Sayfalar

12 Haziran 2010 Cumartesi

v-n-4

•Şubat 17, 2010 •
Yalnız hazzın hizmetinde açılmış bir ,erotik tepilerin yarattığı çatlak,öte yandan geri dönüşüm eğiliminin yarattığı çatlağı genişleten organik röfulman dürtüsünü,yararlılık ilkesine dayalı,patolojik haz biyolojisiyle bütünleştirmek psişik bir kişiliğin ilkel anotomik konversiyonudur..yer değiştirme ve yoğunlaşma ara konak olarak imgelerle yaratılmış enerjinin,organik işlevle yer değiştirmesi benzeridir..biyolojik bilinçdışılık ve organik bilinçdışılıktan ne yazıkki pekde bilgi sahibi olmadığınızı görüyorum…biyolojik bilinçdışılık yalnızca açık organik işlevlerin gizli bir düzenleyicisi gibi davranmaz,aynı zamanda cinsel yaşam ve organik hastalıklar gibi özlem durumlarında,psikozlardaki gibi olağan bilincin yerini ilkel psikolojinin alması gibi,eski eğilimleriyle apaçık yaşamsal işlevin yerini alır..organsal bir özdoyumsuzluğun alehiyle,bireysel doyum eğiliminin uyarılmasına yardımcı olduğumu görüyorum..muhtemelen patolojik olarak organ zedelenmeleriyle savaşıyorsunuz ki,özgeci işin askıya alınması ve dokularda özerotik sürecin yeniden yaşanması sonucuna ulaşım itkilerindesiniz..pek tabiî ki anlıyorum sizi;psişik bir neden organik bir hastalığa yol açtığı zaman,burada söz konusu olan çok miktardaki libidonun ön-varoluştaki organik libidinal yapıya geçmesini sağladığından ,gizil bir özlem uyaranındasınız.bir çeşit geçici bilinç yitimi gibi,beyine gelen kan akışının yetersizliğinde,iç organların hareketinin daha da artması gerekmiyorsa,bu durumda damar basıncının koşulları,ayakta yürüme öncesi döneme geri dönüyor demektir…zorunlu olarak terk edilen denge durumunun yeniden kurulması arzusunun sönmediği aşikar..güncel çıkarların kurduğu biyolojik sansür,bunun gerçekleşmesine engel oluyor değil mi…ve diyorum ki,kapsadıklarım içimde maddileşiyor..arzunun gücü,organizmanın içinde öylesine etkindir ki,bir arzu vucut içinde,maddileşerek,vücudu kendi fantezisine dönüştürebilir..ve bu yüzdendirki olasılığı dışarıda bırakmak (veya söküp dışarıya atmak)için hiçbir neden yoktur…gerekliliğin dayanılmaz döneminde,gereklilik organizmayı değişime zorlar,röfula arzu,terk edilmiş duruma hepten geri dönmesi onu isteklendirir,ve adeta terk edilmiş durumun yenilenmesine teşvik eder..,geri dönüş güdüsü,yeni duruma zorunlu olarak uyduğu zaman,hizmet dışı kalmış organları ve işlevlerini ele geçirmesi olasıdır….ya uçuyor ya yüzüyor oluruz ama mutlaka ot obur oluruz..



kapitalist bir zihnin üç adam paradoksu….
•Şubat 16, 2010 •
Enteleşi,holizm organcılık çağdaş dirimselcilikle,klasik hayati gücünün içine alınarak,ilke ve düşünceleri yeniden belirlemek,ortaya çıkn fenomenlerin akışını,doğadaki geçerli yasaların dışında,kesinlikle farklı yasalara göre dominantlar enteleşiler ,psikoidlerin katkısını ortaya koyarak sunmak,bunları bilinçli olarak belli amaçlara yönelmiş varlık yapmaz..ve yine zihinde yinelenmeyen,gerçekte yinelenmemiş olgu yapmaz…idealar tikellerin kendisinden pay aldıkları temel gerçeklikler ve bireysel varlıkların kendileriyle yargılandıkları bir ölçüttür..kendi kendini yargılayan,kendi kendini kuşatan kendi kendinin içinde kendini eleştirenler adam vardır..birde dış dünyada,insan toplumunda adam vardır,bu adamlar kendisinden pay alarak varlığa geldikleri,kendisiyle yargılandıkları adam idealarıyla yaşarlar..paradoks şu ki;somut adam,bireylerin adam ideasına ne ölçüde benzediklerini belirleyebilmek için,üçüncü bir adama ihtiyaç duyarlar…sonsuzca geriye gidiş yolu açmak suretiyle,var olanların nüfusunu gereksizce artırmak,takıntı düzeyinde bir yinelemedir…kapitalist bir zihin üretimiyle,ikili karşıtlığın post yapısalcılık açısından analiz kategorisindeki eşitsizlik ahlaki ikilemdir…

acıyın bana….
