Sayfalar

3 Kasım 2012 Cumartesi

v-3-




Sanatsal yüceltme tümüyle farklı bir nitelikte bir süreci kapsar..anneye iyice bağlanıp kalan farklı nedenlerle doğal yoldan babanın kimliğini tam alamayan bir birey için,hayranlık duyulan manevi babalarının kimliğini almaya izin verir..anne imagolarına bağlı esinlemeler,bu baba tipinin kimliği sayesinde olası olan sanat yapıtları yüceltme sürecini birlikte paylaşırlar..bu sürecin başarılması,ürettikleri ürünlerin üzerinde oldukça açık bir şekilde yansır…rousseau’nun ‘’itirafları’’,Edgar alen poe’nun ‘’olağanüstü öyküler’’ ve vigny’nin şiirlerinde sıkça bu yansımalarla bütünleşme ile karşılaşılır…bu kaynaşan zevk,benzeri olmayan bir yoğunluktadır..orgazma denk düşer..(saldırganlığın vektörü sayılan kötü anne imagosu ise oral sadizme denk düşer..ve yine benzersizdir..anneyi yiyip yok etme gibi yamyamlık arzusuna,öldürücü sadist imago denk düşer..bu evredeki kaygı,nesneyi tamamen yok etme ve onun özneyi yok etme kaygısıdır..bu bir ölüm kaygısıdır..kaynaşma özelliğinde olan sıkıntıyla zevk,bu evrelerde birbirine yakındır.)şiirlerinden yansıyan yoğun anne imagoları ile alfred de vigny’den örneklendirerek devam edersek;doğayla ilişkisinin,diğer bir deyişle,uyanık durumdayken ben ilişkisinin çok derin geriye dönüşe(çocukluğuna) ulaştığını,anneyle olan bu imagoik ilişkide aynı zamanda aşk ve nefrete izin verdiğini ve tüm saldırganlığını bilinçdışına göndermeye gereksinim duymadığını örnek olabilecek şekilde gösterir..Fransız şiirinin en güzel örneklerinden olan kimi dizelerini bir kez daha okuduğumuzda;
Tüm kentlerini bırak,cesaretle yola çık;
Büyük ormanlar ve tarlalar birer büyük sığınak
Gölgeli adalar çevresindeki denizler gibi..
Elde bir çiçekle yürü tarlaların içinden
Doğa ağırbaşlı sessizliği içinde seni bekliyor
…..
Gel buraya gizle aşkını ve tanrısal yanılgını
Eğer otlar dalgalanıyorsa ya da yeterince uzun değilse,
Oraya senin için gideceğim,çoban evi
….
Eşik kokulu,aşk yuvası geniş ve gölgeli
Sessiz bir yatak,birbirine karışmış saçlarımız için…
Kötü doğa-anne,kollarını açan doğa-anneyle bir arada bulunur(geleneksel olarak tümüyle doyum kazanmayan köylülerde de durum aynıdır)…
Kendimi doğa’ya hiç yalnız bırakmıyorum
Çünkü korkmayacak kadar onu iyi tanıyorum..
Ve vigny doğayı konuşturuyor…
Bana bir anneden söz ediyorlar ve ben bir gömütüm…
Burada geriye dönüş Rousseau ve poe’ye göre daha az derindir..doğa ile ilişki cinselleşmemiştir…burada arzu adı eva olan bir kadına yöneliyor,yoksa doğa_anneye değil..ayrıca burada kendinden geçmiş ve biraz dalgın bir kaynaşma yoktur..doğa ile,anne ile doğrudan bir değinme yoktur..bir kadının kişiliğinin ve yüksek derecede cinsel olgunlaşmaya denk düşen cinsel ilişkinin dışında,eril bir yaratma olan çoban evi araya giriyor…bununla birlikte bilinçdışında kalan anne imgesi,her şeye karşın düşmanca geri dönüyor:
Düşüncelerimizin üstünde köleci kentler gözüküyor
Tıpkı insan köleliğinin uğursuz kayalıkları gibi..
Ya da;
Yine ölümsüz şeylerin içi,
