
Verfremdung….
Kuşkusuz görülüyor ki;insanlık tarihinde hiçbir zaman bu denli çok insan,kendi özgürlük arzularıyla ve bu arzuya bağlı çifte suçluluk duygusuyla,karşı karşıya bulunmamıştır..ve insan modern toplumda aklın baskısını yaşamakta olan bir insandır..,insanın insana hükmetmesi sürecinin,aklın herkese hükmetmesi süreci yaşanmaktadır..akıl egemenliğinin yaşandığı bu süreç,insana ait olan akıl,insanla toplumun üzerine çıkarak,bu süreçleri belirlemeye başlamış,insanın yaratıcı boyutunu,tutkularını köreltme durumuna geçmiştir…insan böyle bir akılcı baskı altında,hiçbir zaman özgür olamayacağı için,yaşam tarzını kökten yok etmek yerine,bu sistemin körelmiş bir nesnesi olmuştur…ve böylece benin kendi özünden uzaklaşarak,kendisine ve eylemlerine nesnel bir biçimde bakan bilinç haline gelmiştir..içsel temasını yitirdiğini, aklıyla anlaşılır hale getirince kendinden kopma eylemleriyle yalnız kalmıştır…artık kendi duygularının ve eylemlerinin dış güçlerle,başkaları ve kurumsal düzenlemelerle idare edildiğinin yerine ‘’anlamsızlık’’ ifadesiyle yaşama bakışını belirler amaçsızlık ise ulaşılabilirliğin meşru olmayan yollarla elde edilebileceği kavramına dönüşmüştür…yabancılaşmanın birincil etkileri tüm insan etkinliklerinde vardır..bu yöndeki deneyimler başkalaşma ölçütlerinde yer alır..ve bu yüzdendir ki, kendi etkinliğim kendi m içindir sözü ,kendi etkinliğim başkaları içindir,şeklini alarak,şeyleşme yoluyla etkinliklerin dünyanın fiziksel ve sosyal gerçeği tarafından belirlenmesi ve buda oynanan rolden etkilenmesi demektir…varoluşsal kanama demişti sarte,başkası tarafından fark edilirsen bu dış harekettir bu kanamadır.kendi için olma durumu diğeri için var olmaya,dünyada bir nesne olmaya dönüşür..ve bu iki ayrı alanda kuşatılır..ben kendim için varlık olarak bir yer tutuyorum uzayı,diğerlerinin ben’i bir nesne olarak işgal ettiği uzaydan çok farklıdır.diğerlerinin gözleri,bana bakarken belki çok uzaktadır.ancak bakışları tam içimdedir.öznelliğimin alanına girmiş ve beni tamamen kendi nesnesi haline sokmuştur.genellikle kendimin dışarıya akması,benim diğerlerini şeyleştirme eylemimle dengelenir.öyleki diğerlerinin varlığı,benim gözümde,benim içinde nesneler dünyasında kanar…bu bir kuşatılmışlığın ifadesidir..bazı insanlar ise, sübjektif olarak sürekli saldırıya uğrarlar ve bu yüzdendir ki, acı çekerler..böylece grubun diğer üyelerinin gereksinimini karşılayan geometrik bir sistemin nesnesi haline dönüşürler..ve artık onun kendi alanı yoktur.boyun eğer,ve asla bir şey yapmaz.organik olarak grubun etkisindedir.ve vazgeçilen kişi olur.yabancılaşma ve şiddet arasındaki bağlantıdır bu…ve yine yabancılaşma rahatsız edici ve kişilerin sorumluluklarını hatırlatan acı durumu sürükler..tekerleğin dişli çarkı, acıyı ezerek çoğaltır…bruno bettelheim,bir genç kızın hikayesi olan bilgili kalp’te,tarihin patlak veren dehşet veren yabancılaşma örneklerinden birini verir mesela;bu kız yahudiy di,gaz odasına sokulmak için çırılçıplak soyulmuştu,nazi subayı sorgulama esnasında onun bir balerin olduğunu duymuş ona dans etmesini emretmiştir,kız dans eder, ama bu rada dans eşliğinde adım adım subaya yaklaşarak silahını yakalayarak subayı öldürür.kaderi aşikardı. Ve aynı zamanda fiziksel gerçekleri değiştirmek yani grubun imhasını engellemek için yapabileceği bir şey olmadığı da aşikardı..fakat yaptığı şey,şiddetli bir şekilde kişisel ölümüne varmaktı..yani tarihi bir fırsatın trajik bir şekilde toplama kampında kaybolması…ikinci bir örneği bir oyundan vermek istiyorum..bozuk aile ilişkileri üzerine lonesco’nun çıplak prima donası ortaya iyi bir örnek sunmuştur…bir kadın ve adam,tümüyle iki yabancı olarak tanışırlar.daha sonra aynı trenin kompartımanını ,bir evi,bir yatağı, ve bir çocuğu paylaştıklarını fark ederler,bu garip şaşkınlığa son vererek aile olduklarına karar verirler..burada insanlık dışı topoğrafik ilişkiler tarif edilmektedir..tren rayları,merdivenler,yatak.uzaktan bile olsa kaç aile yakından birbirini tanımaktadır…oedipus kompleksiyle,uygar toplumdaki engellenme olgusunun yaratımında yabancılaşma ile insanın ben ölmedim yakarışı hep bir sentez içinde varlık sürdürürken ,’’insanım,insansal olan hiçbir şey bana yabancı değildir’’ sözünün Latin yazarı terentiusun şimdilerde yaşasaydı insan insana yabancıdır ,insalsal değildir kavramını insanlaşma sürecinde eklerdi….