•Şubat 15, 2010 •
deri kanamalarım var,olup bitende nedir..organik temele giydirilen ruhum basınç yapıyor damarlarıma..mevcudiyetin metafiziğinde astım bedenimi ağaca,boş kovana dönüştü göğüs alanım,koparılan her ötekinin dokusu,yapıştırılıyor insafsızca,daha daha daha iyi ürün için göğüs alanım genişliyor,damak tatlarına..en yüksek amaç ötekinin organik parçalarıyla bütünleşip göğüs boşluğuma ekleniyor,göğüs alanlarımı genişlettikçe ruhumu boşaltan akbabalar gagalıyor sonra,her gaga izinde aynı mekanik dokunuş ..kopardım içine alıp bir ben olabilmek sanılıyor,oysa bir ben yokum,acıyın bana bu ben değilim inlemelerine karışıyor yok oluşum..bir ben olabilmek için,bir beni yok etmek nasıl insafsızlıktır,deri kanamalarım var,ince bir sızıntı ,toplanmış tüm dokuların arasından sızarak bedenimi boyuyor…ruhuma batırdığı fırça darbeleriyle…önce gözlerimi çiziyor,beklentilere dönüşmüş iki ince çizgiyle göz etrafımı boyuyor….yalnızlıkları düşüyor, düşüyor çepeçevre yüzüme zayıflıkların sürekliliğiyle ,ezici olumsuzlukların gerilimi altında,insanca onura vurulan ilk darbeyle boyanıyor dudaklarım..,başkaları tarafından benimsenme uğruna,boyun eğmeye hazır iki hilal kaş oluyor gözlerimin yakınında ….yalnız kalabilme yetisinden yoksunluğun,büyük ölçüte artığı dönemlerde,kendi seçimi olduğu sürece katlanabilirlikler hizalıyor bakışlarımla dudaklarımı ,istemli olmadığı zaman acıya dönüşümü,reddedilmiş hissetme ve reddilmeye yönelik aşırı bir duyarlılıkta dişlerimi boyayan fırça darbelerine dökülüyor.. gülüyorum,dişlerim kanıyor,beyaza boyadıkça…başkalarından yansıyan ışığın altında sızgın kan gölleriyle bedenime yaklaştıkça fırçanın can çekiştiğini görüyorum,iç gözlemlerin oluşturduğu her alandaki tahribatı kapatmak için ,kör noktada da güçlü ve bastırılan etkinin ,fırçayı alevlendirdiğini gördüğümde acıyın bana bu ben değilim diyorum…..nasıl bir rüyaydı böyle,kabustu,yataktan kalmaya bile gücümü tüketen bir etki bırakmıştı…bu rüyayı da zarfa koyup adresi belli olmayan bir adrese göndermek için kalkıyorum,dudaklarımla ve dilimle ıslatıp ağzını kapattığım da,gözümden düşen tek damlayı yutuyor zarf,tamamen parçalanıp küçük bir ıslaklık bırakıyor,gönderen kısmında….gözlerimi açtığımda zarfı arıyorum,sadece tuvalde ,dünden çizdiğim kare bir şeklin ,alt uç kısmının şekilsizliğine odaklanıyorum,ince bir şekilde sızan gün aydınlığının vurduğu bölümden,gölgeli bir akışla yuvarlanan çizgileri görüyorum,kırmızı 6 ayrı noktaya bölünerek silikleşmiş renklere takılıyorum..kırmızı…bakışlarım göğüs bölgeme doğru kaydığında sol tarafta kalbimin üzerine doğru yuvarlak halka şeklinde bir izin varlığını görüyorum…boynumdaki kolyenin ,uyurken kopup,bedenimin basısıyla gögüsüme yerleştiği kolyeyi buluyorum yatak ta… rüyalarımı harekete geçiren nesneyi,,rüyaları oluşturan bir bene takıp gülümsüyorum…istemsizce yaptığım resim rüyalarımda ,bir