
Bir bütün haline dönüşmüş bir mekanda,bütünün içindeki parçaların,bütünün amacına ulaşabilmesi için,amacı belirleyenler tarafından,oluşturulmuş ,boyutları ve anlamı çizilmiş hücrelerdir..evimiz,mekanımız..çelikle güçlendirilmiş betonların içinde saklandığımız,arşetipik dürtülerimizle sığındığımız,kloşar duygularımızın etrafını sararak ısıttığı gerçekliğimiz…tarih boyunca anlamı değişen,köleci dönemin efendisi,feodalin senyörü,köylüsü,serfi;kapitalistin malikanesiyle,proleterin damı,ayrı ayrı sosyal,giderek siyasallaşan gerçekliğimiz….vaktiyle devrimcilerin sloganlarında;saraylara ölüm,kulübelere özgürlük haykırışlarının,adil bir çözüm arama gereksinimleriyle söylendiği, yüzyılın ailelerinin,geniş aileden çekirdek aileye dönüşen, yaşadığı konaktan apartmana geçen mekanlarımız..ikinci dünya savaşı sonrası gecekondu,mimari,iktisadi sosyal ve siyasal farklılıktaki insan malzemeleriyle oluşturuldukları,büyük kentlerin varoş’lrında sıkça konuşulan sınıfsal farklılıkların yerleşim alanıdır,mekanımızdır evimiz..mutlu mekan,hani bacasından dumanı tüten pempe panjurlu,masalların düşlenen evleri…kısacası,sosyal olarak yaşadığımız bir gerçeklik olan şehir hayatının,bireysel ve somut gerçekliğimizi çevreleyen,kentte şehirli,evde yalın insan halimiz…odalarımız,çatı arasını ve başka şeyleri;arkasından nesneler evi dediğimiz çekmeceleri dolapları,minyatürlerle,samimi bir sonsuzluk..küçük ile büyüğün diyalektiğinin geliştiği,filozofun söylemiyle dışarıdan ve içerden bir diyalektik..rakip güçlere karşı savunmaya çekilmiş de görünse de artık,evin düşmanları eskisinden daha zorlu..pencerelerimizi açıp içeriye doldurduğumuz hava,günden güne bozulan ekolojik dengenin,o kirlenmiş kokusunun zehire boyandığı içeriğiyle,kenttin şiddet ve gürültüsü ile birlikte mekanımıza bocalanıyor..çözülen bir dünyanın toplumun hiç de iç açıcı olmayan haberleri yansıyor kara kutudan,sistemin kendisi yansıyor.. bu sistemin gücü özelliklede tüketime yönelik,düşünmeyi öteleyen yoğun subliminal mesajlar bireyi kıskaca alıp ,düşünsellin ve kendiliğindeliğin hareket alanını daraltır..her gün sayısız mesajlarla beynimizi yönlendiren bu sisteme çocuklarımız yeni nesilde dahildir,televizyonlar ,reklam ve piyasası insanın kavraması yorumlamasından öte düşünmeden eyleme sürükleyen mekanik bir uyaranlarla hareket ettiren bu yöntemler insana pragmatik olacak öğeleri zararlı hale dönüştürüp ,sonrasında yeni tüketme yöntemleriyle faydacılığı sağladığının donuk mesajlarıyla evimizin atmosferinde dolaşıyor..ve her odadan yığınla bir eşya,yüküyle birlikte üzerinize çullanmak için hazır bekliyor,gereksinimimizi karşılamaktan öte,artık nesnelere hizmetkarlığa başlıyoruz, teknolojinin efendi-köle ilişkisi…hani kimimizin evinde ,onlara yaşamsal bir gereksinime bağlı olmadığımız halde,birer süs olarak,daha çağrıştırıcı bir deyişle lüks olarak evimize soktuğumuz ,süs balıkları ve kafes kuşlarını doğal özelliklerine ters düştüğü ölçüde benimsiyoruz,evimizin görüntüsüne dahil ediyoruz..mutfaklardan yansıyan,kullan at tüketimi ile,tencerelerde yemek pişmez oldu,eve kadar gelen emek ve sevgi eklenilmemiş tüketim gıdalarıyla doyuyoruz,mutfak masalarının o eşsiz,aile birlikteliğinin sıcaklığını,donuk ve soğuk hazırcı görüntüler kaplıyor…bireysel özgürlükten çok tutsak eden alışkanlıklar ediniyoruz,evimizde mekanımızda…magazinel kültürle başkalarının hayatını tüketiyoruz nefesimizle,aynı evin içinde dokunmaktan uzak ayrı odalarda gömülüyoruz şeçim dediğimiz teknolojilere..bilgisayarlar ve televizyon karşısında kurtarıcı bekliyoruz sıkışmışlığımıza.. amaç koymadan ,hedef belirlemeden günü birlik umutsuzlukları taşıyoruz evlerimize ,üstelik devre mülk edinmiş düşlerle bir gün herşeyin güzel olacağını beklemek gibi bekleyişlerle,alışkanlıkları yaşıyoruz, kendi olmayan insanların düşünsel olmayan yalancı görüntüleri insanları,kendinin üzerine çıkartan umutlara bağlıyor..yaşamı göreceli kılıyor.. yansıtılan gerçek olmayan yaşamlara özendiriyor,gerçek olmayan mutluluklara yüreklendiriyor…zamanla kişi bunların farkına varınca(tabiki çoğunluk varamıyor aynı kısırdöngüde inanmaya devam ediyor)boşluk hissi genişliyor kafeslerimizde akvaryumlarımızla evlerimizde ..bizler mekanik çağın protipleriyiz..metalik tatlar dilimizde,metalik düşünceler beynimizde,bakışlarımızdan çelik yığınları ,dilimizden düşmeyen ayrık bencillikle,sistemin para kokusuna karışmış havası..artık evimizde..evlerimiz işgale çoktan uğradı, kirlenmiş metalik düşlerle…pencerelerden dışarıya,pencerelerden içeriye,içeriği aynı olan havalar yansıyor..buridan’ın eşekleri gibi kendisinden eşit uzaklıkta olan yaşamı,irademizi kullanamadan kararsızlıkla seçememeden öldürüyoruz..irade karşıt motiflerin dengesini özgür iradeyle sağlar..özgür iradesi binlerce sinyalden dolayı işlemez olmuş bizler sadece seyrediyoruz…ne yulafa ne suya dokunuyoruz…uyarlanan öngörülmüş yaşamı,yaşamak için seyrediliyoruz…evlerimiz sokaklarımız kentlerimiz,acunumuz aynı…biz aynı…