
Bu gün psikanalizden uzak,yüksekten öte biraz alçaklarda derinlerde dolaşmaya meyilim var,teras ve çatıdan uzakta,kültürlerin nadide olarak işlendiği arka sokaklarda…arka çıkmaz sokaklarda öğeleri yaşamayı,kural deontolojisinin içinde kültür ve tinsel kültür sembollerinin işlendiği,merkez caddelerden yansıyan maddi kültür teknolojisi,iktisat ve toplumsal hayatı kuran simgesellerden ,fenomenlerden uzak olmayı ,hakim kültürün üzerimize yönlendirdiği subliminal casus mesajlarının daha az rastlandığı ,arka sokaklarda derinleşerek yürümek istiyorum..saçımı at kuyruğu topluyorum,bu yakıştırmayı seviyorum,hem söz öbeği olarak hemde fiziki yakışırlık olarak..tam çıkarken,küçük öncüllerim dediğim gözlerimi protein kaplarına yerleştirip,büyük öncüllerim dediğim gözlüklerimi yerleştiriyorum suratıma..sık ara uyarılırım,gezme o sokaklarda,aşağıdaki nehirde dolaşma,bak başına bir şey gelecek diye.. yeniyetme oğlanlardaki somatik korkulara ortak olmam beklenir..fizyolojik buluğ nevrozu tacizlerine uğradım elbet,bilinçsiz tasarımların,yasak sevi ilişkilerini yansıtan sözlerde duydum..yalnız hepsinin gözünde aynı duyguya şahit oldum..bastırılmış duyguların dar alan paslaşmasında çaresizlik,sımsıkı yapışmış gözlerine,içgüdüsel güç karşısında vicdandan sıyrılıp gözlere esir olan kriminal çaresizlik…tıpkı valet gibi gözleriyle iz süren,kokuyu gözleriyle takip ederek öğrenilen egemenlik duygusunu tanımlamakta efendi olmayı deneyen valet gibi…korku insan üzerine fazlaca egemen,hele dişilerin üzerine bırakılan öykünmeyle kimlik kazanmış korkular,fazlaca egemen…hem gördüklerimi kayıt altına alacak , hermeneutik bir döngü içinde dolaşıp heterojenleri beynimde yorumlayacaktım,veriler için epey dolaşmıştım..eristik temaları kavramaya çalıştım kendi içimde..epistemiyolojik bir ikicilikle,ruhu,aristoles’in,akılla anlaşılabilir form için;,bir şeyin özü,o şey için söz konusu şey olmak için ne anlama geldiğini belirleyen,duyumda verdiği et örneğini düşünerek,bedeni ruha çivileyerek yürüdüm ..yürüdüm…tüm geçmiş duyumlarımı,şimdiki entelektüel kavramlarımı parantez içine almadan yürüdüm..,ne kadar yürümüşüm(arka sokak ve çıkmaz sokak gözlemlerimi sonra anlatmaya karar verdim),nehire vardığımda ise kurbağaların sesine doğru yürümeye devam ederken,düşlerde gösterilerek yapılan tanımları,hemen ayağımın altından son anda kaçan kurbağayla ilişkilendirerek,masalları düşündüm..hayvan leşi kokusu geliyor,ara sıra burnumu yoklayıp kayboluyor,eğilip nehire doğru bakıyorum,masal kızlarının pasif ve regresif tavırıyla duruyor…,anneden kolay ayrılamayan,hatta ayrılışın üstesinden gelemeyen,biyolojiden kaynaklı,diretiş ve tutuculukla ağır ilerleyen suyun yüzeyinden ,derinlerini görmeye çalışıyorum,kurbağaların yüzerken,kurbağa prens masallındaki gibi altın küre gibi derinlere gömülüp gözdem kayboluşunu izliyorum..onları izlerken sığara yakıyorum,çok içiyorum bu zıkkımı..derinlere gömülen altın küre,kaybolunca özben’in yerine ben geçer,masaldaki kurbağa gibidir..soğuk ve açgözlü,ben bir yabancıdır kurbağa da,prensese yardım önerir hani..küreyi,bu değerli mücevheri kuyunun derinliğinden,ilk ana yeryüzünün,kozmik karnından(amnios sıvısı)çıkarıp getirecektir..ancak,ben’in karakteriyle donatılmış kurbağa,bu işi karşılıksız yapmak istemez..