Sayfalar

16 Ekim 2011 Pazar

I.

(bu blogta karaladığım her kelimeyi bir puzzle gibi yerleştirmeye çalışacağım bir oyun olacak kendimle)
Parmaklarımın itirazı yok, şanslı bir gün
Bir virgülden bile iğrenen onca parmak arasından sadece en iyilerinden bir kaçından biri
...................

Dramatik bir duyguyu billurlaştırmak için, eylemlerime engel olan sömürgeci mantığıyla oynuyorum, haa oynamak derken kimseye hizmet etmeyen oyunlardan bahsediyorum, kendime karşı yazdığım onca oyunlardan biri,hani kadınlığın ve erkekliğinde bir rol olduğu oyunlardan, rollerle bezenmiş toplumsal kaygıların yansıdığı suratlardan kopardığım,içi kemirmek için acının dişlerini geçirdiği inkarışlardan duyduğum ,isyanlardan kopardığım seslere benzer pekala ihanet ettiğim şeylerden avucumun içinden bıraktığın saklanmışlarımdan işte. cümle kurma kaygısı yansıtan estetikten uzak ahlaki değerlerin doğurduğu zorunlu ahenklere benzer değil yazışlarım oyunlarım..yazarken de göz kamaştırıcı kabul edilebilir bir izlenim değil yalnız insanın hep yalnız kalma tercihinin altında yatan avuntulardan değil ,bedeni çürüten zamanın yaydığı kokuyu duyumsamaktan korkarcasına değil nasıl desem kendimi verilmiş zamandan sorumlu hissediyorum. ki,bu zamanlarda bir şey yapmak istiyorum,unutuşa bir imgeye vefa borcu gibi…daha çok kadınların görünmeyen itiraf edemedikleri duyguların boğduğu sis güzergahının içinden çıkarmaya çalıştığım yalnız bir kelimeye yönelik,ve yine yalnız kelimelerle şekillenmeyen katıksız kusurlu yüreği parçalanmış düşman görünümündeki hecelere yönelik dilsiz uzlaşıları konu aldığım gücü tükenmiş ama teslim olmayan hisler içeren seçkiler,ama bilin ki tek kişilik oyunlar,işte öyle bir teklik gereksinimi ki tek üfleyişle deviremediğimiz düşmanımız oluverir,gölgemizle inatlaşarak.benim tarafımdan yenilgiye uğramış kaç tek kadın karakterim oldu bilir misiniz,çok işte kolsuz bacaksız karınsız ölçüsüzce ruhsuz,kırılan kopan bölünen ters köşeye yatırılan doğrulan nefes almaktan korkan..sadece üçüne amaç verdim sadece üçüne,şimdilerde ise bunların nefeslerini inlemelerini nefretlerini kinlerini demeyeceğim çünkü kin duymak değenedir,korkularını aşklarını zavallılıklarını acizliğin ve gösterişin kabus gibi üzerine giydikleri giysiden farklı olmadığı örtülerini göstermek için bir araya aynı oyuna soktuğum tipolojisi tüm kadınlara benzer ve işte onlar



33 yaşında ,naif bir rahatsızlığı var lanetli olduğunu düşünüyor,nevrotik

36 yaşında psikozlu, acıların bağlantı noktasında kopuyor

37 yaşında ileri derecede manik depresif,şu sıra yükselişte..



Ataköy Rehabilite merkezinde yollarını kesiştiren,hislerini benzerleştiren tastamam rastlantısal bir karşılaşmaydı ..o an anlık coşkularından sıyrılmış reims meleğinden daha da masum ifadelerini yüzlerine itina ile yapıştıran ruh halini taşıyorlardı,bakışları bulundukları odayı ıssızlaştırmış kirlerini ve yalnızlarını kapatırcasına,yıkanmış bir beyazlıkta olan yüzlerini kaplamıştı,



Kendi kendine mırıldanıyordu hem diğer ikisine bakıp hem de dudaklarını yaracasına dökülen sözcüklere engel olamaya çalışırken, dökülen kelimeleri yuvarlıyordu ağzından

Ey doyumsuzluk,

öyle boğuyorsun ki ölümlüleri altında

kimse gözlerini

dalgaların üstüne

çıkarma gücü bulamıyor kendinde...



Kendini tanıdığından beri meraklıydı sanata ,şiiri seviyor,yazıyor çiziyor,okuyor