26 Aralık 2013 Perşembe
Binbir gece masalları...
Doğal değerlerin üzerinde oturamadığım yığın bir metallin içinde,akut nitelikli bireyselleşmenin idealizme olan yansısıyla başbaşayım..bireyselliğin yitirilmesi,bireyin kitle içinde erimesi eğilimi insanlığın en yüksek noktasında kronik bir varlaşmadır..arabanın dikiz aynasında kendi görüntümün yansısını izlerken özel arzularımın,kişisel düşüncelerimin bireysel hak denilen bunların tüzel yansımalarında ,arabada çalan rimsky.korsakov scheherazade symphony ile birlikte stilistik bir manevrayla vitesi beşe çekiyorum..en güçlünün en iyi olduğu hayvan statüsüne boyun eğerek gaza basıyorum..insan özgünlüğünü kuran doğa yasalarının biçim değiştirdiği bir hızda boyun eğmem gereken gücün ve enerjinin ayrıcalıklarını önüme koyduğu görünümü ay’ın aydınlattığı yolda ayırt etmek için karşı gerçekle devam ediyorum..bencillikle..yalnız kendi için yaşıyan,ne vakit aç kalsa yiyeceğini arıyan ve yalnız yaşamını korumak için dövüşen hayvanınkinden pek farklı olmayan insan bencilliğimle…insan özgünlüklerinin birisi gerçekte topluluk içinde tümüyle ve sürekli biçimde erimesi,yoksunluk duymadan ben’ini eritmesi idealizmolması gerekirken,modern diktatörlükle,boyun eğmeye karşı bu tepkisel davranışımı günah keçisi görevini yerine getiren dış nesneye arabaya yöneltmiş durumda olduğumu farkettişim,çalan müzikle binbir gece masallarından yansıyan düşlerden farklı değildi..insanı yaratan idealizimdi,doğanın istediği amaçlara yanıt veren ama bencilliğin hiç erimediği insan evrimiydi…o sıra kaza yapıp sakat kalma olasılığım bu çağdaş bilincimle yer değiştirdi..çağdaş bilincin öğeleri bizim ölümlü durumumuza uygun değildi,insan,hiçbir zaman,hiçbir çağda yaşını böyle çok ve sürekli biçimde düşünmemiştir..her fiziksel tatmin toplamının acı toplamından daha az olduğu bir anın gelmesi,sonuçta kendi içinde sayacın döndüğünü duyumsuyor vede sayaç hep aynı yönde dönüyor oluşu herkesin sonunda yapmak zorunda kaldığı,usçu tahminle acı incelemesi kaçınılmaz oluyordu..belkide yaşlılardada sık görünen fiziksel çöktünün yarattığı kısıtlamaları yaşamaktansa ölmeyi yeğlemelerindeki çıkmaz bu noktada deşifre oluyordu,nitekim saygın deluze ve debord’un kesin neden yokken intihar etmeleri yaşamdan bıktıklarından öte sakat bir bedenle yaşamaktan daha korkunç gelmediğindendir..bu düşüncelerin beynimdeki vitesi küçültmesini sağlayacak sarsıntıları hissettirmesiyle hızımı düşürmem özel bir tepkime biçiminde dökülmüştü parmaklarıma..bu beyinsel,törensel oyun,jestlerin titizlikle hesaba geçirilmesi,denetleme, ince eleyip sık dokuyan bir etkinlikti..gerçekte ne nesnenin,nede öznenin ortadan kaldırıldığı denetleme,bilinçdışı iç gerçekliği,dış gerçekliğin yadsımasıdır ve orada yıkma ve yok etme tehditi her zaman askıda kalacağıdır.nesneden gelen ve bu nazik dengeyi bozacak olan hiçbir doğal davranışa yer verilmez.dar sınırlar içinde özneyle nesne arasındaki değişmez uzaklığı güvence altına alan nesnel ilişki iyiyken,özgürlük büyük düşmandır..ve sadist dürtülerin ötekiyle olan ilişkisine