Pencere aralığından yağmurun kaçışlarını yakalamaya çalışıyorum, kaçan yağmur damlaları önemlidir benim için..Kaçarken uğradığı mekanda iz bırakan ,kapsamına giren bölgelerde yeniden anlam yaratıp bağımlılık yapan damlalar..Her damlanın tenime,yüzüme dokunması için ,her dokunuşun bir anlam çabasına dönüşmesi , yağmurun damlalarına boyun eğmeye hazır görünen bedenimi edilgenliğe hazırlamıştı. pencerenin dışında pek de objektal olmayan anlamların tüm asudeliğin yada yok olma kaygısının bedenimde anlamlarla temsilleşmesi beni heyecanlandırmış;işlevi koruyuculuk olan pencerenin sürekli varoluş duygusuyla oluşturduğu çekirdekten başlayarak dökülenler , derece derece gelişen damlaların benle özleşmesinin kaynaşan zevkiyle gözlerimi yumuyorum..Gözkapağıma dökülen damlaları izlemek için gözlerimi açıyorum ,ıslaklığın kirpiklerimi sulaması kaynaşmış bir yazgının imgeleri gibi…O sıra yağmurdan kaçanları izliyorum,sürekli bir bekleyişin imgesidir oysa yağmur,yaşamın hızına ve yıkıcılığına rağmen ters açıdan düşmelerin, paralel zamanın iç ritmiyle kesişerek gösterdiği tepkidir.Tecrübe edilmiş bir dokunuşun insanların üzerinde yok oluşunu izliyorum,şemsiyelerden inerken ,anlamın dışına dökülüşlerinin iniltilerini kaldırımdan duyuyorum,ömekseme yoluyla geçen geçicilikle sürüklenen şemsiyelerin süzdüğü tüketilmiş damlaların, iç iniltilerini duyuyorum düşmeden önce dokundukları son nesnelerde..İniltilere nefesimin boşlukta akislenerek ivme kazanan solumaları karışıyor,ritim yok olmak için hızlanan zaman hızında ,koşturulan Mozart ritimlerinde…Daha hızla çalınmaya başlanan Bach ve Haydn’ın hız dürtmesinde yok olan eserlerini ,sürekli bekleyişin imgesi yağmurla dengelemeliyim diyorum,zamanın hızına uygun hızla çalınan bestelerden yayılan notalara dönüşmeli yağmur damlaları diyorum,transparan kucaklaşmalar olmadan bedenimde buharlaşmalı ,buharlaşmalı diyip dışarıya atıyorum kendimi..
İstemeyerek yüce gizemin örtüsünü kaldırıyorum
Görkemli tanrıçalar yalnızlık içinde tahta oturuyor….diyor Mefisto, merdivenlerden inerken belleğime dökülüyor attığım her adımda….
Yol hangi yanda
Yol yok açılmamış yanda
Kimsenin yürümeyeceği yerde ..diyorum..
Arzu edilmeyene doğru bir yol
Çıkmaza doğru sen hazırmısın
Ne açacak anahtar,ne açılacak kilit
Dolaşıp duracaksın yalnızlıkta
Sende de var mı boşluk yalnızlık kavramı..diyorum ben inerken yağmurdan kaçıp saklanmak için evine çıkmaya çalışan dostuma ...gülüyor hem de nasıl Faust diyor ..o çıkarken ben inerken tam da ortada ..
Uzakta,sonsuzca boşlukta,bir şey görmeyeceksin
Hiç duymayacaksın kendi adımının sesini
Katı bir madde bulmayacaksın
Üstüne uzanmak için..
Faust’un sözleri buluşuyor…ortada …var ile yok arasında….
