Sayfalar

20 Aralık 2013 Cuma

tuz ve kurt



Bulamıyorum,bulamıyorum……..,yeni yarı özgür alanlar yaratmalıyım..keman çalarken yarattığım ansızlığın içinde benzinle alevlenen fitilin, boyutunda olsa yeter,keman çalıyorum kısık bir ateş aydınlatıyor,karanlığa vurulmuş özgür alanımı ve bir anda yer arayışına zorlayan dün kü deşifre olmuş yarı özgür alanımı karanlığa gömüyor..kızıyorum,öfkeyle kemanıma dokunuyorum, oda bana kızıyor.. bende uyuyan prenseslere…benim özgür alanıma göz dikip karanlığıma acısız uzanmak için sık aralar orayı mekan belleyecekti Reinhold Conrad Muschler’in ,the unknown kitabındaki taşralı kızın hayallerini taşıyacaktı..benim yarı özgür merdiven boşluklarımda ,uyuyan güzellerin inconnue düşleri seine nehirine akacaktı..bulmalıyım bulmalıyım ve bir anda çılgına döndüm pencereyi açıp denizin taşıdığı tuza doğru bir çığlıkta buldummm ağzımı, ağzımın içine tuz oldu,hiçbir tat tuzun dilimde yarattığı uroborik dokunuşu hissettirememesi tuza olan özlemimi pik seviyeye çekip,hep bir bahaneyle tuza yaklaşmak için çığlık atmaya zorluyor du..her zamanki yelkovanın ve akrebin birbirine dokunurken yaşadığı dikelmeyle gözlerimi açıyorum,saat 5..pencereyi açıp bir çığlık atıyorum hımmmmm tuz,rüyamdan yansıyan Herzog’un Ölüm Cinleri yapıtındaki dişiler, Bayan Werlte’deki yılanlar,çiyanlar tarafından didik didik edilen leşler ,dilimdeki tuzun büyüsünde parvati erdemiyle soyunarak yok oldu,bu saatlerde bir devinim benim için koşmak, soyunarak geride bıraktıklarım öylece yatağın üzerinde derin bir uykuya dalarken beyaz eşofmanlarım üzerimde uyanarak soluyor..alaca karanlık,inanılmaz bir hanımeli kokusu,kuş seslerinin kalp atımlarıyla hızlanan kalp atımlarım ötüyor.tüm vücudumdaki dünden kalan kimyasallarım yeniden atılıyor benim olmaktan çıkıp koşarken yaydığım enerjiye karışıyor,her soluk alışımda ağzıma tuz oluyor her soluk verişimde tüm gözeneklerimden tuz düşüyor..vücut ısımın hoyratlığı nefesimi kesiyor eve geldiğimde,duşumu alırken çığlık çığlığa tuza bulanışımın tadını çıkartıp işe gitmek için hazırlanıyorum ,yüzümdeki hınzır bakışı yakalıyorum aynada,yeni yerimin hazzal dalgalanmalarını kaşlarımın şeklinde oynamalar yapıyor,bir ressamın son rötuşları gibi..


