
narsizm sorunu
Mitolojideki narcissus,hiç olgunlaşmamış varlıktır..çünkü nesnel bir gerçekliğe katlanacak güçte değildir..ve tüm ben’e dönüş yapar..onun bilinçdışı için ölümü bir intihar değil(bilinçdışı için ölüm yoktur)ama nirvanaya özgü bir uykunun asudeliği içinde birbirine kaynaşmış ,özne ile nesnenin(bebekle annenin)durumunda olduğu gibi,bebeğin durumuna geri dönme arzusunun gerçekleşmesidir…narsizm tümüyle bir cinsel enerjidir ve bu enerjinin bir bölümü nesneye yönelmeden önce olgunlaşmanın tüm derecelerini dolaşır(en yüksek aşaması ben’in ideali’nin oluşumuna denk düşer)..narcissus adına bu güçle birleşmek,tıpkı sade adına nesnel cinsel enerji ile birleşmek gibidir..böylece kavramsal düzeyde canlı bir güç onun evrim anlarından birine bağlanır..esasında narcissus adı altında belirtilenler,en geriye dönüşcü biçimleri(şizofreni ve narsik psikozdur)olduğu kadar,kendine güven,kendine sevgi gibi en olağan biçimleri de kapsar(kendine güven ve kendine sevgi olmazsa insan varlığını sürdüremez)..bu konuda rené held’in bir saptaması vardır.. psikoterapi ve psikanaliz kitabında der ki’’tüm bir dizi narsik değerler,klinik doktorunu deha dünyasının kıyısındaki şizofrenin sınırına götürebilir’’…la rochefoucault’un verdiği anlamda özsaygı ve ben’in ideali’nin temsil ettiği tüm değerler(özgürlük arzusu,adalet),narsizimin bu bölümünün kimi oluş biçimlerindendir ve nesnel dünya tarafından sınırsız yön değiştirmeden sonra,kimlik almanın peşinden ben’e geri dönüştür..doğrusuna bakılırsa;insanın ek ruha yada kendi başına dışarıdan bir ideale gereksinimi olduğunu hiç düşünmüyoruz..eğer ben’in olgunlaşma süreçleri kendi olağan süreçlerine bırakılırsa,birey bir ben’in idealini yaratır.. ve bu da gerçek gereksinim nedeniyle nesnel dünyayı göz önüne alır..çünkü babanın idealeştirilmiş imgesinin içe mal edilmesiyle oluşmuştur..çeşitli kurumların,özellikle de okulun odipus sonrası ben üzerine şiddetli bir yıkıcılığı ve aynı zamanda çocuğun kendine olan güveni yıkılması,böylece açık bir yaraya utanmadan kendi başına dış ideal denilen toplumsal üstben’in bir parçası yapay olarak aşılanıyor…aşısı yapılmış üstben’in bu parçasına ideal demek,erdeme yapılmış kötülüğe bir saygı gibi görünebilir…öyle anlaşılıyor ki,gerçekte yüzyıllardır süren ekonomik yabancılaşmaya karşı ve geçen yüzyılın sonu bu yüzyılın başındaki cinsel yabancılaşmaya karşı savaşımdan sonra,toplumsal erkin yol açtığı narsik yabancılaşma,bireyin yabancılaşması üzerinde durulmaya devam edecek..bu nokta iyi anlaşılmalıdır;ekonomik,cinsel,narsik bu üçü tüm zamanların kavgasıdır..ilk ikisi dünyada yaşadığımız anakara üzerinde bile sona ermekten çok uzaktır,üçüncüsü ise içtenlikli yasa(habeas corpus-1967 de ingilterede bireysel özgürlüğe saygıyı güvence altına alan yasalar ve kurumlar-) ve çeşitli kurumlar,yüzyıllardır bireyleri toplumsal erke karşı koruduğu için terfi ediyor..ama şimdi öyle görünüyor ki,bizim endüstüri toplumlarında en az bir ekonomik ve cinsel özgürlük kazanılmışken,insanlar işin aslının bunda değil,bu gücün,bu yetkenin ele geçirilmesinde olduğunu anladılar..