kolye ucuyla deşifre olmuştu…resim yaparken,önceki gün okuduğum iç deney ve iç gözlemlerde kullanılmış olan bir çocuk tekerlemesi düşüyor dilime…gün boyu söylüyorum… eskilerden duyduğum kadarıyla yaşlı bir kadın varmış sepetindeki satılık yumurtalarıyla bir gün pazara gitmiş ve uykuya dalmış kralın yüce yolunda,adı azman olan bir satıcı gelmiş yanına çepeçevre kesmiş eteğini uyuyan yaşlı kadının,eteğini kesmiş dizine kadar ve soğukta dona kalmış yaşlı kadın uyanınca yaşlı kadın başlamış üşümeye ve derken titremeye başlamış merak etmeye ve derken ağlamaya acıyın bana bu ben değilim… ama eğer bensem umarım ki öyledir evde küçük bir köpeğim var ve o beni tanır eğer bu bensem,küçük kuyruğunu sallayacak eğer bu ben değilsem havlayıp inleyecek eve gitmiş yaşlı kadın akşam karanlığında üstüne atlamış küçük köpek ve başlamış havlamaya başlamış havlamaya ve kadın ağlamaya acıyın bana bu ben değilim… içinizdeki ben ,bir gün size sorduğunda,kimsin diye..acıyın bana bu ben değilim demek nasılda korkunç geliyor..hep ertelediğimiz yapabileceklerimizi,bizden istenilenlere öncelik verdiğimiz bir ben,size hesap sorduğunda,acıyın bana demek,nasılda korkunç geliyor kulaklara oysa içimizde kıvranan bir ben,açığa çıkmak istiyor,rüyalarda…hadi sorun kendinize,siz kendinizmisiniz….

tek fonda karışık on eleştiri..
•Şubat 13, 2010 • Sonsuz uzamların sürekli sessizliği yoktur,oysa bir sessizliği yutuyorum uzun süredir..yuttuklarımın bağırsaklarımın işleyişiyle yer değiştiriyor..daracık alanlarda işlevselleşen bir sessizliği taşırken,okuduğum bir yazıdaki karakterleri tersyüz eden parmakları düşünüyorum..önsel bilinmezci tutum materyalist antropolojinin iki yüzlü,aşamalı,hafiften sinsi başarılarını kolaylaştırmıştı…hiçbir zaman dile gelmese de ,insan yaşamının değerine ilişkin sorunlar,belleklerde yol almaya devam etti,hatta geldiği bu aşamada depresif hatta mazoşist genel bir havanın oluşmasına büyük ölçüde etkili oldu..geldiğimiz,uygarlığın ulaştığı bu süreçte karikatürize edilmiş gerçeğin ölçüsünü değerlendirirken öykünmede bulunuyorum..her ölçü,bir ölçüden öbürüne değişen belli bir nicelik olgusunun,belli bir anda,belli bir değer alanında bulduğunu gösterir..mantıksal açıdan sağlam ama doğru olduğu söylenemeyecek,yalnızca çelişkisiz savunabilen bir öykü,olanaklı dünyanın deneysel çerçevede yeniden yazılması gerektiğini düşündürdü bana..karakterleri yontarken ortada var olanın bir hayal gücünden öte,mekanikleşmiş bir karakteristik, üretra anal amphimiksi oyunu oluşu beni öyküden koparmıştı;bunların içindede en dikkate değer durum röntgencinin yaptığıdır..tam doyum sağlamak için iki manevrayla eşdeğer,oral ve deri erotizmiyle desteklenmiş algıyla bedensel hipnoza geçiş…,gözlemsel algı çağrışımları(synesthesie) güdüsel erotik karışımların varlığıyla şekilleniyor..Histerik yön değiştirmiş materyalleşme,heteretopik genital işleme