Öznenin nesneyle kaynaşma zamanı dediğimde ayak sesleri kayboluyor,kendiminkini bile duymuyorum..Kollarımı açarak yağmura sarılıyorum.Bir ilişki gelişiyor,her şeyin ötesinde bedenlerin sınırlanmamasına bir katışma birbirine bir kaynaşma,içeriyle dışarı sınırlarının ve geçmişle gelecek sınırlarının kalktığı bir algılamayla bilincimin yağmura serilmesinin eşsiz tadını yaşıyorum çığlık çığlığa…Narsistik imogalarım yağmurla birleşip seyreliyor ,geçmişten dönüşler alıp geleceğin hızına savuruyorum.. Hız dürtmelerin de etrafımda dökülüyor imogolarım, ellerimle yakalayıp avucumun içinden benzeri olmayan yoğunluk vektörlerini sapmalara uğratıyorum ,gırtlağımdan dökülen çığlıklara, vücudumda anlamlaşan nesneler karışıyor.Süt rengi bir denizin boğuk uğultuları,dağları süsleyen buzulların soğuk gürültüleri,çimenlerin üzerinde rüzgarın süpürdüğü karlar,korkuya kapılmış bir tayın ayaklarının altına gömülmüş gürültüleri taşıyor bedenime damlalar,çığlığımla birleşip çılgınca bir teröre dönüşüyor..özne ve nesne ,ben ve öteki olmuyor ..heyecanıma sarıldığım yağmur cevap veriyor peşi sıra sıralıyor ıslaklığını ,yanımdan geçenler aynı grup histerisini yaşıyorlar,kaçarken bana bakmayı ihmal etmiyorlar ve dudaklarda yarı ironik bir gürültü gereksinimiyle gereksinimsizliğe sürükleniyorlar,duyumsal bir erinçteyken tek gereksinimin ,dudak aralarına sıkıştırılan bastırılmış sınırsızlıkları serbest radikale dönüştürmek..Ağzımı açıyorum sonuna kadar,örtüsünü açan tanrıçanın anlamlarını yutmaya çalışıyorum, her ağzıma aldığım bir damlaya tad arıyorum .Her tadın bedenimde ki bir kimyasalla tepki vererek bir varlığa dönüşmesi için..hımmmmm bunun tadı kuşkusuzluk olsun en az uyku ve ölüm kadar kuşkulu.. ımmmm bunun adı disiplinsizlik olsun röfulman kadar serbest..bunun adı arzu olsun istemek kadar histerik..aşk olsun imgesiz,gerçek olsun kökten bağımsız,özgürlük olsun geri dönüşümsüz ..geriye dönüşler sansürlü olsun bedende …bunun adı yalnızlık olsun ötekinin içinde varlaşmamış..Ötekilerin içinde varlaşan özneler yağmur olsun zamanın hızında ..olsun olsun olsun istemekle vazgeçmeler arasından bir yoldan dökülsün olsunlar ..isterik bir arzularda çocuk sevinçleri olsun…
Bedenimin yağmurla oynaşmasının hararetinde ,ısı kayıplarım oluyor,bedenimden yükselen buharda anlamalar etrafımda dönüyor benle birlikte ,ayaklarım yağmurun bekleyen birikimini okşuyor,ayakkabılarımı çıkartıyorum biriken anlamlarda zıplıyorum nasılda coşkulu seslerle bağırıyorlar. Saçlarımın içinde kristalleşen damlalar başımın hareketlerinde yüzüme çarpıyor,yüzümün çığlığı beni bile şaşırtıyor.Bir yoncanın yaşam biçimine benzer,topladığım bir tutam papatyanın nefessizliğine benzer,bir arının uğuldarken amacına, rüzgarın eserken dokunma hissine benzer seçilmeyen korkuların bağımlılığına benzer.Görkemli belli belirsiz düşüncelerin gölgesinde aydınlanmaya çalışan bir bene benzer..Sesler artıyor tüm bedenimde doğanın ağırbaşlı sessizliği haykırışa dönüyor ..gök gürlüyor,her bağırdığında gökyüzü,her zamanki yolunu izliyor gözlerim.Gözlerimi aydınlatıyor parlaklığı Tengri’ye minnet sunuyorum defalarca ışıl ışıl gözlerimle..onu kokladım onunla yıkandım onunla temizlendim ,ayıklanmış bi ruhumu yağmur kokularına verdim,yağmur kokularıyla eve giriyorum..bu kokuyla uyumak için duşa girmiyorum,üzerimdekileri çıkartıp koltuğa uzandığımda ana ve yağmur kokusuna yenik düşüyorum...Düşümde yağmuru gördüm,yitik zaman peşinde koşuyordu….uyandığımda zamanın yastığımın içinde durduğunu, sürekli bir bekleyiş içinde ise saçlarımı buluyorum, kurumayı içindeki yağmuru tüketmemek için bir bekleyişte. Her suskunun saçlarımda eylemsizleştiği an,tekrar tekrar kokluyorum,zaman hareket ediyor,yağmur kokuları buharlaşıyor zaman tekrar kendine dönmeye başlıyor..zamanın hızına yavaş yavaş saçlarımın ıslaklığı karışıyor,yağmur kuruyor,bedenim suskun…