Yüreğin ta derinliğine,değin bir günü savunuyor..
Vigny’nin bir çelişkiye düştüğünü açıklamak ilginç olacaktır..tarihsel evrimden,kentten demokrasiden baba imgesine bağlı sosyo-kültürel kurumlardan kaçarken,doğayla birleşiyor;ama Bana bir anneden söz ediyorlar ve ben bir gömütüm…derken,doğa ona ilgisizlikten de öte,düşman görünüyor..bu düşmanlık,insanın hakarete uğrattığı doğanın öç alma arzusu diyebileceğimiz şeyden ilişkisiz değildir;
Sizden önce ben güzeldim ve kokular saçardım,
Tüm saçlarımı rüzgara bırakırdım
Göklerde her zamanki yolumu izlerdim..
Doğanın canlı varlıklara ve onların çocuklarına olan ilgisizliği,insana karşı düşmanlık izleri taşıyor..
Üzüntülü ve güzel sesinin bana söyledikleri bunlar,
Ve ben içimde ondan nefret ediyordum…
Ve onda çekicilik bulan gözlerime dedim:
Bakışlarını başka yere çevir,tüm gözyaşlarını
Başkaları için dök,
Asla ikinci kez göremeyeceklerini sev..
Bu son dize eva’ya seslenir..ama bunun ötesinde,yeniden babadan destek alma arzusuna dayanır,şeylerin değişmez düzenini değiştirmeyi ve bu değişimi getirmeyi göze alana sesleniyor ..asla ikinci kez göremeyeceklerimiz…ne annesini,nede babasını tümüyle kabul edebilen vigny,biraz yadsımacılık izlerini taşıyan romantik bir karamsarlığın ideolojik bir durumunu benimsemek zorunda kalıyor(böyle bir anlatım örneğin kurdun ölümü’nde bulunuyor)..ama rousseau’da yada poe’de olduğu ,psişik gerçekliğin tümünü olduğu gibi bilinçdışında tutmuyor..vigny’nin psikolojik dengesi,dışarıdan doğal duyumsama desteğine gereksinim duymayan rousseau’ya göre daha kırılgandır..pascal gökyüzüne düşünceli bakışlarının anısını..bu sonsuz uzayın ölümsüz sessizliği beni korkutuyor diye yazdığı zaman onda kötü anne imgesinin ağır bastığını görürüz..freud’ta ise kaynaştırıcı durumlara değin bir geriye dönüş korkusunun var olduğunu,uygarlığın rahatsızlığını okumaya başladığımızda daha iyi anlarız,duyguların enginliği konusunda rolland ile tartışmasının yer aldığı ilk sayfadan itibaren kendini ortaya koyar,schiller’in şiiriyle birlikte bağırma gereksinimi duyacak ölçüde kendini rahatsız bulduğunu söyleyerek ,seviniyor pembe ışıkta soluk alan diyerek tartışmayı sonlandırması da çarpıcıdır..bilinçdışını ortaya çıkartan,derinlikler psikolojisinin yaratıcısındaki çığlık,oldukça şaşırtıcıdır..baba özleminin savunmacı niteliğinden vazgeçmeyerek baba özlemi bana çürütülemez görünüyor diyerek de diretiyor…peki kime karşı salt bağımlılık,buna yanıtını geleceğin yanılsaması’nda veriyor;

Örneğin açlığı gideren anne,ilk aşk nesnesi oluyor ve çocuğu dış dünyada tehdit eden tüm belirsiz tehlikelere karşı da kuşkusuz yine koruyucu olur,derken yapıtlarında eksik olan imge kötü anne imgesidir ki,bilinçdışında kalan bu imge,bir ölüm güdüsü,bir acımasız doğa biçimi altında simgesel olarak dönüş yapıyor ve belirsiz tehdit edici tehlikeler de buradan ileri geliyor..ve freud’da çok güçlü olan baba özlemi,bilinçdışının anne imgelerine bağlı birincil ilişkilere bir geri dönüş karşısında savunma gibi ortaya çıkıyor…