
en sevdiğim sahne; peer gynt’in düğme yapımcısıyla karşılaştığı sahnedir…başkalarının elinde şekillendirilmiş olma konusunda duyduğu dayanılmaz ürpertinin kusursuz sunumudur..cehennemde kendisine bir odanın ayrılmış olması hoş birşey olacaktı..ama bir maden potasına atılmış olmak,,şekillendirilmiş ve başkalarına uyarlanmış olmak tüyler ürpertici düşünceydi..kendisini eşsiz bir dokuya ve renkleri birleşimine sahip olan ve sonsuza dek hep aynı kalacak olan bir şark halısı gibi hissetmesi..kendisini çevrenin zararlı etkisinden korumuş olmasıyla ve bunu sürdürmeye duyduğu kararlıkla övünüyordu..kendi yaşayış biçimini inceden inceye işlemeye,hatta hevesli olduğu için,bu yaşayış biçimine dışarıdan hiç bir şekilde yabancı maddenin katılmaması konusunda ısrar eder…olanca yalnızlığı ve yetersizliğiyle karşımıza peer gynt’in parolası dikilir…kendin için yeterli ol….
yalıtılmış tip durumunda bireysel fark büyüktür…çünkü,karşısındaki insanlara çoşkusal açıdan katılmak,hiç kimseye ihtiyaç duymamak,onların kendilerini etkilemesine izin vermemek ister…
Uncategorized kategorisinde yayınlandı
coşkusal yalıtım…
•Şubat 23, 2010 • Bütün duyguları bastırmaya,hatta bunların varlığını reddetmeye yönelik eğilim ve hatta çoşkusal yalıtım içindeki bir insanın tipik durumunu ortaya koyan kelimelerin dile gelişi;Güçlü fiziksel bağı(babamla olduğu gibi)ve güçlü ruhani bağı(kahramanımla olduğu gibi) görüntüleyebiliyordum.. ama bu bağın,duyguyu,nerden aldığını yada nasıl aldığını göremiyordum..kısaca duygular diye bir şey yoktu..insanlar diğer bir çok konuda olduğu gibi bu konudada yalan söylemişlerdi..özveriyi nasıl açıklayacaktık peki,buz kesilmesine benzer bir ürperti sıyırdı ense kökümü…sözler gerçek beni sersemletmişti içimde…derken,özverininde bir başka yalan olduğuna ve yalan olmadığı zamanda fiziksel ve ruhsal bir edinim olduğuna karar verdim..o zamanlar tek başıma yaşamayı,asla evlenmemeyi,,pek fazla konuşmaksızın,yardım istemeksizin,güçlü ve huzur dolu olmayı düşlerdim..kendi üzerimde çalışmak,özgür daha özgür olmak,açıkca görmek ve yaşamak için düş kurmayı bırakmak istedim…ahlakın hiçbir anlamı olmadığı kesinlikle doğru olduğu sürece iyi yada kötü olmanın hiçbir farkı olmadığını düşündüm..en büyük günah yakınlık aramak yada yardım beklemekti..ruhlar bana başında nöbet beklenmesi gereken mabetlermiş gibi geliyordu ve bu mabetlerin içlerinde her zaman,sadece rahiplerin ve koruma görevlilerinin bildikleri garip törenler yapılıyordu…duygunun reddelimesi temelde diğer insanlara yönelik duygularla ilgilidir…hem sevgiye hem de nefrete uygulanır…bu,başkasından coşkusal uzaklıkta kalma ihtiyacının mantıksal bir sonucudur..çünkü bilinçli olarak algılanan güçlü bir sevgi yada nefret onu ya başkalarına yakınlaştıracak yada onlarla çatışma içine sokacaktı..uzaklık makinesi terimi nasılda uyuyordu…başkalarına güvenli bir uzaklıkta,doğrudan doğruya insan ilişkileriyle birleştirilmeyen bir duygular ordusu ayağa kaldırabilecekleri gerçeği,coşkusal yalıtımlarına ulaşabilmeleri için daha önceden bütün duyguların reddedilmiş olmasının gerekli olduğu yorumuna izin verir…
anakronizmaya takıldı….
•Şubat 22, 2010 •
Orijinal bir gerçeklik olmadan,simülasyonla ölümü kopyalamak,kendi ölümü gerçekliğiyle projatif tavrı yansıtmak kadar uzlaşmazdır..temsil edilenin,temsil edilenin dışına düştüğünde,uyarlayanın temsil ettikleri,içini kendi parçalarıyla doldurduğu kendi gerçeği olduğunda,final neden anakronizmaya takılır…kronolojik zamandizimsel bir yanlışla gerçek düzeni ve aktarım düzeni arasında definiesci bir küremede anımsayanın geçmişinin bir parçasını,nesnenin suretine kaydırılır…kahkahalar özgürleşmek için çığlık bilinmeyene tepki için,dudakları yalar..dibe çöken eğilimlerin gücü,ağır basan eğilimle uyarlanan tutumun tersine ç.evrildiğinde açıklık kazan durum tersyüz durumudur…someres maugham’ın ‘’the moon and the sixpence adlı eserindeki strickland tam bir tersyüz karakteridir…hırslı ,masküler olan genç kız,aşık olduktan sonra uysal feminen hırstan yoksun bir kadına çevrilmiştir…ezici deneyimlerin baskısı ile yalıtkan bir insanın hastalıklı bağımlılığı,bilinç düzeyi mesafesine en yakın olanın güncelleşmesini sağlamak ,ölü bir kadına duyulan kıskançlığın evirilerek kendini yansıtması ortaya fırlatılan bir boyama kitabının üzerinden geçerken,ayakkabı numarasını bırakmak kadar süzgeçtir…bırakılan ayak izine gülümsemek,sessizliğe sövgüdür dudakta…