3 Ocak 2014 Cuma
-24
içinde yaşadığımızı sandığımız dünyayı kendi beynimizde biz yaratırız..kocaman bir boşluğun en karanlık noktalarında renk beğeniriz yaşadığımız alana ve istediğimiz renge boyarız hissettiklerimizle ve yine istediğimiz kökü bizde olan düşüncelerimize göre duygu katmışızdır,kavramlaştırmış ,isim sıralamışızdır.duyguları birbirinden ayıran ise yine bizim nesnel ayırımımızdan öte değersel ayrımımızda yer almıştır,eksiksiz bir dünya görüşünün bütünleyici parçalarıdır değer yargılarımız,ve değer konusunda oluşturduğumuz tasarımları zeka ölçütü olarak değerlendirmek yanıltıcıdır.duygularımızın çoğunun us dışı nitelik taşımasının sebebi ise içimizdeki dürtülerdir,ve duyguların denetim altında tutulmasını bize hatırlatan akla gelmedik hayallerimizin bizde yansımasının şeklidir.hepimizde,sende bende onda,hepimizde hepimizde kalp çırpıntısı artınca infilak edeceğini düşünerek çalarız ürkekliğimizin kapısını,hem de top atışlarıyla kendimizde başlarız gedik açmaya..uyuyan dürtülere mastürbasyon yapmaya devam ederiz..sessizleşiriz kendimize sesleniriz sadece hııı kendimiz duyarmıyız ki sesimizi,ağzımızdan öpsek kana boyarız kendimizi..dinlemeleri gerekenler söyleneni anlar,anlamaları gerekmeyenler dinlemezmiş ya işte öyle.günah işlemeler,yanılgılara düşmek hatayı tanımak deneyimdir,iç dünyasını değiştirebilecek sözler işitip,işittiği sözü dinlemeden giden birinin arkasından sesini duyurmaya çalışmak artık yanlıştır..hata bilmeden ,bilincine varmadan yapılır,yanlış bilinerek ,bilincin devamında yer alır..kimi zaman kendimize defalarca seslenip konuştuğumuz olmuştur,bizi oracıkta dinlemeden gitmiştir benimiz….sonrasında bir ürkekliğe boyun eğerek kendimize nasihata başlarız..kendimize yaramayanı tüketerek sözleri eyleme savururken yine kendi kendimize orgazm oluruz..kendimizi dinlemediğimiz bir bene söz geçiremediğimiz bir eylemi sorgularken,birbirinden ayrı amaçlı ve çoğu zaman çelişkili tepilerin varlığına,onların karşı koyma ve kendi kendini yönetme eğilimine boyun eğmişizdir..bazen de duygularımızın dışa yansıtılan kısmını fiziki nesneler kapsamına alır,öznel içeriklerin nesne üzerine aktarılmasını ve nesnelere ilişkin özellikler gibi görünmesini sağlayan dış yansıtım mekanizmasını kullanırız. Dış yansıtım, asla istemsel karakter taşımaz,öznelere yönelik içimizde oluşan boyutları kendimiz çizeriz,nesnelerin üzerinden..sevebilme şeklimize dönüşür o zaman,bir kimseye çaresizlik içinde aşırı bağlanım bir kimseyle arada kurulan bir çeşit yapışkan ilişki olduğunu bilerek,hacim kazandırırız.ve duygusal özlerin dışayansıtımında her zaman şaşılacak bir etkiye bizde kapılırız.sempatik sinir sistemimizin derinliklerinden kaynaklandığı için bulaşkan niteliğine kapılırız,her duygusal olay başkalarında da benzeri olayların doğmasına neden olur ,kendini bir coşkunluğa kaptırmış kalabalık ortasında kaldınız mı, coşkunluğun size de sıçradığını hissedersiniz . var sayalım ki .hiç bilmediğiniz bir ülkedesiniz,tabi dilini de anlamıyorsunuz,buradakilerin ,derken birisi çıkıp bir nükte yapıyor,güldürüyor herkesi,bu durumda düpedüz budalaca davranıp siz de katılırsınız ,çünkü gülmeden yapamazsınız..politik,siyasi veya ideolojik nedenlerden kaynaklanan bir coşkunun eline kendini teslim etmiş bir kalabalığın ortasındasınız;isterseniz ötekilerin görüşlerini ve düşüncelerini hiç paylaşmayınız,siz de otomatikman aynı coşkuya kapılıp gidersiniz.duygu denilen şey işte böyle telkinsel bir etki içerir..kimi zaman düşünürüm duyguların bu telkinsel etkisi yaşanılabilir bir dünyada insanı nasıl şekillendirir,düşünün şimdi tüm güzelliklerin ,olumlu olan tüm duyguların ,sevginin,aşkın dostlukların,iyimserliğin mutluluğun ve engellenemez hazların yaşanılabilirliğin zirvesinde kalabalıkların içindesiniz,ve bu duyguları kesintisiz yaşıyorsunuz ve bu duygu telkinine bulaşıksınız,bulaşıklığın bu denli zevk verebileceğini düşünür müydünüz..hani parfüme the story of a murderer filminde o inanılmaz estetik görüntülerin içinde uyuyan duyguların bulaşıklığını siz istemezimsiniz..sanırım ben bu estetiğede bu duygularında bulaşıklığına histeriyim..fazlaca istiyorum…insanlığın sempatik sinir köklerine bu denli bir bulaşıklık zerk edecek bir güç var mıdır dersiniz,sakın tanrı demeyin,tanrı da bunu isterdi,özlemimiz cennet misali..
