Anlamın ötesine geçtiğimde karşıma anlamın nötralize edilmesiyle ve için için kaynamasıyla elde edilen bir çekicilikle yüz yüze geldiğimde ; kitlelerin anlama ve araçların çekiciliğine meydan okuduğunu görüyorum….
Direniş stratejinin adı anlam üretmeyi ve konuşmayı reddetmek olmuş durumdadır. sistem artık aşırı miktarda yenilmemiş anlam ve söz üretilmesini istemektedir. ve görüyorum ki anlam yeni kazanılan bir lanet gibi özgür gözükür, ama kendini yönetme ve kendini gerçekleştirme yönünde özgür değildir. asal bağlar onun özgür olmasını engeller.
Resmin istemeden gülünç,simgesel açıdan apaçık olan başka bir anlam için direnmesi, anlamın ucunu resime bağlıyordu sanki,,
O insanların ışığa doğru yükseldikçe ruhlar gibi daha özgür,daha ayrı belirgin ve soylu yüzleri daha da belirginleşip soylulaştığını görüyordum.kümeleşen bütünde bu aynı yüzlü insanların, kendi gerçeklik duyguları,kendinden daha ayrı duruyor du.. yüz hatları dağılmaya ufalanıp serpilmeye,sonunda parçalanmakta olan iç ve dış benliğinin savaşımının-savaşım kalmışsa eğer-birer korkunç karikatürüne dönüşmeye başlamıştı .o zaman giderek ölümün,kendisinden de daha ölü bir ölümün tek sesine benzeyen çeşitli dağılmaların doğurduğu gerileme yerine,sonsuz bir genişleme,sonsuz bir gelişme oluyordu..fosforlu iskeletler henüz tam kavrayamadığı ama uzaktan uzağa sezinlediği bir biçimde kendi benliklerinin parçalarıyla bağlaydılar özgürlüklerine..bilinçlerinde hazzı ve mutluluğu yasaklayarak,bütün yaşamlarının gizemli bir günahının bedeli için ödenen tazminata dönüşen,haşince ve acımasızca kamçılan bedenlerinin,içsel dünyasal çileciliğinin bir sessizliğimiydi yoksa freud’un süperego dediği şeyin içerdiği kendine yönelik bir düşmanlığın mı sesiydi ?
sırtıma kımıltısız insan kütlesi oturmuş beni oturduğum yere çivilemişti, başımdan aşağıya daha bir çok şey-günün olayları- tepetaklak düşerken tutunmaya çalıştığı ilgisiz çimen kümecikleri ya da hala tepesinde yağan ve düşerken çarptığı küçük taş parçacıkları gibiydi,ve beş dakika içinde kamburlaştığımı hissetmiştim.mutsuzluğum içime kilitlenmişti,beni çevreleyen,tehdit eden,başımdan aşağı dökülmeyi bekleyen her şeyden, kurtulmayı isterken bu sessizlikten doğup gücümü yitirdiğimi düşünürken,gök gürledi..bazen,gök gürlediğinde sizin yerinize düşünen bir başkası vardır.,aklınızdaki balkon möblelerini içeri alır,aklın pencerelerini örtüp kilitler evrenin bu-tehditten çok göklerin dokunulmazlığını bozan-çarpıcı çılgınlığına,ölümlülerin fazla yakından izlemeleri yasak olan bu bir tür yüz karasına karşı;anlamın bir kapısı açık kalır,öncesiz olanın buyur edilip girebilmesi için,hiçbir zaman insanın kendi üstüne düşmeyen yıldırımı korkuyla kabullenmesi için,hep bir öteki sokağa düşen yıldırım için,beklenen felaket saatinde çok ender gelen , felaketler için;anlamın bir kapısı açık kalır,ama sonuna kadar özgür olmaz.