Sayfalar

6 Kasım 2012 Salı

v-39-



pygmalion..
Ahhhh pygmalion,gözalıcı boyutlar kalıbına dökülmek için verdiğin çılgınca tüm uğraşılara rağmen,kendini yanında taşımak zorundasın..bazı rahatsız edici tutarsızlıkları su yüzüne çıkartma çabaların,bilinç düzeyindekileride sürükleyerek varlıklarını ortaya koyduğunda,bunu görmezden gelişin,iyi yağlanmış bir makine gibi işlese bile zamanın,enerjin gücün ve dayanıklılığın ,sınırlarının varlığını ortaya koyuyor..eşsiz bir ideal insan vardır,ayrıca onun her işine burnunu sokan,onu rahatsız eden,onu utandıran istenmeyen yabancı-güncel öz_vardır…nasıl içinde çatışıyorlar değil mi…sakat bir at gibi içinde koştururken,başarıya yönelik görkemli fanteziler yolundaki kemirgen duygular dişlerini geçiriyor özüne..gerçek acı verici şaşmaz bir biçimde dişlenen fantezilerinle,kendi hayal dünyandaki tanrı arasında kalınca,hangisiyle gitmek istediğinin dengesizliği düşüyor rüyalarında…ve yüceltiğin varlık,tanrısal kusursuzluk açısından bakıldığından dolayı güncel özünü küçümsemelerine şahit olurken,deneysel özün,rastlantı sonucu ideal özünün yakasına yapışan tiksindirici bir yabancı olur..karşı koyduğunu nefret ve aşağılamalarıyla başa çıktığınımı söyleyeceksin..ama nasıl…görmüyormusun güncel özün kibirli ideal özünün kurbanı oluyor..christian morgenstern’in bu durumu betimleyen güzel bir şiiri vardır bilirmisin,gelişim sancıları…
Kendimi yok eden ben, yenik düşeceğim.
İkiyim ben, olduğum ve olabileceğim.
Ve sonunda birisi ötekini yok edecek
Olmak istediğim dört nala giden bir at gibi
(Olduğum onun kuyruğuna düğümlenmiş)
Olduğumun bağlandığı bir tekerlek gibi,
Parmakları kurbanın saçlarına dolanan bir öfke gibi
Bir vampir gibi
Oturmuş kurbanının göğsüne emer de emer
Olman gerekenle,olduğun arasındaki dengesizlik,sadece bölünmüşlük değil,acımasız ve öldürücü bir savaşın varlığıdır aynı zamanda…hani dorian gray’ı kendi aşağılanışını anlatan resim parçalama sahnesini hatırladığında nefret edilecek özü öldürdüğünde ideal özünün çaresizliğiyle ölümü istemesi ne acıdır..ya hamlet’in III. Richard’a insan ruhunun çırpınışına ilişkin netleşmiş bilginin sınırlarlanmasında anlık duygularıyla öz nefretle kendimden iğreniyorum iç çekişlerini unuttunmu yoksa.gurur deme bana,sadece hayal gücüne bağlanamaz zihinsel işlevlerede bağlanır,hatta zekaya mantığa ve elbette irade gücüne..gerçekliği doğrudan değilde ancak shallotun leydisi gibi aynadan;kendisine ve dünyaya ilişkin kendi düşüncelerinle gördüğünde benim düşüncelerimin dışında bir varlığa sahip değilim,ben düşüncelerimin dışında varlığa sahip değilim dediğinde yansıyanlarla övünemeyeceksin..biliyormusun,gurura bağladıklarımız,zorlanımlı standartların erişilmez yüceliği ve keskinliği,iyiyi ve kötüyü bilmek,şeytanın adem ve havaya vaat ettiği gibi bizi tanrısal ve ahlaki aktörsel açıdan içinde yaşayan yabancıyı kimsenin görmedi,illüzyonist yapacaktır…kendi parçalanışlarını izleyenleri gözleyen seyircinin,ısrarla onları bütünleme duygusuna,birleştirme itkisine rağmen the lost weekend öne çıktığı gibi öz yıkıcı itkiler karşısında çaresiz ve öz aşağılamaya gömüldüğünde nefesimiz geleceği göremeyecek…