benzer ,grafik çizelgesinde yatay ve düşey çizgiler cinselliği ve saldırganlığı temsil ederek her milimetre gözüne alınması gibi süreçte yara bere yol açan kötü davranış,yaktığım sığaradan yayılan koku ve dumanla mücize eseri silinmesi gibi dış gerçekliğin,iç gerçekliğin güven verici yatsımasına baskın çıkıyordu..o sıra cinselliğin ve saldırganlığın evrimini düşündüm..kırmızı ışıklara yaklaşınca vitesi boşa aldığımda,boşalmanın organik süreçteki yerinde durdum..organın doyuramadığı ve organizmanın daha iyi çalışması için yerini değiştirdiği uyaranın nitel ve nicel toplamını,cinsel organda biriktirdiğini ve bunun aracılığıyla boşalltığını,özerk bir eğilimle bu boşalma,gerilim durumundaki organın bu durumu reddetmesinin dışavurumundan başka bir şey değildi..dişi ve erkek ayrımının evrim sürecini önümüzde uzun bir yolculuğun varlığıyla burada bu yazıda aktarmaya çalışırken eril ve dişil organ arasındaki sürtünmeye iten tüm isteklerin organizmadan gelen gerilimlerin cinsel organda kaşıntı biçiminde toplandığını ,bu kaşıntının daha sonra bir çeşit kazıma eylemine geçip,bu edimini outotomi eğiliminden gelen ilkel bir kalıntı olarak düşündüğümüzde,kaşınan organların tırnaklarla söküp çıkarma girişiminin,nasıl ki,vucuttaki kaşıntı bölgelerinin kan uyarılıncaya kadar kazındıktan sonra dokunun kimsi olarak yerinden sökülmesi benzeri kaşıntının durmasıyla ilişiklendirebiliriz..ben yoluma devam ederken ,konuya meraklısı olanlar belki vardır diyerek konuyu detaylandırıp,hem yavaş yavaş yolumu eksilteceğim hemdeilgililere kısa bir evrimi anlatacağım..
evrim tarihi ile karşılaştırmalı hayvan bilimi,şimdiye değin gözüpek görünen bir varsayımı düşünmemizi sağlıyor,ve sağlam kanıtlarda var..yalnız karada yaşayan hayvanlar,embiryonu korumak için bir dölyatağı ile içinde sıvı bir madde geliştirler,bir dölyatağı olmadan embiryonun geliştirdiği türler gerçek anlamda ralarında birlaşamazler.döllenme ve döllenmiş yumurtanın gelişimi ana karnının dışında ve çoğu zaman suyun içinde serbestçe olur,söylediğimize uygun iç döllenmeye tek tük balıklarda rastlanılıyor ve evrim sürüyor…sürekli bir birleşme oranı iki yaşamlılarla birlikte başlıyor,memelilere özgü dikilmeye sadece sürüngenler varıyor.. en basit çiftleşme organına sahip iki yaşamlı erkeğin,ayrıca birde tutma organı geliştirmesinin amacı bana göre yüksek omurgalı erkeklerde,büyülemeye ve elde etmeye özgü araçları artan bir çeşitlilikle geliştirip,bununla dişinin karşı koymalarını aşmaları..yüksek hayvanlarda erkeğin içe giren organının her zaman daha iyi geliştiğini düşünecek olursak ,bu varsayımlara gidebiliriz heralde kuraklık felaketinden sonra, hayvan ilk kez yitirdiği su yaşamını yerine koyacak bir yer aramak zorunda kalınca,başka bir hayvanın vücudunun içine girme, diğer bir deyişle onunla birleşme eğilimi ortaya çıkmıştır..ilkel olarak bu herkesin herkese savaşımıydı bununla birlikte daha güçlü olan erkek sonunda karşıtının boşaltım deliğine girmeyi başardı..dahası birleşmeye yarasın diye bir kanal açtı sonra dişi kendi vücuduyla bu duruma uydu..
