Sayfalar

11 Haziran 2010 Cuma

v-55-



Lara fabian’ın caruse sini dinliyorum ,saat 08:15 dün bıraktığım yerden içimden akan kin doymak bilmedikçe, direksiyonu idare eden parmaklarımın benim olmadığını fark ediyorum.Estetiğini yitirmiş ,hedef aldığı objenin maddeselliğine dönüşmüş saldırganlık dürtülerini kontrol etmenin tutuculuğuyla şekillenmiş bir içimdeki üretilen faaliyetlerin bir ürünüymüşçesine isyan ediyor..elimle kavradıklarım benim,benim olanların canını yakıyorum,direksiyonu sıkıyor,sertlik derecesinde avucumu yakıyorum,yaşadığım gece terörü ,bir anda trafik terörünün tam ortasına itiyor beni.İçimdeki öfke dilimde savrukluğa dönüşüyor,her durakladığımda kendime küfür ediyorum..güne saat 5 de merhaba demiştim ne güzel nefes almıştım alacakaranlığın cılız ışığında ,1 saat koşmuştum çıplak ayakla ..Enerjimin dengesini tüm uzuvlarımda duştayken hissetmiş sol ayağımın orta parmağına batan küçük cam parçacığını çıkartırken sonra kendi haline bırakmıştım toprağı özleyen maddenin özlemini doyunca yaşaması için..Şimdi korna seslerine kendime ettiğim küfürler karışıyor, bio dengemde oluşan tortuyu göğsümden çıkartırcasına ellerimi göğsüme götürüyorum üzerimdeki beyaz ve kırmızının helozonik eğrili şekillerle çizilmiş elbisenin yaka aralığında kalbimi yakalıyorum,öfkesini yatıştırmaya çalışan bir annenin başını okşadığı oğlunun sakinliğiyle cevap veriyor bana atımlarım…Tekrar eğilip caruse yi dinlemek için dokunuyorum.Müslü ile içtiğim portakal suyunun tadını dilimden atamadığım bir inatçılıkla beklemesi, elimi sığara paketine götürüyor,derin bir nefes alıp yarı açık pencereden üflüyorum..üflediğim noktada yanımda benimle aynı hizaya gelmeye çalışan bir erkeğin gözleriyle ve burnuyla göz göze geliyorum,aynı denkliği taşırcasına eşitliyor arabasını benim arabanın paraleline,beni izliyor,tekrar nefes aldığım sigaramın dumanını içimde tutuyorum..burnumdan çıkanların telaşına gülüyorum,başımı çevirip paralelimde gözlerinin çapını bile değiştirmeyen alana bakıyorum ,halime gülüyor yarım dudak,kaşlarımı kaldırarak ifademi sertleştirmeye çalışırken bu ifadeyi aynada kendimde görmek için dikiz aynasına yaklaşıyorum,yaramazlık yapmış bir kız çocuğunun masumiyetini taşıması istediğim ifadeyi dökmediğimin belirtisi, yan paralelin göz çekiminde tekrar ifade yaratmaya çalışıyorum Munzur bir erkek çocuğu sımarıklığı dökülüyor..ufff vazgeçiyorum yarı açık pencereden kahkaha sesi geliyor dişlerinin hepsini sayıyorum 40 tı heralde..başını çıkartıp sabah gördüğüm en güzel manzarasın iyi ki de varsın diyince,bir şaşırıyorum iyi ki de varsın iyi ki de varsın..Kocaman bir gülümsemeyle sende diyorum,araba hareket ediyor.. Çok katlı işyerimdeyim ,5.kattaki odamın penceresini sonuna kadar açıyorum,içeriye yaramaz, koşuşturan çocuk aceleciliğiyle güneş koşuyor ,içime egzozdan ayrıştırmaya çalıştığım bir deniz kokusunu arıyorum burnumla, dilimle tuzu yakalıyorum..