gibi geride kalmış özerotizmin gerileyen genitalleşmesi. Tipik erotizmin genital süreçlerinde olduğu gibi genital organlar vücudun daha masum olan başka bölgelerine geçer.aşağıdan yukarıya doğru yön değiştirmesinden başka bir şey değildir..bunu enerji türlerinin çokluğuyla ilişkilendirerek çok sayıdaki türleriyle yer değiştirmesinden yola çıkıyoruz..sadist anal düzenlemeyle uyarlanmış karelerde,yamyamca ilkel saldırganlığın bağarsakların işleyişiyle yer değiştirmesine düşüyor..,kökeninde ise temizlik kurallarına zorlanan baskılanmış ve cezalandırılmış çocuğun hoşnutsuzluğu çıkıyor..bu geriye dönüş,çocuğun kimliğini almasıyla,yani çocuğun kendi kimliği altında yeniden ortaya çıkıyor.,libidosunun oral erotik saldırganlığını anne oldukça acıklı bir şekilde reddettikten sonra,sanki her şey kendi içine dönmüş gibi seyreder.. kendi kendine hem ana hem çocuk olunca(bağarsak içeriği),libidinal açıdan kendine bakandan bağımsız olabilir..,işin aslında bu muhalif karakterlerin özellikleri sadist anal libido dönüşümünün ürünleriydi,ehh tabi birkaç atraksiyon için ay şekilli metaller gerekiyordu,.babaya oldukça fazla bir haksızlıkla mideye takılan kelepçeyle, cezalandırmak, kriminal dürtülere ortak edilen düşleri döküyordu.. yeniyetme ergen psikozlarını ortaya her defasında dökerken abartılı replik gibi simgenin dökülüşü,yazan parmakların o dönemdeki yasımalarıydı sanki..sınıf düzeyi yüksek okurun almak istediği,düzeyi yükseltilmiş düşlere ortak olarak bir sınıflaşma farkı değimliydi..umut kırıcı sıkıntılı ve burukluk ,çelişik bir şekilde arzu ve dürtünün,doğa ile kültürün,saldırgan ben ile uygarlaşmış benim etrafında bir çember oluşturarak,düşsel bir özgürlüğün uygulanabilirliğini yoruyordu..belkide dingin ve daha büyük çoşkular,güçlü sevinçler için,alacakaranlıkta ışıltılı bir dinginlik içinde açılan tünel yaratıp gözü kara faktorizasyonla,kanıtlamanın birinci denklemiyle bir göz kamaştırıcılık hissedirilebilirdi..şu var ki,günümüzde çok genel biçimde politika dışında kalmanın önemli bir kısmını,sorumluluktan bilinçsiz bir şekilde kaçışta aramak gerekir..öte yandan,görünür şekilde değişen bir ortama uyum gereksinimi,bencil çıkarları doğrudan ilgilendirmeyen tüm olaylardan vazgeçmeyi teşvik eder..bununla birlikte gerçeğin böyle yadsınması,cinsel enerjiden kaçırılan önemli bir ölçüde enerjiyi tüketir,ama dünyayı bilmezlikten gelme isteği,bu kez geriye dönüş eğiliminden hareket ederek gerçeklik karşısındaki rahatsızlığını artırır..bu durum ise ussal bir uyumun gerçekleşmesini engelleyen bir kısırdöngüdür..diğer bir konu ise yaşamını geçmişini hiç bilmeden bir çeşit körü körüne tanıyla frustrated behavior dışa vurumlarını yansıtma zorlanımı, sürekli bir kişiliğin temeli olacak sağlam kimlik bulma olasılıklarını yok ederek,tüm dişileri nevrotik,erilleri ise nevrotik düzeyde sapkın bırakacaktır…

binbir gece masalı….
