Sayfalar

3 Kasım 2012 Cumartesi

v-44



Eve epey geç ,gelmiştim..duvarları kendimden uzaklaştırmak için derin iç çekişleriyle enerjiye dönüşüm ,son zamanlarda beni yormaya başlamıştı..itekliyorum duvarlar yüzüme yaklaşıyor,itekliyorum donuk üryan konuşmalarıyla tenime değiyor,itekliyorum bana karşı dona kalıyor,burnumun dibinde nefes alıyor,gözlerimde donuk bir sefillikle sabitleniyor,yatak odama geçmemiş salonun koltuğuna atmıştım kendimi,pencereler açık,duvarların koşar adımlarını ,içeriye hafifçe salınan ürkek rüzgar koşuşturmaları yavaşlatıyor..ve vivaldi dinliyorum..nefesim metronom görevi üstlenmişçesine akciğerlerimi yönlendiriyor..yatay çizgideki pozisyonum,içimde olup bitenin,daha azını yansıtıyor,ayaklarımı koltuktan yere indiriyorum,bir telaşla kendimin en üst noktasına çıkma telaşıyla dikeliyorum parmak uçlarımda..hareketlerimi engellememeli,hiç bir şey diyerek üzerimdekileri çıkartıyorum..kesintisiz bir hareket çizgisinde parmaklarımın imgesel cıva nedeniyle kolum yanıma sarkıyor,metronoma dönüşen akciğerlerim ,kollarıma hükmedebilmek için on numarada çalışma hızında nefesime basınç yapıyor..ve dört vuruş kolumu kaldırmak için dörtdörtlük bir ölçü oluşturacak.pencereden içeriye giren sonbaharın hazin kokusunu yutuyor notalar,bedenimde damarlarımda dolaşırken,ilk vuruşta,birinci çeyrek nota süresinde,bileşik hareketlerden birini,kolu kaldırma ve enerji akımının ,bedenimdeki sonbaharın omuzlarımdan dirseğe geçiş eylemini gerçekleştirdiğimde, gözümün önünden görüntüler geçiyor..3 yaşından 12 yaşına kadar yaptığım bale figürleri hızla kendini slaytlaştırıyor..kolumun henüz kalkmayan kesimi bir türlü gerginlikten kurtulmuyor..gevşemeli bir kamçı rahatlığıyla sarkmalı dediğimde görüntüler silikleşiyor.sonbaharı yumuşatıyor vücudumda müzik..kollarımdaki kaslar gevşeyip hareketlerime rahatlık kazandırıyor..bir kuğu boynu oynaklığı ile her yöne uzanmaya olanak sağlıyor..duvarlar geriliyor,tabloları yutuyor..ölçünün ikinci çeyreği,hareketin üçüncü çeyreği derken kendime verdiğim komutları yutuyorum,sayılar içindeki vuruşları tekrar etmiyorum artık ve sayılar arasındaki boşluklar gittikçe kısaldı hareketlerimdeki hıza paralel….kuşku yok ki,giz,sözcüklerde sayılarda değil,insanın enerji akımının yönetiminde odaklanan dikkatte yatmaktadır.,vuruşlar ne kadar küçülürse,mezür içindeki sayılar o kadar çoğalır,dikkatin çizgisi de kesintisiz olduğu ölçüde enerji akımını hızlandırır..hızlanışımla birlikte ,duvarda benim yaptığım puzzle tablolar,yağlı boya tablolar parçalara ayrışıyor..etrafımda notalarla onlarda dans ediyor sanki…bir bir bir bir..iki iki iki iki..üç üç üç üç dört dört dört dört….her yanım buz kesmiş uyandığımda cam epey aralanmış ,sonbaharın kokusu güneşi çağırıyor,saat 05:30…pencereden salınan esintiyi tüm tenimde hissediyorum..dışarı çıktığımda yine kimsecikler yok,gülüyorum…zamanın bu saatini,zamanın bu anını neden yaşamaya günahkardır insanlar diyorum..bir bir bir,iki iki iki ,üç üç üç derken her zamanki hızımla koşmaya başlıyorum.. bu gün aynı yerleri koklamak istemiyorum, aynı döngüde enerjide harcamak istemiyorum, korunaklı kapıları geçiyorum… kapalıdan açığa açılıyorum..gözümde dünden kendini doğuran bölünmüş puzzle parçaları geçiyor,yeni doğmuş parçaları zihnimde birleşirken hızlanmaya devam ediyorum..bir anda sessizliği bozan bir araba freni ve henüz kelimeleri ayrıştıramadığım sesler duyuyorum..geriye döndüğümde , muhtemelen 20 li yaşlarda iki gencin bir kadını saldırgan,nefret ve öfkeli sözleri ve hareketleriyle hırpaladığını seçiyorum uzaktan,onlara doğru koşuyorum kadına tekme atan genç beni görüyor,kadın çığlık çığla..ne olduğunu anlamadan arabaya binip yanımdan hızla geçerken bana da küfrettiklerini duyuyorum,kahrolun hepiniz aynısınız diyor arabanın camından başını uzatarak….ve yine doyurulmayan her heyecanın,bilinci değil de,bilindışını güçlendirdiği bir durum daha diyorum kendime..kadına doğru koşarken..bir birey yada toplumsal grup,ait olduğu en geniş toplulukla