
Nasıl ağır bir dram ,nasıl ağır bir hava..ağlıyor, geldiğinden beri..nasıl da hoş bir hatun ..eşinin ona karşı olan davranışlarından evliliğinin ona yansıyan,onu yıpratan onda birikip devasal bir çöküntüye uğratan sorunlarını anlatıyor,hem de ağlıyor..babasını yeni kaybettiğinden bahsediyor..ağlıyor..eşinin onu artık eskisi gibi sevmediğinden ,ellerini içine sokarcasına ara sıra midesinde kenetliyor..rüyalarını anlatıyor,içleniyor ahhhh çekiyor ağlıyor..ona sarılmak istiyorum..gözleri bende değil ellerinde,elleri gözlerinden süzülen tuza deyik ruhu bende değil…enerjisini öfkesini birikime vurulmuş niceliksel cinsel enerji yükünün çokluğu yansıyor hareketlerine,kendi başına bedensel acının,iç gerilimlerinin artışları,sıkıntının artışının kaynağını oluşturuyor ve bütünlüğünün süreklilik duygusunu,var olma duygusunu yaraladığı noktaları kanıyor..tıpkı dışarıda sokaklarda,iş yerlerinin kapalı bürolarında,çocuk parklarının banklarının vazgeçilmez konukları kimi birçok dişiler gibi…temeli tüm_bene,özne ve nesnenin ikiye bölündüğü sırada kendine duyulan aşkın ,bir bölümünün nesneye,yani o sırada onun için önemli olan babaya aktarılması, gerçek narsistlik kanamayı oluşturması gibi.özneden kaçan ve nesneye yönelmiş baba imgesini içe mal ederek bu imgelerle özdeşleşme,cinsel arzulardan gelen bir süreçtir..ama dış dünyaya ya somutlaşmış olan,kendine olan aşkın bir bölümünü ortaya çıkarmanın daha derin özgün arzusu da,bizim dış dünyayla ilişkimizi kendimize karşı kendi tutumumuza bağımlı yapıyor..ve kendini eleştirmiyor ağlarken kanamalarına tampon yapan nedenleri sıralıyor..ağlıyor..nasıl da hoş bir hatun,gözleri bende değil,tıpkı ruhu gibi sanki çocukluğunda dolaşıyor….benim ruhum ise seremonilerde ,ilkellerin seremonilerinde dinlerin seremonilerinde,hani Hıristiyanların vaftiz törenlerinin simgesel yönlerini incelediğimizde anlamların iç yüzüne bizi ulaştıran ve bizi bir noktada bağlayan havuza,doğduğu eve yönlendiren simgelerin açığa çıkması beni peşine sürükleyerek suyla birlikte götürüyor..vaftiz kurnasının doğduğu ev,küçük bir balık gibi yaşadığı havuzdur..bu havuzda ilk önce boğulur sonra yeniden yaşama kavuşturulur insan..fontis denen seremoniye katılıyorum sanki,içine bir şey katılmamış normal suyun içinde tek karışık benim,bu su şer güçlerden arıtılmış,yeniden diriltici ve temizleyip arıtıcı yaşam pınarının o tanrısal kaynağının her türlü pislikten uzak sulara dönüştürülmesi törenine, gözüme bakmayan hatunun gözyaşlarıyla karışıyorum sanki,tıpkı başka seremoniler de olduğu gibi..hala ağlıyor,iç çekiyor..ahhhh…babasını anlatırken kelimeleriyle karışıyorum uzun boylu seremonilere;ilkellere kadar ulaşıyorum..insanı önceki varlık döneminden koparıp, ruhsal enerjisini bir sonraki döneme aktarmada kendine yardımcı amaç güden bir ayinle karşılaşıyorum,hoş hatunun ilk sevgilisinde..yolum babile düşüyor ,kelimelerinin yolculuğunda.. bir kız mı evleniyor,anne baba imagosundan kopması ve baba imagosunu koca üzerine yansıtması istenir,hala uygar toplumlarda da yaklaşımın benzer oluşuna şaşırmıyorum..kızın babasından kopması için babilde özel bir serenomi uygulanırdı,tapınak orospuluğu serenomisiydi bu..seremoni uyarınca namuslu aile kızları,tapınağa ziyarete gelip belki sonradan bir daha o yöreye yolları düşmeyecek yabancı bir erkeğe kendilerini peşkeş çeker ve geceyi onunla geçirirdi. Orta cağda da benzeri bir seremoniye başvurulmuştu. İlk gece hakkı denilen bu töre uyarınca ,evlenilecek köle kızlar,zifaf gecelerini efendileri olan derebeyin koynunda geçirirdi..hoş hatunsun..hala ağlıyorsun..gözlerin bende değil sözlerinden süzülerek gidiyorum..hala ağlıyorsun..tapınak orospuluğu seremonisi,evlenecek kızda evlenmek istediği erkeğin imogosuyla çakışan etkin bir imogonun doğması sağlardı.dolayısıyla ilerde evlilik yaşamında bir takım düzensizlikler baş gösterdi mi,kızda kendini açığa vuracak bir gerileme,ta gidip baba imagosuna ulaşmıyor,tapınakta bir gece koynunda yattığı o yabancıya,bilinmedik ülkelerden gelmiş yabancıya bu sevgilide sınırlı kalıyordu.yani kız gerileyerek çocukluktan soluğu almıyor,regrasyon yolunu izlerken yaşına uygun bir başka insanla karşılaşıp duruyor böylelikle infantil bir gerilemeye karşı korunmuş oluyordu..bu seremoni insan ruhunu pek güzel gözlenmesini sağlıyor,..ilk sevgilisinin koynunda ona yüklediği günahı anlatıyor…hoş kadın..ara sıra susuyor,ağlıyor..gözleri gözlerimde değil….işte dişilerde uzak ve bilinmez bir ülkede yaşayan bir sevgilinin, günün birinde denizleri aşıp gelecek ve kendileriyle bir kez buluştuktan sonra yine çekip gidecek bir erkeğin arşetipik imagosu yaşar hep..hoş bayanın gözlerinin bende olmamasının sebebi,onun gözleri uzakta ilk arşetipisinde…ağlıyor burnunu çekiyor..ahhhhh…wagner’in uçan Hollandalı operası,ibsenin deniz kadını dramındaki motifler gibi…ve şu anda etrafımızdaki dişlerdeki gibi,hatta bende ki gibi arşetipik sevgili imagosunun somutlaştırıldığı bedenler ağlıyor..ahhhh.. ben ve bilinçdışı arasındaki ilişkiler sözlerde uzağa takılan gözlerde gözden akan yaşlarda kendini gösteriyor..gözleri bende değil,ona sarılmak istiyorum… kişisel ve kişisellikten uzak içeriklerin ayrıştığında gözleri bende,kalkıp sarılıyorum..gözleri nemli,gözleri bende…