•Şubat 11, 2010 •

Doğal değerlerin üzerinde oturamadığım yığın bir metallin içinde,akut nitelikli bireyselleşmenin idealizme olan yansısıyla başbaşayım..bireyselliğin yitirilmesi,bireyin kitle içinde erimesi eğilimi insanlığın en yüksek noktasında kronik bir varlaşmadır..arabanın dikiz aynasında kendi görüntümün yansısını izlerken özel arzularımın,kişisel düşüncelerimin bireysel hak denilen bunların tüzel yansımalarında ,arabada çalan rimsky.korsakov scheherazade symphony ile birlikte stilistik bir manevrayla vitesi beşe çekiyorum..en güçlünün en iyi olduğu hayvan statüsüne boyun eğerek gaza basıyorum..insan özgünlüğünü kuran doğa yasalarının biçim değiştirdiği bir hızda boyun eğmem gereken gücün ve enerjinin ayrıcalıklarını önüme koyduğu görünümü ay’ın aydınlattığı yolda ayırt etmek için karşı gerçekle devam ediyorum..bencillikle..yalnız kendi için yaşıyan,ne vakit aç kalsa yiyeceğini arıyan ve yalnız yaşamını korumak için dövüşen hayvanınkinden pek farklı olmayan insan bencilliğimle…insan özgünlüklerinin birisi gerçekte topluluk içinde tümüyle ve sürekli biçimde erimesi,yoksunluk duymadan ben’ini eritmesi idealizmolması gerekirken,modern diktatörlükle,boyun eğmeye karşı bu tepkisel davranışımı günah keçisi görevini yerine getiren dış nesneye arabaya yöneltmiş durumda olduğumu farkettişim,çalan müzikle binbir gece masallarından yansıyan düşlerden farklı değildi..insanı yaratan idealizimdi,doğanın istediği amaçlara yanıt veren ama bencilliğin hiç erimediği insan evrimiydi…o sıra kaza yapıp sakat kalma olasılığım bu çağdaş bilincimle yer değiştirdi..çağdaş bilincin öğeleri bizim ölümlü durumumuza uygun değildi,insan,hiçbir zaman,hiçbir çağda yaşını böyle çok ve sürekli biçimde düşünmemiştir..her fiziksel tatmin toplamının acı toplamından daha az olduğu bir anın gelmesi,sonuçta kendi içinde sayacın döndüğünü duyumsuyor vede sayaç hep aynı yönde dönüyor oluşu herkesin sonunda yapmak zorunda kaldığı,usçu tahminle acı incelemesi kaçınılmaz oluyordu..belkide yaşlılardada sık görünen fiziksel çöktünün yarattığı kısıtlamaları yaşamaktansa ölmeyi yeğlemelerindeki çıkmaz bu noktada deşifre oluyordu,nitekim saygın deluze ve debord’un kesin neden yokken intihar etmeleri yaşamdan bıktıklarından öte sakat bir bedenle yaşamaktan daha korkunç gelmediğindendir..bu düşüncelerin beynimdeki vitesi küçültmesini sağlayacak sarsıntıları hissettirmesiyle hızımı düşürmem özel bir tepkime biçiminde dökülmüştü parmaklarıma..bu beyinsel,törensel oyun,jestlerin titizlikle hesaba geçirilmesi,denetleme, ince eleyip sık dokuyan bir etkinlikti..gerçekte ne nesnenin,nede öznenin ortadan kaldırıldığı denetleme,bilinçdışı iç gerçekliği,dış gerçekliğin yadsımasıdır ve orada yıkma ve yok etme tehditi her zaman askıda kalacağıdır.nesneden gelen ve bu nazik dengeyi bozacak olan hiçbir doğal davranışa yer verilmez.dar sınırlar içinde özneyle nesne arasındaki değişmez uzaklığı güvence altına alan nesnel ilişki iyiyken,özgürlük büyük düşmandır..ve sadist dürtülerin ötekiyle olan ilişkisine benzer ,grafik