Boğuldum yine bu saatlerde klimaya rağmen sıcağın bedenimde oluşturduğu fata montanaları saymayacağım ..Biranda kendimi habersiz geldiğim 12 katın terasında buluyorum ..Bütün Meryemler gölgelikte,bir elimde sığara paketi diğer elimde park ederken yerden aldığım küçük beyaz tebeşirimsi taşta, sigara paketini bırakıp,elimdeki taşla çizgi çiziyorum..Çocukluğumun oynayamadığım oyunlarını çiziyorum ,yuvalar çiziyorum 3 tane üzerine iki kare ve bir yuva daha iki keskin hatlı kare daha..ince topuklu kırmızı ayakkabımla oynayamıyorum,küfredip çıkartıyorum,kırmızı ojeli tırnaklarımın seviniyor.Defalarca oynuyorum gölgelikte ..terasın uç kısmına gelip 20 cm yüksekliğindeki korkuluğun üzerine çıkıyorum,çıktığım noktada yuvalar çiziyorum, yükseklik beni yine ürkütmüyor,yükselmek özgürlüğünü, elbisemin yanından aşağıya süzülen yokluk belirliyor,eşsiz bir tat seksek oynamaya çalışırken dengede durmaya çalışmak bedenimi yükseklikle sınamak gibi bir terbiye getiriyor,yükseklik beni taşıyor…İçimdeki yükseklikle yanımdan aşağıya inen yokluk bir birlik içinde özgürlüğümün anlamını bireyler olmadan tek başına taşınmışlığın cesur hareketliliğiyle, belli koşullar içinde engellenmeden rastlantısallığı yaşıyor.. kişisel özgürlüğümü ilan ediyor..çömelip tek hareketle oturup ayağımı boşluğa itiyorum ayaklarım özgür, çığlık çığlığa.. karşı binanın terasında iki silik külkedisi görüyorum,yarım betimlenmiş,ilgimi çekiyor gözlerimi dikiyorum,gerçek yaşamdan sayısız külkedileri dökülüyor,ellerinde süpürgeleriyle..Düşündürecek kadar çok külkedisinin yaşadığını tespit etmişçesine gözlerim tarıyor insan kalabalıklarını.evlileri var içinde evlenmeyenleri var.sanki yaşamın bütün itici gücü bütün çalışıp çabalamaları bir tek amaca yönelik;silip süpürmek.Adeta içlerine gerçek bir temizlik şeytanı girip yuvalanmış,depresyon halleri yansıyor, duyarlı ve uysal hallerinde şöyle bir an rahatlığa kavuşsalar kendilerini asla rahat hissetmeyecekleri hareketlerini döküyorlar sildikleri pencerelerde,onlara kalırsa canlarının istediği için,oysa iç zorlanımlarının dürtülerine uyarak silip süpürme yıkayıp temizleme derleyip toplama olanağı ele geçirdiklerinde rahata kavuşuyorlar.O sırada pencereyi silen dişiye içeriden bir erkek yaklaşıyor erkeğin yüzünden yansıyanlar ise kadının yüzünden yansıyanlardan ayrı ilmek atıyor gibi ,düpedüz çekilmez buluyor çevresindeki diğer özneler gibi,asık suratlı,geçimsiz kıskanç güvensizlik dolu,müşkülpesent..hınçla siliyor pencereyi,sanki mutsuz alınyazılarından başkaları suçluymuş gibi kirli noktalarda tekrar tekrar ovuyor,bunun öcünü lekelerden alıyorcasına,öç almaya hak kazanmış bir tutumla diğer eliyle pervazı yakalıyor..sonra biri biri daha iyi ki varsın demeye dilim varmıyor oracıkta susuyorum gözlerimden sildikleri temizledikleri ovaladıkları düşleri geçiyor,bakır kızıllığında..ovdukça kalayladıklarının parlaklığıyla övünüyorlar,iyi ki de varım diye…bir tek kendileri kendilerine söylüyorlar…hepsinin düşlerinden saraylar post modern düşler geçiyor,zenginlik düşleriyle biraz daha hırsla temizliyorlar külkedileri,zenginliğe ulaştığında dahi temizlemeye devam ediyor..sıyrılıp içinden çıkamadıkları belleklerinden, boynu büküklük akıyor,erkek karşısında,baba karşısında.Bazıları başkaldıran tutumlar sergiliyor örüntülerinde, çelişik ve geçimsiz mizaçlarını, frijid bedenlerinin soğuk ve kaskatı tavan arası isyanları yaşıyorlar.Bir gündüz düşü yaşıyorlar sanki annelerini öldürüp acı acı ağlayıp sonra masum iyi yürekli kıza dönüyorlar,çam silen kadının gözlerinden annesinin ölümü akıyor,ağlıyor..kuşkusuz bu dönüşümün sebebi hep suçluluk duygusunu taşıyor,yan binanın katında elinde süpürgesi yerleri süpüren kızın yanına düşlerindeki üvey anne intikamı düşüyor kötü yazgının şamarlarını yemişcesine yanakları al al..onca angarya işleriyle birlikte aklına gelen tüm acılar yüreğini doldurmuşcasına hüzünlü yüzü al al..en içten arzuladığı evlenip kurtulmaymış gibi binaların perdeli kısımlarını arıyor,babasıyla arasındaki sevisel ilişkinin benzerini evleneceği erkeğe baba sevgisiyle sunmak için..Babaya hissettiklerini başka benzer erkete yaşamak için..süpürgeyi fırlatıp gözden kayboluyor,pencereyi silen kadın içeriye çekiliyor.Hem nefes alıyorum hem izliyorum hem de ayaklarım boşlukta oracıkta gözlemliyorum,mini bir etekle terasa geliyor kız,elinde sigarası yüzünde kralın oğlunu arayan bakışları,pencereyi kapatıyor kadın üzerinde askılı bir bluz yüzünde iyi ki varım ifadesiyle..oracıkta nefesiz kalıp kısa süreliğine yok oluyorum,varlaşmak istemiyorum iyi ki varım diye..soyutlanmışlıklarının içinde ilişki kurmakta zorlanan güçsüz ve yeteneksiz kişilerin ağır yazgılarını paylaşmaktan yoruluyorum onlar kalabalığa karışırken ,yeni külkedilerinin doğuşunun sesini duyuyorum….