doğrudan ilişkiden yoksun olduğu zaman,şu yada bu nedenle dizginlenmiş etkinlik saldırıya dönüşür..küçük gruplar,içe itilmiş güdülerini boşaltabilecekleri kendi türdeşlerinden kurulu çevreden,koptuklarını gördükleri zaman saldırgan bir tepki bir iki oluşur..işte yine birikmiş tepiler..diyorum..tepisel itkiler nedenli çok engelle karşılanırsa ve şiddetlenirse,gerçekleri göz önüne almadan boşalma eğilimi de o denli çok artar.uyarı eşiğinin düzeyi düşer düşmez ilkel bu duygu seli kişinin denetimini siler süpürür..kadının yanına geldiğimde yerde inleyişinin acısının bedeninden kaynaklanmadığını anlıyorum..kaldırmaya çalışıyorum,yüzünü kendime doğru çevirdiğimde ,insan olduğum için bir kez daha utanıyorum..yüzündeki her nokta kanıyor sanki..kırmızı renge bulanmış yüzünde ,gözlerine yansıyan görüntüyle ölmek istiyorum..korku,kaygı öfke nefret ve zavallılık..ölmek istiyorum..onun inlemelerine karışıyor içimde oluşan acıma duygusu..göz kanallarımdaki kapaklarımı kapatamıyorum,istemsizce eğilip kadının saçlarından öpüyorum..geçti geçti diye…kolluma yaslanmasını sağlayarak ayağa kalkmasını sağlarken..polis çağırmalıyım diyorum..inlemelerine hıçkırıkları karışıyor..hayır hayır lütfen…onu yaşadıklarından sonra bilinçli bir varlık kategorisi içinde görmek ve bilinçdışı dünyayla olan çatışmalarını görmezden gelmek,onu bilebile dayanılmaz çelişkili bir dünyaya ve ikiyüzlülüklere terk etmek anlamına geldiğini biliyorum..gerçeklik,dış dünyaya sağlamca tutunmak biçiminde değil esasında insanın kendi içinde ve dış dünyayla olan çelişkili ilişkilerini kabul etme,bu çelişkilere dayanılabilir sınırlar içinde tutunma biçiminde algıladığını görüyorum..yalvarıyorum lütfen gitmeyelim dediğinde..onun gerçeğine yeniliyor gerçek.. tamam geçti geçti diyorum..yüzüme bakıyor neden dövdüklerini sormayacak mısın diyor…sus..diyorum içimde prese vuruyorum bildiklerimi sadece onun yanında onun dokunabileceği güvenlikte hissedebileceği şekilde sarılıyorum..eşofmanımı çıkartıp sırtına örtüyorum ve koluyla da yüzünü temizliyorum..çok güzelsin diyorum gülüyor..sende diyor…ölmek istiyorum insan olduğum için..nasılda ürkek ve nasılda korkulu gözleri..eşim diyor ve eşimin kardeşi …çocuklarımı bana göstermiyorlar,ve tekrar ağlıyor..tekrar sarılıyorum.. o ağlarken,anne babanın çocuğa çok kusurlu kimlik örneği sunması,yaşanılan toplumun içinde doyurulmamış bireyin sonuçlarını hızla artıracak ,şiddete uğrayarak şiddeti öğrenecek..yaşasın dünya,yaşasın özgürlük,yaşasın insan gibi yaşam,yaşasın insanlık.yaşasın la başlayacaklar,artık kahrolsun la bitecektir…toplum içindeki bireyin ilkel tepilerini artıracak nedenleri ortadan kaldırmak,onun enerjisini yönlendirecek yeni alanlar spor müzik.vs yönlendirmek ,kontrol yeteneği geliştirmesi için kültürle ve eğitimle biçimlendirmek gerek diyorum..sonrada biliyorum ki bunu demek veya bunları bilmek ,eylemleştirilmediği sürece geçersizliğe devam edeceğidir..uzun bir süre onun acılarının bedenime geçişini hissettim..sıkı sıkıya sarılmıştı..ikimizde suskun iç çekişmelere zamanın suskun biçimiyle yanıt verdik..sakinleştiğinde çocuklarımı görmeliyim merak ediyorlardır dediğinde,seni böyle görmesinler diyebildim…bana gidelim dediğimde benden ayrılıp lütfen yardımcılarınız için sağolun,bana güç verdiniz diyerek uzaklaşmaya çalışmasını anlıyordum…duş alırsın temizlenirsin istersen hastaneye götüreyim dediğimde ağlıyordu uzaklaşarak..acım benim acım diyerek acıların sahiplenerek yaşamaya ve bu travmalara gönüllü bir şekilde tutunarak devam edecekti..ekonomik bağımsızlığın ,kendine güvensizliğin,kendini acıyarak desteklenişin,bahanesi yine hep çocuk olacaktı..hızla benden uzaklaşırken gözden kayboluncaya kadar izledim kadını,arkasında bir kez daha kendini bırakarak,özünü bırakarak ,sahiplenmiş travmalarına biraz daha hızla koşarak kayboluyor du…zaafların en büyüğüne sahiplenme duygusuna biraz daha yaklaşarak..ve yine bu zaaflarla donanmış diğer insanlar arasında sonlanarak bitiriyordu bir kez daha kendini..