çizelgesinde yatay ve düşey çizgiler cinselliği ve saldırganlığı temsil ederek her milimetre gözüne alınması gibi süreçte yara bere yol açan kötü davranış,yaktığım sığaradan yayılan koku ve dumanla mücize eseri silinmesi gibi dış gerçekliğin,iç gerçekliğin güven verici yatsımasına baskın çıkıyordu..o sıra cinselliğin ve saldırganlığın evrimini düşündüm..kırmızı ışıklara yaklaşınca vitesi boşa aldığımda,boşalmanın organik süreçteki yerinde durdum..organın doyuramadığı ve organizmanın daha iyi çalışması için yerini değiştirdiği uyaranın nitel ve nicel toplamını,cinsel organda biriktirdiğini ve bunun aracılığıyla boşalltığını,özerk bir eğilimle bu boşalma,gerilim durumundaki organın bu durumu reddetmesinin dışavurumundan başka bir şey değildi..dişi ve erkek ayrımının evrim sürecini önümüzde uzun bir yolculuğun varlığıyla burada bu yazıda aktarmaya çalışırken eril ve dişil organ arasındaki sürtünmeye iten tüm isteklerin organizmadan gelen gerilimlerin cinsel organda kaşıntı biçiminde toplandığını ,bu kaşıntının daha sonra bir çeşit kazıma eylemine geçip,bu edimini outotomi eğiliminden gelen ilkel bir kalıntı olarak düşündüğümüzde,kaşınan organların tırnaklarla söküp çıkarma girişiminin,nasıl ki,vucuttaki kaşıntı bölgelerinin kan uyarılıncaya kadar kazındıktan sonra dokunun kimsi olarak yerinden sökülmesi benzeri kaşıntının durmasıyla ilişiklendirebiliriz..ben yoluma devam ederken ,konuya meraklısı olanlar belki vardır diyerek konuyu detaylandırıp,hem yavaş yavaş yolumu eksilteceğim hemdeilgililere kısa bir evrimi anlatacağım..
evrim tarihi ile karşılaştırmalı hayvan bilimi,şimdiye değin gözüpek görünen bir varsayımı düşünmemizi sağlıyor,ve sağlam kanıtlarda var..yalnız karada yaşayan hayvanlar,embiryonu korumak için bir dölyatağı ile içinde sıvı bir madde geliştirler,bir dölyatağı olmadan embiryonun geliştirdiği türler gerçek anlamda ralarında birlaşamazler.döllenme ve döllenmiş yumurtanın gelişimi ana karnının dışında ve çoğu zaman suyun içinde serbestçe olur,söylediğimize uygun iç döllenmeye tek tük balıklarda rastlanılıyor ve evrim sürüyor…sürekli bir birleşme oranı iki yaşamlılarla birlikte başlıyor,memelilere özgü dikilmeye sadece sürüngenler varıyor.. en basit çiftleşme organına sahip iki yaşamlı erkeğin,ayrıca birde tutma organı geliştirmesinin amacı bana göre yüksek omurgalı erkeklerde,büyülemeye ve elde etmeye özgü araçları artan bir çeşitlilikle geliştirip,bununla dişinin karşı koymalarını aşmaları..yüksek hayvanlarda erkeğin içe giren organının her zaman daha iyi geliştiğini düşünecek olursak ,bu varsayımlara gidebiliriz heralde kuraklık felaketinden sonra, hayvan ilk kez yitirdiği su yaşamını yerine koyacak bir yer aramak zorunda kalınca,başka bir hayvanın vücudunun içine girme, diğer bir deyişle onunla birleşme eğilimi ortaya çıkmıştır..ilkel olarak bu herkesin herkese savaşımıydı bununla birlikte daha güçlü olan erkek sonunda karşıtının boşaltım deliğine girmeyi başardı..dahası birleşmeye yarasın diye bir kanal açtı sonra dişi kendi vücuduyla bu duruma uydu..