iki yaşamlıların evriminde, dış cinsel organların gelişimi suların çekilmesiyle eş zamanlı olarak birden bire başlıyor.iki yaşamlılarda cinsel birleşmeye uygun gerçek manada bir organ görünmezken, böyle bir bir birleşme yalnız sürüngenlerde gözüküyor bununla birlikte kurbağalarda delik(cloaca)aracılığıyla bir çeşit birleşme var.işte ilk kez ikincil nitelikte bir cinsel çıkıntı erkek kurbağanın organında görünüyor.dişinin kendisine tutunmasını sağlıyor.kanaldan yoksun ilk penis uzantısı kertenkelede,dikilmenin ilk izleride timsahta gözüküyor….erkek semenderinde sidiğin dışarıya atılmasıyla,cinsel boşaltım arasında bir iç bağlantının varlığı,artık ortaya çıkartıldı.,bu ilişki ilkel omurgalı olan kanguruda ilk kez en yüksek düzeye ulaşıyor,bu hayvanda boşaltım ağzı göden ,sidik yolu ile ayrılır,sperma ile sidiğin ortak boşaltım kanalı olan bu organ,insanda olduğu gibi dikilebilen bir penis uzantısı oluşturuyor…bu evrimsel dizi;erotik gerçeklik duygusunun bireysel evrim evreleriyle belli bir benzerlik gösterir.dişinin vücudunun çeşitli kısımlarında genital yollarla girmek için,erkeğin yaptığı beceriksiz girişimler,bize şunu anımsatıyor ki;çocuk da erotik güdüsel örgütlenmenin yardımıyla ana karnına dönüş olasılıklarını ele geçirmeye çalışır..doğum olayını kısmen veya simgesel olarak tekrar yaşamak için….işte amfibiyanlarda sürüngenleri bir penis olmaya iten neydi…iç güdülenme olmadan EVRİM olmaz canlıda bir dış düzensizlik uyumuna denk düşmeyen değişiklik yoktur….büyük olasılıkla bu güdülenme,yitirilmiş yaşam biçimini yeniden kurmayı amaçlayan çabaya karşılıktır..simgenin yer değiştirme çabasında kadının rahmi,deniz özlemi yaşamı içindir..kuraklık felaketi sırasında elverişli koşulların rastlantı olduğu ve yer yaşamına uyum boyunca iç_dışasalaksal yaşamın geri dönüş deneyimleri başarılı geçtiği içinde tüm hayvanlar ölmediler..sonunda yüksek omurgalılar iç döllenmeyi örgütlemeyi ana karnının içinde gelişmeyi ve böylece asalak bir varoluş biçimiyle,denize dönüş arzusunu bir araya getirdiler….şimdi örnekleyelim anne karnındaki dölüt ile,su ortamında kendine oksijen ve besin sağlayan hayvan arasında bir başka benzerlik ortaya çıkartılabilir,dölütün tüyle kaplı dış zarı ananın kan gölü dölüt yatağında serbestçe yüzer ve geçişme yoluyla havayı sağlar. işte bu tüylü zarlarda(ve hiç bir zaman görev yapmayan embiryonel solungaçlarda değil)suda yaşayan hayvanların solungaç organlarının dengini ortaya çıkartıyor.bu tüylü zarlar,karada yaşayan hayvanlarda olduğu gibi oksijeni havadan değil sıvıdan ve geçişme yoluyla edinirler.demek ki embiryonel dölyatağı,embiryona oksijen sağlayan ve solungaç solumuna öykülenen asalak nitelikte bir solunum organı oluşturur ve bu,organları ana karnının dışında karadaki bağımsız yaşama uyarıncaya değin sürer.
bu konunun bu kadar sıkıcı olabileceğinizi düşündüğünüzü bir an düşündüm..erotik anlatımını yeğleyeceğinizi,hatta ve hatta mekanı gözünüzün önüne serecek binbir gece masalları sahnelerini dinlemeyi isteyeceğinizi düşündüm..kim kiminle nerede, bilinçiçi fantezilerinizden boşalan alfabetik sıralı bay ve bayanları düşündüğünüzü düşündüm..prostatlarındaki gülücükleri attırken,ölmeyi yeğleyenlerin ne düşündüğünü düşündüm..aşık olanları olmayanları,zorlanımlı kişilik yapılarındaki iç psişik enerjilerinin tüm tenine yatırım yapanları düşündüm..sonrada vazgeçtim..ne düşünürseniz düşünün kaşıntı ve üreme duygularının beyninizin içinde yarattığı binbirgece masallarında beden ve ruh autotomisinde ne okunan kitapların nede onu yazan şair ve yazarların aynı neden üstünde dikelmesinden öteye geçmeyecektir..arabayı park edip ,eve doğru ilerlerken,pars pro toto ile ağustos ayının ilk gülücüğü düştü dudaklarıma..sonraki günlerde gülücüğün parçaları…….başlığa kötü yazımımla binbir gece masalları yazıcağım..işin içine bilgi karışınca okuyanı az oluyor tirajı yükseltmek için iki yüzlü davranacağım..
