
Evrenselliğiyle anne sütünün,tüm insanlığın ana maddesinin temelini oluşturması, onun neden uyandırıldık ki sorusuna insan olmak ,yaşama arzusuna cevabı gibidir.. insanın özü,anne sütünün bileşenleri kadar arı ve çıplakken,ona nefret giydiren,ona öfke giydiren ona acımasızlık zırhı giydirip savaşa yönelten ,bu giysinin adı uygarlığa doğru giden tarihsel döngüsünün kirlenmiş giysisimiy di..ahlaki örtünme adında saklananlar,doğaya karşı maddeleşmiş insan ruhunun dezenformasyonumuydu…..insan doğaya karşı egemenliğini kurmak için,kendi iç sınırlamalarını doğaya uyum sağlaması için deforme etmiştir. dış sınırlamalara karşı özgürlük adına iş gören uygarlığın elleri kendi boğazına sarıldıkça savaşı öğrenmiştir insan, toplumsal bilinç değişik biçimlerle,tıpkı bir prizmadaki gibi kırılan nesnel bir toplumsal içeriklerle bölünür,kültürlerle bölünür,ahlaki değerlerle bölünüp,doğaya egemen olmak yerine insanın özüne sınırlar koyar…insanın özü,mantıksal düşünme yetisi olarak algılanırsa,o zaman insanın özgürlüğü sorunu, BİR DÜŞÜNME özgürlüğü sorununa indirgenmez mi.. insanın özgürlüğünün boyutlarını,kendi insan doğasının,kendi özünün zorunluluklarına bağlıdır..ne var ki bu özgürlük,insan fikirlerinde özgür olduğu anlayışına dayanmaktadır..böyle bir anlayışa göre,evet yada hayır demekte de özgür,iyi yada kötü değerlendirmekte özgür,yine böylesine bir özgürlük,insan zincire vurulmuş olsa dahi özgürdür,fikirler tutuklanamaz gibi sözlerle anlatımda da bulunulsa;bu tür özgürlük adına ne kadar yüksek sesle konuşulursa konuşulsun,felsefi retoriğin parlak renkleriyle ne kadar boyanırsa boyansın gerçek değişmez..yalnızca kafamızın içinde bulunana çağrı yapan bir çağın durumu acıklıdır..bu çağın yazgısı trajiktir ki,çelişkileri ortaya dökmüştür..insanın doğadaki en saf en doğal hali artık uygarlık adına başka bir yaşam isteyecek hale dönüştürürken,yeni yaşamı gerçeğe ve insana uyumlu arı hale dönüştürecek toplumsal güçleri yaratamamıştır..özgür insanla sınırlı insan gerçeği..hangisi gerçek,doğaya uyumlu hale dönüşmüş modern insanın elindeki silahın özgürlüğe dönüştüğü sınırsızlık ,özgürlük adına mı gerçek…tüketmek adına çoğalan hırsımı,üstünlük adına verilen nefret mi gerçek…insan özgür mü şimdi..dürtülerini eyleme geçiremeyen insan,hep bir korkuyla yaşar hayatı,eylemleşmemiş dürtüyle özgür olabilmek mümkün mü…talihsiz insanı,kendisiyle birlikte doğurduğu özgürlük armağanını ,olabildiğince çabuk teslim edeceği,birilerine bağlanarak ,özünü birilerine bağlayarak çaba harcar,ve bu süreçte ancak ve ancak kendi özünün yükünü sırtından atarak güvenlik arayışına gider,bireysel özünden uzakta kendini yitirerek özgürlük nameleri dinlemek ,çağdaş toplumların en senfonik melodileri olsa gerek..yalıtılmış bir çaresizlikle,dış dünyaya olan çaresizliği,kuşkuyu beraberinde taşır..yalıtımı nedeniyle dış dünyanın bütünlüğünü parçalar,doğanın içinde özgürlük kavramını birilerine bağlanarak zincirleme uzanır..bağımsızlık olmadan özgür oluna bilir mi ? ne mümkün..bu kısır döngü içinde bizim inandıklarımız;insanın yalnız kalmaksızın özgür olabileceğine,kuşkulara gömülmeden eleştirilsel olabileceğine,bağımsız ama yine insanlığın bütünsel parçası olabileceğimize inanırız.. kendi tutsağını yani kendi doğasını göz hapsinde tutmakla ,görevli mantığın kendiside tutsak olup çıkmıştır.işte tamda bu noktada bir renk çıkıyor karşımıza ;MAVİ hep çağrışımı doğanın en asi tarafını,yıkım yok eden,bağımsız,kimseye bağımlı olmadan uçsuz bucaksız bir devinimde sınırsızlık,adı mavi oluyor…mavi içinde bize düşen,özü gerçekleştirmek;düşünmek,coşkusal zihinsel potansiyelini etkin bir şekilde dile dökmek,tümel kişiliğini gerçekleştirmek..özgürlük ise insana ütopya kadar uzak,başımızı gökyüzüne çevirip uçsuz bucaksız mavi içinde uçtuğunu düşlemekle, karamelli lolitop yiyerek mutlu olmak kadar kısa..şeker bitince hayal de biter…birilerini sevince özgürlükte biter..mavi yi sevmek ise ehhh bize düşer..