iki yaşamlıların evriminde, dış cinsel organların gelişimi suların çekilmesiyle eş zamanlı olarak birden bire başlıyor.iki yaşamlılarda cinsel birleşmeye uygun gerçek manada bir organ görünmezken, böyle bir bir birleşme yalnız sürüngenlerde gözüküyor bununla birlikte kurbağalarda delik(cloaca)aracılığıyla bir çeşit birleşme var.işte ilk kez ikincil nitelikte bir cinsel çıkıntı erkek kurbağanın organında görünüyor.dişinin kendisine tutunmasını sağlıyor.kanaldan yoksun ilk penis uzantısı kertenkelede,dikilmenin ilk izleride timsahta gözüküyor….erkek semenderinde sidiğin dışarıya atılmasıyla,cinsel boşaltım arasında bir iç bağlantının varlığı,artık ortaya çıkartıldı.,bu ilişki ilkel omurgalı olan kanguruda ilk kez en yüksek düzeye ulaşıyor,bu hayvanda boşaltım ağzı göden ,sidik yolu ile ayrılır,sperma ile sidiğin ortak boşaltım kanalı olan bu organ,insanda olduğu gibi dikilebilen bir penis uzantısı oluşturuyor…bu evrimsel dizi;erotik gerçeklik duygusunun bireysel evrim evreleriyle belli bir benzerlik gösterir.dişinin vücudunun çeşitli kısımlarında genital yollarla girmek için,erkeğin yaptığı beceriksiz girişimler,bize şunu anımsatıyor ki;çocuk da erotik güdüsel örgütlenmenin yardımıyla ana karnına dönüş olasılıklarını ele geçirmeye çalışır..doğum olayını kısmen veya simgesel olarak tekrar yaşamak için….işte amfibiyanlarda sürüngenleri bir penis olmaya iten neydi…iç güdülenme olmadan EVRİM olmaz canlıda bir dış düzensizlik uyumuna denk düşmeyen değişiklik yoktur….büyük olasılıkla bu güdülenme,yitirilmiş yaşam biçimini yeniden kurmayı amaçlayan çabaya karşılıktır..simgenin yer değiştirme çabasında kadının rahmi,deniz özlemi yaşamı içindir..kuraklık felaketi sırasında elverişli koşulların rastlantı olduğu ve yer yaşamına uyum boyunca iç_dışasalaksal yaşamın geri dönüş deneyimleri başarılı geçtiği içinde tüm hayvanlar ölmediler..sonunda yüksek omurgalılar iç döllenmeyi örgütlemeyi ana karnının içinde gelişmeyi ve böylece asalak bir varoluş biçimiyle,denize dönüş arzusunu bir araya getirdiler….şimdi örnekleyelim anne karnındaki dölüt ile,su ortamında kendine oksijen ve besin sağlayan hayvan arasında bir başka benzerlik ortaya çıkartılabilir,dölütün tüyle kaplı dış zarı ananın kan gölü dölüt yatağında serbestçe yüzer ve geçişme yoluyla havayı sağlar. işte bu tüylü zarlarda(ve hiç bir zaman görev yapmayan embiryonel solungaçlarda değil)suda yaşayan hayvanların solungaç organlarının dengini ortaya çıkartıyor.bu tüylü zarlar,karada yaşayan hayvanlarda olduğu gibi oksijeni havadan değil sıvıdan ve geçişme yoluyla edinirler.demek ki embiryonel dölyatağı,embiryona oksijen sağlayan ve solungaç solumuna öykülenen asalak nitelikte bir solunum organı oluşturur ve bu,organları ana karnının dışında karadaki bağımsız yaşama uyarıncaya değin sürer.
bu konunun bu kadar sıkıcı olabileceğinizi düşündüğünüzü bir an düşündüm..erotik anlatımını yeğleyeceğinizi,hatta ve hatta mekanı gözünüzün önüne serecek binbir gece masalları sahnelerini dinlemeyi isteyeceğinizi düşündüm..kim kiminle nerede, bilinçiçi fantezilerinizden boşalan alfabetik sıralı bay ve bayanları düşündüğünüzü düşündüm..prostatlarındaki gülücükleri attırken,ölmeyi yeğleyenlerin ne düşündüğünü düşündüm..aşık olanları olmayanları,zorlanımlı kişilik yapılarındaki iç psişik enerjilerinin tüm tenine yatırım yapanları düşündüm..sonrada vazgeçtim..ne düşünürseniz düşünün kaşıntı ve üreme duygularının beyninizin içinde yarattığı binbirgece masallarında beden ve ruh autotomisinde ne okunan kitapların nede onu yazan şair ve yazarların aynı neden üstünde dikelmesinden öteye geçmeyecektir..arabayı park edip ,eve doğru ilerlerken,pars pro toto ile ağustos ayının ilk gülücüğü düştü dudaklarıma..sonraki günlerde gülücüğün parçaları…….başlığa kötü yazımımla binbir gece masalları yazıcağım..işin içine bilgi karışınca okuyanı az oluyor tirajı yükseltmek için iki yüzlü davranacağım..