çünkü bu güç ve bu yetke eskiden babanın düşsel olarak öldürülmesine bağlı bunaltıya ve suçluluk duygusuna karşı ve kötü anneden korunmak için savunma niteliğini taşıyordu…çok güncel olan karşı çıkış,katılım ortak yönetim sözcükleri,bu yeniden ele geçirme arzusunu dile getiriyor….freud’un uygarlığın hastalığı’ında bu yoksun ve toplumsal erkin saldırdığı ben’in ideali sorununa sadece sınırlı bir şekilde yaklaştı..toplumsal erk,üstben’e karşı saldırganlık ile sonuçlanan bilinçdışı suçluluk duygusu üzerinde yoğunlaşmıştı(duygusal)yoksunluk ona narsik olmaktan çok cinsel yoksunluk olarak görünmüştü..bununla birlikte günümüzdeki geniş cinsel özgürlük havasının,bireyle toplum arasında var olan gerilimi hiç azaltmadığını görüyoruz..ayrıca nesneye karşı,demek ki toplumsal erke karşı saldırganlık,ben düzeyinde narsik bir yara rolü oynadığı için ortaya çıkıyor..demek ki biz sürekli olarak narsizme geri dönüyoruz;insan varlığının bedensel özgünlüğüne bağlı ilk narsik yara(bu konuyu yine farklı bir başlık altında detaylandırmak gerekiyor)psişik yapının oluşumuyla yakından bağlantılı,yani bunaltının kökenindeki,sonrada saldırganlığın kökenindeki doğum –sonrası narsik yara,narsik olgunlaşma ve bunun ben’in ideali’ne denk düşen gelişim noktası;insanın toplum içindeki yerini alması için, güncel ayaklanması,rousseau’nun dediği anlamda,ben’in idealine yönelik toplumsal sözleşmedir..sosyopsikianalitik açıdan narsizm,bu gücü yalnızca psişik yapının kökeninde gördüğü için değil,ayrıca dengeli toplumların kurulmasını olası yapan bireyselleşmenin kaynağı olduğu içinde bizi ilgilendiriyor..birey kendi gereksinimleri ve narsik arzuları nedeniyle yalnız teknik değil ayrıca bütün olarak karıncaya ve arıya benzer bir durumu kabul edemez..güncel devrimin boyutlarından birisi,har zaman daha güçlü toplumsal erkin indirgeyici baskısına(insanın alete indirgenmesi) doğrudan doğruya bağlıdır..ne yazık ki,biz narsik güçte geriye dönük ve zararlı bir etki görmekten uzağız..tersine,insanın özgürlüğünün,uygarlığın ve değerlerin kaynağında bunu görüyoruz….bireyselleşme arzusunu destekleyen bu narsik gücün-psişik gücün-,doğa ötesi yada baba güçleri denilen değerlerin ilerici yeni-oluşumunun kökeninde olduğunu düşünmeliyiz..eğer günümüzde narsik gücün geriye dönüşcü biçimler aldığını gösteren birçok olaya tanık oluyorsak,bunun nedeni sosyo-kültürel kurumlar ve toplumsal erk düzeyinde yansıyan ortaklaşa ruhun çatışmaları olarak görünüyor..ilkokuldan itibaren başlayan ben’in zorunlu geriye dönüşü,iyice gelişmiş bulunan odipus sonrası ben’in ideali’nin yıkılması ve bireyin sürekli çocuklaşması ben’e,ben ideali’nden çok,tüm ben’e yada ideal-ben evresine yakın bir doyum veriyor..bununla birlikte,doğrudan doğruya narsizime bağlı olan ve onun tüm çeşitlemelerine katılan saldırganlık ilkel biçimlere doğru geriye gider..insanın günümüz toplumunda yerine getiremeyeceği işte bu paydadır..yitirmeye yüz tuttuğu işte kendine güvendir.. ve kendi edimlerinden duyduğu gururdur..herzaman daha çok kısıtlanan özgürlük,hergün daha çok dışavurumlarıyla gördüğümüz bir saldırganlığı artırıyor..insan kendi özgürdür..benzer şekilde aşk,en iyi yerine getirilen nesnel değerdir;özgürlük,narsizmin olgunlaşmasının en yüksek derecesine denk düşen değerdir..eğer aşk ve özgürlük terimleri insan etkinliklerinin tüm alanlarında nerdeyse tanımı olanaksız çok geniş anlamlar taşıyorsa,herhalde bu rastlantı değildir…