çaresiz kalan prenses ise razı olmak zorunda kalır..kurbağanın aç gözlülüğü sınır tanımaz artık,prensese tümüyle sahip olmak,gece gündüz prensesle beraber olmayı diler,tıpkı ben’in insana tümüyle sahip olması gibi..eğilerek kendime bir zemin bulup oturuyorum,oturduğum yerden az ilerde bir kurbağa beni izliyor,gülümseme kıvamına gelmiş dudak simetrim, masaldaki rolüyle aklıma gelince suratımı buruşturuyorum..hadi git diye bağırıyorum az ilerde ellinde bastonla ve iki büklüm gezen çöp toplayıcı bana dönüyor..onunda suratı buruşuk,gözlerinin içine giremeden dönüp ilerliyor.. altın topuna kavuşan prenses kurbağadan(benin isteklerinden)kaçıp kurtulmaya bakar..onu tanımazlıktan gelir..gerçi yanı başımda oturan kurbağa beni tanımamazlıktan geliyor,hatta ona doğru küçük bir eylemde bulunuyorum korkutmak için,kımıldamıyor bile,onun o hali beni kahkaha atmaya zorluyor..ama anlaşma yapılmıştır bir kere,söylencelerde,yaşam öykülerinde oyunlarda şeytanla yapılan anlaşmalara benzer tıpkı..tıpkı bizim gibi…biz o soğuk kurbağayı,yani benimizi,başımızdan nasıl atamıyorsak,prenseste kurbağadan artık yakasını kurtaramaz..etrafıma bakıyorum,ıssızlık içinde ,birkaç yürüyen insan,kurbağa sesleri ve kurbağalar dışında kimsecikler yok,aslında tamda çığlık atılacak bir mekan diyorum..içimde bir ses yankılanıyor..kim özgür olmakla övünebilir ki..bükemediği bileği öpen kişi mi..,lejyonerdir böyleleri,yaptıkları işlerle sürekli böbürlenip,uzlaşmada sentezde,ben ve özben’in,şeytanla tanrının izdivacına,çözümü ruh panayırında arayıp dururlar..bana iki adım daha yanaşan kurbağayla bakışıyorum,masaldaki gibi azıttı iyice,hani en sonunda prensesin yatağına almasını isteyecek kadar sırnaştığı,gibi sırnaşıyor..prenses dayanamaz,çürük izdivaca yanaşmaz,tuttuğu gibi kurbağayı duvara çarpar..hayvanların sezgilerine bayılıyorum,vırakkkk vıraaakkk diyerek yanı başımdan zıplayarak nehire bıraktı,yanı başımdaki kurbağa..ikinci gülüşümün son çeyreğinde suyun içinden gözlerini çıkartıp beni süzdü..çok tatlı ya,öpmek istiyorum..prensesin,duvara çarpılmış kurbağanın yerinde dikelen prensi görünce,hiçte diyecek yoktur çözüme..’’özben’in bu iblis kılığından kendini kurtarması isteniyorsa,ben’in paramparça edilmesi,kaldırılıp duvara çalınması gerekir..bu yapılmaya görsün özben bir sevgili erkek yada kadın kılığında dış dünyada kendiliğinden boy gösterir..böylece iç ve dış arasında birlik ve bütünlük yeniden sağlanır’’..günümüzde çoğunlukla yaşanan bu masalsı karakterlerin, genç kızların,anne ve babayla fiksasyonun,anne ve babayla özdeşleşmenin,ruhsal yapıda oluşturduğu yabancı parçanın yok edilmesi,benin yıkımını amaçlayan yaklaşımlarla ,sağlıklı çözüme ulaşılabilir..masallarda ,düşlerde karşılaşılan acıların,sınavların,değişimlerin ve esenliklerin derinlerde yatan anlamı,yine doğum ve doğumdan sonra çileden örünmüş bir nesnenin,yani ben’in acısız denemeyecek biçimde yok edilerek yeniden doğma çabası,özben’in kurtuluşudur tümü…,insanın ben’inin bağlarından kurtulması,özdeş sayılan bir kimlikten sıyrılıp,kendi özben’ine kavuşmayı amaçlar..kurbağayla hala göz göze flörtleşirken duyumsamakla onu prense çeviremeyişim ,hatta eğilip dokunarak aramızda niceliksel bir ısı iletişiminde bulunmama rağmen,onu hala kurbağa olarak görmek beni keyiflendirmiş,ısrarla onunla oynamaya çalıştıkça,vırak vırak vırak diyerek benden kaçışını izlemek,ve bu oyuna benim tahammül gücüm olduğu halde kurbağanın ,buna razı olmadığını görmek,tam bir komediye dönüştü,bende kurbağa taklitleri yaparak tam suya atlayacaktım ki,kafama yediğim bir çakıl taşıyla kendime geldim..beni izleyen veletlerde benimle oynuyormuş,birkaç çakıl taşına rağmen onları hissetmeyince,daha büyüğünü fırlatmışlar..masal oyun,gerçek,rol ben,özne nesne,garip bir epifenomalizm işte..