Sayfalar

21 Temmuz 2010 Çarşamba

ö.ç-38-



gün doğuyor..içimdeki meryem buz kozasında kozasında bedenini sergiliyor..bir dudakta alevlenebilirmi varlığım.. yenileyecek bir sıcaklıkla eritebilirmi soğuyan bedeni..ölü meryem gözlerini açabilirmi,hiçlik adına..yoksa susabilmelimi kozasının içinde,gün doğuyor bedeni soyuyor meryemin kozasında küçük bir delik var bedeninin ısısını yerkürede ıssızlaştıran,gün doğuyor güneşi görüyor esrik ısı,ruhunu kaybetmiş meryemin bulutların içinde gömülmüş hayalini görüyor dokunuyor hayalete,parçalanıyor hayalet ..buz kristalleriyle dökülüyor tekrar buz kozasının delik kısmını genişletmeden onarıyor..içimde meryem buz kozasında ölüyor..kimse bilmiyor…tuz sevginin en değerli objesidir oysa,gözyaşından önce ruha dokunur önce,içteki yaraların üzerine dökülür serserice,can yanar gözyaşında tekrar nefes bulur ,bir zaman acı, emek döngüsünde kavramlaşır,gözyaşını silen parmak uçlarında..bakışlar sadece erojen bölgeleri okşar ,ruhu okşayan ruhu öpen ruhu kucaklayan içindeki yaralarda kaynayan tuzun,kaynama derecesinde bıraktığı tortudaki nicelikte belli olur..kimse içindeki acıyı ve içindeki kendini sevdiği kadar ötekinin bakışında sevgiye anlam kazandıramaz..kendini sevmesini sağlayan erojen uyarıcıya ihtiyatı bundandır..içimdeki meryem üşüyor,bakışın yakıcılığında üşüyen bedenini terletmek için,tuza çevirmek için inanmak istiyor..tuz kadar lezzetli bir şarap olduğuna…tuz kadar yakıcı ve tuz kadar vazgeçilmez içilesi olduğuna..erkeğin avcundaki şaraba uzanıyor,kozasından avcunu yalıyor içi yanarcasına,erkeğin avuçları kanıyor