançlarını yitirdiklerini görerek yorumlamamı kolaylaştırdığını söylemeliyim..onlara göre insanın değeri,insanı kendi imgesine göre biçimlendiren bir tanrıya bağlı görünüyor;eğer tanrı hiç yoksa ,o zaman insanda hiçbir şey değildir,böylece çağdaş sanatta ve düşüncede çok yaygın olan ve aynı zamanda bulunmayan ve yıkılmış bir tür ‘’insan hava akımı’’kavramına varmamı sağlıyor..inanç öncülerinden çok,böyle bir tutum genital öncesi ışıkta yaşamış baba imgesine karşı bir ayaklanmaya bağlı görünüyor.şiddetli bir bilinçdışı saldırganlığa böylece boyun eğen baba fallusu,içe yansıtılmayan ‘kötü nesne’ oluyor.oğul babanın kimliğini almadığı zaman artık hiçbir şey değildir.insan-hava akımı imgesi, aynı zamanda olmayan ve yıkılmış bir insanın yadsımacı imgesi,saldırganlığı tüm benzeşme olanaklarını tıkayan bir oğlun bilinçdışında görüldüğü gibi,tam olarak saldırıya uğrayan babanın imgesine havale ediliyor.hani çok kullanılan ‘’böyle baba ,böyle oğul’’hiçbir zaman böyle yerini bulamamıştır.ve bugünkü bu yerini bulan imgelerin içinde payıma düşen ‘’hiç’’,böyle baba ,böyle oğulla rekabet ediyor..insanın özgünlüğü sorununu,salt bilimsel plana yerleştirmede psikanaliz yardımcı olabiliyor.şöyle ki bu ikilemden kaçmaya izin veriyor. Ya insan tanrının imgesine göre yaratılmış bir ruha sahiptir, ya da mekanikçi materyalist bir görüşle diyebilirim ki,insan daha çok evrimleşmiş bir hayvandan öte değildir..birinci durumda ödenecek bedel iki kattır:ilk önce ben’in belli bir bölgesinin olgunlaşmasının engellenmesi ve bunun kaçınılmaz nevrozlu sonuçları;daha sonra tüm insanlığını bir yanılsamaya bağlamaktan ileri gelen önemli tehlike;her şeyi tanrıya bağlayan ve inancını yitiren bir gizemciden daha kötü bir yadsımacı yoktur.ikinci durumda,ne adına bir insanlık,eleştiriye uğrasa da neleri içerdiği iyi görülüyor..ötekine saygı ,kendine saygıdır..tehlikeli bir hava akımı da olsa baba imgelerine karşı suçluluk duygularıyla da ,uygarlığın eğittiği saldırganlık payını ,kendine yönelterek kendi enerjisini harcama olanağına sahip aynı zamanda suçluluk duygularını yatıştıran ve mazoşizmin iyice erotikleştiği,bu insanlık sabitini ussal boyuta indirgemenin zorluğunun farkına vararak sağaltıma gitmeden tespite gittim..çünkü gerçekçiliğe uyumlu tepkiler,soy yoluyla aktarılmaz,genetik dönüşümler dış gerçeklikle hiçbir ilişkisi olmadan yerine getirilir.ve doğal ayıklama,daha az yaşıyabilir bireyleri ikincil olarak ortadan kaldırır..insanda sosyo-kültürel aktarım yoluyla gerçekliğe uyum tepkilerini tüm genetik değişimlerin dışında aktarabilir..gerçeklik uyumu hikayelerinin kültürü(baba imgeleri)yerine aşırı hayvanlaştırılmış doğa(anne imgesi) yanıltıcıda olsa sanırım dinlemek daha çok hoşuma gidiyor..çünkü bilinçdışı için doğal denilen değerler(hayvanlarla var olanlarla aynı)yaşam istemi,gücün keyfi kullanımı gibi doğal değerler çift anne imgesine yansımalı olarak bağlıdırlar..misal aklını kullanma gibi insana özgü değerler;çift baba imgesi(doğa-ötesi değerler) gibi bilinçdışının içinde tutulurlar…beklenti çift baba imgesi,beklemek çift anne imgesinin yansımalı şeklidir ve her iki cinste bu imgeleri kabul ettirmeye yönelerek rol oynarlar..beklemek saldırıya uğrayacak bir doğal-anne bilinçdışı korkusuna karşı ilkel ve pahalı bir savunma düzeneği oluştururken,beklenti nerdeyse yaşamsal ve çocukluk dönemindeki gibi dış nesneye bağımlı ,boyun eğmiş bir uzamanın amaçlandırılmış doğa-ötesi dir…