Üzerimde limon rengini çalmış tek parçalı elbiseyle ve ayaklarımda topuktan açık yüksek ölçeli ayakkabılarla tırmanmaya çalıştığım yeni keşfettiğim alana yaklaşmanın, nefesimin ve kalbimin üzerine bıraktığı ağırlığı yok sayarak çok katlı işyerimin en üst katının çatıya açılan ahşap ve dik kapısını açıyorum, tavan arası bulanıklığı ve boğukluğu bir anda hevesimi yere düşürüyor,tüüüüü diyorum öfkeyle ,etrafıma hınzır bakışlarımın kaybolup sıfıra vurduğu bir hiçliği taşırken, cılız ışık gelen pencereye yaklaşıyorum pervazını itince küçücük bir teras görüyorum,inanılmaz bir uçkunlukla gökyüzüne yaklaşır hissederken adrenalinimin ve endorfinimin yavaş ve melodik salınımını dinliyorum,kocaman gözlerim dar alanı dolduruyor taşmak istercesine daha da büyüyor ,pencereden terasa geçerken ayakkabımın arkadan açık topuk kısmına çivi batıyor.bağırmak bir yana gülüyorum halime dün sigara parmak ucu birlikteliğim canımı acıtırken,bugün çivi ile topuğumun birlikteliği beni gıdıklıyordu,gülme kirizine girmiş hem kahkaha atıp hem de isterik kısa gülmelerim ravelin bolerosuna benziyordu,topuktan gelen sıcak ve kırmızı kana alıdırış etmiyorum,bolero,bakire topuklarım kanıyor,bolero diyerek gülüyorum… bir anda gözlerimin içinde milyonlarca ışığın dolduğu bir aydınlık vuruyor,çatı katlarının turuncuya vurmuş kiremitleri yansıyor,ışıkta hepsi kırmızı başlıklı kıza dönüyor,başkalarına benzemeyen kendine özgü kız!nazlı şirin herkesin sevgisini kazanmış albenili küçük kız..uç noktaya gelip eğilip aşağıya bakıyorum.derinlikler içine çekilirken bedenimin geri reflekslerini dikkatle dinliyorum,inatçıyım biliyorum,reflekslerimde biliyor,ben eğiliyorum o ,az geri çekebiliyor,ben eğiliyorum o karşı koyamıyor..yanımda pipomu getirmiş olmam hazzımı bu yüksek noktada dengeliyor,tütününü doldururken gözlerim bir anda güvercin yuvalarına takılıyor oy oy oy ,her yerde güvercinler geziniyor kırmızı başlıklı kızlar konuşuyor güvercinlerle..tütünü yakıyorum eğilip tekrar baktığım sıfır noktasında iki kırmızı kızın arkasından yaşlı ve ağzından salya akıtan bir kurt…. ,kurt nerden çıktı ya…,bir adam takılmış gözlerini kısmış bir avcı gibi siperlenmiş bedeninde kasılarak ilerliyor..gerçi masalda kötü kalpli kurt üvey anne simgeside olsa,kendime misognie tanısı koydurmamak için;zentriumdan topladığım ürünleri periferde serperek ambivalens bir kuvveti yeniliyorum.. karşılaşacakları tüm sınavları başarmak istiyorcasına, kırmızı başlıklı kızlar şirin ve neşeli ilerlerken sağlam adımlar atıyor dert umutsuzluk düş kırıklığı mutsuzluğa karşı onca filozof,ermiş ,ozan ve psikologların karşıt bir görüşüyle derinliğe ilerliyorlardı.evet acıya hayır derken ,anne karnındaki tüm gereksinimlerden uzak yaşamı sürekli diriltmeye çalışır yeniden bir doğuşla esenliğe ulaşmaya çalışan parlak gözlerininin derinliklerin de korkudan uzak ilerlemeye devam ediyorlardı..işte bu yüzden çöl vaazlarının acı çekmenin yazgımız olduğunu söylemelerine çıldırıyor derin nefes çektiğim pipomdaki tütünün dumanını içimde tutuyorum,ama acı çekmiyordum..gerçek ve en öz ruhumuz hep etkinlik içinde olacağını biliyorum,tırmanacak,kanayacak acıyacaktır.ama gerçek mutluluğa iç huzura kavuşmak istiyorsak sözünü ettiğimiz gerçek ve asıl ruhumuzu uykusundan uyandırmamız gerekecektir..gerçek ruhuma apaçık bir aydınlıkla tütünün griye çalan rengi bulaşıp dudaklarımın arasından tekrar yeniden bir oluşumla canlanırken,Thomas a Kempis sözleri beynimde çalkanmaya başlıyor’’acı senin için bir yük oluşturduğu ve sen ondan kaçmaya çalıştığın süre,sıkıntıdan baş alamayacak,elinden yakayı kurtarmak istediğin acı nereye gitsen peşinden gelecektir’’..bir daha çekiyorum ,bir daha daha …çevreye bakınıyorum yerde bekareti bozulmuş topuğumun bıraktığı ize takılıyorum,oysa kırmızı başlıklı kızı yutan kurt acı çektirmeden kanatmadan yutmuştu..bir derinlikte uyumadan kendi sorgusunu yapsın diye ,kendi kendini sorgulayanların zaten derinlerde kanaması olmazmıy dı…..,bütün masallardaki gibi baba kurtarıcı rolünü oynar kırmızı başlıklı kızı da kurtarırdı,tam o sırada 50_55 yaşlarında bir başka adam,kızları takip edip taciz eden kurt’a..,pardon adama kızıyor..’’ayıp ayıp çocukları rahat bırak’’diyen toklu bir ses tonunu taaaa yukarılardan sıfır noktasından işitiyorum..yukardan el sallıyorum babaya.beni görmüyor,seviyorum babayı, sıfır noktasından eğilip daha da yakınlaşıyorum..ama dokunamıyorum..kırmızı başlıklı kızların kurtarıcı babaya gereksinimi yoktu,yürümeye devam edip silikleşerek gözden kayboldular,içsel değişimlerle yeni şapkalar takarlar acıyı bilir hayattan tutunmayı bırakmazlar..kiremitlerin kırmızı rengi, renk değiştiyorlar güneş ışığında, tıpkı kırmızı başlıklı kızların hayata her merhaba deyişinde şapka rengini değiştirmeleri gibi..anne güvercin uçuyor yarı pike yapıyor gözleri yavrusunda uzakta olsa bakışını esirgemiyor..ne keyifliii bir gün acı var topuğumda ama mutsuzluk nesne tanımıyor bu gün bende..parmak uçlarımın gerisinde kalan topuğumdaki acı bile beynimin içinde çalan eni vici vokke şarkısının tonuna yaklaşamıyor,oracıkta hareketlenip dans ediyorum,yumurtalarının üzerinde Meryemlerle…. eni vici vokke, eni vici vokke….,beni bulamıyorlar ya her yerde tırım tırım arıyorlar ya hele bu saatte eni vici vokke..hem gülüyor hem dans ediyor hemde yeni bir devri açıyordum çok katlı binanın terasında başlık değiştiriyordum,……..Meryemlerle dans eden kırmızı başlıklı kızla…….