
Yangın merdiveninin dolambaçlı yalnızlığında,üzerimdeki beyaz pantolonun tüm ihtişamına rağmen en üst basamağının o ucuz boşluğundan diğer basamakların giderek yerçekiminde ağırlaşarak dökülüşünü izlerken beyaz bir pantolonun içinden varlaşmaya çalışan bacaklarımı uzatıp oturuyorum,bacaklarım ağırlaşıyor .Topuklu ayakkabımın ucu açık kısmında,yangın merdiveni gibi bir imgeden diğerine enerji yatırımının yer değiştirmesi gibi bir çıkışın belirleyici organik yarı işlevselliğiyle parmak uçlarımın çıkmışlığını izliyorum ,kımıldatmaya çalışıyorum hatta..bacaklarım uç nesnelerine sahip çıkarcasına tekrar tepki veriyor ,parmak uçlarıma enerjimi ve bakışlarımdaki tüm güdüsel arzularımı döküyorum..eğilip gülerek üzerine ojeyle yapılmış nazar boncuklu ayak tırnaklarıma dokunuyorum yarı açık bırakılmış,yarı özgür yinede ayakkabının ucunda kurtuluşu olmayacak gibi yerleşmiş tırnaklarıma..geriye itilmiş olgular bir iz taşırken,benim ileriye uç salmış tırnaklarımın izlerine kahkahayla gülüyorum..beni her yerde arıyorlardır yine…bende yine kurtulmak istercesine tırnaklarım gibi yarı özgür alanıma gelip aranmaların kişilerde yarattığı gerginliğin biyolojik sürecini yaşamalarına bir kez daha olanak sağlar gibi, terk edilen dengenin yeniden kurulması için amaç edinen arzunun yeniden buluşması için arayanları ,bilinçli bir şekilde arzularında sıfır noktası yaratmak benim en keyifli bekletişim oluyor,yangın merdivenin sıfırdan başlayıp giderek hiçliğe dönüşen basamaklarında..sığara yakıyorum ve freud’un tüm yaşamın amacı ölümdür,çünkü cansız canlıdan önce vardı, kelimelerini çok katlı beton yığınının yangın merdiveninde düşünüyorum..tüm yaşamın amacının, ölüm olmadığını burası, tüm yaşamın amacı beklide ölüm değildir dedirtecek gibi toprağa basamaklarlarla silikleşerek sürüklerken yerçekimine yakınlığın yarı kesik nefesini solutuyor, toprağın varlığında tekrar nefes almaları ve varlaşmayı hatırlatırcasına.. cansızdan önce inebilecek bir canlının varlığını yine yerçekimine ve toprağın kokusuna karıştıracak bir dolambaçla aşağıya basamaklarıyla salıyor.yine toprakla her inişin can çekişme olduğunu simgeliyor..ayağa kalkıyorum görmediğim basamaklara eğiliyorum sigaram ağzımdan düşüyor , ayak parmak uçlarımın uç kısmında inanılmaz bir acı hissedip bağırıyorum .ayyyyyy..uç kısımlarım benim canımı yakan bir nedene hep bulaşmasına alışkın olmama rağmen yine burnumu atmosfere dikip,acılarımı görmemeye çalışıp yerçekiminin inadına kaldırıp,ahlak kavramının soyuta vurulmuş kalıplarından burnumu çıkartıyorum..ahlak sorgucuları kadar yakıcı olan sigaramın sönmeyen kısmını parmak uçlarımla eziyorum.son çıkan dumanlar benden son çıkan acıları simgeliyor .her şey bir can çekişme sanki ölümü doğum imgesine yönlendirmek istercesine ateşlenen son kısımlarının can çekişmesini hafifletiyorum eğilip tekrar üflüyorum tekrar nefes alıverişlerini izliyorum ama sonlu olduğunu hala bilmiyorcasına tekrar dönüşü yeni bir doğumu beklemenin acılı hezeyanına dönüyor,tekrar sorgulayacağını bilerek yeniden alevlenmenin gücünü hissetmesi kısa süreli can çekişmelerinin acılı yanlarını uyuşturup hissizleştiriyor…o sıra yoldan iki uyuyan prenses geçiyor,yürüyüşlerine takılıyorum..düş kırıkları karakter niteliğine dönüşmüş bir dökünülümle etrafına bakıyorlar,o denli cansız dökülmüş , sosyal uyum konusunda isteksiz ama bakışlarının bir yerinde hala bir prensi arıyorcasına bir ifade ekli…rahibelerdeki gibi silik bir ses uykulu halleri biranda enerjimi yok ediyor,tekrar oturuyorum..sonra inanılmaz benzerliklerle iki uyuyan prenses tekrar geçiyor,sonra tekrar.. İyelik eklerinden örümcek ağı örer gibi,bir çabayla boş midesini ovuşturan biri daha,bir sığara daha yakıp şimdi beni her yerde arıyorlardırın çelişkisel bir sinsiliğiyle aranan olmanın hazzında boğularak tekrar yüksek uçan bir kahkaha atıyorum.sesimin yankısıyla Avusturya,Güney Amerike ve Afrikanın ilkel kabilelerindeki yaşlı dişilerin ,bekaret bozma ayinlerine düşüyorum.ilk adet görmelerinden kısa süre sonra bir cisim yada parmaklarıyla kızlar üzerinde deflorasyon işlemini gerçekleştirip,bekaretlerini bozuyorlar,bu arkaik töre ,uyuyan prensesleri yangın merdivenlerinin altından sürüklüyor,dişilerin dış dünyayla her türlü ilişkisini soyutlayarak uyku kılığında hem düşlerine düşüyor,hemde düşlerinden süzülen bakışlarına…travmatik yönden bekareti açılmış dişiler geçiyor,her geçişte ergenlik olayının tamamlanmamışlığını yansıtıyor…bir çiçek gibi açarak kadına dönüşemediler mi………, sararıp solar yaşamları sonra masallardaki anlamlarla kendilerinin bir gün bir prensin kurtarıcı öpücüğünün imdada yetişmesini beklerler,mucizevi iyileşmenin bu olduğunu düşünerek erkeğin’’bebeğim’’ nezaketsizliğiyle mucizevi iyileştirici kelimelerini beklerler..beklentileri her erkete aynı olur,her erkekte beklenti aynılaşarak çoğalır,bebeğim bebeğim bebeğim uyumalıyımmm..heyyyy seni arıyoruz diyor arkamda silik sesli rahibe bakışlı arkadaşım,seni toplantıya bekliyoruz,ya inanmıyorum,gittiğin yeri bir kere söylesen olmaz mı diyor homurdanarak,gülüyorum dönmeden oturduğum yerden olmaz bebeğim olmaz diyorum ,homurtu sesi silikleşiyor..önümden geçen uyuyan prensesler arkamda homurdanarak kayboluyor…prenslerin ağzından uyuma bebeğim kelimelerine karışıyor, kendi içinde yalama yapmış vidalar gibi dönmeye devam ederkenken,deneysel edinimlerin,edininimsel paradoksunda statik olmayan dinamik süreçleri yaşıyoruz